CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 107 - İKİ MELEK

OKUMA

İki melek kişiye cumartesinden önce eşlik eder. İyi melek ve kötü melek.

RAV

Tüm realitemiz, tüm sürecimiz, yaşadığımız koşullar bunların hepsi son ıslaha yönlenmiş ve amaca yönlenmiş. Amaç nedir? Yaratan’a tutunmak, O’nunla tüm eşitlik sağlamak, tüm sürece cumartesinden önceki zaman denir. Yani bu cumartesinden önceki birkaç saat değil. Birden cumartesi öncesinden birkaç saat önce hazırlanmaktan bahsetmiyoruz burada. Tüm yaratılış, manevi bir değişim için çalıştığımız haftanın 6 günü, ona cumartesi öncesi denir. Çünkü her şey bu amaç için. Baal Hasulam’ın bütünlük şiirinde bununla ilgili yazdığı gibi; Tüm çalışmanızdan hiçbir şey ekleyip çıkarmadınız ve her şey o amaca endeksli.

Kişiye cumartesi öncesi eşlik eden melekler, insan tüm çabası ile birlikte çalıştığı zaman olan şeyler. Yani elbette iyi melek, kötü melek diye bir şey yok Yaratan açısından, biz bu isimleri veriyoruz ve bu iki güç insanın kendisini bulmasına, realiteyi bulmasına, görmesine, Yaratan’ı anlamasına fırsat veren koşullar. Eğer bu güçler insanı etkilemeseydi hiçbir realite hissetmezdi. Kendimizi dahi hissetmezdik. Bir düşünün, canlısınız, hiçbir baskı yok, hiçbir şikâyetiniz yok, size hiçbir şey baskı vermiyor, hiç Işık yok, hiç ses yok, koku alabileceğiniz bir şey yok, dokunabileceğiniz bir şey yok, dolayısı ile tüm bu duyularımız olmasaydı nerde olduğumuzu hissedemezdik ki, hiçbir hissimiz olmazdı. Sonuç itibari ile kendimizi de hissetmezdik çünkü kişinin kendisini hissetmesi duyularına endeksli. Ve sadece o iki melek vasıtası ile kendimizi hissedebiliriz, benliğimizi hissedebiliriz, nerede olduğumuzu hissedebiliriz, neye endeksli çalışmamız gerektiğini, bunların hepsi o iki gücün buluşmasından. Bu iki güç bizi negatif yada pozitif koşullarla amaca yönlendiriyor.

İyi melek kötü melek de ne demek? Tüm hissimizi niteliklerimize göre ölçtüğümüz zaman iyi ve kötü tanımı sadece bize göre iyi ve kötü. Çünkü Yaratan’a göre iyi ve kötü diye bir şey yok. Dolayısı ile her şey insanın ıslahına endeksli. Nasıl kendisinin nerede olduğunu tayin etmesine endeksli. Eğer kendisi içinde egoistçe arzular varsa o zaman iyi olan şey ona egoist arzularını tatmin eden şeydir, kötü olan şeyde bunun tersi. Görüyoruz ki insanoğlu bu şekilde yaşıyor eğer ihsan etmek gibi bir arzusu var ise yani Yaratan’a benzeme arzusu varsa o zaman iyi dediğimiz şey ihsan etmek için bir şey yapabilir mi, kötü olan şeyde yapamaz mı? Yani iyi ve kötü sadece kişiye bağlı. Kişinin kendisi için iyi ve kötünün ne olduğunu tayin etmesine bağlı ancak bu iki yoldan olabilir. Ya kendisi için ya da başkaları için. Başkaları için demek insanın kendi dışında olan her şeye yönelmesi (Yaratan buna dâhil). Dolayısı ile kişi şu anda amaçtan uzak olsa bile ama sürecin içerisinde olsa, bu cumartesi öncesi denilen koşulda olsa ve bu meleklerin yaratılışın amacına yönelik olduğunu görürse, aslında kişi bunlarının ikisinin de iyi melek olduğunu görür, sadece iki yönden çalışmaktadır. Neden? Çünkü insan iki elementten inşa edilmiştir. Arzusu var, egoist bir niyetle (içinde bir arzu var ama ihsan etmek için) bu iki arzuya endeksli olarak insan kendi içinde iki güç tayin eder (görür). Yaratan’a yönelik bu sadece tek bir güçtür çünkü tek bir amaç var (ihsan etme açısından).

