|
|
|
ŞAMATİ 103 - KİMİM KALBİ ONA ARZULATIRSA KİŞİNİN KALBİ ARZULANDIRILIR Şöyle yazar; Benim sunduğum kutsallıktan, kalbi arzulatılan her insan sunduğumu alır. Kişi nasıl bu sunuma gelebilir. Bu kutsallık vasıtası ile olur. Yani eğer kişi mümkün olanla kendisini arındırırsa, o zaman kişi sunulan şeye gelir ki bu kutsallıktır. Ve bu Yaratan’ın sunduğu (Benim sunduğum) denir. Her insanın tüm kalbi kabullendirilir denir. Yani eğer tüm kalbini sunarsa o zaman Benim sunduğuma layık olur. Yani kutsallığa tutunacak bir fırsatı olur. Bu bir ıslah, kişinin yapması gereken bir şey. Önce ihsan etme kablarında yapar. Kabını ıslah eder. Ve çabasına katkısı denir. ve ihsan etmenin yüceliğini edinir. Yani ihsan etmeye dünyada ki her şeyden daha çok değer verir. Buna kalbi rızalıdır denir. ve sunulan konuma gelir. Mahser dedikleri şey budur. Kendimizi küçük koşullarda, her 125 derecede ıslah ederiz, ihsan etme derecesini alır ve doğal alma kablarımızla çalışırız. Dolayısıyla öncelikle tüm kalbimizi sunarak geliriz. Ondan sonra kutsallık ile ıslah olma koşuluna kadar çalışırız. Yani Yaratan’a tutunma koşuluna kadar gelene kadar. Tüm Yaratan kalbindedir (kalp derken burada kişinin kalbinden bahsediyoruz, arzulardan). Anlıyoruz ki realitenin algılanması konusunda algıladıklarımızın kendi arzularımız içerisinde algılandığını biliyoruz. Bu yüzden tüm iç incelemeler, analizlerden bahsettiğimiz zaman Yaratan’a, yaratılana endeksli olarak, bunların hepsi insanın arzuları içerisinde. Doğal olarak ya almak içindir ya da ihsan etmek için ıslah içerisinde. Ama hepsi insanın kalbindedir, bu yüzden insanın kalbine arzuları denir. Bu yüzden kişinin kalbini sunması kutsallığa götürür. Kişi bu ıslahla yoluna devam eder (ihsan etmeyle). Ve kutsallığı ifşa eder. Şöyle yazar; Kalbinin mutluluğu gününde ve küçüklüğünde. Küçüklüğünde dediği zaman şundan bahsetmekte, eğer Yaratan’a alçaklıkta hizmet ettiği zaman ve yaptığı çalışmadan mutlu ise bu önemli bir derecedir. O zaman buna gelinin damadı denir kutsallıkta. Çünkü her şeyi insan kendi kabında edinir. Kişi mutluluk hissettiği zaman, yani arzularına göre alçaklıkta çalıştığı zaman, bunları nötrleştirdiği zaman ve bunu yaptığına yönelik mutlu olduğu zaman ki Yaratan’a pasifleştirmedir, Işığa yönelik pasifleştirmedir ki bu ihsan etme niteliğine başını eğmesi denir. Bu ihsan etme niteliği kişiyi dominant eder yani kişiyi sarar, kavrar. Ve ihsan etmeye gelişinde Yaratan kişiye gelir denir. Yani gelinin damadı oldu denir. Nasıl düşündüğünüz önemli değil Yaratan açısından ya da yaratılan açısından. Burada kabın içerisinde ifşa olamayan hiçbir şeyden bahsetmiyoruz. Yani kişinin içinde ifşa olması lazım. Kişinin içerisinde o Yaratan’ın adı ifşa eder. Buna kutsallığın damadı denir. İnsanı bu şekilde düşünmek biraz garip geliyor olabilir. Çünkü Yaratan’a aslında gelinin damadı denir peki bu şekilde kişiden bahsedilebilinir. Çünkü burada insan belli bir ıslahtan geçiyor. Yaratan kim? Nedir Yaratan? Yaratan gel ve gör demek. Kişinin ıslah olduğu dereceden ihsan etme niteliğini görmesi ve ihsan etmek için aldığı zaman bu ihsan etme koşuluna değer verebilir ve bu şekilde insan ihsan etme koşulunun değerini anlar. İhsan etmek