|
|
|
ŞAMATİ 112 - ÜÇ MELEK OKUMA İbrahim’in sünneti esnasında ziyarete gelen üç meleği anlayabilmek için, RAV Şöyle yazar; Hz İbrahim Sünneti yaptığı zaman, kendisi için çok zor olduğu söyleniyor. Dolayısı ile Yaratan hastayı ziyaret için ona melekler göndermiş, diye yazar. Elbette biz bunu bu şekilde anlamıyoruz. Fiziksel olarak değil. Burada kanatlarla yukarıdan aşağıya birileri süzülmüyor. Hatta bu şekilde konuşmak bile son derece yasak. Manevi çalışmada hep bu fiziksel imajların üzerinde tutmalıyız kendimizi. Zaten maneviyatı yok eden her şey bu fiziksel koşullara insanların bağlanması. Ama maneviyatın yazıldığı koşullara göre kendimizi bu fiziksel şeylerin üzerinde tutmalıyız ki bahsedilen gerçek kavrama gelelim yoksa manevi çalışmaya dünyevi şeyleri katarsak(cisimleri, maddeleri hayal edersek) buna ZİNA denir(Putperestlik denir). Üç melek nedir? Bunlar üç tane güç. Hz İbrahim’in derecesine sünnet olduktan sonra geldiler. Sünnet olmak çok özel bir derecedir. Sünnet olmak ne demek? Alma arzuları üzerine inceleme yapan bir insan(daha doğrusu gelecekteki, doğumdan sonraki alma arzuları üzerine inceleme yapar). Malkut dolayısı ile tamamladığı zaman üst Partzuf tarafından kontrol edilir ve alt Partzuf’a göre bir yaklaşım geliştirir. Partzuf kendisini pasifize eder üst Partzuf Aba ve İma gibi olur. Kapları üzerine ıslah yapar, alttaki kabın üzerine ıslah eder ve almak için ihsan etme kapları ile kullanamayanlar arasında bir ayırım yapar. Bu kullanamayacağı arzuları Gimar Tikun’a kadar keser atar yani alma arzularında ki Sim Sum Bet’i tutar. Buna sünnet denir. Gimar Tikun’a kadar kişinin dünyamızdan tırmandığı 125 dereceye bu kuralı tutmak durumunda. Yani ihsan etmek için alma arzularını kullanamadıklarını kesip atmak zorunda. Çünkü bunları ihsan etmek için kullanamadığından bu alma arzularını, bunları önemsiz kabul eder. Bu yüzden, kendi üzerinde böyle bir inceleme yapan kişi, üst olanı kendisi üzerinde ıslah olmaya zorlar ki buna da sünnet diyoruz. Bu ıslah olduktan sonra kişi bir çaresizlik içerisindedir. Çünkü şimdi alma arzuları ile çalışmaz ise o zaman neyi kullanabilir, nasıl kendisini tamamlar, nasıl çalışmasında ilerleyecek. Çünkü tüm alma arzusu orada ve üç çizgi içinde inşa olana kadar çaresiz olarak görür kendisini.(Sünnetten sonra ilk iki günde) Çünkü ihsan etme olarak kaplarında işleyemez. İçinde hala ilk orta çizgi yok bu nedenden dolayı yukarıdan özel bir güç gelir insana. İnsan içerisindeki bu ıslahı yapar buna melek denir. Dolayısı ile bir hikâye olarak burada anlatıyor. Hz. İbrahim Yesod’a benzer denir. Çünkü bu güç ikinci kısıtlamayı oluşturdu, Sim Sum Bet’i. Üç çizgi inşa edildi ve bu şekilde İbrahim adını aldı. Baal HaSulam da bunu bize açıklamaya çalışıyor. OKUMA Yaratanın kendisini ziyarete geldiğinde ne dedi RAV Yaratan ya Zer Anpin'de Atzilut diyoruz ya da Roş'ta Erhanpin diyoruz, ya da orta çizgi diyoruz. Çünkü burada kişinin kabının dışındaki bir şeyden bahsetmiyoruz. Realitenin algılanmasında bahsettiğimiz gibi burada kişinin içerisinde ifşa olan şey, sadece kişinin hissettiği şey bu(içinde ifşa olan). Belkiler den bile bahsetmiyoruz. Bizim inanç anlayışımız form eşitliği ile oluşur. Ne demek peki Yaratan kendisini ziyarete geldi? Şimdi o kapların içerisinde, sünnet olduktan sonra üst Partzuf ifşa oluyor. Yani üst Partzuf’un bir bağ kurduğunu görüyoruz. Peki, nasıl bir bağ içerisindeler? Yaratan’ın yani üst Partzuf’un, alt Partzuf’a yani yaratılana konuşmayı öğretiyor. Yani ihsan etmeyi öğretiyor, örnek veriyor. Bu kaplar içerisinde üst olanı Işıkları ile alır ve güç sahibi olur. Peki, neden alt olana geliyor? Çünkü üst olana yönelik kendisini nötrleştiriyor. OKUMA Ve ziyaretçi hastalığın 60 da 1 ini alır denir. RAV Burada zaten bir Partzuf’tan bahsettiğini biliyoruz, altı köşeli. OKUMA 60. parçadan bahsettiği zaman RAV Yani Partzuf’un içerisinde izlenimler var. Hz İbrahim, bölüm, akrabalar, tüm dünya bir Partzuf’un içinde. Bu Lot dedikleri yani bir bölüm arsa denilen yerdir. Kişiden ayrılır ve bu kap denilen izlenimler var yani ihsan etmek için kullanamayacağı şeyler ama gelecekte ki koşulda. Elbette hiçbir şey gereksiz yaratılmadı ama ihsan etmek için kullanamayacağı şeyler. Dolayısı ile kesilmek zorunda ve yere atılmalı, hiç düşünülmemeli, kısıtlama altında gizlilik içinde kalmalı yani bunlardan uzak durulmalı. Ne diyor bunlar için; işte öldürün diyor, kurban edin diyor bir takım yazılar yazıyorlar, bunda alma arzularının ıslahından bahsediyoruz elbette. Çünkü ıslah etmek için kullanılamıyor şu anda. Burada da bölüm denilen kaplar var. Alma arzusunun içerisinde incelemeler vardır buna Sodam ve Mora denir. Bu kaplar eğer ifşalarında ıslah olurlarsa, tersine çevirmek durumundalar. Yani ihsan etmek, almaktan daha önemli olmalı. Yere tohumları ekmek gibi. Ne zaman tohum ekiyoruz, bir şey büyütmek için, tersine çevirdiğimiz zaman yani önemsiz bir şey önemli olduğu zaman. OKUMA Ve Hz İbrahim’in talebi vardı, Soda’mı yok