|
|
|
ŞAMATİ 100 - YAZILI TORAH VE SÖZLÜ TORAH OKUMA Yazılı Torah yukarıdan bir uyandırılıştır. Ve sözlü Torah’ta aşağıdan bir uyandırılıştır. Ve beraber 6 yıl hizmet edecek ve 7. incisinde özgür olacak diye bilinir. Çünkü çalışmanın özünde öncelikle karşılık olan bir yerdir. Ve buna dünya denir ya da alma, hellim gizlilik kelimesinden. Çünkü gizlilik döneminde orada rezistans ve karşı koyma vardır ki, kişi burada karşı koyacak bir yer bulur. Hocalarımız bu yüzden şöyle der; 6000 yıl dünyaya ait. Ve bir yok oldu yani gizlilik yok olacak ve yapacak başka bir iş olmayacak yani Yaratan kişiye kanatlar verecek. Bu bir örtüdür. İnsan çalışmasına ve hayatına, var oluşuna hislerine bu dünyada başlar ve var olduğunu hissettiği zaman, bir sürü koşullarda kişisel niteliklerinde, çevresel koşullarında, insan bir şekilde burada var olur. İçinde bulunduğu koşulları düzeltmeye çalışır hayatında ve yavaş yavaş görür ki aslında her şeyi bir düzene sokmak mümkün değildir. Bir taraftan görür ki kendisini dolduramıyor, arzuları sürekli artıyor, daha çok boşluk hissediyor öteki taraftan da kalpteki noktası uyanmaya başlıyor. Bir şey için arzu, hala bu arzunun ne olduğunu bilmiyor bu aşamada ama henüz bu dünya da bulamayacağı bir arzu oluyor içinde. Dolayısıyla hem kendisini bu dünyevi zevklerle dolduramayacağını görür buna ek olarak ta içinde bu dünyaya ait olmayan bir şeye yönelik arzu doğar. Ve insan kendisini boşluk ve çaresizlik içerisinde bulur. Kendi hazzını dolduramaz, haz duyamaz. Ondan sonra gizlilik bu zamanda gelir insana, şöyle ki bir kaynak olduğunu görür, kendisini hissetmesi için, daha iyi hissetmesi için, kendisini hissede bilmesi için,bir izlenim alabilmesi için, kendisinden gizli olan bir şey. Ve kişi o gizli olan şeyi elde etmek ister, gizli olan bir şeyin hissini alır ve kalpteki noktası insanı itmeye başlar. Esas insan olarak hareket konumuna bu kalpteki nokta vasıtası ile gelir. İnsan hala kendisine inşa ettiğini bilmemektedir bir insan olarak çünkü aslında sadece boş arzularını geçmişteki gibi hazla doldurma arzusundadır, aynı koşullarla, aynı metotla. Nerede benim arzularımı dolduracak şeyi bulabilirim peşindedir. Ve bu arayış içine girdiği zaman kişi Kabalaya zamanla gelir, doğal olarak gelir kişi. Kalpteki nokta insanı bir yere getirir ve bir kitaba,bir internet sayfasına,bir televizyon programına,bir hocaya, bir dosta ve kişi oradan net bir yol görmeye başlar. Kendisi için neyin iyi olacağını görmeye başlar. Ta ki insan okuduklarıyla, duyduklarıyla kendisinden bir şeyin gizli olduğunu anlar ve eğer bunu keşfedecek olursa mutlu olacağını görür. Dolayısıyla bu şekilde insan devam eder manevi çalışmasına. Kişi kendisini boş hisseder ve ondan sonra sadece boş değil ama neden boş olduğunu neden hazla dolamayacağını görür çünkü hazla dolabilmesi için özel bir hazırlık yapması lazım ve bir form eşitliğine gelmesi lazım hazla. Yani hazla bir eşitlik sağlaması lazım ancak o zaman kendisini hazla doldura bilir. Şimdi bir kaynağın olduğunu hissediyor ve neden kendisini hazla dolduramadığını da anlıyor. Şöyle ki kişi hasta olduğunu keşfediyor. Tüm kitap, tüm arkadaşları ve hocası hastalığının kişisel sevgi olduğunu söylediği zaman insan bunu anlamaz. İnsan ilk başta sanır ki bilmesi gereken şey öğrenmek, her şeyi bilmek ve edinmek. Tıpkı dünyevi daha önceki hayatında geçirdiği süreçler gibi bilmek, öğrenmek ve edinmek ister ta ki bir seçimi olmadığını görene kadar yani kişinin kendisini