olarak değil ama vermek, Yaratan’dan kendisine gelen bir vermek niteliği. Bu başlı başına kişide başka bir inceleme, analizdir. Ve bu insanın alma arzularında ihsan etme koşuluyla ifşa olur. SORU: Kutsallığa tutunmakla Yaratan’a tutunmak arasında ki fark nedir. RAV: Burada kutsallık ve kutsallığın dolanması; Kutsallığa tutunmak demek, kişinin sadece ihsan etme kablarını oluşturması. Yaratan’a tutunmak ise ihsan etmek için almasıdır. Bunu yapabildiği dereceye kadar alma arzuları sadece boyun eğmiş değil ek olarak çalışıyorlar. Yani boyun eğerek ihsan etmeye yardım ediyorlar. Bu şekilde üst Işığı hissediyorlar yani üst Işık kendilerini, arzularını doldurduğunu hissediyorlar. Yani her şey insanın arzularının içerisindeki hisler, izlenimler, hissettikleri, olan olaylar, insanın arzularında yaşadığı şeyler. Dolayısı ile hep öğrendiğimiz şeyler. Bunlar kablar, perde ve geri dönen Işık. İnsan alma arzusunun boynunu eğer ve ihsan etmeye değer verirse buna kutsallığın yapısını inşa ediyor denir. Yani Galgalta Eynayim’in kablarını edinmek. Kişi bu çalışmayı tamamladığı zaman ve Ahapta Eliya, (yani yükseltilen Ahap’la) ile çalışmaya başladığı zaman, o zaman bunu yaparak, sanki Işığı kendi üzerine gelmesi için çekiyor demektir. Ne demek Işığı çekmek? Yani Yaratan kişinin içerisine giyilir, giydirir kendisini. Bu şekilde kişi alma arzularıyla ihsan etme niteliğinin özelliği altında çalışmaya başlar. Bu şekilde de çalıştığı zaman kişi, bu kab’lar da olan şeyler ihsan etmekle doymaları, Galgalta Eynayim deki gibi pasif değil ama erdemlik Işığının merhamet Işığı içerisinde yer alması ve bu şekilde doyması. Bu şekilde çalıştığı zaman, kabın ıslahında böyle çalıştığı zaman, kişi bu şekilde hissettiği zaman (yani merhamet içerisinde erdemlik olduğu zaman) maneviyatı yani Tora’yı Işığı vereni de hisseder (Kendisinden önce geleni). Bu his kabın içerisindeki hisler. Buna önce kutsallık denir, ondan sonra Işığı hisseden koşul var. Bunu önce insan yapar bu yüzden damattır denir. Ve ondan sonrada Yaratan’ın işlemi ifşa olur. Kendisinden önce gelen koşullar oluşur. Bunlar aslında insanın arzusuna derinlemesine indikçe ortaya çıkar. Arzularının derinliğine indiği zaman arzusunun kökünü ifşa eder. Arzularımızdan dışarıya çıkamayız. Realitenin algılanmasında okuduğumuz gibi. SORU: Rabaş’ın dediğini şimdi okuduk, şöyle açıklıyor bize tapınağın yıkılmasından bu yana, şöyle yazar seksten alınan zevk günahkârlara verildi. Öteki taraftan (sokaktaki adamlar) diyor ki seksten alınan zevk erdemlilere verilmişti diye yazıyor, sokaktaki adamlara sorarsanız. RAV: İnsan sıradan dünyevi arzularından zevk alıyor ama maneviyatı edinmiş bir insan binlerce kat daha fazla zevk alıyor. Seks önemli bir şey çünkü tüm zevklerin kökü oradan kaynaklanıyor, Yaratan’la bütünleşmeyi sembolize ettiği için. Dolayısı ile maneviyatı edinmiş bir insan çok daha fazla zevk alır olaylardan, hazlarından. Neden? Çünkü belli bir dereceler içerisinde. Ve kişinin geçirdiği dönemleri günah olarak görebiliyor ancak sıradan (sokaktaki bir adam) için bu öyle değil. Doktorun hastasına sorduğu gibi sarhoşluktan mı kendini rahatsız hissediyorsun-(hasta) yo rahatsız değilim mutluyum bundan diye cevap