etmeyin diye. RAV Kişi arzuları arasında inceleme yaptığı zaman, gelecekte bu arzuları kullanabileceği kendisinden gizlidir. Bu kaplar içerisinde iken nasıl Gimar Tikun’a ulaşabileceğini anlayamaz. Nasıl bunları kesip, atıp, yok etmek durumunda, nasıl mümkün böyle bir şey? Bu yüzden aklı karışık olur, o kaplar olmadan nasıl ayakta duracağını bilemez ve zaten tartışması da budur. Soda’mı yok etme diye talep ettiği zaman,(tartışması da budur). Doğru ıslah olmuş ve bozuk kaplarda, burada ıslah olanlar İbrahim adı verilen kaplar, bozuk olanlar tarla denilen kaplar. İkisinde de kadın ve erkek dereceleri vardır. Yani erkek ve dişi, artı ve eksi. Erkek olan kısım kutsallıkta ya da Klipa’da iken o kadar kötü değildir çünkü içinde biraz ihsan biraz alma vardır ama dişi yani eksi kutup sadece almayı istiyor, ihsan etmiyor. Kutsallık içerisinde ise elbette o zaman muazzam pozitif bir güç ama Klipa’da ise çok kötü bir güç. Yani erkeğin Klipa’sından daha kötü. Dolayısı ile en kötü koşul dişi Klipa dedikleri koşul. Peki dişi kısımda ne oluyor? Yani kullanılamaz olan arzudaki dişi kısımda ne oluyor? Bunu yaptığı zaman arkana bak denir, bunun üzerine ıslah gerçekleştiği yazılır ve tuzdan bir sütun haline geldi denir. Burada elbette bir cezadan bahsetmiyoruz. Bir ıslah sürecinden bahsediyoruz. Hiçbir şey gereksiz olmaz ve burada bahsettiğimiz şey sıralaması ile gelişen bir takım süreçlerin herkes tarafından yaşanması gerektiği. Tıpkı dediği gibi “herkes kendi kitabını kendi yazmak zorunda kalbinde”. Tüm davranışlarında o arzuların nerede olduğunu tayin etmeli, tarla, tarlanın eşi ve tarlanın eşi denilen arzuları görmek lazım. Bu arzuların arkasına bakmak gibi bir eğilimin olduğu yazar ve bu arzuların ıslahı(sanki bunu Yaratan yapmış gibi) bununla sonuç itibarı ile tuzdan bir sütun olur denir. Genel kap içerisinde ancak bu şekilde muhafaza edilir. Sadece burada ıslah olmaktan bahsediyoruz elbette. Öğrenci: Şimon ve Levi’nin sünnetle ilgili verilen cevabı bizim için bir utanç kaynağı demesi insanlığın içerisinde de izlenimlerinden kaynaklanıyor RAV: Elbette burada bir ruhani Partzuf’tan bahsediyoruz. Bir taraftan Şimon ve Levi denilen nitelikler(manevi koşullar) var, öteki taraftan da gelecekte ıslah olması gereken arzular var. Buna Şohen denir ve Şohen’le ilgili Tora’da çok yazar. Bir taraftan Sim Sum Bet üzerine ıslah yapmasına rağmen ki buna sünnet denir ama bunu ihsan etme niyetiyle yapamıyorlar. Bu arzular sadece kutsallığa, kendi koşullarında(izlenimleriyle) girmek istiyorlar, bu yüzden bir sonra ki izlenime Şimon ve Levi denir. Bu yüzden öldürülmeleri lazım. Yani sünnetten sonra ihsan etme koşuluna kendilerini ekleyemiyorlar bunu gördükleri için ölüme mahkûm oluyorlar. Ne demek? Kullanılmıyorlar(şu aşamada kullanılmıyorlar). OKUMA Tarladan çıkan iki eşekle ilgili, Davut ve Süleyman zamanında iki zıt koşul. RAV Bu da başka bir ıslah. Yani tarlanın bir ıslahı. OKUMA Açıklamak için şunu dememiz lazım, RAV Her şeyin içerisinde dünya, ruh keşfetmemiz lazım. Dünyada ki tüm his, hissettiğimiz her şey, (realitenin hissedilmesi, algılanması kaplarımızın inşasından dolayı bu his kişi var olduğunu hissettiği zaman, dünyada olanları hissettiği zaman) bunun hayali olup olmadığını bilemez. Çünkü kendi kaplarından çıkamaz. Ben kendimi hissettiğim zaman, ne diyoruz, kendimizi hissettiğimiz zaman canlı olduğumuzu söylüyoruz, etrafımızda da var olan bir dünya var, dolayısı ile kendimizi yandan inceleyip de anlamamız mümkün değil. Belli bir koşul içerisindeyiz çünkü ve içinde bulunduğumuz koşul bize bu şekilde ifşa oluyor. Aslında biraz komik. Kabalistler bize şöyle açıklıyor ki, bunların hepsi alma arzusu içerisinde zevk duyma arzusu içerisinde oluyor. Çünkü Yaratan bunların içerisinde, üst Işık bunların içerisinde, üst Işık bunu dolduruyor, Yaratan’ın yarattığı bu alma arzusunu dolduruyor ve alma arzusunda hissedilen bu(bir realitenin içinde). Bu realite hissettiğimiz içimizde, aklımızda içimizdeki o yazılıma göre ayrılır. Beyin aklı dünya ve ruh diye parçalara ayırır. Elbette farklıda hissedebiliriz ama etmiyoruz. Neden ama dünya yıl ruh diye gözüküyor tüm koşullarda. Kendimizi almaktan ihsan etmeye çevirirken bu dünya yıl ruh koşulunda, üç element değişince tüm realitemi değişiyor. Nasıl dünya yıl ruh farklı bir koşul alıyor. Nedir ki zaten bu dünya yıl, ruh ve kendimizi içinde hissettiğimiz koşullar. Ne açıklıyor burada bir bakalım. Bir sonra ki derste buna devam edeceğiz. (23. 11. 