|
|
|
ŞAMATİ 102 - NARENCİYE AĞACININ MEYVESİNİ ALACAKSIN OKUMA Narenciye ağacının meyvesini alacaksın. Şöyle ki meyve veren bir ağaç, erdemlik bir kişi demek. Zaten Keduşa ve Sitrahlah arasında ki fark bu (keduşa-kutsallık, sitrahlah-öteki taraf). Çünkü öteki bir tanrıya meyve vermeyen denir. Erdemli bir insan ise meyve verir. Ve yıl ve yıl ağacında yaşar. RAV Bu şu demektir, insan bir ağaç ya da Yaratan’a benzemek isteyen bir kişi, ağaç gibi. Şöyle ki büyüyorlar ve bununla Yaratan’a benziyor. Kutsallık meyvesi ve egolarına göre yetişenler ise bunlar kuru ağaç olurlar ve meyve vermezler. Erdemlinin ağacına ise meyve veren narenciye ağacı denir. OKUMA Nedir peki Haktan bir insanın yaptığı çalışmadan çıkan şey? Nedir bu meyve? Yusuf’la ilgili şöyle yazar; tüm insanlara meyvelerinden getirdi ve herkes hangi koşulda olduğunu hissetti. Keduşa’da, sitrahlah’da olduğunumu? RAV Şöyle ki insan küçük bir dünya ve realitede ki herkes insanın içerisinde var olur. Dolayısıyla Yusuf, hayat ağacının meyvesi, narenciye ağacının meyvesi, meyve vermeyen kuru ağaç bunların hepsi insanın içinde. İnsan manevi çalışması zamanında ıslah eden Işık vasıtası ile kendisini inceler ve bu düşünce ve arzuların nerede olduğunu tayin eder. Kötü tarafta mı, kötü taraftan iyiliğe getirecek koşulda mı ya da içinde bulunduğu koşuldan maneviyattan daha da uzaklaştırıp itecek mi. Dolayısıyla insan sürekli Yusuf dedikleri bir inceleme içerisindedir. (Yusuf erdemli insan demek). Ve Yusuf tüm arzuları Yesod derecesine çıkartır yani dünyanın temelinin seviyesine. Tüm Malkut’un arzuları böylelikle Yesod’a çıkar, mantık ötesi inançla ve Parsanın üzerine çıkar. Adam Harişon’un günahının olduğu koşulun üzerine. Kişi her zaman kendisini incelemeli. Şimdi yaptıklarım Yusuf’a mı ait,Yusuf denen o nosyona mı ait ki bu inanca bağlılıktır,maneviyata bağlılıktır, üst olana bağlı bulunan şeydir bu ya da Malkutamı arzularında mı. kişi bu şekilde kendisini hayat ağacına tutulu tutar. Adam Harişon’un Hazeh kısmının üzerine. Bilgi ağacına değil, bilgi ağacı Hazeh’in altında. Kişi mantık ötesi inançla mı gidecek yoksa alma arzularıyla mı gidecek, dolayısıyla insan bilgelik ağacının meyvelerine ulaşır. OKUMA Ve Yusuf ekmekle diğerlerinin varlığını sağladı. Yusuf’a Gar denir. Bu nedenden dolayı bir yaşlının erdemli oğlu denir. Hayatı rezerve etmesi için gönderildi denir. Ve bunun için şöyle yazar, oğulları meyve demek ve Yusuf’a bunu verdi, ruhu omzunun üzerinde (tüm insanların üzerinde) RAV Bu başka bir Tanrının verimsiz ve meyve vermediği anlamındadır. Şöyle ki alma arzusu içerisindeyken kabın içerisine Işık girmez ve sadece alma arzuları içerisinde vardır. Bu nedenden dolayı Işıkla eşit olmadığı için meyve vermez yani ihsan etme hareketleri yoktur. Yusuf’un yaptığıyla başka bir çalışma arasında ki fark budur. OKUMA Ruhla ilgili yazılan budur yani omzunun üzerinde, üzerimize bir örtü olacaksın diye yazar. RAV Burada söylemek istediği şey; nedir sonuçta Yusuf’un yaptığı iş? Öncelikle Mısıra girişinin kurnazlığına bakın, Hz Âdem’in günahı gibi, kabların kırılması gibi, nasıl ihsan etme kabları kendilerini kırıyor ve alma arzularıyla karışıyor, perdenin arkasında işlemeye başlıyor. Yusuf’un kardeşleri onu satıyorlar, direkt olarak satmıyorlar, çöldeki bedeviler vasıtası ile Mısıra satıyorlar. Yani ne