veriyor. Bu nedenden dolayı bu şekilde tanımlıyor, bu şekilde kıyaslama yapıyor. En küçük bir zevk bile dereceyle çarpıldığı için maneviyatı edinmiş bir kişi için muazzam bir zevk haline gelir. Bu nedenden dolayı ifşa olmuş Tora’da kişiyi inceleyemeyiz, çünkü derecesine bağlı. Her şey bu dünyada bu şekilde oluşmakta, herkes kendi hatası içerisinde, yanılgı içerisine girer. SORU: Arzulara dışımızda bir şey olarak mı çalışmak mümkün yoksa tüm arzular benim mi? RAV: Yaratan arzuları yarattı, bu arzu kişinin hissettiği dereceye kadar o arzuya yaklaşımına yaratılan varlık denir. Yaratan’ın yarattığı şey ayrı bir şey değil. Çünkü Yaratan’ın dominantlığı dışında değil. Yaratılan demek Yaratan’ın kontrolü dışında demek. Kişi kendi arzusu ile kendisini ilişkilendirdiği zaman,çalıştığı bir araç bir kab olarak görürse. Nasıl bu şekilde kendisiyle ilişkilendiriyor? Kalpteki noktasından, ben ve arzum olarak olaya baktığı zaman. Kendisine yandan baktığı zaman. Bir analiz eden kişi gibi, kişi arzusuna bağlıysa kişi kendisini arzusunun dışında hissedemiyorsa, eleştiremiyorsa. Elbette manevi koşuldan bahsediyoruz. Fiziksel sokaktaki adamdan bahsetmiyoruz. Ama kişi kalpteki noktasından, o ihsan etme noktasından yani Yaratan’ın açısından (çünkü kalpteki nokta Yaratan’ın bir parçası) eğer onun içerisinden arzuya Yaratan açısından bakarsa o zaman yaratılan varlık denilebilir o kişiye. Yaratılan varlık o kalpteki nokta. Kişi kendisini Yaratan’la ilişkilendirdiği nokta, öteki türlü değil. Bunun tersi olsaydı o zaman sen Yaratan’ın kontrolü altında olursun. Kişi o zaman arzularını eleştirmeye başlar ve kabının o olduğunu görür. Peki, kabıyla nasıl kendisiyle ilişkilendirecek? Kabına sanki arzunun kapağından bakacak yani perdenin olduğu yerden. Ondan sonra açayım mı, kapayayım mı ne yapayım, ne yapacağım bu kabla arzuyla, bu araçla, aletle. Ondan sonra böyle bir insana yaratılan varlık denir. Neden? Çünkü kendisine verilen bir şeyi kullanmaya başlıyor denir. Çünkü arzusu dışında kendisine verilen bir şey yok. O arzuyu ıslah etmeye Misvot (sevap) denir. Kendisi için kullanmaktansa bir başkası için kullanmaya. Başka bir ruhla ilişkiye girmesi, bir bağı olması, bu şekilde kutsallığı inşa eder. Buna toplumda çalışmak denir. Toplumda yaptığı çalışmadan çektiği sıkıntı denir. Bunların hepsi arzuların içerisinde sahip olduğumuz başka bir şey yok. Arzularla ilgili konuşmamız kişiye ifşa olduğu dereceye kadar olur. İfşa olması kişinin ıslahın gücüne bağlı. Eğer Reşimot ifşa olduğu kadarıyla insan ıslah olmaya koşmaz ise ıslahı olmayan o arzular kişinin içerisinde acı olarak hissedilir. Bunun dışında başka bir güç yok, başka bir güce ihtiyacımız yok zaten. Bu ıslah olmayan arzular, (ama Reşimot içlerinde uyandıysa) bu arzular ifşa olur. Kişi bunların içerisinde ızdırap çeker. Arzuları ıslah ettiği zaman buna sevap işlemek denir yani arzuyu doldurmuştur. Buna Işığı almak denir (maneviyatın Işığını). İki şekilde dolar. Ya arzusunu değiştirerek, ıslah ederek bir bundan bir de (ya da) içinde duyduğu hazdan. Bunların toplamına insanın ruhu denir (ıslah olmuş ruh). İnsanın ruhu ıslah olduğu dereceye kadar (bu 613 arzuda) dışındaki tüm ruhlarla bir bağ kurabilir. Buna ıslah