2006, Sabah Dersi Şamati 112'ye devam) OKUMA İbrahim’i sünnet zamanı ziyarete gelen üç meleği anlayabilmek için, şöyle ki Yaratan ziyarete geldi ve ona ne söyledi. Hocalarımız söyledi ki hastalığın 60 ta 1 ini alır. Ve tarlanın ayırımı Sodomon ve Marla’nın ayırımı, İbrahim’in Sodom’u yok etmemesi talebi, kişinin bir tuzdan sütun olması, Şimon ve Levi’nin Napels halkına yolsuzluğu ve Davut ve Süleyman zamanında ki tarlanın ayırımı, Yukarıda ki maddeleri anlayabilmek için, her şeyde Olam Şana Nefeş buluruz. Yani dünya yıl ve ruh. Sünnette de derinin kesilmesin de Olam Şana Nefeş vardır. Dört anlaşma vardır. Deride her şey dâhildir ve bu Daled seviyesidir. Yerinden kaldırılması gerekir ve oradan toprağa atılır. RAV Dört anlaşma dört seviye Aviut, sünnette en bayağı arzu üzerine olan ıslah, Daled'de Daled üzerine (4. seviyenin 4. seviyesi). En bayağı arzuları, en büyük Klipalar'ı, alıp kesmek. Dolayısı ile burada sünnetten bahsederken ya da deriden bahsettiği zaman, deride tüm anlaşmalar var çünkü en büyük bayağılığı temsil ediyor. Yani Malkut'u alıp toprağa atmak. OKUMA Baba Işığı verir denir. Yani Malkut'u 32 yoldan evine getirir. RAV Bu yüzden içindeki Işık ıslah eder denir. Maneviyatı çalışan bir insan yani Kabala ilmini çalışan bir insan üzerine Yaratan’ın ıslah eden Işığını çeker. Bu Işık insanın üzerine yansır ve kişi hangi arzusunu ıslah için kullanıp kullanamayacağını görür. Bu arzulardan kendisini nasıl ayırabileceğini de görür. Yani ihsan etmek için kullanamayacağı arzuları nasıl ayıracağını görür. Kişi ondan sonra üzerine yansıyan Işık vasıtası ile bu sünnet dediğimiz davranışı yapar. OKUMA Sefirotlar Malkut’un Aviut’undan aklaştırıldı, yani içindeki yargı niteliğinden. Bu Malkut’tan dolayı bir kırılma vardı. Ve sonra İma RAV Bir başka ıslah daha ve Işığın başka bir gücü buna İma kırmızıyı verir denir(yani anne kırmızıyı verir). Malkut zaten geldiyse kullanacak bir şeyi daha fazla yoksa kişi ihsan etmek için ne çalışabilir ki. Kullanacağı arzuları yok, ihsan etmenin ne olduğunu bilmiyor, ne hareketin yapılabileceğini bilmiyor kendisinde bunu yapabilecek güç bulamıyor. Yaratanın Işığı vasıtası ile yeni bir güç elde ediyor. Bu Bina’nın Işığı yani Anne Malkut'a ihsan edecek güç verir. Ama Malkut’ta egoist arzusundan ayrılacak bir güç yoktur. Arzularıyla da ihsan etmeye yönelik elbette çalışacak durumda değil. Bunların hepsi Yaratan’ın ıslah eden Işığı vasıtası ile kişiye gelir. Kişi bu Işık vasıtası ile incelemede bulunur, hangi arzuları kullanamayacağını kendisi görür, tayin eder ve ihsan etmek için nasıl yapacağını bu şekilde görür, öğrenir, bunun hepsine sevap işlemek denir. Yani arzuyu ihsan etmeye yönelik çevirip ıslah etmeye sevap denir. Bu şekilde döndüğü zaman dostunu kendin gibi sev koşuluna yani mutlak ihsana kişiyi yavaş yavaş getirir. OKUMA Çünkü Malkut’ta iki izlenim var, biri dünya, ötekisi toz toprak. Dünyaya Bina’yı tatlandıran Malkut denir, toz toprağa da Malkut’un yeri denir. Yani yargının niteliği. Hz İbrahim İshak’ı canlandırmak istediği zaman ki bu İsrail oğullarıydı, onu sünnet ederek arındırması gerekiyordu ki ondan sonraki halk arı olarak doğsun. RAV Şimdi sünnette ıslah nerede başlıyor? Alma arzusunu insan içerisinde incelemeye başlaması lazım. İlk ıslah Hz İbrahim’in ıslahı denir. Alma arzusunu keşfetmek zorunda, nasıl kullanacağını, ihsan etmek için ne yapması gerektiğini bilmesi lazım. Ondan sonra alma arzularını keşfediyor ve o alma arzularından ihsan etmek için çalışabileceklerini ve çalışamayacaklarını ayırıyor. Hz İbrahim’in hikâyesi bu yani alma arzuları arasından kullanıp kullanamayacaklarını ayıklıyor. Bu yüzden tarladan ayrılmak zorundaydı ve taşı ters çevirmek zorundaydı denir. Yani burada bahsettiğimiz arzular İbrahim, İshak, Yakup, tarla, taş manevi kitaplarda yazan her şey(Tora da yazan her şey) insanın içinde olan şeyler, her şey insanın içinde. Ve insan küçük bir insan denir. Dünyada sadece kişi ve arzuları var ve bunun dışında da Yaratan var. Kişi bu üst Işığa Yaratan’a yaklaşmak ister ise (ki O’nun tek niteliği ihsan etmektir), insan o zaman o Işığı Yaratan’a benzeyebilmek için kullanır. Buna sevap denir. Burada Yaratan’ın bize verdiği sevap işleyin koşulları bu, yoksa insanın eliyle koluyla ne yaptığı Allah’ın umurunda değil, hayvanı boğazından da kesebilirsiniz ensesinden de, fiziksel el kol hareketleri ile insanın ne yaptığı Allah’ın umurunda değil. Allah’ın istediği tek şey yaratılan varlıkların Yaratan’a tutunması. Bu ancak insanın arzularının ıslah olması ile olur ve insanın anlaması gereken şeyde bu. Bize Tora da yazan her şey insanın arzusunu ıslah etmek için yazılan şeyler. OKUMA Ruhun ıslahına yönelik yapılan harekete de sünnet denir. Ve yere atmak. Dünyada ki ruhların karışmasına da Lot denir. Ve sünnete de Sodam’ın evirilip çevrilmesi denir. Ve sünnetin acısına da kurtuluş acısı denir. RAV Şu anda anlamamız gereken şey bu yani potansiyelde düşüncelerimizle bunları anlamak zor çünkü yeni terimler kullanıyor. Bunları anlayabilmemiz için Tora da yazılanları bilmemiz gerekiyor. Tora dediğimiz gibi sadece kişiden bahsediyor. İlk kelimesinden son kelimesine kadar Tora da yazan her şey insanın içindeki koşullar. Dünya, ruh, yıl, tüm dünya, ruhları ile birlikte her şey bir insanın içerisinde ve buda gerçek realitenin algılanmasında öğreniyoruz. İnsan algıladığı her şeyi kendi içerisinde algılıyor, dışımızda var olan tek şey var oda Işık yani Yaratan’ın Işığı. Tüm değişimler insanın