değiştirmesi gerektiğini anlayana kadar. Bu bilince gelmesi birçok hastalıkta olduğu gibi uzun zaman alır. Kişi ilacı aldığı gibi ilacı aldıktan sonra biraz zaman geçmesi lazım iyileşmesi için. Burada hastalık gizli ta ki kişi hasta olduğunu anlayana kadar ve bununla hem fikir olana kadar ve hastalığının kişisel sevgi olduğunu gördüğü zaman ve bunun ilacı Kabala ilmini çalışmak ve bunu doğru bir şekilde kullanmak, buna Torah denir yani manevi çalışma. Kişi ondan sonra hasta olduğunu gördükten sonra o zaman Torah’a ihtiyacı vardır. Yani şifaya ihtiyacı vardır. Her insan için olan bir şifa, kişi çaresiz olsa, henüz o çaresizliğe gelmemiş olsa da her aşamada insana manevi çalışma hastalığının kendisini göstere bilir, doğru teşhisi insan kendi yapabilir ve ondan sonrada kişiye aynı zamanda nasıl tam olarak iyileşeceğini de gösterebilir. Ve her şey insanın hastalığını ne kadar hissettiğine bağlıdır. Ve kendisini doktora getirmesine endekslidir. Doktorda üst güç, Yaratan. Sadece Yaratan insana gösterebilir, sadece Yaratan insanı manevi çabasıyla onu ıslah edebilir. Çünkü bu şekilde insanla Yaratan arasında bir ilişki doğmakta. Ve Yaratan’la arasındaki bu ilişki yani Yaratan’ın Işığı insana hastalığını gösterir ve insanda iyileşmeyi talep eder ister ve istediği dereceye kadarda Yaratan kendisine şifa verebilir, iyileştirebilir. Kişi iyileşmeyi talep ettikçe dünyamızda olduğu gibi doktorda ilacını verir. Dolayısıyla manevi çalışmada kişi maneviyatın kendi kişisel şifası olduğunu görmeye başlar. Islah iki aşamadan oluşur. Birincisi hastalığı tıpkı dünyamızda olduğu gibi keşfetmesi lazım insanın yani kişi hasta olduğunu bilmiyor, hayatta, normal bir hayat yaşadığını sanıyor, her şeyin yolunda olduğunu sanıyor, eskisi gibi hayatımı yaşarım diye düşünüyor. Ta ki hastalık giderek artıyor, kişi hasta olduğunu görüyor. Henüz hem fikir olmasa da bu şekilde ilerler. Ve yavaş, yavaş görüyor ki insan kötü nitelikleri ortaya çıktığı zaman, kötülükleri ifşa oldukça hem fikir olur. Her şey hastalığın ifşasına bağlı. Dolayısıyla kişi hastalığını görür ve ilacıda görür. Bunların hepsi insanın, nasıl doktorla ilişkisi olduğuna bağlı. Hastalığını görmesi ve düzelmeyi, iyileşmeyi istemesi. Dolayısı ile buradaki tüm iyileşme süreci insana bağlı ve iyileşme süreci iki şekilde olabilir. Ya zamanında denir ki insanın inatçı olduğu koşuldur. İnsan hasta olduğunu kabul etmez, bırakır, hiçbir iyileşme yapmaz, kendi tarafından çaba sarf etmez. Tehlikeli bir yoldur, kişi zamana bırakırsa, hastalığı kötüleşir iyice kötü bir hayata doğru giderek, darbelerle ilerler. Dünyamızdaki hastalıklarda da görüyoruz ki, eğer önceden teşhis yaparsak ve bir takım cihazlarla insanın içerisindeki hastalıkları daha oluşmadan iyileştirebiliyoruz tıpkı bu dünyada ki koşullarda olduğu gibi x ray’ler vs. Şimdide aslında öyle bir gelişti ki birkaç hap yutarak iyileşe biliyoruz ancak birkaç hapla hastalığını iyileştirebilmesi için insanın hasta olduğunu önceden keşfetmesi lazım. Tam derinliğine göre keşfetmesi lazım çünkü hastalığını fark ettikten sonra doktora gidiyor ve ilaç talep ediyor. Manevi çalışmada da insanın kötü eğilimini görmesi lazım yani hastalığını görmesi lazım. Kötülüğün ne olduğunu bilmesi lazım. Duyularına henüz ifşa olmamış kötülükleri, görmeye başlaması lazım ve bundan geçekten sanki bunları hislerinde yaşıyormuş gibi kötü hissetmesi lazım kendisini. Zamanında denilen ilerlemeyle, ben zamanı hızlandıracağım denilen