demek bu ihsan etme kabları direkt olarak alma arzularına giremiyorlar dolayısıyla ne oluyor, bir başkasını kullanması lazım, yani alma arzuları bunu yaşıyor. Yusuf’un kardeşleri Yusuf’u sattıktan sonra ne oluyor, Yusuf oraya giriyor orada yetişmeye başlıyor, büyümeye başlıyor ve nasıl kralın asistanı oluyor. Ve bu şekilde Yusuf tüm Mısırlılara gıda veriyor, ne yapıyor buna karşılık olarak onların kablarını kendisine ekliyor. Ne diyor; bana sahip olduğunu getir ve sana yiyecek getireyim. Başka yiyecek alacak yerin yok, zaten çaresizsin. Bu dünyadan zevk alamayacağını zaten biliyor alma arzusuyla, ben size kendinizi doyuracak bir şey vereyim, sadece bana ait olun diyor. Bu şekilde ihsan etme kabları alma arzusuyla entegre olmaya başlıyor. Mısırlılardan her şeyi bu şekilde satın alarak alma arzularının ıslah dönemi başlıyor, bu şekilde başlıya bilir ancak. İhsan etme kabları büyük bir zenginlikle yani Mısırlıların alma arzularını eklemiş şekilde çıkıyorlar. Ama şu anda sadece ihsan etme kablarını Mısırda ıslah ediyorlar. Mısırdan çıkıyorlar Sina dağına geliyorlar Aravut oluşuyor, Tora’yı alıyorlar. Şimdi aynı şeyi biz yapıyoruz. Sürgünden sonraki koşul Mısırdan çıkmak üzereyiz. Mısırdan çıkarken çok büyük arzularla çıkmamız lazım, büyük kablarla. İçine gömülmüştük şimdi sürgünden çıkıyoruz yani manevi Işığın bizi ıslah etmesine ihtiyacımız var ve tekrar o İsrail denilen seviyeye çıkarması lazım o manevi koşula. Dünyadaki tüm alma arzusu buna girdiği zaman ne oluyor? İsrail sürgünden çıktığı zaman tüm kablarla birlikte çıkıyorlar, tüm bayağılık daha fazla oluyor. Bunu aslında fiziksel olarak da görebiliyoruz. Şimdi kendilerini ıslah ederlerse tüm dünyayı ıslah edebilecek güce sahipler. Islah olma gücünü tüm dünyaya yani tüm arzularına verebilir. Dolayısı ile Hazeh’in altı ve Hazeh’in üstü arasında ki ilişki burada yani ruhun tüm arzularında. İçinde yaptığı ilişki aynı çalışmadan bahsediyoruz, Yusuf’un yaptığı çalışmayı şu anda yapıyoruz. Ne yapıyorlar? Yusuf’u Mısıra satıyorlar. Yusuf neyi sembolize ediyor? Metodu sembolize ediyor. Nasıl alma arzularının içerisine entegre olduklarını ve alma arzularından nasıl çıktıklarını. (Mısırdan çıkışı, yani ne? Sürgünden kurtuluş, çıkış) Bu Yesod’un (yesod sefirotun koşulu) bu sistemde entegre oluyorlar ve Yesod’u tutarak Mısırlılardan kablarını alıyorlar ki bunları ihsan etme kablarına getiriyorlar (yani alma arzularının içerisinde olmak için değil). Baal Hasulam’ın dediği gibi yoksa güzel şehirler diyor, güzel şehirler kelimesi tehlikeli kelimesindendir, çünkü Malkut orada kalmak istiyordu ama oradan çıktılar. OKUMA Küçük olanlar neden geldiler? Neden erdemliğe ihtiyaçları var? Diye sordu. Çünkü çalışma önemli değil, yapılandır, bunu getirenlere ödül için. Çünkü erdemlik hareket getirir. RAV Peki neden ihsan etme arzularını erdemlik Işığında istediler, ihsan edebilmek için çünkü ihsan edebilmek için Ahap’tan yani sürgündeyken Mısırdan alınan kablarla olabilir. Bu yüzden bu süreç gerekli. Bu her kişide olur ve bize anlatıldığı gibi kitaplarda da bir replika (bir model kopya) gibi olur köklerden dallara. Mısırdan çıkış adlı hikâyede her manevi kökün bir dalı olması lazım, bu zaten olmuş durumda şimdide oluyor. Sürgünde ne yapıyor, tüm halk yaygın durumda(dünyaya yayılmış durumda) ve sonuç itibarıyla tüm