denir. Başka arzularla bağ kurmak. Burada aşama aşama bir ıslah var. Bu bağların oluşturulmasında. Ne demek aşama aşama? O manevi dereceler denilen basamaklar. Kişi başka ruhlarla bağ içerisine girdiği zaman, kendi ruhunu da ıslah ederken 125 derecede, o ruhlarla bağındaki 125 derecede, kendisi ile ilişkisi olan o kabların ıslahı ile Işık ifşa olur, bu Yaratan demektir. Yani her şey insanın kabında. Kişi kendisini tümüyle ihsan edene kadar tüm ruhlarla tek kalp, tek yürek olarak bağ kurduğu zaman buna ıslahının sonu denir. o zaman kendisini dolduran tüm Işığa Ein Sof denir. Dolayısı ile her şey arzularda dışarıda hiçbir şey yok. SORU: Kişi ihsan etmek için arzularını nasıl seçebilir. Eğer daha maneviyatı edinmemiş ise tüm arzuları Mahsom’un altında, fiziksellik içerisindeyse? RAV: Nasıl insan arzularını seçer, inceler? Nasıl inceleyecek ki. Dedik ki biz şunun için arzu, bunun için arzu bunlarla pek uğraşamıyoruz. Neden? 613 arzunun nerede olduğunu nasıl bilebilirim ki. Nasıl bir çalışma yapabilirim ki bu dünyanın koşulundayken. Kişinin çalışması, kendisinin dışındaki ile grup içerisinde bir bağ (Aravut) kurmaya çalışması koşuluna gelmesi. Oturup ta şu arzu, bu arzu içerisinde aramak değil. Çünkü kendisini bu arzuların içerisinde kafası karışmış olarak bulursa asla ayıklayamaz. Dolayısı ile kişi başkaları ile arzusunun dışında çalışması lazım. Eğer sadece kendi arzularımla çalışırsam buna kayığa delik açmak denir. Bunu yapmak yasak. İnsan bu şekilde sadece egosuna hizmet eder. Burada arzuya dönmekten bahsettiği zaman, burada kişi hatasını işliyor. Sanıyor ki arzuyu kişi ıslah edebilir. Hayır, kişiyi Yaratan’ın Işığı ıslah eder. İnsan gruba girdiği zaman gruba boyun eğip, gruba kendisini verdiği zaman ve gruba o güveni verdiği zaman o Aravut’un (bağ’ın) gücünü, (bu Aravut’un gücü) Işığı çeker, bu insanı ıslah eden faktör. Kişi bu çalışmasından sonra grupla çalışırsa, gruba kendisini entegre ederse, o zaman ıslah eden Işık yansır. Sadece grupla çalıştığı zaman derse bir hazırlık yapılıyor demektir. Yani maneviyata bir hazırlık. Beraber çalıştıkları zaman, o zaman Işığın işlemi o. Derse gelmekte ki amaç kişi kendisini bir derece hazırladığı kadarıyla Işığı çekmek içindir. Ve Işık ruha o esnada yansır. Ve dolayısı ile kişinin kaç arzusu olduğunu kontrol etmesi gerekmiyor. Bu 613 arzu nedir, bunları görüyor muyum, hepsini gördüm mü, buldum mu, ayıkladım mı, bunları nasıl bilebilir? Bunların ruhla ilgisi var, şu anda insanın ruhu bir nokta gibi, yaptıklarını göstermiyor, ifşa etmiyor. Nasıl içinde arzularını görebilir ki? Bir tek arzusunu bile göremez o koşuldayken. Sadece bir arzunun yönünü bilmeyen bir çekimin var olmasına arzu denir. SORU: Söylediklerinize göre kişi bazen grupla hem fikir olabilir, gruba bazen rezinstans duyabilir, çalışma ne şekilde? RAV: Biz sadece bir prensipten bahsediyoruz. Bizim manevi çalışmamız kişinin dışında. Kendi içinizde hatalara düşmeyin. Başkaları ile bağ kurmaya çalışın o kadar. Baal Hasulam bu şekilde yazıyor, dinin amacı ve özü adlı makalesinde. Burada birçok insan amacımızın ahlaklı olması olduğunu sanıyor, şunu yapma, bunu yapma, şu arzuyu kullanma, bu arzuyu kullanma vs. Bu dışsal hareketlerin