koşul arasında ki fark buradadır. Kişi zamanında da ilerleye bilir ama uzun yıllar acı çeker ve ızdırap yolunda ilerler. O noktaya gelince de durum gerçekten acı dolu ve kritik uzun bir yoldur. Ancak kişi kendi kötülüğünü hastalığını ne kadar erkenden teşhis ederse ve zamanında denilen koşul kadar derin ve yoğunlukta hissederse o dereceye kadar ne kadar sağlıksız olduğunu görür. Ve bunun için insan gerçek hislerinde hastalığı hissetmese bile bağırıp çağırmaya şikâyetçi olmaya başlar bu hastalığına yönelik ve bu şekilde aklıyla da bu hastalığı öğrenerek kitaplardan bilincini artırır. Kitaplardaki şey gerçek koşulunu gösterir aslında. Ondan sonra diyebiliriz ki insan hastalığa olan anlayışını artırabilir ve gerçek bir iyileşme talebi için, gerçek bir şifa için kişi neyin eksik olduğunu görür kendisinde. Eksik olan aslında tek şey kişinin o gerçek talebi ve iyileşme o talepten sonra gelir. Elbette doktorun gözlerinde kişi bu hasta ne kadar erkenden doktora gelip şifa talep ederse, doktorun gözünde o kadar iyi. Dolayısıyla burada bir ilişki sistemi var, hastayla doktor arasında yani kişiyle Yaratan arasında ve bu ilişkiye biz Tora diyoruz yani manevi çalışma. Bu ilişkide safhalar vardır. Hasta hastalığını keşfetmek zorunda ve bazı safhalar vardır talep eder ve talepte de sonuç alır. Talebine karşılık alır hastalığına karşı. Dolayısı ile burada karşılıklı bir ilişki var. Hastadan doktora yani aşağıdan yukarıya kişiden Yaratan’a buna sözlü Tora denir. Bu kişinin ne kadar hastalığını keşfedip buna şifa talep ettiğine bağlı, ne kadar hastalığını gördüğüne bağlı. Yukarıdan aşağıya da doktorun hastaya olan, Yaratan’ın kişiye olan tavrına da yazılı Tora denir. İdeal koşullarda bu iki Tora birbirine karşılıklı olmalı, biri öbürüne karşı ümit ediyorum ki inşallah hastalığımızın tüm derinliğini keşfedebiliriz ve bu safhalardan geçerek şifasını alabiliriz. Ve ondan sonra hasta olmakla, yukarıdan ifşa olanla, kişinin istediği şifa arasında bir fark olmasın. Ancak bu sadece kişiye bağlı değil, kişinin çevresine de bağlıdır. İnsan arayışına ve çevresinden etkiyle hastalığını keşfetmenin ne kadar önemli olduğunu çevresinden alması lazım çünkü doğamız gereği insan tembel bir varlıktır ve kendisini iyileştirmek istemez çünkü her iyileştiriliş tatsız olaylardan geçer. Hastalıktan iyileşme tatsız olur. Burada dolayısıyla iyileşmenin önemini verecek bir çevre olması lazım çünkü insan özel bir koşulda bulunmakta. Manevi kalpteki uyanışı olduğu zaman ve sağlıklı olduğu zaman iyi bir his içerisinde. Bu yüzden kişi ihsan etmeyi keşfettikçe ve bunun iyi, sağlıklı bir koşul olduğunu keşfettikçe ve bununla birlikte iyi bir ihsan etme koşuluna gelmeye çalıştığı zaman Yaratan’a yönelik, bu koşulun önemini artırması kişinin iyileşmeyi istemesinde talebini artırır, iyileşmeyi istemesini artırır. Eğer bu şekilde ilerlerse gerçek bir talebe ulaşma yolunda gidiyor denir. O zamanda doktor yani Yaratan kişiyi ıslah eder. Bu yüzden bu iki Tora, sözlü Tora, yukarı talep olarak yükselir ve bu yazılı Tora’yı uyandırır ki, Yaratan’dan aşağıya kişiye gelir. İnsan bu şekilde de aşağıdan yukarıya ilerler. SORU: Akılda keşfetmek ile burada ağlıyoruz, burada ağlıyoruz gibi yazılar var ne demek bunlar? RAV: Başlangıçtaki koşul kişisel sevgi dediğimiz bir hastalık. Bu kişisel hastalık özellikle suni olarak yaratıldı. Yaratan tarafından oluşturuldu. Zor ve acı veren bir koşul, kişi bu şekilde acı veren hastalığını keşfetsin diye