dünyaya da bu şekilde ıslah gelir. SORU: Ne tür bir güvenlikten bahsediyor? RAV: Mısırdaki güvenlik şu, çok güzel şehirler inşa ettiler diye yazıyor. Bunlar zevkleri bir biri ile ilişkilendirir. Ne diyor; soğan, sarımsak, bolluk, oradayken Mısırdayken aslında koşulları çok iyiydi (dünyevi koşulları). Mısırda şöyle olur; eğer Mısırlılarla hem fikir olursan güvendesin, hazla doldurulursun ve iyi bir durumdasın, eğer Mısırlılarla hem fikir değilsen o kalpteki nokta denilen İsrail’i düşünmeye başlarsan, yani manevi arzuna yönelirsen o zaman ölümden kötü olur denir. Bu şekilde insan tehlikede olur. Fiziksel hayatını mı tercih ediyor, yani güvenli, rahat, sükûnetli, bir hayvan gibi, yani bir insan dâhilinde değil. Normal yaşayan bir beden, kendisini iyi hissetmek için yaşayacak elbette Yaratan’ın gücü o zaman seni bundan acılarla, darbelerle çıkartır ve ilerlemeye zorlar ama burada bir özgür seçim koşulu var. Kişinin her zaman ilerleme fırsatı vardır ki kendi gücüyle çıkabilsin bu koşuldan ki insan kendisi tercih etsin. Kendini maneviyata bağladığın zaman fiziksel yiyeceğin olmasa da,(fakir koşulda) içinde maneviyat olduğu sürece buna hem fikir olursun. Çünkü bu şekilde manevi olarak yükselirsin. Niye çünkü kablarının doluşu seni ilgilendirmiyor. Senin için önemli olan kendini neye ilişkilendirdiğin. Manevi nokta ile Yaratan’a ilişkilendirirsen bu yolu seçersen tüm önüne çıkan engeller, darbeler tüm içindeki tereddütlere rağmen kendini neye ilişkilendirdiğin önemli. Ya da maneviyatını bırak sana iyi bir hayat veriyorum, mutlu bir hayat veriyorum bırak bu maneviyatı gibi düşüncelerde gelir insana( İlle de darbeler gelecek değil) ve eğer kişi bunu seçerse o zaman özgür seçimini yerine getirmedin yani alma arzunu yerine getirdin denir. Bunun içinde kişi için Ramses’in yolunda denir. Yani tehlikeli bir yol, bu yolda başarısız olabilirsin. Yani kendin için, hayvansal bedenin için rahat olanı, iyi olanı seçersen, Yaratan’ın ne yapması lazım bu hayatta bu dünya da acını biraz daha körüklemesi lazım o boşluk hissini ki tekrar seni özgür seçim noktasına getirsin. Bu hayattan ne istiyorum, bu fiziksel hayat bana ne sağlıyor. Ne diyor soğan, sarımsak, et midemi bunlarla doldurmak dışında yani o koşulun üzerine çıkmak zorundayım. Tekrar yine özgür seçiminiz var, istiyor musunuz, istemiyor musunuz diye o koşula geliyorsunuz. Ne seçiyorsun, size zevk ya da acı verilerek seçim yapmıyorsunuz, henüz seçim koşulu yok. İnsan kendisini özgür seçime getirmesi lazım. Yukarıdan insana iyi ve kötü his verildiği zaman, bir sürü koşul insana geldiği zaman bunlar seçim değil. Seçim kişinin gruba tutunduğu zaman ve öyle bir koşul aradığı zaman ki bu koşuldan nasıl yükselebilirim diye arayışa girdiği zaman. Sana yukarıdan bir uyanış verilmesi seçtin (özgür seçimini kullandın) anlamına gelmiyor. İnsana bir sürü izlenim verilir, özgür seçim toplumun içerisinde yer aldığın zaman (grubun içerisinde yer aldığın zaman) yani grup vasıtası ile insan grubun etkisiyle içinde muazzam bir güç edinir. Ve fakir olan şehirlerde olmayı seçebilir. O zaman bu dünyadaki her şey, benim için fakir hale gelir. (insan maneviyatta olduğu sürece) Kendini Firavuna bağlarsan güzel şehirlerde yaşarsın. Ambar şehirleri inşa ettiler adlı makaleyi çalıştık dimi, tekrarlayabiliriz. Ne demek bir başkasının kabını