içerisinde oluyor. Bu değişimler vasıtası ile sanki dışarıda bir realite varmış gibi geliyor aslında bu içsel bir realite. Ve bazen içsel ve dışsal olarak ayırabileceğimizi düşünüyoruz ama işin derinliğine biraz daha girersek yani gerçeğe yaklaştıkça kişi görür ki aslında var olan her şey sadece bize öyleymiş gibi geliyor. Yani arzularımız bize tüm resmi çiziyor. Var olan resim aslında bu değil yani dışımızda var olan şeyler gördüğümüz şeyler aslında değil. Kendimizi daha çok değiştirdikçe arzularımız bu yüzden daha çok Işığa benzer(dışımızda var olan Yaratan’a benzer) ve realitenin algılanması değişir, Işığa yakınlaşır. Buna dünyaların derecesinde yükselmek denir. İnsanın içerisindeki tüm arzular artık insanı Allah’tan ayırmayı durdurur. Dolayısı ile kişi bu şekilde Ein Sof dünyasını hiçbir imaj olmadan hisseder. Kendisine hayal gibi gelmeyen bir şekille Yaratan’la bütünleşir yani son derece realist bir şekilde(Yaratan’la bütünleşir). Dünyada var olan her şeyi Yaratan’ın gözüyle görmeye başlar. Kişi realiteyi bozuk doğasından önce algılar ve alma arzusuyla Işık arasındaki o nitelik farkından dolayı(çünkü Yaratan’ın Işığı sadece ihsan etmek, yaratılan varlık sadece almak istiyor) bu iki koşul birbirine zıt ve insan bu zıtlığı gördüğü zaman realiteyi bu aradaki farka göre daha fiziksel ya da ruhani görür. Yani Yaratan’a yaklaştıkça dünyayı ruhani görür, Yaratan’dan uzaklaştıkça dünya fiziksel olarak(kişiye) gelir. Ancak insanın realite olarak hissettiği her şey, dünyası olarak hissettiği her şey sadece içindeki arzuların yansıması. Dolayısı ile arzular ıslah oldukça realitesi de değişir. Bu yüzden insan arzusunu değiştirmek zorunda değil. Sadece geriye kalan hareketlerin hepsi amaca yönelmek için faydalı değil. Amaca yönelik ilerlemek sadece orta çizgiyi tutmakta olur yani kişi Yaratan’ın Işığı vasıtası ile kendisini Yaratan’a benzeyebilmek için ıslah eder. Burada realitede iki şey var Yaratan ve yaratılan. Bu yüzden diyoruz, İsrail oğulları ve Yaratan var. Tora nedir peki? Tora, yani kişi bunu kullanarak kişi kendisini ıslah eder ki Yaratan’a benzeyebilsin. Eğer kişi kendisini bu amaca yönlendirir ise yani Yaratan’ın Işığının kendisine gelip, kendisini ıslah edecek O güce benzemeyi arzular ise sadece buna konsantre olup, buna odaklanır ise buna doğru yolda ilerlemek denir. Buna yaratılışın amacına doğru bir şekilde yönlenmek denir. SORU: Bana makaledeki detaylar nasıl yardımcı olabilir. Çünkü çok detay var. RAV: Ben makalede olan koşulları hatırlamayı önemsemiyorum eğer o derecedeysem neden bahsettiğimi biliyorum, o derecede değilsem hatırlamak bana ne fayda edecek. Dolayısı ile yapman gereken şey ne, hafızamı falan mı güçlendireceğim, ek bir hafızamı ekleyeyim kafama, belki kafamıza bir hafıza çipi koymam lazım. Bize bir şey vermiyor. Kabala ilmini öğrenirken neden çalışıyoruz, sadece Yaratan’ın Işığını üzerimize çekip bizim etkilenmemizi istiyoruz. Benim hatırladığım önemli değil ki hiçbir değeri yok hatırladığın şeyin. Aslında yaşadıklarımız ya da Tora bizi kurtarıyor vs bunların koşulları ne? Bunların koşulları kişinin Reşimot’una dâhil olmasında, arzusuna dâhil olmasında, izleniminde ıslah olmuş kaplarında var olması gerek ve bu şekilde kişi kendisini bir şekilde tutabilir. Yani bunun için temelin olması lazım. Ama makalede anladıklarım yani aklımda benim anladıklarım bizlere çok yardımcı olmaz. Kabalada kişi manevi bir yolda ilerlemek istiyorsa, doğamızın bizden talep ettiği şey ne arzumuzdan çalışmak, beynimizden değil. Beyin arzunun yanındadır, akıl sadece arzuna hizmet etmek için gelişir. Arzuyu ıslah ettikten sonra beyne ihtiyaç yok ki, biz arzudan çalışırız Kabalada. Ne yapmamız lazım? Ulaşmamız gereken şey ne sevgi koşulu, sevgi koşulu beynimizle alakalı bir şey değil ki. Dünyamızda bile sevgi seviyesi akılla ilgili değil, ne diyorlar “bak âşık oldu aklını kaybetti”. Dolayısı ile sevgi doğal bir şey. Seviyorum neden, cevabı yok, seviyorum işte o kadar. Dolayısı ile Yaratan’ın insan sevgisinde gelmemizi istediği koşul bu (kendini sevdiğin gibi). Neden kendini seviyorsun? Seviyorum, benim çünkü diyorsun. Doğal bir şey. Kişi intiharda etse hala kendisini sevdiğinden yapıyor. Bu yüzden kişisel sevgiden bir başka bir insan sevgisine gelmek için bir histen başka bir hisse geçmek gerekir ve bunu sadece insan için Allah yapabilir. Bunun içinde zeki olmaya, akıllı olmaya ya da bunları hatırlamaya ihtiyacımız yok. Sadece Yaratan’ın Işığı insanı değiştirebilir. Bu nedenden dolayı akıllı olan öğrenmez derler. Hala aptal olmaya devam ederler, o yüzden endişe etme, kişinin manevi yolda ilerlemesi zekâsına endeksli değil. Kabala ilmi ne diyor? Tüm dünyanın çalışması gerek diyor hocalarımız yani tüm dünya kendisini ıslah etmeyi öğrenmek zorunda. Neden? Çünkü entelektüel bir çalışma değil Kabala. Biz öğrendiğimiz zaman her şeyi tartışmak zorunda sanıyoruz, anlamak zorunda sanıyoruz, bu kesinlikle yanlış. Bir kelimesini bile anlaması önemli değil