oluşturuldu sistem. Ve bu koşulun nasıl kendisini Yaratan’dan uzaklaştırdığını görür. Arzusunu hazla doldurmaktan uzaklaştırmıyor ama ihsan edeni (yaratılanı) uzaklaştırıyor. Kişi ihsan edeni yani yaratılanı en üst değerde görüyor. Neden? Çünkü içinde bulunduğu niteliklerden ihsan etme koşuluna gelemiyor bu dünyada. Bunu edine bilmesi için yani ihsan eden koşuluna gelmesi için Işığa ihtiyacı var. Kişinin ihsan etmenin değerli ve önemli olduğunu görmesi lazım. Diyelim ki bizim dünyamızda sevgi niteliği var. Ne diyoruz, seviyorum. Niye? Ne önemi var seviyorum işte, bunu, şunu seviyorum mesela. Ve aklın ötesinde olan koşullar var çünkü bazı hazlar istediği alanlar(yer) var. Sanki gözümüzde daha güzel gözüken şeyler var, bazı nefret ettiğimiz şeyler var ama aslında bunla ilgili bir soru yok, karşılığında bir kab var bunu alacak. Dolayısıyla yukarıdan kalpteki noktasından bir uyandırılış alan bir insan bunu doğru bir şekilde geliştiren insan, yavaş yavaş iyi olduğunu hissettiği bir şeyler hisseder. İnsan niye iyi hissediyor bunu da bilemez. Hayatı boyunca bir şeylerde başarılı olmak istemiştir, daha çok bir şeyler yapmak istemiştir, daha çok kontrol etmek istemiştir, daha çok edinmek istemiştir, dünyanın halini görüyoruz. Ben bunu istiyorum diye koşuşturan insanlar, bir çocuk gibi, ne tarafa çevirirseniz çevirin yardımcı olmaz. Çocukların kafasını sürekli karıştıra bilirsiniz ama doğal bir arzuysa yapacak bir şey yok, bas bas bağırıyorlar istiyoruz diye. Dolayısıyla manevi oda ikinci bir doğa edinir, ihsan etme niteliğinin değerini görmeye başlar. Buna karşılık bir koşul yok, karşı olan bir koşul yok. Eğer bu olur ise o zaman kişinin doktora şifaya talebi olur. Bundan önce bir talebi olamaz. Baal HaSulam bize bunu açıklamaya çalışıyor. Mektuplar adlı kitabının sayfa 70’te bunu bize açıklıyor. Ne diyor orada kişinin nasıl Mahsom’u geçmeden önce hissetmesi gerektiğini anlatıyor. İhsan etmenin önemi öyle ki kişi ne olursa olsun buna hazır. Ve elbette ıslah eden Işık insanın içerisinde bu edinimi, bu anlayışı oluşturuyor. Yavaş yavaş içinde bir yaklaşım bir tavır doğuyor. Nasıl doğduğunu bile insan anlamıyor, nasıl safhalardan geçtiğini bile anlamıyor, ne çabalardan geçtiğini neyin böyle bir şeyin içinde uyandığını. Ama kişi elinden geleni ardına koymadan ve buna çabanın kalitesi denir. Ve ondan sonra ilaç için gerçek bir haykırış oluşur insanın içinde. Ben sağlıklı olmayı istiyorum, ihsan etmek istiyorum diye bir talep doğar kişide. Buna sözlü Tora’ya ulaşmak denir. Buna tekabül edecek şekilde de yazılı Tora’yı alır yani kişi ruhun içerisine Işığı alır ve kabını Işıkla doldurur. Kişi bu iki Tora’yı içinde birleştirir, sözlü ve yazılı Tora. Buna Malkut ve ZerAnpin denir. Karşılıklı olarak çalışır. Ve Malkut ve ZerAnpin içerisindeki ilişkiyle ruh üst tarafa entegre olur. TAS ta öğrendiğimiz gibi Malkut ve ZerAnpin iç içe girer ve manevi merdivenin basamaklarında başlar. SORU: Dediniz ki kişi aklında hasta olduğunu anlamalı bu ne demek? RAV: Evet çünkü hislerinde oluşsaydı zaten sorgusu olmazdı. Hislerinde olduğu zaman, zamanında denilen koşul olur. Giderek acı çeker insan ve acı çekerek ilerler. Doktora gitmek istemez inat eder ta ki yatakta götürene kadar doktora birileri. Ama buna zamanın da gelişme denir bu zamanı hızlandırmak koşulu değildir. Bu yüzden insanın içinde, hislerinde olan bir şey. Ama hislerinde gizliyken nasıl keşfedecek? Diyelim ki hastalığın % 10 u ifşa oldu % 90 ı ifşa