almak? Başkasının kabını nasıl alabilirsin? OKUMA Alma kabları bir başkasından kabları, yani arzuları almak demek RAV Kablar, aslında manevi bir kab geri dönen Işık ve perdedir. Bir başkasından kab almak demek çevreden izlenim almak demektir. Yani ihsan etmenin almaktan daha önemli olduğunu kişinin görmesi, bundan etkilenmesi. Bizim dünyamızdaki sağa, sola bir şeyler vererek ihsan etme hareketlerinden bahsetmiyoruz. Bu farklı bir şeyin önem kazanması, değer verilmesi. Yani bir başkasının kabını almak demek, kişinin kendisini kitabın, grubun, ışığın etkilemesi için yaptığı şeyler ki kişi ihsan etmeyi her şeyin üzerinde tutsun, daha çok değer versin. Kab almak bu. Güç almak. Ben gruptan güç alıyorum ki ilerliye bileyim. Aslında nereden alıyorum? Bu güçler toplumun içerisinde (grupta) çünkü ideal olarak toplum (grup) birlik içerisinde. Eğer o birliğe dönersem, (o birliğin kalitesine dönersem, grubun içerisindeki koşula), eğer bu kaliteye, bu niteliğe boyun eğer bunu almak istersem o zaman gruptan almış olurum. Biz aslında şu anda Gimar Tikun’da son ıslahtayız ama bizden gizli. Dolayısı ile ihsan etme niteliğine döndüğüm zaman beni etkiler. Seçim koşulu bu. İnsanların suni olarak beni etkilemesinden bahsetmiyorum gerçi oda iyi bir şey ama içimden bu iç nitelikten toplumun (grup) içerisinde gizli olan o şeye dönüyorum. Oradan güç alıyorum. O zaman hak ederim. Neden hak ediyorum? Çünkü ona yönelik çalıştığım için. Kendi egomu ne yapıyorum? Alçaltıyorum, kendi egomun üzerine ayaklarımı basıyorum ve o niteliği edinmek istiyorum. Islah olmuş bir sistemden aramızdaki olan o koşuldan ve buna da Dua, Manevi çalışma, Man yükseltmek denir. Üst olan kim? Üst olan her zaman gruptaki o ilişki, o bağ (insanların arasında ki o bağ). Daha manevi olan daha ihsan eden bir koşul. Kim Aba ve İma ve Partzufim? Daha üst derecelerde bağ kuran ruhlar. Dünyalar falan yok, dünyalar sadece ruhlar arasındaki ilişkinin derecesinin ölçüsü bu his, ruhun dışında hiçbir şey yok. Bizim dünya olarak hayal ettiğimiz şeyler etrafımızdaki ruhun içinde geçirdiği koşullar. Biz sadece ruh dünyaların içerisinde diyoruz, anlatım açısından. Şimdi diyoruz ki ben dünyanın içindeyim ama aslında öyle değil dünyanın içinde değilim, dünya benim içimde. SORU: Mısırlılar ihsan etme konusunda bilgileri yoktu, onlardan kab almak neydi? RAV: Ne diyor hikâyede; Mısırlılar yemek yemeye gitti. İhsan etme arzusu, alma arzusuna ne verebilir, evrim, yani yemek yeme koşulu. Niye çünkü yemek (yemek yani haz Işıktan bahsediyor) ihsan etmenin içerisinde ki Işık, alma arzusunun içerisindeki değil. Dolayısı ile bu şekilde ihsan etme kabları alma arzularına doyum (haz) getiriyor. Ne diyor; sürgüne çıktıktan sonra dağıldılar diye yazıyor. Tolere etmeleri gerekiyordu her şeyi, neden? Çünkü eğer belli bir yere gittikleri zaman içinde bulundukları koşul iyileşti. Bu yüzden sağa sola çağrıldılar. Ondan sonrada, onlar olmadan yaparız, dedikleri zaman ya öldürdüler ya da kovuldular. Sonra yine çağırdılar, her defasında böyle oldu. Rusya’dan hatırlıyorum bir soru vardı, bilim akademisinde bir soru vardı; ne zaman Yahudilerden kurtulabiliriz diye. Saharov’un lider olduğu dönemlerde. İyide bunu yaparsanız akademiyi bitirirsiniz diye (cevaplandı). Nobel ödüllerine baktığınız zamanda görüyorsunuz, bize vermek istememelerine