Ondan sonra bu üst Işık kişinin üzerinde işlediği zaman iki melek olduğunu hisseder. Aslında bunlar insanın içinde olan koşullar çünkü Yaratan insana iyi ve kötü koşullar göndermiyor (yani bu güçleri göndermiyor). Kişi kendi içinden tayin ediyor. Yaratan’a yönelik ihsan etmek iyi ve kötü arzularına göre iyi ve kötü olarak kişi tayin ediyor. Kişiye amacına ulaşmasında yardım eden şey, kendisine yardım etmek için önüne çıkan engellere kişi kötü der. Neden kötü? Çünkü direkt olarak bu yardımı kullanamıyor ki bu yardım kendisine Yaratan tarafından geliyor. Yaratan kişiyi önden ve arkadan sardığı zaman Yaratan’la arasında bir ortak tavır olur. Yani insana o şekilde geliyor.

OKUMA

Dolayısı ile iki melek var, iyi ve kötü. İyi meleğe sağ denir.

RAV

Kişi bununla Yaratan’a yakınlaşır. Buna sağ çizgi denir. Kişi Yaratan’ın etkisi altındadır burada. Bu kablar amaca yönelik her zaman. Bu nedenden dolayı Yaratan’ın etkisini anlıyor. Çünkü kişi bazı arzularında yakın olmak istiyor. Yaratan’ın etkileri bazen iyi gibi geliyorsa kişiye ona iyi melek (sağ çizgi) denir. Kötü melek ise kişiyi yakınlaştıran sol çizgidir. Yani bu insana aklında kötü düşünceler getirir. Bunlar henüz ıslah edilmemiş arzular. Yani nedir amaç? Yaratan’a benzemek ama bunların içerisinde kişinin hissettiği şey tersi. Yani o arzuların vasıtası ile bunun tersini hissediyorum ve sanki bana içimde kötü bir meleğin etkisi varmış gibi geliyor. Yani arzuma ters bir şey.

OKUMA

Ve kişi kötülüğü aştığı zaman ve kendisini Yaratan’a yaklaştırdığı zaman

RAV

Şimdi bu arzuların kötü olduğunu gördük, içinde kalmak istemiyoruz, bunların üzerine çıkmak istiyoruz ve ihsan etmek istiyoruz. Henüz içlerinde ihsan etme koşulu yok yani ıslah olmuş durumda değil. Kendim için zevk almak istiyorum ama kendim için zevk almanın amaca karşı olduğunu biliyorum (amaca ve Yaratan’a ters olduğunu). Dolayısı ile kişi şu anda bir ikilem içerisinde, gerçekten zevk almak istiyor ve bunun tersine hareket etmek durumunda. İçinde ikiye ayrılıyor. Ne diyor peki burada?

Kişi kötülüğü aştıktan sonra yani kendi içimde bu güçleri ihsana yönlendirdiğim zaman, şimdi onlar içerisinde onları kullanarak ya kısıtlama yapmak istiyorum (ya kısıtlama olarak kullanıp) ya da Yaratan’a sadece ihsan etmek için kullanmak istiyorum. Bu kişinin kendisini Yaratan’a yakınlaştırmasıdır. Yani arzularını kısıtlama altında bile kullansa. Bu daha az kişiyi Yaratan’dan ayıran bir koşul. Hatta Yaratan’a nasıl ihsan edebileceğimi düşünsem bile, bu kişinin kendisini Yaratan’a yakınlaştırması demektir.