öğrenimi. Tıpkı bu gün insanlığa öğretildiği gibi. Bu şekilde insanlara öğretmek aslında yanlış. Şunu yaparsan cezalandırılacaksın, başın belaya girecek, cehenneme gidersin. Bu eskiden sürgünde iken iyiydi. Neden? Çünkü toplumu belli bir çerçevede başka türlü tutamazdınız. Ama şimdi manevi zamanda ahlaktan, maneviyata geçmemiz lazım. Çünkü Baal Hasulam son mesihin zamanındayız diyor, yani arzularını fazla önemseme, kendini ıslah eden Işığın etkisi altına koy. Çünkü ıslah olma zamanı geldi. Tüm insanoğlu için belli bir aşamaya geldik. Daha önce sürgün zamanı vardı, orada sanki dondurulmuştun, kendin bir şey yapamıyordun, çıkış noktan yoktu. Dolayısı ile insanı çerçeve altında tutuyorlardı, bir de artık 21.yy da ahlaki sistemin var olması mümkün değil. Neden? Çünkü ego öyle bir fırladı ki insanlar artık kendilerini kontrol edecek seviyede değiller, ahlaki değerleri tutacak konumda değiller. Bu yüzden insanları korkutup, kendilerini kontrol edip korku içinde yaşatmak değil, hayır kendinizi, kendinizden sıyırın, gelin sizlerle daha önce kaybettiğiniz o manevi bağı insanlarla tekrar oluşturun. Ve bunu maneviyat vasıtası ile edinilen Işıkla birlikte yapın Yaratan’ın Işığıyla. Şimdi bunu talep ederseniz Işık sizi değiştirir. O kadar. Anlamamız gereken şey şu, çalışan tek metot bu. SORU: Nasıl gruba karşı boyun eğeriz. RAV: Gruba boyun eğmek demek, gruba boyun eğerek çalışmak demek. Bunda bir çok, bir çok koşul var. Denir ki dostunun fizikselliği senin maneviyatın. Aslında bizi bütünleştiren bir fikirden bahsediyoruz. Bu fikir bir kab olmak. Yani kutsallığın ifşası için bir kab oluşturmak. Bu ilhamı oluşturmak ki bu kabın içerisinde ihsan etme niteliğini hissedebilelim. Öncelikle o Aravut’u hissedebilelim. Ve Aravut vasıtası ile yazdığı gibi herkes o güven hissini alır. Ancak o zaman kişi kişisel egosundan kurtulabilir. Kişi yüzde yüz hiçbir şey eksik hissetmeyeceğini görene kadar kendisinden sıyrılamaz. Eğer yüzde 99 hissediyorsam olmaz. Yüzde yüz güven içerisinde olacaksınız. Yani mutlak bir özgüvenle hiçbir eksikliğim olmayacak koşulu. Peki, bu ıslah mı? Yo aslında ıslah değil, egonuzu da dolduruyorsunuz çünkü hiçbir eksikliğiniz yok hissi içerisindesiniz. Peki, neyle dolduruyorsunuz? Kişi kendisini topluma vererek ve vermeyi arzulayarak, çünkü gruptan o güven hissini alır. Güven hissini aldığı zaman egosu da tatmin olur ve toplum karşılıklı olarak içimde yer almaya başlar. Aslında hissimi, arzumu bir şekilde iptal etmiyorum. Toplum bir şekilde beni onun içinde muhafaza ediyor. Gruptan ayrıldığım zamanda Aravut’tan düşer Klipa’nın içine girmiş olurum. Gruba yaptığım yatırım kadarıyla bana maneviyatım geri gelir. Toplumdaki çalışma bu(grup içerisinde). Grup içerisinde de herkes bu çalışmayı yapmak zorunda. Baal Hasulam şöyle diyor; eğer tüm ulus hem fikir değilse bu olmaz diyor. Gruptaki herkes hemfikir olmalı. Mutlak bir şekilde, yoksa Aravut’un verdiği o güvene sahip olamazsınız. Kişinin yapacağı çalışma zaten bu. Yani işimiz bu. SORU: Kabala ilminde izin verilen ve yasak olan, nedir yasak? RAV: Ne demek yasak? Yasak demek mümkün olmayan demek. İzin verilen demek mümkün olan demek. Bu yasak demek şu anda bunu yapamayacağım, bunu yapma