rağmen, yapacak bir şey yok vermek durumundalar. İhsan etmenin niteliği kırılmış olmasına rağmen, kırılmaya şükretmemiz lazım. Çünkü kırılma olmadan alma arzusuna yaklaşamayız. Kırılmış durumda bile oluşan olaylara bakın. İhsan etme kabları ile ortaya çıkanlar. Bilinen bir fenomen bu. Potansiyeli, maneviyata yönelik olan potansiyeli çok fazla. Aradaki fark çok. Fiziksellikte de öyle. Neden? Çünkü burada ki koşullar şöyle; belli bir manevi dereceden geçiyorlar. İnsan manevi dereceden geçince bu insanın ruhunda kalır. Buna yapacak bir şey yok. İyiye de işler, kötüye de işler SORU: Bu geçmiş reenkarnasyonlardan mı? RAV: Elbette geçmiş reenkarnasyonlardan, peygamberlerden kalıyor hep, öteki o sistemden geçiyor. Bu neden den dolayı bir taraftan zorunlu kılınıyor insan öteki taraftan da özgür seçim koçulu var. Yani insanı dünyaya yönelik bir sorumluluğa getirmesi lazım. Niye kişi manevi arzusu içerinde oluşuyor? Niye böyle bir uyanış içerisine giriliyor? Kişi maneviyat için kullanırsa güzel bir şekilde işler eğer fiziksellik için kullanırsan KAOS olur. Her zaman olduğu gibi. Orta çağlarda olduğu gibi. Bu günde görüyoruz, bize iyiymiş gibi gözükmesine rağmen (değil). Bu karışım içerisinde dünya gelişiyor, bu yüzden sürgüne gidip alma arzularıyla karışmaları lazım ki ihsan etme kabları daha çabuk evrimleşsin. Ve gerçek koşullarını ortaya çıkarsınlar. Tüm dünya krize girdiği zamanda herkes yapacağını bilsin. Hatta dünya ülkeleri bunun daha da çok önemini biliyor, çünkü bu yüzden diyor; Firavun’u yenmek zorundalardı. Niye? Kullanmak zorundalardı, hem ihsan etme hem alam kabları vardı, ikisine de sahiptiler. Sürgünde iken alma arzuları daha az alıyor, ve manevi arzularda acı çekiyor. Bunlar farklı izlenimlerle oluşan koşullar. Tüm hayatımız, tüm bu tarihsel örnekler, yazılanlar bunların hepsi Ona endeksli yorumlaya bilirsiniz, ama ihtiyacımız yok. Bizim ıslah olmakla ilgili bilgi edinmemiz lazım, bunu bilmemiz (yapmamız) lazım. SORU: Peki nasıl İsrail bunu görebilir? RAV: Yazılanlara göre, İsrail’in Mısırdan çıkabilmesi için bunu Firavun vasıtası ile yapabilir ancak. Nasıl? Firavun’un baskısı var, materyali vermiyor, ızdırap çektiriyor. Şu an ki dünya koşuluda zaten böyle. Daha da giderek zorlaşacak koşullarımız. Bunun hepside üst kaynaktan geliyor, Yaratan’dan kaynaklanıyor. Bizi zor koşullara getirmek zorunda olacak, bizi zor durumda bırakacak ki sürgünden çıkmak isteyelim. Bunun içinde ıslah eden Işığı çekmemiz lazım. OKUMA Ruh’la Davut arasında ki ilişki. Tahta geldiği zaman bir yaşındaydı ve krallığını büyütmesi gerekmiyordu çünkü tüm her şeyi kısa bir zamanda edinmişti ama Davut 40 yıl hüküm sürdü. RAV Kral (Hz) Davut, Yusuf değil ve gerçek anlamıyla Malkut. Talmud Eser Sefirot ta ruhları ve kabların ne olduğunu öğrendik, dolayısı ile tüm bu kablar Davut’un kablarından önce. OKUMA Davut Leha ve Yuda’nın oğluydu. RAV Leha Ahap’ın kabları, Ahap kabları Bina’da ki OKUMA Ruh ise Benyamin’den yani Rahel’in oğlu. RAV Oda ifşa olan dünya bu yüzden Davut’un tersiydi. Davut’un kablarında kullanılabilir şeyler. Davut’un ne biçim bir hayatı oldu ki, sürekli savaştaydı. Bu doğru bir şey mi? OKUMA Bu yüzden David dedi ki; ben barışım yani herkese veriyorum ve herkesi seviyorum. Ve onlara savaştan bahsettiğim zaman Yaratan ona şöyle söyledi; sen ve ben cennet