|
|
|
ŞAMATİ 104 - YOK EDEN İYİLİK VERECEK OKUMA Zohar’da bir sel vardı ve yok eden selin içinde oturuyordu. Ve şöyle sordu; Sel bir su seli ve kendi başlı başına yok eder ve öldürür. Peki ne demek selin içinde yok edici vardı? İki ve sel ile yok eden arasındaki ilişki nedir? Ve şöyle cevap verdi; Sel fiziksel ızdırabtır, yani bedenin ızdırabı ve bu ızdırabın içerisinde birde yok edici vardır ki bu maneviyatın yok edicisidir. Çünkü ızdırap kişiye yabancı düşünceleri getirir ve kişinin maneviyatını öldürür. RAV Şöyle ki; Yaratan’la zevk koşulunda bir bağımız var. Ve zevki veren, ihsan eden faktörüyle bir bağımız var. Eğer kişi zevk edinirse, alırsa o zaman zevklerin kendisini tadar ve alır. Belki ihsan edeni de hissedebilir. Zevkler o kadar büyük olabilir ki belki ihsan edeni hissetmeye de bilir. Ancak zevk kendi başına kişinin tüm benliğini fethedebilir, alabilir. Ve bunun terside olabilir. Yani zevk almadığı koşullarda kişinin kendisini boş hissettiği koşullarda, ama kalbinde büyük arzular olduğu zamanda tatminsizlik ve hazsızlık olabilir. Dolayısı ile kişiye bu koşul Yaratan’dan kendisine ızdırap geldiği hissini verebilir. Çektiği ızdırabın kendi içinden bir uyanış olduğunun farkına varmaz. Yani iyi bir Işığa karşı var olmasının nedeni Işığa olan niteliklerinin ters olduğundandır. Bu yüzden kişi acı çeker. Ve bu ızdırabında insan ızdırap çekip hala Yaratan’ı haklı çıkartabilir. Kişi ızdırap çekip Yaratan’ı haklı görmeyebilir. Kişi sadece ızdırap çekebilir. Çünkü o kadar büyüktür ki çektiği ızdırap onlar dışında hiçbir şey düşünemez. Dolayısı ile kişi kendisini ve sınırlarını hissetmeye çalışmalı. Yaratan’la ne zaman bağını kaybettiğini görmeli. Algılarında ızdırabında nasıl koptuğunu ve eğer sürekli Yaratan’a, o Yaratan’ı hissettiği sınırlara geri dönmeye çalıştıkça, daha çok ızdırap çektikçe Yaratan daha çok ortadan kaybolur. Daha az ızdırap çektiği zaman tutunacak yeri vardır. Bunlar amaca yönelik bir ızdıraptır. Aslında Yaratan’dan ızdırap gelmez, kişiye sadece o şekilde hissedilir. Çünkü kendi nitelikleri içerisinde bunları yaşar. Yaratan’dan kopmasından kaynaklanan bir ızdırap vardır. Burada da görüyoruz ki Yaratan’ın üst Işığında Behina Alef’te dışarıda ızdırap olabilir ve içeride de ihsan eden Yaratan. Bunun ters koşuluda olabilir. Yaratan’ın yokluğu ve yaratılan varlık sadece Yaratan’dan direkt zevk hissediyorsa buna gelişiminde cansız, bitkisel, hayvansal derece denir. O zaman kişi kendisini acı ve zevkle etkileyen şeyler içerisinde tutar. Ve eğer yaratılan varlıkla ihsan eden arasında bir bağ oluşursa ki buna kalpteki nokta denir. O zaman kişinin aklı karışır. Ve nasıl bu iki bağ, bu iki kontak koşulunu ilişkilendireceğini bilemez. Yani başına gelenlerin iyi ve kötülüğünün kendisini yönlendirmesi ve ev sahibi ile oluşan bağın etkisi. Eğer kişi Yaratan’la olan bağını sadece zevk ve acıyla hissederse o zaman arzusunun yanında basit bir şekilde aklı gelişmeye başlar. Entelektüel bir sistem. Nasıl kendisini barındıracağı, ne kadar çok zevk alabileceğini ve acılardan ne kadar çok kaçacağını hesaplamaya başlar. Ve eğer Yaratan’la bir bağını geliştirirse, o zaman iyi ve kötü hisler içerisinde bir analiz daha oluşur. Yalan ve gerçek, çünkü o incelemeye ait birde akıl geliştirir. Yani gerçek nerede, yalan nerede. Gerçeği ve yalanı, tatlı ve tatsızla nasıl ilişkilendireceğini ve ilişkilendirebileceğini