OKUMA 

Şöyle ki; kişi her zaman kötülüğü yenerek kendisini yakınlaştırır.

RAV

Kişinin içinde ifşa olan sorulara göre ve Yaratan’dan kopuk olduğunu her ifşa edişinde, kişi o arzularında Yaratan’dan çok uzak olduğunu görür, keşfeder (bu arzuları kısıtlaması gerektiğini keşfeder). Çünkü onların içerisinde olursa O’ndan başkası yok şeklinde düşünemez (düşünemeyeceğini görür). Kendisinden bunları ayırdığı zaman onlarla iken O’ndan başkası yok nosyonuna gelir ve aşama aşama kendisini yakınlaştırır. Bu koşullardan geçerek kendisini Yaratan’a yakınlaştırır. Kişi ondan sonara bu arzuların kötü olmadığını görür. Ve meleklerin ifşasını görür. Yani  o kötü arzulara yön veren meleklerin aslında kötü melek olmadığını görür. Bunlar vasıtası ile doğru izlenimleri edinip kendisini ıslah etmeyi başarır ve Yaratan’a yakınlaşır. Daha önce Yaratan’ın tersinde olduğunu bile hissetmiyordu ama bu melekler vasıtası ile (yani incelemeler vasıtası ile) kendisinin iç koşulunu inceleyebilir. Doğru inceleme ile de kendisini Yaratan’a yakınlaştırabilir. İnsanın tüm işi bu.

Burada grubun koşulu var, yazarın yazdıkları var, bunların hepsi kişiyi doğru bir şekilde yönlendirmek için, arzularını yönlendirmesi için. Arzular değişmez, insanın içerisinde yaşaması gereken şeylere göre ifşa olur. Burada önemli olan şey arzuya bir tavır oluşturuyoruz. Ya kendimiz için ya da Yaratan için. Bunlar aslında iki zıt koşul. Kişiye iyi gibi görünen şey aslında kişiye iyi değildir ve kişi aslında Yaratan’a yönelik yaptığı zaman önce kendisi için iyi gelmemesine rağmen ilerde görür ki bu aslında kendisi için iyi olan koşul. Yani Yaratan’a ihsan etmek, bu koşulla kendisini Yaratan’la eşitler ve kişi bu çalışmalardan geçtikçe iyi ve kötü koşullardan geçer. Bunların aslında değerini öğrenir ve kötü melek diye bir şeyin olmadığını onunda iyi melek olduğunu  görür.