bahçesinde gezineceğiz dedi. RAV Peki, kim liderlik yapacak? Davut. OKUMA Ve şöyle cevap verdi; istemiyorum. İşin açıkçası önce gizli dünyalar vardı Rahel ondan sonrada ifşa olan dünya Leah. Bu yerince var demek, Yakup ve Essaf RAV Burada kablardan bahsediyor. OKUMA Enaf Gar’dır ve geriye kalanda Vak. RAV Şöyle ki Yakubu kim yüceltecek çünkü küçük kabları yok. Yakup’un Asaf’tan yetişkinliği devralması ondan sonra OKUMA Her şey ona verilmişti ve onunda Gar kısmı oldu ve bu ona Musa’dan geldi. RAV Yazdığı gibi Musa verdi. Ne oluyor burada alma arzuları ile ihsan etme arzuları duruyor. Asaftan uygun şekilde o kabları alamıyordu o yüzden dolaylı yoldan etrafından gitti. OKUMA O yüzden tüm nefret ve tüm var olan tartışma oradan kaynaklanıyor. RAV Nefret etmek demek bunlardan ihsan edemezsin demek. Çok büyük kablar ama karanlık içerisindeler. Tıpkı Yakup’un Rahel veya Leha olduğunu fark edememesi gibi, niye karanlık içerisinde çünkü. Neyi kullanıp kullanmayacağını tayin edemiyorsun çünkü hepsi aşılacak konumdan daha yüksek derecede. OKUMA Şamal ve Hilal arasında ki kavga bu yüzden di. İkisi de Yusuf’un Keyn’i ve Yahuda’nın Keyn’i bir araya geldiği zaman durum değişecek. Bu yüzden Yahuda şöyle dedi; içimde olcaklar. Yani Yahuda ve Yusuf’un bütünleştiği zaman. RAV Burada karışım tamamlanıyor. Gimar Tikun’da bu noktadan sonra Malkut kontrol ediyor. İhsan etme değil karanlık orada olacak. O zaman perdesiz hiçbir arzu olmayan koşul. Dolayısıyla şöyle ki Yehuda başta olacak denir. OKUMA Hz Ari’nin Yusuf’un oğlu, peygamber olarak verdiği ilim bu. RAV Neden? Çünkü ifşa olan dünyada ona izin verildiği için. Ne zaman ıslah başlıyor? Kurtuluş burada ifşanın sırasından başlıyor, kim önce, kim sonra. Önce Sim Sum Bet’in ikinci kısıtlamanın ıslahı oluyor. Ondan sonra kabların entegrasyonu var. (ihsan etme kabları) Ta ki ölüler canlanana kadar ve ıslahın sonuna gelene kadar. Dolayısıyla Ari Yusuf’un oğlu, niye? Çünkü ıslahın başından bahsediyor. Nasıl sürgünden çıkılacağından bahsettiği için ve her şey nasıl Yusuf’a (Yesod) yükseliyor (ondan bahsediyor). Daha önceden de olduğu gibi. OKUMA Asaf ya da Yakup. Asaf iyi elbiselere sahipti. RAV Niye Aslında onun için tüm yaratılış alma arzusu, önce onlar yaratılmıştı. Bu alma arzuları sürekli realitede ve ortada ihsan etme kabları ekleniyor. Yani Yaratan’ın nitelikleri. Bu yüzden alma arzusunda İsrail yoktur denir, kitaplarda. Neden? Garip bir şeymiş gibi dünyaya gelişi sadece dünyaya ıslah için. Ve eğer bunu yapmazsa da dünyada garip bir şeymiş gibi gözükür. Tıpkı dünyada hep bize dedikleri gibi. Tavsiyem şu, yalnız başınıza okuyun, burada anlatılanları bir görün. Burada ne oluyor, ihsan ve alma kabları var, arada alma kablarının ihsan etme kablarıyla karışması, bu karışımın genel kırılmadan çıkışı. Burada Kabala kelimelerini kullanırsanız kafanız karışmaz. Nasıl bize bunları açıkladığına bakın. Yusuf, Davut, İbrahim, Musa isimlerle anlatıyor. Ne diyor; Ribeka, İshak, Yakup, Leha, Rahel vs. Dolayısı ile nasıl bu makalede Musa’nın 5 kitabını dâhil ediyor (makalede). Eğer kabala kelimelerini kullanırsak, alışa geldiğimiz kelimeleri o zaman hata yapmazsınız. Bazen ama Kabala dilinden, dalların diline gidip bu dünyevi koşullarla anlatılan bir makaleye geçiş bazen iyidir. Dolayısı ile insanın, Malkut, Yesod koşulların da