olmadı, nasıl peki testler, mikroskop vs gibi cihazlar olmadan nasıl keşfedecek hastalığını, dolayısıyla bunu aklıyla, okuduklarıyla, dinledikleriyle eklemesi lazım. Yani az bir hissi vardı, ne diyor şimdi mesela ah kendine ne yapıyorsun bu kadar çok sigara içerek, şeker alarak burada kendini iyileştirmiyorsun vs. ne yapıyorlar bir tane film gösteriyorlar, nasıl geliştiğini, büyüdüğünü sana bir takım bilgi veriyorlar değil mi. Diyorlar ki sigara içmezsen, böyle küçük başlıyor sonra büyüyor, büyüyor, bir film gösteriyorlar sen ne yapıyorsun bu gördüğün şeyden korkuyorsun. Ve aklından hislerine bir aktarma yapmış oluyorsun. Ve bu açılımı bu cihazlar vasıtası ile hasta olmadan, ciddi hastalığa gelmeden önce keşfediyorsun. Önceden ne olacağını sana aktardıkları için önceden hareket etmek için aklınla edindiğini kullanıyorsun. Bu şekilde zaman ve acı koşullarından kurtuluyorsun. Buna Kabala ilmi diyoruz, ne yapıyoruz bize geleceği önceden gösteriyor. Ve bu şekilde gizlilik koşuluna hemen ulaşıyoruz zaten insanoğluna tavsiyemiz bu. Zaten Kabala ilmini nedeni ve Kabala ilminin aktarılmasının nedeni budur. Ama eğer beklemez isek kendimiz gönüllü yapmazsak bekleriz birkaç dünya savaşını daha acılardan ızdıraplardan geçerek. Nasıl olsa 200 yıl sonra ulaşacağız. Elbette yaratılışın amacı er yada geç yerine gelecek. Ama hala kişi yaratılışın amacına kişisel anlayıştan gelmeli. Sadece hasta olduğunu görerek değil, maddesi içerisinde hastalığının nedenini görmeli. Neden daha önce bu hastalığı keşfetmek istemediğini, bu tür kaçışlar insanı kurtarmaz. Burada zaman öncesi keşfetmek için bir fırsatımız var. Burada aslında bize zamandan kazanıyormuş gibi gelse de, aslında zaman kazanmak koşula da diyemeyiz. Şöyle ki kişi aklını kullanıp zamanı hızlandırmak istediği zaman, yaptığı şey için tümüyle farklı bir yol kullanıyor. Yaratan’a tümüyle farklı bir tavır ve yaratılışa yaklaşımı değiştiriyor. Bu kısa yol bedenin daha az ızdırap çekmesi de değil aslında beden ızdırap çekmek için yaratıldı. İnsan çalışması ile gelecekte ki koşulunu edinir görür ve bunun üzerine kendi üstünde gizlilik oluşturur. Bunu anlatacak kelimeler bulamıyorum belki başka bir zaman. SORU: İnsanlara dönüp kendinizi ıslah edin dediğim zaman RAV: Öylemi konuşuyorsun insanlarla Ögrenci Devam Eder Diyelim ki öyle konuşuyorum, neden beni hırpalıyorlar? RAV: Sana böyle konuşmayı kim söyledi ki? Mesela bana bir insan gelip de kendini değiştirmek zorundasın derse öldürmek isterim onu. Ben diyelim ki sigara içmeyi seviyorum, beni sakinleştiriyor rahat ediyorum bu sana çirkin geliyor; dolayısıyla iki seçimim var ya stresli durumlara girmeyeceğim ve sigaraya ihtiyaç duymayacağım, ya da kendimi bu güzel şekilde sakinleştireceğim. Dolayısıyla insan bana geldiği zaman ne diyor: ben kendimi sakin hissetmeye çalışıyorum sen diyorsun ki bana bunu yapma bu zararlı. Öncelikle sen benim zevk aldığım bir koşulu durdurmaya çalışıyorsun. Bu koşulla benim düşmanım haline geliyorsun bariz değil mi? Düşünmen gerek, insana bir şey söylerken o insana ne yaptığını düşünmen lazım. İnsana bu şekilde gelirsen senden de nefret ederler maneviyattan da nefret ederler, gidip insanlara senin ıslah olman lazım dersen. Sadece ben mutluluk için bir şey sunuyorum kelimeleriyle gelebilirsiniz. O kadar, senin erdemliğin vasıtası ile yani bu Kabala ilmi vasıtası ile kötülüklerini keşfetmeleri lazım. Ondan sonra ne yapacaklarını öğrenmeleri lazım ama sen gidip de insana