analiz etmeye başlar. Kişi bu analizle gelişir. Her defasında, kişinin gelişiminde özel bir koşul geldiği zaman sel suları kişiye geldi denir. ve tüm o alanı siler, temizler. Kişiyi tusunami gibi yıkar. Yeni bir dereceye, yaklaşıma, yeni bir iç analize, iç koşula getirir. Tümüyle yeni bir bağlantıdır. Yeni bir bağ, ilişki. Ve kişi görür ki gerçek ve yalan ne, ızdırap ve acı ne, iyi ve kötü ne ve aralarında ki ilişki yeni bir derecede olur ve buna yeni bir ilişki denir. Her defasında acı ve tatlıya, iyi ve kötüye ne ad verdiğimiz önemli değil, bu koşullara olan ilişkimizi hep ölçmeliyiz yani kalpteki noktamızla Yaratan’la olan ilişkimiz. Buda doğru ve yalan. O zaman her zaman iyi koşulda da, kötü koşulda da, şu anki hislerimizde hissettiğimiz şeylerde, arzularımızda bizi etkileyen bir şeyin olduğunu bilerek zevkin üzerinde Yaratan olduğunu ve O’nunla ilişkimizi zevkin üzerinde inşa edebiliriz. Ve bu algılamanın hepsini hatırlamalıyız. Bunların hepsi içimizde, algılarımızda olduğunu unutmamalıyız. Çünkü arzunun dışında üst Işığa karşı olan arzuyu uyandıran bu iç Reşimo vasıtası ile arzunun içerisinde 5 bilinç derecesi vardır. Buna 5 duyu diyoruz. Reşimot arzuyu uyandırır, o zaman duyularımızda uyanır. Duyu içimizde bir his oluşturma mekanizmasıdır. Gözlerimiz var ve dışarıyı gördüğümüzü zannediyoruz. Dışarıdan bir şeyler kokladığımızı, dışarıdan bir şey tattığımızı, dışarıdan bir şeyler dokunarak hissettiğimizi sanıyoruz. Bunlar dış fenomeni algılayan duyular sanıyoruz. İşin açıkçası her şey içimizde oluyor. İçimizde arzular uyanıyor ve içimizdeki her şey bize bu duyuların izlenimini getiriyor. Duyuların hepsi içimizde, dışarıda hiçbir şey yok. Ve biz sadece duyularımızda izlenimlerimizi üst Işığa endeksli olarak kıyaslayabilir, ölçebiliriz. Ve içimizde de olsa, dışımızda da olsa nasıl kelimelerle aktardığımız önemli değil, bu koşulda bile sanki kendimizi algılıyormuşuz ya da realiteyi algılıyormuşuz gibi bir koşul var. Eğer kişi doğru bir şekilde aranje ederse duygularını, kendisine olan yaklaşımını bulur. Kendisi üzerinde işlem yapanı keşfeder. Buna Tamim (tat) denir ve bunu aklı vasıtası ile alabilir. Buna gerçek denir. Bu şekilde ilerler. Sadece Reşimot, arzu içerisinde uyanan Reşimo, kişinin hisleri içerisinde her zaman içinde var olan bir şeyin, bu dünyayı da, manevi dünya denilen koşulun tüm bu formasyonlar derecelerin, iç hislerin duyulmasını, hissedilmesini sağlar. Dolayısı ile kişinin manevi çalışmasında yapması gereken şey, duyuları içerisinde içsel zekâyı keşfetmek. Çünkü bu şekilde kabımızı oluşturuyoruz. Eğer sadece hissettiğimizle kendimizi ilişkilendirirsek, sadece Behina Alef oluşur. Eğer Yaratan’a benzemek istiyor isek, Yaratan’la bağ kurmak istiyorsak o zaman Behina Alef yerine Behina Bet, Gimel ve Dalet safhalarını inşa ederiz. O koşuldan kişi oluşturulur yani manevi Adam, manevi insan inşa olur. Tüm çalışmamız gelen zevkten, gelen acıdan yani hisleri ile duyduklarından ve bu koşullardan da bize bunları getirenle bir bağ kurmalıyız. Her şey o Behina Alef’ten gelişiyor. Cansız, bitkisel, hayvansal seviyeden yoksa gelişir ve konuşan seviyeyi ifşa etmez. Behina Alef’le Bet arasındaki fark burada. Behina Bet safhasından itibaren insan derecesi başlar. Bu yüzden Behina Bet Yaratan’a benzemek duyusu, hissi içerisinde. SORU: Nasıl içimde göreceğim bunları? RAV: İçinde bakacaksın. |