OKUMA

Her iki melekte aynı işlevi yaptılar

RAV

Yani Yaratan’la bütünleşmesini sağladılar. Ondan sonrada kişi derki; barış içinde gel. Bu şu demek; bunun mümkün olması yani insanın arzulara ayrılması (kendisi için ve Yaratan’a yönelik arzuları ile ikiye ayrılması). Diyelim ki Yaratan’a yönelik koşulu kalpteki nokta, anlamamasına rağmen kişiyi dürter, zorlar ve sadece kişisel egoist arzularının üzerine hesap yapmaya götürür. Bu kişiyi normal hayatından çıkarır. Sadece fiziksellik için hesap yapmasına karşı çıkar. Bu nedenden dolayı kişinin kendi arzusu içerisinde ayrılması (yani kendisi adına, başkası adına) ve o koşullarda içinde bulunduğu koşulu tayin etmek ya da kötü olması (egosuna endeksli olarak) manevi değerlere göre hesap yapmaya başlar. Bu kişiye bir canlılık verir, manevi bir hayat. Kişi eğer koşullarının kötü olduğunu yani içinde bulunduğu hayatın, koşulun ne kadar, kötü olduğunu gösterecek bir melek olmaz ise (kişiyi etkileyen) kişi bir hayvan olarak kalır. Dolayısı ile kötü bir melek olarak gözüken bir şey (çünkü insanın gözünde kötü bu, çünkü ıslah olmamış arzularına endeksli olarak hissediyor kendisini). Özellikle bu melek vasıtası ile kendisini yönlendiriyor. Bu yüzden en sonunda iyi meleği de kötü meleği de kutsuyor. Çünkü ikisi de kendisine yardıma geliyor. Hocalarımızın yazdığı gibi; kötüyü de iyiyi kutsadığı gibi kutsamalı. Çünkü iyi ve kötünün insanın içerisindeki ifşası kendi niteliklerine göre. Aslında dışında bir tek güç var. Yaratan kişiye biraz daha ifşa olur ve kişi hareketleri görmeye başlar. Işık biraz daha ifşa olur. Kişinin hissettiği arzulara göre hisleri değişir. Çünkü insanın doğasına göre sadece iki niyeti olabilir ya kendisi için ya da başkası için. Dolayısı ile kişi bu O’ndan başkası yok koşulunu anlayarak Yaratan’a yakınlaşmaya başlar. Kişiye birçok güç, bir çok kişinin etkisi, bir çok farklı şeylerin etkisi varmış gibi gelmesine rağmen, kişi hepsini bir tek güce ilişkilendirir (Yaratan’a ilişkilendirir). En sonunda da barışla gel diye kutsar(yani gel ve beni barışa getir, bütünlüğe ve Yaratan’la birleşmeye). İkisini de kutsar. Bana acıma sadece bir an önce ıslah sürecinden geçmem için (bana) yardım et. Çünkü bütünlük gerçek anlamıyla ihsan etmektir.

OKUMA

Ve kişi çalışmasını tamamladığı zaman yani tüm solu kutsallığa getirdiği zaman, şöyle yazdığı gibi; Sen’den saklanacak bir yer yok, o zaman kötü meleğin yapacak başka bir şeyi yoktur. Çünkü insan tüm zorlukları, kötülüğün getirdiği tüm engelleri aşmıştır. Ve ondan sonra kötü melek iptal olur. Ve insan ona barışla gitti der.

RAV

Kötü melek bozuk kabların ifşasıdır. İnsan bunları ıslah ettiği zaman melek ortadan kaybolur. Kendisi için bir niyetten, Yaratan’a yönelik bir niyete döner, bunun dışında kötü güç diye bir şey işlemez. Karanlık kişiye Işık olarak yansır, her şey köküne döner ve dünyada hiçbir kötülük olmaz (yani insanın dünyasında bir kötülük olmaz). Çünkü her şey ıslah olmuştur. Ve kötü melek ortadan kaybolur. Yani aslında iyi bir melek haline gelir. Kişinin barışla git demesi, kişinin ıslahında kontrol edip, ekleyecek bir şey bulamamasındandır. Gimar Tikun’dan sonra çünkü farklı bir çalışmaya gelir kişi. Orada ki yapılan çalışma kişinin eksikliklerinden kaynaklanmıyor. Düzeltmesi gereken Yaratan’a ters olan koşullardan değil, orada Yaratan’la bir ortak haline geliyor. Her ikisi de beraber ortak olarak çalışıp, beraber yükseldikleri bir koşul. Bu çalışmada ne olduğunu anlamıyoruz. Kabalistler bunlarla ilgili (Gimar Tikun’dan sonrası ile ilgili) hiçbir şey yazmıyor. Sadece belli bir noktaya kadar anlatıyorlar. Yaratan’a geldiğimiz koşulu yani Şabat (cumartesi) dediğimiz koşula iki melek vasıtası ile getiriyor bizi.

SORU: Yaptığım çalışmada eğer düşüşte isem, her şey iyi diyorsam, yani zorluklarım varken kötü meleğe ilişkilendirmiyorum, her şey iyi diyorum, bunu yapmak yanlış mı?

RAV: Söyleyemem.