sen hastasın dersen bu maneviyatın yolu değil. Hasta kendisi hastalığı hissetmeli, bu etinde kemiğinde ne kadar kötülük barındırdığını kendisinin keşfetmesi lazım. Sen gidip buna söylediğin zaman Kabala ilminin tümüyle tersine davranmış oluyorsun. Sen maneviyatı başka birinden öğrendin herhalde. Hı? Bu şekilde gidip insanlarla konuşmayı? Bizim böyle bir tavrımız ve yaklaşımımız yok kimseye. SORU (İnternetten): Kalpteki nokta için bir haz var mı? RAV: Yoksa haz duymak için yeterince gelişmemiş mi. Kalpteki nokta manevi kab için ilk noktadır. Bu bir başlangıç. Ve öyle bir safhaya gelmeli ki kişi Yaratan’ın yardımıyla tüm ruhları hissedebilecek koşula gelmeli. Tıpkı bir üst gibi, bir anne gibi, bir Yaratan gibi her ruha yönelik ve Yaratan’ın yardımıyla da diğer ruhları hazla doldura bilir. Kalpteki nokta bu, bu koşul içerisinde bu hareket içerisinde evrimleşiyor yani kalpteki nokta denilen şey tüm ruhları barındıran bir kab. Ve Yaratan’dan gelen Işığı tüm ruhlara aktarır. İç Işığın sadece bunu yapmak için var oluşudur. Bu ne ödüllendirilir nede kötülenir. SORU: Bu süreç içerisinde kişide belli bir his oluyor, bu insanoğluna yardım edebilecek hissine geldiği zaman bu his her safhada güçleniyor mu? RAV: Tüm süreç insandan gizlidir ve burada Yaratan’ın bize nasıl oyun oynadığını görmemiz ve anlamamız lazım ve bizlerin insanlarla da nasıl konuşacağını da bilmemiz lazım. İnsan neye çekildiğini bilmez, neye yönlendirildiğini bilmez, kimin yönlendirdiğini bilmez bu tür şeyleri bilmiyor. Sadece iyilik peşinde koşuyor iyi bir şey hissetmek için. İnsanı hayatında iten oradan oraya götüren şey bu. Bir noktadan bir noktaya gitmesinin nedeni bu niye çünkü orada bir haz görüyor, bir kar görüyor, bir menfaat görüyor oraya hareket ediyor. Kabala ilmine geldiği zaman ne yaptığını bilmiyor anlamıyor. Annesinin emzirdiği bir bebek büyüdüğünün farkında mı? Yetişeceğini biliyor mu? Çocuk küçükken oyuncaklarınla oynarken kırdığı zaman kırdığının farkında mı? Dolayısıyla bu dereceler içimizde doğal olarak var. Safhadan safhaya geçmek zorundayız. Ve yaptığımız hareket anlayıştan önce gelir. Anladınız mı? Yani öyle bir noktaya geliyoruz ki bir kab oluyor. Ve bu kab içinde bulunduğumuz koşulun anlaşılmasıdır. Ne zaman bu olur? Gizliliği gördüğümüz dereceye kadar, kişi kendisinden gizli bir şey olduğunu fark etmiyorsa buna gizlilik denmez ki. Ama hislerinde gizli olduğunu, kendisinden bir şeyin gizli olduğunu hissederse o zaman o gizliliğe doğru hareket etmeye başlar. Geçmek ister orayı yırtıp oraya gelmek ister. O zaman hareketleri kasten olur yani bilerek olur. Hesaplar yapmaya başlar önceden hesabını yapar. Sonra anlayış gelir orayante eder kendisini. Gizliliği net olarak hissetmiyorsa yani bir gizlilik hissetmiyorsa o zaman yaptığı hareketler bir hayvanınkilerden farksız bir bebek gibi bu dünyadaki. Ne yapıyor herkes yapıyor, içinde bir arzu ortaya çıkıyor gidiyor peşinde koşuyor, ve şunu bunu yapıyor. Dolayısıyla hesapların özellikle kasti bir hareketini, yani önce hesabın yapıldığı harekette kişi bebek olmaz artık. Yani neden yaptığını yaptığıyla ne edinmek istediğini bilir ve hesaplar. Bu ne zaman olur? Gizliliğin ötesinde bir amacı olduğu zaman buna ulaşmak istediği zaman ve yaptığı tüm hareketler gizliliği bitirmek için. Ondan sonra anladığımız bir şeyden bahsede biliriz. Bu nasıl olabilir? Bariyerden biraz önce, Mahsom’u geçmeden biraz önce daha önce değil. Kişi manevi bir koşula geldiği zaman bu