yapması gereken incelemeler ortaya çıkıyor. Bu incelemeler alma arzusunun her derecesinde ortaya çıkar. (Her isimde). Ama genel olarak konuşmak istersek, Kabala kelimeleri olmadan elbette bahsedecek bir şey yok. Sadece Kabalistik kelimeler net bir şekilde köke endeksli olarak isimleri olmadan, cansız, bitkisel, hayvanlar koşulları anlatıyor. Her şeyin başı bu. Kabala dili sadece her şeyi net bir şekilde barındırıyor içinde. Kabala dilini öğrendikten sonra geriye kalan kitapları ekleyebilirsiniz. Burada sadece bu açıklamanın örneği söz konusu, o kadar zorda değil eğer bu isimleri biliyorsak yani dalların dilini biliyorsak, neye ait olduklarını, nasıl köklere bağlı olduklarını görürsek insan özgür bir şekilde çalışabilir. İki farklı dili ilişkilendirebilir. Görüyoruz zaten Talmud Eser Sefirot’tada nasıl izlenim bırakmak için bizlere anlatıyor. Niye? Çünkü bizlere Yesod’un ne olduğunu anlatmaktansa, ne diyor, ruh diyor, su diyor, ekmek diyor ve bir kısa kelime ile tüm manevi tanıdaki izlenimleri veriyor. Dolayısıyla dil çok rahat bizim için kullanım açısından. Şimdi Masah’tan bahsediyoruz, şu incelemeden bahsediyoruz, şu dereceden bahsediyoruz demektense (şu dünyadan, Partzuf’tan vs) bu dünyevi kelimeleri kullandıktan sonra bir sürü kelimelerle açıklama yapmak durumunda kalıyoruz. Onun yerine bir ruh deseniz yeterli. Dolayısıyla daha çok açıklama yapmak gerekiyor. (Dünyevi kelimelerle anlatılan hikâyelerde) SORU: Eğer Ari Yusuf’un oğluysa Davut’un oğlu kim? RAV: O henüz ifşa olmadı. Biz burada Ari’yi köşesinde oturup beş altı kişiye öğretiyordu diye bahsetmiyoruz. Burada bir güçten bahsediyoruz, dünyada işleyen bir güç. Kabalistler (Kabala ilmi) güçlerden bahseder. Arzunun gücü ve doyumun gücü. Arzuyu yönlendiren güce Yaratan denir. Kişinin de gücü var, kişinin gücüyle Yaratan’ın gücü, bu iki güç aralarında birçok varyasyon var. Bu dünyada başka kıyafetlerde var mı bilmiyoruz. Kabala fiziksel bedenden bahsetmiyor, arzularımızdan bile bahsetmiyor. İçimizde ki güçlerden, bu fiziksel bedendeki güçlerden bahsetmiyor. Sadece maneviyata bir hazırlık dönemi olarak bunlardan bahsediyor. Maneviyata hazırlıkta ki bir insana fiziksellikteki insan denir. Bu fiziksel beden dediğimiz hayvan bir takım tatsız koşullardan geçer. Dünyanın çerçevesinde, bunlarda maneviyatın bir replikasyonu gibi. Ne diyorlar kitaplarda, sürgüne gittiler diyor yani manevi bir takım isimler veriyor ya da maneviyata bu tür isimleri veriyorlar. Ama bir kural olarak Kabala ilmi fiziksel bedenden (fizyolojik bedenden) bahsetmez. Kabala ilmi ilk on Sefirot oluşturulduktan sonra çalışılmaya başlanır. Neden? Çünkü ondan sonra maneviyat başlar. Yani yoktan var edilen nokta ilk oluştuğu zaman. Maneviyata giriş o nokta oluşur ve evrimleşir, ilk on sefirot olduğu zaman. Nefeş de Nefeş, Malkut’un Malkut’u yani. Asiya dünyasında Zohar kitabına girişte açıkladığı gibi. Kabala ilmi bundan bahsediyor, fiziksel bedenimizle ilgili hiçbir şey söylemiyor. Fiziksel bedenimizde eksik organlarımız olabilir, aynı zamanda maneviyat içerisinde de olabiliriz, ikisi arasında bir bağlantı yok. Baal Hasulam bize beden ve ruh makalesinde anlatıyor. Fiziksel bedenimizle, ruh arasında, (Bize aslında fiziksel bedenimiz gibi geliyor bu duyularımız) yani bu arzuların seviyesi bize sanki bir fiziksel beden varmış gibi