Kişiye kötü bir şey geldiği zaman ve kötü bir şey değil bu, önemli bir şey değil bu derse bu dincilik olur. Yani yüz yüze gelmek istemiyor. Yani bu iyi ve kötü bir şey yok derseniz bu dincilik gibi olur, buna tek çizgide çalışmak denir. Alma arzusunu alıp, sol çizgi ile çalışmıyor. İncelemeye başlaması lazım, Yaratan’dan zıtlığını görmesi lazım, Yaratan’a nasıl lanet ettiğini, küfrettiğini görmesi lazım, düşüşte olduğunu görmesi lazım. Kendisini tümüyle izole ediyor ve eğer gözlerini kapatırsa (bunların hepsi nasıl olsa Allahtan geliyor, bunların hepsi iyi şeyler için diye düşünürse) buna Hasid denir, tek çizgi yani dinci. Ne sağ çizgisi var, ne sol çizgisi var. Sağ çizginin olabilmesi için sol çizginin olabilmesi lazım. Sağa gider sola gider arada çalışma mesafesi var ki kendisini tayin etsin. O iki melek kendisine hizmet ediyor.

Düğününü hatırlıyor musun (RAV soruyu sorana soruyor), unutmak istiyorsun değil mi? İki melek geldi seni Hupa’nın (çadır) altına getirdiler. Hupa yani çadır, Yaratan’la bütünleşmeyi sembolize eder. O seni Hupa’ya götüren şey iki melek, iyi ve kötü, biri sağ koluna giriyor, öteki sol koluna giriyor. Ve seni çekiyorlar düğününe, kaçmayasın diye (gülüşmeler). Maneviyatta da böyle. Fiziksellikte belki onların önünde koşuyorsundur, bilmiyorum. Dolayısı ile kişi iki melek arasında onu söylemeye çalışıyorum. Kendisini tayin ediyor. Niye? İki tarafta da oldukları için. Eğer sadece bir melek olsa ve her şeyin iyi olduğunu kontrol etmeden, alma arzusunun üzerine çıkmadan, hiçbir hesaba katmadan, her şey iyi derse kötü şeyler olmasına rağmen, büyüyecek bir nosyonu yok, büyüyecek bir koşulu yok. Çünkü engelleri alıp çalışması lazım. Yani Yaratan’a ancak düşünceleri ile yaklaşabilir (dağa tırmanabilir).

Kişi iki koşulda kalır. Tüm arzuları ile iki koşul altında kendisini yönlendirir. Ama tek çizgide olursa bu dincilerin yaptığı bir şey. Buda Yaratan’a bir yaklaşım ama bu yaklaşım insanı bizim zamanımızda (devrimizde) Yaratan’a yaklaştırmaz. Yani insan büyüyemez. Çünkü biz egonun gelişiminin son safhasındayız. Baal Hasulam bu yüzden son nesil diyor.

Arzuya nesil denir. Her defasında ifşa olan o arzu. Bizde şimdi en son arzunun içerisindeyiz bu yüzden bizim neslimize son nesil diyor.  Kendimizi artık sakinleştirecek şeyler bulamıyoruz. Yani Hasid olamayız, dinciler gibi direkt takip eden olamayız (dinci takip eden demektir). Yani bu arzuyu almamız lazım, bir melek gibi görmemiz lazım. Bize kötü gibi gözükse de ancak o şekilde kendimizi maneviyata yönlendirebilir, Yaratan’la bütünleşmeye getirebiliriz.

SORU: Eğer Gimar Tikun koşulu olursa, melek olmadan nasıl olabilir?

RAV: Çünkü orada tüm arzuları ihsan etme koşuluna geliyor. Yani kötü bir melek gönderdiği zaman artık kötü olarak gelmiyor çünkü ıslah olmuş oluyor.

SORU: Peki nasıl ilerleyebiliyoruz ki böyle bir şekilde?