kişinin içine giydirilmiş olur ve ondan sonra bir şekilde yolun önünde bu şekilde açıldığını hisseder. SORU: Dediniz ki başta kendisini kötü hissediyor hasta hissediyor, neden bu koşuldayken gidip dünyaya ihsan ediyoruz ki kendimizi iyileştiremeziyiz yani? RAV: Seni anlamıyorum. Neyin hangi hastalığın şifasını arıyorsun? Hastalığın ne? Bilmiyorsun henüz, bilmiyorsan cevabım yok, sen önce hastalığını keşfetmen lazım. Kişisel sevginin olduğu koşulu. Kişisel sevgi neye karşı bir bardak çaya mı, masaya mı hayır, insanlara, insanlara endeksli, diğer ruhlara endeksli kişisel sevgin. Sen hasta olduğunu keşfediyorsun ve iyileşmek istiyorsun. İyileşmek ise senin başkalarına olan yaklaşımını değiştirir, doğal olarak diğer insanlara yönelik ilgin artıyor. Baal Hasulam’ın yazdığı gibi, insan giderek yakın çevresinden başlar ve o daireyi genişletir ta ki bütün dünyayı kapsayana kadar. Rav Kuk ne yazdı? Çıkardığımız son gazetede yayınladık bunu; ne kadar mutlu olurdum tüm dünyayı kucaklaya bilseydim. Şimdi anlaya bilirsiniz, kişinin nerede olabildiğini, ne noktada olabildiğini. Manevi koşulunu, manevi derecesini resmen itiraf ediyor. Bu da şöyle yazıyor; resinstans olan karşılık konulan bir dönem olduğunu yazıyor. Kişi nerede görüyor hastalığını? Bakın, sen doktor musun? Kişiye hastalığını kim söylüyor, doktor söylüyor. Ben biliyorum ki ben doktora gittiğim zaman ne yapıyor, beni testlerden geçiriyor, diyor ki şu şu yanlış ve hastasın. Doktor kim sen misin Yaratan’mı? Şimdi sen diyorsun ki ben Yaratan gibiyim hastalığımı biliyorum, aynı hataya düşüyorsunuz. Yaratan insana hastalığını senin bulduğun şekilde göstermez, eğer sen Yaratan’ın ifşa ettiği şekilde gösterseydin farklı olurdu. Yaratan Işık vasıtası ile gösterir, kendisinin hasta olduğunu hissetmeye başlar. Yukardan bir faks çekmiyorlar sana. Şu ya da bu hastalığın var diye faks gelmiyor. Yukarıdan gerçeğin Işığını ediniyor ve bu geçeğin Işığı kendisine gerçek koşulu hissettiriyor yani Yaratan kendisini yaratılan varlığa küçük bir şekilde ifşa ediyor ve bu ifşa olan form insanın içerisinde hasta olduğunu gösteriyor. Aslında Yaratan sana kötü bir şey göstermiyor sana iyilik yapıyor. Sen bu iyi vizyona nazaran, kendini bunu tersi olarak gördüğün için hasta olduğunu görüyorsun bu yüzden kendine kötülüklerini ifşa etmek ten korkma yoksa bundan korkarsan ahlaki değer anlatan dinciler gibi olursun, hiçbir ıslah getirmezsin. Binlerce bunun peşinde koşuyorlar, buna sürgündeki koşul denir, dincilik koşulu. Ne yapıyorlar insanları geliştirmiyorlar, belli bir çerçeveye koyuyorlar sen bunu bunu yapacaksın. Kabalistlerde toplumu bir arada tutmak için bunu yaptılar ve insanlar sürgünde olduğu için bunu yaptılar. Şimdi ıslah dönemindeyiz, ruhlar uyanıyor. Ne diyor; içerdeki manevi arzu denilen İsrail ifşa oluyor ve bu geçmişteki reenkarnasyonlarımızı artık bitti, kalpteki nokta uyandı, sürgünden çıkma dönemindeyiz. Dolayısıyla artık o dinin çerçevesinden sıyrılmamız lazım peki nasıl yapmamız lazım? Sadece Allah’ın ıslah eden Işığıyla yapabiliriz. Baksanıza Rönesans dönemindeki gelişime, tüm kalıpları, çerçeveleri kırdılar yıktılar. Neden? Çünkü gerçeğe ulaşmak için yıkmak zorundalardı. Eğer herkes dinci kalsaydı Rönesans’tan önceki dönemdeki gibi hiçbir şekilde karışamazdı. Sürgün sonunda daha da çok karışman lazım insanlara çünkü zaman nosyonu kalmadı. Zamanı hızlandırdıkça frekansımız sürekli artıyor. Çünkü insanın geçirdiği hisler manevi çalışma ile