sadece ıslah olmaya yardımcı olduğunu düşünürse o zaman Tora’yı öğreniyor denir. Bilgi edinmek için çalışmayız. Bu yüzden sadece kendisini ıslah etmek için çalışan insana Yahudi denir. Entelektüelliği edinmek isteyen bir insana Kental denir (yani Yahudi olmayan sıradan bir adam). Burada dincilerde içinden bilgi almak istiyorlar ve bu dünyada itibar sahibi olmak için, güç sahibi olmak için kullanıyorlar. Maneviyattan, kutsal kitaplardan menfaat edinmek için çalışıyorlar. Bu adamlara maneviyatı çalışıyor denilmez. Biz Kabala çalışırken bir tek şey talep ediyoruz oda ıslah olmak. En büyük problem bu, hala dincilerin sürgünde olmalarının nedeni bu. Burada tüm bu yazılan şeyleri hafızamda tutmak gibi bir zorunluluğum yok. Kişi sadece buradaki kelimeleri içinde hissetmeli. Sen (Rav soruyu soran kişiye söylüyor) şu anda bile not alıyorsun seni sadece sakinleştiriyor. Aslında seni rahatsız bile eder, bir an önce kalbine koymak için çalışırsan, kalbindeki değişiklikler daha önemli hale gelir. Şimdi düşünüyorsun not alırken “Allahtan bu notları aldım, sonra gene okurum” tümüyle hiçbir işe yaramaz. Kişisel tatminlikten başka bir şey değil. SORU (aynı öğrenci): Eğer şimdi hissettiğim his, eğer bir daha hissetmek istiyorsam bana yardımcı olmayacak mı? RAV: Eğer şimdi hissettiklerini bir iki saat sonra tekrar hissetmek istersen o zaman tuzdan bir sütun olursun (makalede yazdığı gibi). Anladın mı? Çünkü olan bu, kişi geçmişe dönmek istiyor sürekli. Seni fazla paralamak istemiyorum sabahın ilk saatlerinde. OKUMA Çünkü bilmemiz gerek, kişi Yaratan’la bütünleşmek istediği zaman form eşitliği yoktur. Sadece ihsan etmek istiyordur ve kendisi için bir şey almak istemiyordur. Kişi böyle bir şekilde geldiği zaman çalışacak bir yer bulamaz. Çünkü kendisi için bir ihtiyacı yoktur ve Yaratan içinde “Yaratan’ın bir şeye ihtiyacı yok ki der”. Dolayısı ile yapacak bir çalışması yoktur. Bu yüzden de sünnetten dolayı çok acı çeker çünkü sünnet çalışacak bir yer bulmak içindir. RAV Geçmişte aşacak bir şeylerin peşindeydi, ilerlemek istiyordu, içinde bir azim ve güç hissi vardı. Ondan sonra bir ıslah oldu sanki bu arzular ortadan kayboldu yani insanın üzerine Işık geldi ve sünnet arzuları aldı götürdü. Peki, şimdi ne oldu? Sanki yükselip arındı, niteliklerinde yükseldi evet ama şimdi o arzuları yoksa ne yapacak. Yani ihsan edeceği bir şey yok ki alacak bir şeyi de yok. Bu yüzden ne ihsan edebiliyor nede alabiliyor. Buna sünnetin acısı denir. O üç gün dedikleri, üç günün ıslahı birçok yerde okuduk, üç günün kısıtlaması. Kişi bir sonraki ıslahı edinmeden önce ki üç çizginin inşasıdır buna üç gün denir. Kişi yeni bir arzu edinene kadar(üstün arzusu, Bina’nın arzusu). OKUMA Çünkü sünnete alma arzusunun kişiden ayrılması denir. Eğer alma arzusunu ayırırsa ki zaten kişinin kontrolü yok, kişinin çalışmasına ekleyecek bir şey yok bunun üzerine bir ıslah vardır. Kişi kendisini alma arzusundan sünnet etse bile kendi içerisinde Behina Daled’in kıvılcımları vardır ki bunlarda ıslah bekliyor. Bunlar Gadlut’un Işığının vasıtası ile tatlandırılır ve şimdi çalışacak bir yer bulur(Gadlut büyüklük demek). RAV Yani kişiye bir ıslah gelir. Bunun detaylarına şimdi girmeyeceğiz. Nasıl olduğuna da girmeyeceğiz çünkü başlı başına bir süreç ama her halükarda şöyle olur, kişi görür ki alma arzusu ile bir şekilde Bina’nın niteliği içerisinde yer alabilir ve kendi içselliğini inşa etmeye başlayabilir buna Malkut’un Bina’da tatlanması denir. OKUMA Hz İbrahim’im sünnetten sonra acısı vardı dedikleri bunu anlatmaktadır. Yani Yaratan kendisini ziyarete geldi ve melek bu acıyı geçirdi. Mihail sağdan, Gabriel soldan ve Rafael önceden. Ve Malkut’u sünnetten sonra iyileştirir. Ve Malkut için hala çalışacak bir yer bırakır, ikinci melekte taşı ters çevirmeye gelir. Yani derinin alınmasına Mila denir (sünnet) ve Olam Sodam’ın döndürülmesidir. Bu yüzden sünnet olduktan sonra geriye acı kalır. Sonra acının iyileşmesi lazım. Sodam’ın tersine çevirmesine de tarlanın kurtarılması denir. Bu ayırımı anlamak zordur. Eğer bir ayırım varsa nasıl iyi olabilir? Sünnetten sonra bir acı vardır bunun nedeni çalışacak yeri yoktur. Yani ihsan edememekte bu nedenden acı çekiyor. Şöyle ki Behina Daled’den geriye kalan kıvılcımlar ancak insana çalışacak yer bırakır ve bunları ıslah etmek zorundadır. Bunları sünnet olmadan ıslah edemez. Dolayısı ile öncelikle yükseltilmeleri gerekir. 