RAV: Eğer ıslahını tamamladıysan daha nasıl ilerleyeceksin. Islah edecek bir şey kalmadıysa. Artık aynı metotla ilerlemiyorsun. Aynı süreçle ilerlemiyorsun. Gimar Tikun’dan sonra farklı bir süreç var, Yaratan’la ortak olma koşulu var. Ne olduğunu bende bilmiyorum. Şu anda onu öğrenmek konumuz değil.

SORU: Gün içerisinde 23.5 saat hazırlık yapmak ve yarım saat egoda olmak nedir?

RAV: Baal Hasulam bize şunu söylüyor; gün içerisinde 23.5 saat sağ çizgide olun, yarım saatte sol çizgide olun, dediği zaman nasıl olabilir bu. O zaman kötü meleği yarım saat mi kullanıp geri kalan gün sağ çizgi içerisinde miyiz. Bu şekilde iyi ve kötü kullanımdan bahsetmiyor. Burada kutsallığa ve eleştiriye yaklaşımından bahsediyor. İki meleği de kullanıyorum. İkisinin içerisindeyim. Kötü meleği (bana kötülüğü getireni) inkar edemem, çalışmam lazım. Tüm hareketlerime beni iten bu. Alma arzumu silip atmıyorum. Melek gibi değilim yani. Arzum sadece Yaratan’a yönelik, bana ne olursa olsun, umurumda da değil dersem bir melek gibi olurum. Sanki hiç kötülük yok. Dünyada hiç kötülük ifşa olmamış gibi. Çünkü bu yanlış bir yaklaşım. Bu alma arzumla 23.5 saat çalışmam koşulu ama kontrolsüz (içinde ne olduğunu kontrol etmiyor, böyle bir şekilde çalışan birisi). Kişi olanları sürecine ilişkilendirmeli, ilerleyişine ilişkilendirmeli, amacına ilişkilendirmeli. Ondan sonra sadece yarım saat başardım mı başarmadım mı diye kontrol etme koşulu var. Güzel bir soru.

Şu anda o güzel not defterine neler yazdığın önemli değil (RAV öğrencisine söylüyor). Benimde bir sürü not defterlerim vardı. Tüm realitede olduğu gibi kişi akıllı olarak büyümez. Bu suni (yapay) incelemelerden, bilgilerden, on tane üniversitede bitirseniz bu işte yardımcı olmaz. Tıpkı şimdi sokaklara çıkıp bağırsam da işe yaramayacağı gibi. Hayat ağlayışımıza, bilgimize göre ilerlemez, kendi süreçleri var, kendi dönemleri var. Hoşumuza gitse de gitmese de ne olacaksa olacak. Sadece tavrımı değiştirerek yetişmemin koşullarını nasıl algıladığımı, nasıl ilerlediğimi değiştirebilirim. Ama işin evriminin farklı kuralları var.

Tüm dünyada ki liderler zıplayıp, çırpınabilir, istedikleri kadar yasalar yapsınlar, iyi ya da kötü düşünseler hiçbir işe yaramaz. Aynı şey bizim içinde geçerli, burada oturup, yazılar yazıp, notlar aldığımız zaman ilerlemiyoruz. Sadece bizi ıslah etmeye yarayacak gücü çekmeye çalışmakla ıslah olabiliriz. Islahımız sadece bunun için. Oturup Rav, o melek şöyle bu melek böyle, bu böyle çalışıyor, bu böyle çalışıyor diyerek kendinizi ıslah edemezsiniz. Kendinizi ancak ne kadar üzerinizde çalışıyor, bu Işık beni değiştiriyor mu, değiştirmiyor mu gibi düşünerek yapabilirsiniz. Diyelim ki şimdi oturdum 40 dakika Şamati dinledim, ne bir ders, ne bir kitap okuduk, peki bu beni etkiledi mi, beni etkilemesini istedim mi, böyle bir talep ve arzunuz olduğu kadarıyla etkiler sizi. Kişi bu talepten koparsa, benim üzerimde işliyor mu bu ders, bundan faydalanıyor muyum, beni değiştiriyor mu, ıslah ediyor mu düşüncesinden koparsa Işığın etkisi de gider. Kalp bu dilden anlar. Kalp edinir yani arzular içindeki ıslahla ölçülür.