frekans daha sıklaşıyor artıyor. Bu yüzden daha çok insanlarla karışmak durumunda kalıyorsun. Bu yüzden ne yaptılar, halkın bir kısmı o dini çerçeveden kendisini çıkardı, geride bıraktılar. Niye çünkü bu karışımı bitirmek zorundalardı. Ve burada belli detaylar ve koşullar var, ve bu sürecide aslında anlaya bilmemiz Adam Harişon sistemi acısından anlaya bilmemiz için gerçekten sistemin içine entegre olmak lazım. Kişi burada süreci tam anlamıyla görmesi lazım yani 1995 öncesiyle 1995 sonrası dönemler tümüyle farklı, süreç tümüyle değişti. 1995 öncesinde örtülmesi gerekiyordu, şimdi açabildiğimiz kadar açmamız lazım Kabala ilmini. Neden? Çünkü amaçlar farklı artık. Eskiden ne diyorlardı, Kabala çalışmak yasak, 40 yaşını bekle vs. şimdi ise ne diyoruz, hayır açın kitapları, deneyin bir, herkes deneyebilir diyoruz. Niye? Çünkü tümüyle farklı bir dönemde olduğunu anlamıyor dinciler. Tümüyle geçmiş dönemin ters safhasındayız şu anda. Hem kendilerini geciktiriyorlar, hem de dünyayı geciktiriyorlar ve bu gecikme yüzünden tüm dünyayı kötü bir şekilde etkiliyorlar. SORU: Benim sorum şuradan kaynaklanıyor, mesela gazetede makalelerimizde manevi edinimi olan bir insanla ilgili yazılardan bahsediyorum. Mesela biz şimdi İsrail oğulları hizmet etmek zorunda diyoruz gazetede diyorlar ki kime hizmet edecekmişim. Kimsenin hoşuna gitmiyor. RAV: Elbette hoşlarına gitmiyor, çünkü sen diyorsun ki zorla insanlara hizmet edeceksin çünkü buraya aitsin. Tüm dünya bu yüzden bizden şikâyetçi. Bizde aslında henüz kendimizi insanlara hizmet etmeye hazır hissetmiyoruz. Hem içten, hem dıştan, hem yukarıdan tatsız koşullarla karşılaşıyoruz ama anlamamız gereken bir koşul var bir seçimimiz yok ki. İçinde bulunduğumuz koşulu nasıl düzelte biliriz? Gerekli olan bir şeyi yaparak ve gerekli olan koşulda, doğa tarafından gördüğümüz gibi, yaratılışın amacı kendimizi ıslah etmemiz. Her kim kendini ıslah ederse dünyanın ıslahına katkıda bulunmak zorunda. Seçilmiş insan denilen kişi budur. Yani bunu yapmak istemiyorum desen ne olacak ki, sana ne kazandıracak ki. Bir takım örnekler vermek istemiyorum ama Almanya’da ki Musevileri düşünün, dünyanın en medeni insanları, hastanede bir doktorları bir Musevi’ye ya da bir felsefe profesörüne vs. gelecek ve beni öldürecek nasıl olur bu, ben onlara her şeyimi verdim. Hiçbir suç işlemiyorum, kanunlara saygılıyım ama ne oluyor geldiler adamları öldürdüler 2. dünya savaşında, insanın hoşuna gitse de gitmese de. Dolayısıyla koşulları biz tayin etmiyoruz ki, yani biz şöyle olacak, böyle olacak diyemiyoruz ki. Koşabildiğin, kaçabildiğin kadar kaçıyorsun ama bazı koşullar var ki seçiminin olmadığını görüyorsun. Ve Baal Hasulam böyle diyor ki bizim dünyamız hepsi, Amerikada da olsan fark etmiyor, nereye saklanmak isterseniz saklanın Hollanda da vs nerede olursanız olun dünya da etrafında sana baskı yapacak insanda olur. Niye? Biz kendimizi o koşula koyuyoruz çünkü. Baal Hasulam bundan bahsetmek istedi, 2. Dünya savaşından önce insanlara bunu anlatmak istedi ama dinlemediler ve izinde vermediler. Aslında kişi nerede olduğunu tam bilmiyor başlarken, zamanındaki denilen koşulda hızlandırılma koşulları arasında bu koşul nasıl açıklanabilir? Evet ya da hayır, her koşulda insan gizliliği hissetmeden önce, kişi zamanında denilen koşul içerisindeyken insan hala ilerleye bilir. Bir fırsatı var. Nasıl bir fırsatı var? Kendisini zorlayarak bir grup içerisinde koyup ilerleyecek bir koşula koyabilir. |