248 kıvılcımın ıslah olması gerekir ve bu şekilde kalbi ıslah ederiz. Bunun için önce sünnet olup derisini ayırmak zorunda. RAV Şöyle ki kişi egosundan kurtulmak üzere ise(şu anki haliyle) elbette ki sonsuzluğa kadar kurtulacak. Arzuları artık duymak bile istemiyor. Bu arzulara sonradan geri gelebileceğini düşünemiyor bile. Ve ölüleri canlandıracağını, tekrar bunlarla beraber olacağını, bunun hatta mümkün olduğunu bile hayal edemez. Bu çok yukarıda bir derece maneviyatta. Kişiye bu arzular sanki korkunçmuş gibi geliyor ve nasıl tekrar bunları kullanacağını hayal edemez. Bu yüzden şu anda sünnet derisine tekabül eden arzuları kendisinden ayırdıktan sonra yani o 365 arzuyu ayırdıktan sonra, sadece 248 arzu olan Galgalta Eynaim’e tekabül eden arzuları ıslah ediyor. Ve Ahap’ın arzuları yani 365 arzu kişiden kaybolur. Şimdi sadece Galgalta Eynaim’in arzuları ile çalışıyor ve üst Işık bunu organize ediyor, kişiye yardım ediyor ki o arzulara yönelik sürekli mücadele içinde olmasın diye. Onlardan kurtulmak istiyordu ve üst Işık vasıtası ile oldu. OKUMA Sünnetin ıslahının gizliliği buradadır. Yesod’un ayrılması RAV Yani sahip olduğu tüm arzulardan (kurtulması gereken o arzuların hepsinden) kişi bilmiyor ama onların içerisinde. Ve ihsan etme niteliğini izin verilen arzuların üzerine inşa eder. SORU: İnsan ıslah edeceği arzuları nasıl bilecek? RAV: Eğer burada bu dünyada ki bir adamdan bahsediyorsak, bizim gibi bir adam yani, bir sürü arzusu var, o arzuların ne olduğunu biliyoruz. Birkaç kategoriye ayırıyoruz, her şeyi barındırıyor, fiziksel arzular yani. Bedeni doğal olarak istiyor. Ne var, bazı kategoriler nedir? Yiyecek, içecek, barınma, aile, seks, ev yani doğal olarak istediği şeyler. İçgüdüsel olarak bunları talep eder. Bundan sonra başka kategori arzular var. Bu tür arzular toplum vasıtası ile şekillendirilir. Toplum içerisinde ki arzular, kişinin içerisinde toplum vasıtası ile uyanır, bunlar suni arzular. Bize aslında suni gibi gelmesine rağmen bu aslında insanlar arasındaki bağdan kaynaklanıyor. Ondan sonra bu dünyanın seviyesi içerisindeler. Nedir bunlar? Zengin olmak, para, itibar sahibi olmak, güç sahibi olmak, bilgi sahibi olmak. Bu arzuların hepsine insansal arzular denir. Kişi toplumun bir parçası olarak, (çünkü toplum sürekli toplum içerisinde yaşıyoruz, insanoğlunun bir parçası olarak) başkalarından etkilenir. Sahip olduğumuz şey bu. Bedensel arzumuz ve etrafımızdaki topluma endeksli olan arzular. Bunlar maneviyata ait değil, bunlar içinde bulunduğumuz fiziksel dünyaya ait. İnsan bunları aslında ıslah edemez, burada ıslah edecek bir şey yok. Islah etmemiz gereken arzuların hepsi Yaratan’a yönelik arzular. Ben Yaratan’a ihsan etmek istiyorum çünkü ondan alıyorum. Baal HaSulam’ın bahsettiği arzular bunlar ve bunlardan bahsediyor. Ne diyor? Ev sahibi ve misafir var. Dolayısı ile yapmamız gereken hesap, kime saygı duyacağım yani ev sahibine mi yoksa ev sahibinin sunduğu şeylere mi değerli bulacağım. Bu yüzden bizim manevi hesap dediğimiz her şey sadece Yaratan’a yönelik olan şeyler. Ben ve Allah arasında. Yaratan’ın bana verdiği şey yani egoist arzum aramızda olan bir şey. Dolayısı ile arzumu neye göre kullanacağım. O’na göre mi, kendime göre mi. Bu dünya ile ilgili ve endeksli değil, bu yüzden hocalarımız derki “bu dünyadaki arzularınızı bırakın, önemsemenize gerek yok”. Tüm dikkatinizi, odağınızı sadece Yaratan’a konsantre olarak, onu nasıl keşfedeceğiz, ondan başkası yok koşuluna nasıl gelip onunla bir bağ kuracağız. Arzular, düşünceler, içimizde uyanan her şey, Yaratan’a yönelik içimizde ifşa olan her şeyle buna yönelik çalışmamız lazım. Bizim maneviyatta çalışma yerimiz bu. Bu dünyaya ait koşullardan bahsedecek olursak, ne bileyim para, bilgi, bedenimin ihtiyaçları, bunların hepsi fiziksel arzu. İnsansal dünyevi arzular yani kişinin maneviyatı ile ilgili hiçbir alakası yok. Maneviyatta seni ne kadar yemek yediğine göre tartmıyorlar. Tam tersine maneviyatta diyorlar ki yemek yiyeceksin, sağlıklı olacaksın, gücün olacak ki çalışabileceksin. O kadar. Yani dünyevi arzularınızı oturup ta ıslah edeceğim diye çalışmayın. Kişiyi sadece amacın yüceliği yönlendirir. Bu yüzden bahsettiğimiz arzular, kendisini ancak kötü gördüğü zaman ıslah edebilir. Kime göre kıyasla kötü? Yaratan’a göre çünkü Firavunun dediği gibi “neden senin Tanrını dinleyeyim, kim ki Allah onun sesini dinleyeyim” diye kim soruyor? Firavun soruyor. Dolayısı ile ne diyor Firavun, “ben yöneteceğim” diyor. Kişi bunu hissettiği zaman, kendisini bu şekilde hissettiği zaman, Yaratan’a zıt bir koşulda hissettiği zaman dolayısı ile ancak bu zaman kişi diyebilir ki “evet şimdi ıslah edecek bir şeyim” var. O zaman da Yaratan’ın Işığı gelip ıslah ediyor. Bizim problemimiz şu, sürgündeyken yani manevi seviyede değilken şu anda arzularımızı Yaratan’a tekabül edecek şekilde keşfetmiyoruz. Kendimizi Yaratan’a tekabül edecek şekilde keşfetmiyoruz çünkü kimse maneviyatı öğrenmiyor, Yaratan’ın yaratılanlara ifşasını görmüyoruz. Dolayısı ile manevi çalışma ile bu şekilde ilgilenmemiz lazım. Kabala sadece bununla ilgileniyor. Geriye kalan dini çalışmalar vs bunların hepsi aslında Yaratan’ı gizleyen koşullar.