geliyor. Manevi arzular var bir de, onlarda bizi kaynağa yönlendiriyor. Bedenimiz sadece bir hayvan, bizi maneviyata yönlendiremez. Bu fiziksel bedende hiçbir başlangıç yok. Bu bedende kendisini maneviyatla bağlandıracak hiçbir nokta yok. Bu yüzden hayal dünyası diyor. Sadece hayalimizde var, neden? Bunun üzerinde çalışılabilecek bir olanak yaratsın diye. Görüyoruz ki bu bedeni alıyoruz, sanki gerçekmiş gibi bakıyoruz. SORU: Davut’un oğlu, peygamber kimdi? RAV: Davut’un oğlu peygamber, güçlerden bahsedecek olursak, Yusuf’un oğlu gibi dünyamızda ifşa olan bir güç. Tüm insanoğluna genel bir metodu verecek, ıslah için, ilerleyiş için ve prograsif (gitgide artan) bir şekilde. Bu aşamada biz şu anda Yusuf’un oğlu olan peygamberin gücüyle ilerliyoruz. Bununla ilgili söyleyecek pek bir şeyim yok çünkü Kabalistler konuştukları zaman edindikleri dereceden bahsederler. Bundan ender bahsederler ve Davut’un oğlu dedikleri peygamberin seviyesine geldikleri zaman bahsederler. Ben o seviyeye gelmedim o yüzden bahsetmiyorum. SORU: Dediniz ki Mısır’dan çıkmadan önce Firavun acı çekiyor ve her şey zorlaşıyor, eğer zorluktan geliyorsa egoizm kaçmak istiyor, burada özgür bir seçim nasıl yapıp ta Mısırdan çıkış koşulunda olmayacağız? RAV: Neden bahsettiğini tam olarak anlamadım. Neden Mısır sürgününde acı çekiyoruz kaçıyor muyuz? Nasıl çekilen ızdırap bizi sürgünden kaçmaya sürüklüyor. Bir taraftan egoist kablarız ama diğer taraftan da seçim yapmamız lazım. Mısırdan çıkma seçimi. Bu kablar bize değerli olsa bile, dolayısıyla egoistçe doldurmak istediğin o kabları, şimdi tersine çevirmen lazım. Yoksa Mısırdan çıkamazsın ki. Bu kabları alacaksın, bunlar olmadan çıkamazsın. İki taraftan da bunları kullanış şeklinden nefret etmeye başlıyorsun ve hala bunların içindesin. Çünkü henüz ıslah olmadın, nefret ediyorsun. Yani atsan atamazsın satsan satamazsın. Sana hiçbir şey olmadığın gösteriliyor sürekli her basamakta, 0 (sıfır) olduğun. Her şeyde başarısız olduğunu görüyorsun. Dünde başarısızdın, dünden öncede başarısız olduğunu sürekli sana gösteriyor. Ve tekrar bunun sana olacağı seni titretiyor korkudan. Ve tekrar ve tekrar ve tekrar. Ne zamana kadar, o zaman ıslah olma talebini tekrar başarısız olmamak için talep edemezsin. Ve ıslah sana ait değil. Yukarıdan gelir. Kişi bunu değiştiremez bu hissin içerisinde kendisi yürür. Başarısızlığa girişi de kendisine bağlı değil, sadece bu elementler kişinin içerisinde değişir. Sadece Yaratan’ın etkisi ile değişebilir. Kişi şunu hissetmeli ki, o tehlikeli bir statü var ve bu kişi tarafından kontrol edilemez. Ondan sonra talep edebilme yeteneği insanın içerisinde ifşa olur. Kişi talepte bulunamadığını bile görecek zamandan geçmesi lazım. Bakıyorsun ki bir talepte bulunman lazım ama kalbinden bir talebin gelemediğini görüyorsun. Ve ne diyor, ta ki insan çabasını tamamlayana kadar. Ve insan buna ağlar, haykırış diyorlar. Bu yüzden de kitaplar İsrail oğulları aralarında ki bağ için ağladılar diye yazar. Burada insan tüm doğasını hissetmek zorunda. Nasıl bu doğasından kurtulamadığını hissetmesi lazım. Nasıl bir başka doğaya geçemediğini görmesi lazım. Nasıl çıkmak istediğini ama talepte bulunamadığını görmesi lazım. Bu koşulların hepsi yavaş yavaş insanın bunu etine kazıması lazım. Yavaş yavaş gelecek. Yaşayandan daha erdemli yoktur. |