koşulumun olmaması demek ama izin verilen demek yapma koşulumun olması demek. Kabala’da yasak ve yapabilirsin denilen bu. Yoksa son ıslahta yapamayacağın bir şey yok. Neden? Çünkü kişinin sınırları yok. İmkânsız denecek bir şeyde yok, her şey mümkün, son ıslahta. Her şey serbest. SORU: Burada sunmaktan bahsediyor, ne demek? RAV: Sunmak demek, Yaratan’dan önce yani ihsan etme niteliğine değer vermek gözüyle, yapabildiğin her şeyle. İhsan etme niteliğine değer vermek. Bu Galgalta Eynaim’in kabları. Alma arzularıyla değil ama ihsan etmeyle. Bu ihsan etmek için ihsan etme koşuludur, ödül ve ceza derecesi. SORU: Kendimi incelersem egoya düşmem, kendimi nasıl inceleyeceğim, test edeceğim? Günahın burada ne olduğunu anlamam için geri bakıp yanlış yapmıştım demem lazım ama dediniz ki bunu yapmamalıyım, arzumu test etmemeliyim. RAV: Tüm günahlar ve sevaplar dostlarımla bağ kurmaya endeksli, egomun üzerinde, var olan tek şey bu. Kabın kırılması nerede oldu? Tutunacağımız yer neredeydi? Nerede hata yaptı Âdem? Günahı nerede işledi? Neyi kırdı? Ruhlar arasındaki bağda. Sonuç itibari ile her ruh, egoistçe bir arzu aldı(kendi için alma niyeti). Önce arzularında ihsan etme arzusu vardı. Eğer sadece alma arzusu var ise diğer ruhlardan kopuk demektir. Ama eğer niyeti ihsan etmekse, başka ruhlarla, ilişkisi var demektir. Ruhun 613 arzusu var. Almaktan, ihsan etmeye ıslah etmek kopukluktan diğer ruhlarla bağ ulaştırmak denir. Buna 613 sevabı tutmak denir. Bu ancak Kabala ilmi ile oluyor. Baal Hasulam ve tüm diğer Kabalistler bu şekilde anlatıyor. TES girişte de anlatıyor; Kabalistler neden tüm insanoğlunun çalışması gerektiğini anlatıyor. Bunu da madde 55 te anlatıyor. Yani kendi içinde ki olanlara burnunu sokman gerekmiyor. Sadece niyetini ıslah etmek için çalış. Arzunu saymaya çalışma, 613 e kadar sayabilir misin, nasıl ayıklayacaksın. 613 arzu bu bir konsept, bu bir kavram. Sonuç itibariyle 10 Sefirot’tan bahsediyoruz. Hazeh’in üstü, Hazeh’in altı, ruhun Partzuf’u, 248 Hazeh’in üstündeki organlar, Galgalta Eynaim kabları, ihsan etme kabları, alma kabları, 365 arzu buna da alma arzuları denir. Bunlar terimler aslında rakamlar değil. Bu yüzden rakamsal açıklamaları bizim dünyamızdaki, dallar. Cansız, bitkisel ne bileyim ağaçlar, meyveler vs, o derecedeki arzular, hayvanlar, hayvansal arzular, topluma, insanoğluna endeksli arzular, konuşan derecenin arzuları, bunların nasıl ıslah olduğu, tüm Babil’de yazılan Talmud bunu anlatıyor. Şuhanaruh bu şeriat kitabı. O kadar detaylı yazıldı ki içinde boğulursun. Niye bunu peki öğrenmiyoruz? Çünkü bu o derecelerde olan insanlar tarafından yazılmıştı. Tüm bu küçük detaylardan geçtikleri için bir ansiklopedi gibi, her arzu ne, başka arzularla nasıl ilişkisi var, kişinin arzusunun derecelerini, cansız, bitkisel, hayvansal, konuşan derecelerde anlatıyor. Bu şekilde 613 arzuyu anlatıyorlar (Babil’deki Talmud’u yazdıkları zaman, Şuhanaruh dini yasalar kitabında). Ya da başka manevi kitaplarda da neden bahsediyorlar? Ruhun ıslahından. Tıpkı dallar ve kökler dilinde olduğu gibi. Bizler bu kitapları okumaya başladığımız zaman henüz o derecede olmadığımızdan maneviyatı edinmemiş olduğumuzdan bu söylenenleri anlamamız