(Doğru bir şekilde Kabala çalışırsak o zaman). Şöyle diyebiliriz, bir yargıç var ve birde yargı. Yani bir güç var kişi bunu içinde görmeye başlar ve bu güce endeksli çalışmaya başlar. Sadece Yaratan’a yönelik ifşa olan arzulardan bahsediyor, bunları ıslah etmemiz lazım, bunların içerisinde Yaratan ifşa olmak zorunda. Bunun dışında arzularımızda, realitemizde bir problem yok. Var oluşumuzun bir tek nedeni var Yaratan’la bütünleşmek. Dolayısı ile kişi sadece buna konsantre olmalı. Bu yüzden direkt olarak bizi Yaratan’a getirmeyen arzular ki O’nunla (Yaratan’la) bir ilişki hissetmiyoruz. Tüm her şeyi bu dünya seviyesinde hissediyoruz. Ne yapmamız lazım? Kendimizi bu dünyevi koşullardan biraz uzaklaştırmak durumundayız. Çünkü bu dünyevi koşullarla manevi yolda çalışamayız. Manevi koşul sadece Yaratan’a yönelik arzularda, kabın kırılmasında öğrendiğimiz gibi. Arzularımız Yaratan’a endeksli, arzularımız Yaratan’a yönlenmişti, o yönü kaybetti ve arzularımızı kendimize yöneltmeye başladık. Bu şekilde kendimize yönlendirdikten sonrada oluşan şey ne, Klipa, yani Yaratan’ı kendi zevkimiz için kullanma arzusu. Buda manevi bir koşul. Yani manevi bir koşul derken, Yaratan’la bir bağın var, ya pozitif(olumlu) ya da negatif(olumsuz). Ama benim ve Yaratan’la olan ilişkide ancak maneviyatta olduğum söylenir. Yani ıslah olmak sadece manevi koşulda olur. Eğer Yaratan’dan ayrıysam, onu düşünmüyorsam buna fiziksellik denir. Bu yüzden sadece arzularımız içinde olumlu ya da olumsuz bu endişe içerisinde olmalıyız. Yani ne tür arzular içerisindeyim, dünyevimi manevimi. Yaratan kişiye çok egoist arzular verebilir ama bu negatif koşullarda bile bu Yaratan’dan insana gelir. (Ondan başkası yok). Ve kişi kendi içinde ki kötülükle bir bağlantı kurabilir(kötü hissi ile). Yani o kötü hissini bile Yaratan’la bağlaştırman lazım bu bile çok büyük bir ilerlemedir. Ama kişinin Yaratan’ı bile düşünmemesi bundan daha büyük bir zarar yok, Baal HaSulam bununla ilgilide yazıyor, “en büyük ceza kişinin Yaratan’dan koptuğu zaman”. Yani Yaratan’ı düşünmemek, Yaratan’ın bizim içimizde, düşüncemizde bir parça olmaması. Burada hangi arzularla çalışacağımızı ayırmak, ayırmamak, burada yazdığı şekilde öncelikle Yaratan’ı hissetmemiz lazım. Yani benim Yaratan’a zıt olduğumu görmem lazım. Ben şimdi böyle bir koşulu hissetmiyorsam, ona ters olduğumu hissetmiyorsam, nasıl çalışabilirim bunlarla. Çalışmam mümkün değil. Yaratan’ın hissi, Yaratan’ı keşfetmek, Kabala’nın tanımıyla zaten bu dünyada Yaratan kendisini yaratılana ifşa etmek durumunda. Arzularımızda, realitemizde onu keşfetmek amacımız. Ancak keşfettikten sonra oturup bu arzuları çalışabiliriz(ayırabiliriz) SORU: Yaratan’a yönelik fiziksel arzular var mı? RAV: Hayır öyle bir şey yok. Ne elim, ayağım Yaratan’a yönelik bir şey mi yapacak. Hayır, sadece arzularım. Yaratan’a yönelik hissimde, arzuları O’nun vasıtası ile doldura bileceğim hissi, O’nun bana, benim O’na vermem. Egoistçe de olsa, Klipa vasıtası ile de olsa önemli değil. Ya Yaratan’a yönelik ya da Yaratan‘dan. Beden nerede ki burada? Fiziksel ya da bedensel arzularım, bu dünyada ki kaynaklardan hissettiğim şeyler. Nedir bir beden? Önümde bir parça tavuk var ve o tavuğu yiyorum, eşim var ve arzumu eşimle tatmin ediyorum, çocuklarım var arzularım çocuklarımla beraber olmaktan duyduğum mutlulukla tatmin ediyorum, bilim var bilimi kullanıyorum bilime olan arzumu dolduruyorum. Ne yapıyorum? Bir sürü koşul var dünyadan bu arzuları dolduruyorum. Burada bunların ne alakası var ki Yaratan’la. Klipot olduğu zaman ne oluyor? Klipot bile çok iyi bir koşul. Neden? Çünkü Klipot’a sahip olduğun zaman onu hissettiğin zaman Allah’ın varlığını biliyorum. Maneviyat ne demek? Almak ya da ihsan etmek önemli değil, maneviyat benim Yaratan’la bütünleşmiş olmam demek. Bu yüzden Baal HaSulam şöyle diyor; “aşk delisi” diyor. Maneviyata geçmeden, Mahsom’u geçmeden önce insan Yaratan’ı öyle bir arzuluyor ki, Baal HaSulam çılgınca âşık olmuş bir insan gibi tarif ediyor.( Aklını kaybetmiş biri gibi). Düşündüğü tek şey Yaratan. Dünyevi bir örnek veriyor, çok güçlü bir arzudan bahsediyor(bağlantı için). Islahtan önceki koşul bu. Masah sahibi olmadan önceki koşul bu. Mahsom’u geçmeden önceki koşul bu. Dolayısı ile görüyoruz ki, insanın Yaratan’a yönelik nasıl bir arzusu olması gerektiğini görüyoruz. (Doğru yaklaşıma varmadan önce). O ihsan etme koşuluna varmadan önce. Bizim dünyamızda aklımızı karışması da böyle. Ne diyoruz? O kişiyi seviyorum, bu kişiyi seviyorum diyoruz. Neden diyoruz? Çünkü onlar bize zevk veriyor, o kadar. Zevk veren her şeyi seviyorum diyoruz. Bu bile kafamızı karıştırıyor. Sevginin tanımını bile bilmiyoruz. OKUMA Rafael adlı meleğin Lot’u kurtarmak için yürüdü denir. Aradaki o iyi ayrımdan dolayı. Moha ve Liba olarak (yani akıl ve kalp). Şöyle ki arkanda Behina Daled’den sonra sadece tatsız bir Behina Daled var. RAV Hocalarımızın şöyle yazdığı gibi, Kabala ilminde Aviut’a (bayağılığa) kendimizi ilişkilendirmiyoruz. (Malkut, Genel Malkut vs). Hz. İbrahim çok küçük bir Aviut (alma arzusu yani). Ama ıslah olduğundan dolayı halkın babası diyoruz ve tüm ıslah halkın babasından geliyor diyoruz, hocalarımız böyle yazıyor. Diğer dünyevi varlıklar Amalek gibi insanların alma arzusu olduğunu söylüyoruz. Burada Yaratan’a en büyük haz, büyük bayağı