Bu yüzden diyor; akıllı öğrenci öğrenmez diye yazıyor. Çünkü insanlarda ki bilgilere inanma denir. Sayfaya göre çalışana centail (Yahudi olmayan) denir. Çok güzel zekâsı olur, tüm bu şeyleri bilir ama Yaratan’a yakınlaşmıyordur. Ancak Yaratan’ı yönlendiren (kendisini Yaratan’a yönlendiren) bir insana, kalbinde yönlendirirse (bunu aklında yaparsa uygun değil) böyle bir insana Yahudi denir.

Burada iki melek var, eğer seni etkilemelerini istiyorsan (ki bunların arasında büyüyesin, yetişesin, niyetini değiştirebilesin) o zaman sadece bu istek seni değiştirebilir. Yani erdemlik öğrenmek, bilgi edinmek seni değiştirmez. Ya bilgi isteyeceksin ya da ıslah isteyeceksin, kişi bunu tayin ediyor. Bu nedenden dolayı iki melek olmasına rağmen arasındaki kişi bunları dizgin gibi tutar, o tarafa ya da bu tarafa yönlendirir.

SORU: Ama bilgi, kişinin birikimiyle bir şey tayin etmesine yardımcı olmuyor mu?

RAV: Şunu diyorsun; Eğer kişi gelirse ve ne yapabilirim diye soruyorsa, ben kendimden hatırlıyorum, üniversiteyi bitirmiştim, doğal olarak bilgi istemek gibi bir talebim vardı (Kabala öğrenmeye geldiğinde), çünkü Kabalaya geldim ve bilmek istiyordum. Bana hissetmen gerek dendiği zaman, ne demek hissetmek dedim. Çünkü doğam gereği başkaları ile bağ kurmaktan çok uzak bir insandım. Grup içerisinde çalışacağım, doğam buna çok tersti. Bazı insanlar başkalarına daha açık, iyi öğrenciler, mesela Niv (sınıfta bir öğrenci) gibi, böyle birçok insan var. Bazıları da benim gibi, tümüyle taştan bir kalpleri var. Peki, ne yapmam lazım. Aklın yapamadığını zaman yapar derler. Yani sabır. Dağa tırmananların efsanesi ile ilgili yazdığı gibi, başka bir deyişle kişi belli bir grup içerisinde kitabın etkisi, Yaratan’ın etkisi altında bu şekilde yaratılması koşulu kendi suçu değil. Kişinin amaca ulaşmak için fırsatı olmadığı da söz konusu değil, olmaması da söz konusu değil. Kişi başkaları ile entegre olduğu için, kişi hala yukarıdan işlem görüyor ve ıslahını düşünemiyor olsa bile sadece bilgiyi düşünüyor olsa bile (bilmek istiyorum, kontrol etmek istiyorum, anlamak istiyorum, nerdeyim ben, nasılım) diye bu şekilde çalışırsa, buradan löp diye sıyrılamayacağına göre (ama grupların içerisinde hocasıyla, kitapları ile olduğu için) kişi öyle bir şekilde etkilenir ki, kişi yavaş yavaş kendisinin değişim arzusuyla etkilendiğini, değişme hissettiği hissi içerisinde bulur kendisini.

Değişmek için yani anlayışı değişir, değişmesi gerektiğini anlar ki gökler onun için açılsın.