mümkün değil. Bunların arzulardan bahsettiğini görmemiz mümkün değil. Yani ben tarlada çalışırken arzumla ne yapacağım, cansız seviyedeki arzumla? Tarladaki ektiğim bitkisel şeylerle, ya da bir hayvanı keserken hayvan seviyesinde ne yapacağım, ya da insan seviyesindeyken bağış yapmak ne demek, ya da hırsızlık yapmak ne demek? Bunları okursak bu dünyanın koşullarını düşünürüz, kafamız karışır. Bu şekilde yazdılar, Kabalistler bu nedenden dolayı bize şöyle tavsiye ediyor; Gimara’da yazdıkları zaman muazzam maneviyatı edinmiş hocalardı, bu kitapları yazanlar gerçekten kutsal insanlar. Ama bizim bayağılık derecemiz için doğru kitap değil. Çünkü biz bu dili delip geçemiyoruz. Maneviyatla ilgili olduğunu hatırlamıyoruz çünkü bu dünyadan örneklerle yazıyor. Bu nedenden dolayı sadece Kabala kitaplarını çalışıyoruz. Kabala diliyle yazılan kitapları çalışıyoruz. O zaman kafamız karışmıyor, bizi dünyevi nosyonlara götürmüyor. Bu yüzden Sefirot, dünyalar vs konuşuyoruz çünkü zayıf bir aklımız var. Şu anda ne olduğunu algılayacak koşulda değiliz. Sadece bu kitaplar vasıtası ile sürekli maneviyatı düşünerek, amacı düşünerek çalışabiliriz. Bu nedenden dolayı Kabala kitaplarında açık bir şekilde konuşurlar. Gimara ve Şuhanaruh’ta gizli dille konuşulur. SORU: Islah eden Işık, insanın niyetini mi ıslah ediyor yoksa niyetini nasıl ıslah edeceğini mi gösteriyor? RAV: Islah eden Işık insana sadece basit bir şekilde ıslah getirmez. Yani sanki önceden görmüyordun da şimdi görüyorsun değil. Tüm evrimsel sürecini gösteriyor, tüm süreci sana gösteriyor, tüm elementleri gösteriyor. Bu süreç içerisinde kişi bu olayın özünü edinir. İçsel gücü, süreci, Reşimot’un uygulanmasını buna edinmek denir. Edinmek demek, anlayışın en derin noktası. Anlayışta birkaç şey vardır, ya anlarsınız ya daha fazla anlarsınız ya da sadece suni olarak anlarsınız, nasıl bağlaştığını görürsünüz vs yada bunun en derin noktası. Her fenomen edinim olur. SORU: O zaman Işık sadece bana değiştirmem gerekenimi gösteriyor yoksa beni Işık değiştiriyor mu? RAV: Aynı şey, sana ne olduğunu gösteriyor ve senin kendini görüşünü değiştiriyor, sende anladığın zaman değişiyorsun aynı şey. Şu şekilde anlatalım; Elbette Yaratan işliyor, sen değişiyorsun ve anlıyorsun, kim önce geliyor. Elbette önce Işık çalışıyor. SORU: Kişi kendisini gruba nasıl bağdaştırabilir? Eğer alma arzusu ihsan etme arzusundan büyükse, kişinin alma arzusu, verme arzusunun aşıyorsa nasıl gruba entegre olabilir? RAV: Bu yüzden zaten gruba ihtiyacımız var. Arzumuzu değiştirmek için. Nasıl bunu yapabilir? Aslında sorduğu şey şu, bunu nasıl yapabileceğimiz, bizi değiştiren Işığı, bizi değiştiren gücü nasıl etkileyebiliriz? Bu bizden gizli ama bize diyor ki Kabalistler, bir takım şeyleri yapmamız gerektiğini söylüyorlar bize. Şunu şunu yap ve değişimleri göreceksin, bir çocuk gibi, çocuk nasıl oyuncaklarıyla oynuyor. Şimdi siz bana söyleyin bir çocuğa bütün bu oyuncaklarla oynayarak ne kadar akıllı olacağını anlatın. Biz yetişkin olarak bile bilmiyoruz gizli bir sistem. Ama ne diyorlar, oyna bu oyuncaklarla. Ve çaba sarf ettim ve buldum diyorlar bana. Burada ilaç, şifa denir. Burada sistemi görmek çok zor, nasıl işlediğini görmek çok