Tıpkı bedende hücrelerin olduğu gibi, hücreler başkalarına bağlı. Bedende sadece yer alıyorlar, kendi başlarına bir şey tayin etmiyorlar. Deri, kemikler gibi bu alt dereceler (tüm fizyolojik bedeninizdeki). Peki, ne yapabilirsiniz? Bu şekilde kişi çabasına, çalışmasına başlar. Doğası gereği daha fazlasını, başkasını yapamaz. Gerisini de başkalarından alır. Çünkü genel koşulda önemli ve başkaları da kendisi için önemli ve her şey birbiri ile ilişki içerisinde. Birbirini tamamlıyor. Her biri aslında kendi koşulunu düşünüyor. Gerçekten ıslah olması gerektiğini düşünmeye başlaması birkaç yılını alır daha. Ondan önce doğru bir şekilde okuyamıyor bile. Manevi süreçte içsel değişimini ilişkilendiremiyor. Daha çok anladığımız zaman, daha çok kontrol edip, edindiğimiz zaman bir şeyler anladığımızı sanıyoruz. Ta ki kendisini nasıl yargıladığını, nasıl değiştiğini görmeye başladığı zaman. Bu çok derin bir inceleme. Bütün dünya içimizde, dünyalar içimizde, arzularımızın hepsi 5 parçaya ayrılıyor, bu yüzden 5 boyutta hissediyoruz. Dolayısı ile bu derinlik ifşa olmadığı için sadece bizim dünyamızı hissediyoruz. Kişinin kendisini ilişkilendirmesi uzun zaman alıyor. Aslında realitenin algılanması benim tecrübelerime göre sanıyorum en önemli nokta. İnsan dışarıda olan her şeyi alıp içinde bulunduğu koşulun içsel bir şey olduğunu tayin etmesine kadar. Sadece içindeki koşullara bağlı olduğunu görmesi lazım. Ancak bu şekilde kişi içinde bulunduğu dünyayı tayin edebilir. Çevresine ne olduğunu bunların hepsi kişinin içsel koşuluna bağlı. O koşula gelene kadar büyük gizlilik içerisindedir. Bu noktaya gelene kadar tavrı üç aşağı, beş yukarı doğrudur. Doğru bir realiteyi algılama koşuluna gelir. Bu felsefe önemli değil, realiteyi sadece içimizde hissediyoruz, dışarıda başka bir şey yok vs, önemli değil, önemli olan sonuç.

Sonuç şu ki kişi değiştiği zaman her şey değişiyor, önemli olan faktör bu, altı çizilmesi gereken şey bu. Yaratan’ın yüzünün ifşası ve gizliliği. Dolayısı ile bizim bu koşula ihtiyacımız var. Tüm realitenin algılanması teorik gibi geliyor, uzak gibi geliyor. Neden Baal Hasulam Zohar’a girişte yazıyor, neden bu kadar önemli, felsefe ve bilgiyi bu kadar çok sevdiği için mi? Lanet bir felsefe diyor ama bu şekilde olması sonuca gelmemiz için. Yani realite içimde hissedilen şeydir. Realite arzularımda bana ifşa olan şeydir, ıslah olduğu dereceye kadar (yada bozuk olduğu dereceye kadar). Bu Asiya’dan yukarıya olan bütün dünyaların hepsi insanın içerisinde, arzularında hissedilen şeyler, koşullar. Bu çok önemli bir nosyon. Dolayısı ile melekler, Yaratan hepsi içimizde. Bu yüzden dışarıda değişmesini beklememiz gereken hiçbir şey yok. Sadece iç değişmeyi bekleyebilirsiniz. Grup zaten sonsuzluk içerisinde diye bakıyoruz. Tümüyle kutsal bir koşul. Ben grubun içerisinde neredeyim, ne koşuldayım, bunu istiyor muyum, istemiyor muyum. İnsan mutlağa yönelik çalışır. Talebine göre alır, edinir. Eğer içindeki Reşimot’un uyanışını doğru bir şekilde geliştirirse, sürekli içimde oluşan o resmi Yaratan’a yönlendirirsem buna doğru şekilde çalışmak denir. Ta ki O’nunla ortak bir şekilde çalışma noktasına gelene kadar.