zor çünkü insan ıslah olmuş bir koşulda değil ki, duyuları yok ki hissedebilsin, görebilsin. Ben nasıl iki yaşından üç yaşına büyüdüğümü görebileyim. İki yaşında olabilmem için önceden üç yaşında olup nasıl ilişki içerisinde olmam lazım ki dereceden dereceye çıkayım. Bu nasıl mümkün olabilir ki. Işık oynadığı oyunlarla beni etkiledikçe ıslah olmaya başlarım. Bu şekilde sistemi anlamaya başlarım ama bundan önce değil. Bu yüzden Kabalistlerin ipuçlarını kullanmamız lazım. Kullanırsan kullan, kullanmazsan yapacak bir şey yok. Öncelikle şunu anlamamız lazım, şu anda ıslah değiliz, ıslah olmadan anlamamız mümkün değil ki. Başkasında b unu talep bile edemeyiz. Şunu yap, bunu yap diye zorlayamazsınız. İnsanlara sadece metodu anlatabilirsiniz, örnek verebilirsiniz. Maneviyatta baskı yoktur. Onun dışında yapacak bir şeyiniz yok. Eğer kişinin grubu varsa(sorunun sorulduğu yeri kastederek) orada bir grup var mı? Boston da bir grup olduğunu biliyorum, Newyork’da bir grup olduğunu biliyorum, birçok insan var, lütfen probleminiz yok, gruba girebilirsiniz. Bizimle de zaten çalışıyorsa, sistemimize entegre olmuştur ve yaptığımız bir takım çabalarda, dağıtımda yer alabilir. O zaman gruba entegre olmuş demektir ve bizim yaptığımız ilerlemeyle ilerler. SORU: Son nesilde bireysel ıslah kolektif ıslah getiriyor mu? RAV: Elbette, son nesil demek aslında sürgünden sonraki ilk nesil. Yani kendisini ıslah derecesine getirmesi lazım. Aslında buna son nesil değil ilk jenerasyon dememiz lazım. Baal Hasulam bu yüzden harekât zamanı diye bir makale yazdı. Yani sürgün bitti. Ne zaman bitmişti sürgün? Kalpteki nokta arzuların üzerine çıktığı zaman, daha önce insanlar egoist arzularının altında gömülmüşlerdi, şimdi yavaş yavaş kalpteki nokta ifşa olmaya başladı. Ve kalpteki noktadan maneviyata yani Işığa dönme eğilimi başladı insanlarda. Dolayısıyla manevi arzu başladı. Manevi arzuya cevap bulamazlarsa depresyona giriyor insanlar, uyuşturucu bağımlısı oluyorlar. İnsanlar hatta bunun manevi bir çekim olduğunu bile bilmiyor. Bu yüzden bizim ülkemiz dâhil tüm dünyada olmak üzere son nesildeyiz. Islah realitenin tüm derecelerinde son safhada. Ama bir nesil olarak, ilk nesiliz. Ruhların tapınağın yıkılmasında ki son safhaya geliyorlar. Tapınak yıkılmadan önce tüm ruhlar tek yürek tek kalp olarak vardı. Ve Yaratan tüm ruhları Işığıyla birlikte dolduruyordu. Bizim toplumumuzdaydı bu, İsrail oğulları denen kabilede. Şimdi hepimizin tek kalp, tek yürek olarak, dostunu kendin gibi sev koşuluyla buna dönmemiz lazım. Ve bu Işıkla birlikte kabımızı doldurabiliriz. Tüm insanoğluna bu yüzden dönmek zorundayız. Ve tüm insanoğlunu ilişkilendirmek zorundayız. Buna seçilen insanların görevi denir. Zaten bu yüzden varlar. Sürgünden sonraki ilk neslin işi zaten bu. Tekrar ruhların bir araya gelmesi. Bu yüzden önce İsrail oğulları ıslaha gelmek zorunda denir. Ve insanlara yardım etmesi gerekiyor denir bu yüzden seçilmiş insandır, başkalarına yardım eden insana denir. Bu yüzden son derece garip bir durumdayız, hoş olmayan bir koşuldayız. Çünkü işimizde geri kalmış durumdayız. Yavaş yavaş ilerliyoruz. Ve insanlara yeterli kadar yardım edemiyoruz. Bu yüzdende sıkıntılar içerisindeyiz. |