arzulardan geliyor ama bundan bahsetmiyoruz çünkü ıslah edilmiş değil. Bu yüzden İbrahim, İshak ve Yakup diyoruz. Baal HaSulam’ın Kabalistlerden bahsettiği gibi çok büyük yüce Kabalistler vardı. Mesela Rav Akiva’dan bahsediyor. Rav Akiva’nın, Şimon’dan, Raşbi’den daha büyük ve yüce olduğunu söylüyor. Raşbi’nin hocasıydı ve ondan elbette daha da yüce bir seviyede ama biz sadece Zohar’ın yazılarından bahsediyoruz çünkü bize ifşa eden o. Nedir? Yani bir ıslah yaptı ve ortaya çıktı. Bu yüzden Rav Akiva’dan bahsetmiyoruz. Burada da anlamamız gereken şey şu ki, bu isimlerle doğru ilişki kullanmamız lazım, bu büyük arzuları ıslah olmamış olmalarına rağmen, bunlar kişinin içerisinde ki en büyük arzular ve bunları kullanmamız mümkün değil. Bir şekilde bunları kullanmamamız lazım yani dondurmamız lazım. Bir karantinaya almamız lazım ki yaklaşmayalım bunlara ve onların içerisinde hareket etmeyelim, başarısız olmayalım, onların içerisinde görünmeyelim. Ama elbette ondan sonra bu arzular tekrar canlandırılır ve ihsan etmek için kullanılır. Esas Yaratan’a bu arzularla en büyük hazzı veriyoruz. Bu yüzden Lot, Amalek, Nablus gibi arzuları bahseden o manevi kitaplarda, bahsedilen o hikâyelerde ki isimler o büyük arzuların nasıl dondurulduğuna ve sonradan doğru ana(zamana) gelip nasıl kullanılacağını öğrenene kadar.( Belki biraz daha çalışabiliriz). OKUMA Nukva’yı öldürdü ve gelecekteki erdemliler için tuzladı. RAV Şöyle ki, o ve dişisi yani ne diyor erkek ihsan etmek için ıslah oluyor, Malkut Bina içerisinde tamamlanıyor ve içindeki dişisine Nukva yani kötü arzularından bahsediyor (kendi içindeki o kötü arzuları). İhsan etme gücüne sahip değil. Dolayısı ile Nukva’yı yani dişisini öldürmek zorunda. Dişisi de Gimar Tikun’da ıslah olmak zorunda. OKUMA Şöyle ki, Lot’un eşi arkasını döndüğü zaman şöyle yazar; eşi arkasına baktı ve tuzdan bir sütun oldu. Ancak önce öldürülmesi lazım yani Sodam’ın altını üstüne getirmesi lazım. Ve Behina Daled’in Hz. İbrahim'le olan bağı bu. Şöyle ki Hz İbrahim’i ıslah eden melek Lot’u bu şekilde kurtarabildi. Çünkü bir melek iki işi, iki misyonu üstlenemez. RAV Elbette burada meleğin misyonu nedir? Melek bir güç, belli bir arzuyu gelip ıslah ediyor. Nasıl aynı delikten iki saç çıkmıyorsa bir melekte bir yek şey yapabilir yani gidip bir arzuyu ıslah edebilir. Başka bir arzuyu ıslah edebilmek için başka bir güce ihtiyaç var. Peki, nasıl oluyor da bir güç birkaç arzuyu ıslah ediyor? Bu mümkün değil. Anlamamız gereken bir koşul var, arzular ham formunda ayrı formdalar, her biri ile nasıl çalıştığımızı ayırmamız lazım. Her birinin özel bir güce, meleğe ihtiyacı var. Bina ondan sonra bunlarla ilgileniyor, tümüyle farklı bir melek. Sonra ne oluyor, OKUMA Bu aynı şey çünkü Behina Daled’den Reşimo kalması lazım. Yani sünnet olmadan önce onunla ilgili bir şey bilmemize gerek yok sadece öldürmemiz lazım. RAV Islahımızda bu oluyor. Kişi egoistlik arzularından tümüyle ayrılıyor ve ayrıldıktan sonra bunları tekrar kullanabileceğini hayal bile edemiyor ta ki ölülerin canlandırılması zamanına kadar geldiği zaman. Bununla ilgilide Hz İbrahim bu yüzden aralarında haklı olanları, doğru olanları bulmaya çalıştı. Hz. İbrahim Lot’u Sodam şehrinden ancak o şekilde çıkarta bildi ama çıkardıktan sonrada kendisini ondan uzaklaştırdı. Ondan sonra aralarında ki kavgadan biliyoruz ve geçirdikleri safhalardan bahsediyoruz. Burada ayrılması gereken arzulardan bahsediyor. Bu tür hikâyelerle daha çok Tora’da ıslah sürecini anlatıyor. Tora aslında bize genel arzuları nasıl ıslah edeceğini yazıyor. Kendi içinde 613 arzuyu ayırıyor ve 613 yolla ıslah ediyor. Islaha gelmek için işleyen üç tane güç var. Amaç önceden planlanmış ve programlanmış. Herkesin son ıslahta kendi gördüğü bir realite var ve son koşulu değiştirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Dolayısı ile bunu çalışmamız lazım ve en mükemmel(arzulanan) koşulun bu olduğunu anlamamız lazım, buna ulaşmamız lazım ve bize verilen olanakları bunun için kullanmamız lazım. Ve manevi gelişimde de, Tora’da da bize bundan bahsediyor. Tüm Tora aslında Yaratan’ın isimleri. Ve Yaratan’ın isimleri nedir, bunlar Işıklar, ruhun içerisinde yer alan güçler, Işıklar. Öğrendiğimiz gibi isim Havaya (Yud Hev Vav Hey) bu bir kap ve perdelere tekabülen, yetişiyoruz ve yükseliyoruz. Işıklar perde ile birlikte kutsal isim denilen şeyler ve bu isimlerde dereceler ve edinimde bunlar. Burada da bu kutsal isimleri nasıl edindiğimizden bahsediyoruz. Esas kök konu bu. Baal HaSulam da diyor ki, en son koşulda bunu görüyoruz. İçimizde çelişkiler, koşullar var ve burada Baal HaSulam sürünün çobanı olarak anlatıyor (yani hem Keduşa hem de Klipa tarafından). Doğru bir şekilde nasıl uygulayacağımızı bilirsek amaca da nasıl ulaşacağımızı bilebiliriz. Dolayısı ile kişi küçük bir dünya ve her şey insanın içinde. OKUMA Bu İbrahim’in sürüsü ile sürünün çobanı koşulu bu. Burada ki manevi koşul İbrahim’in yükseltilmesi. İbrahim inancı temsil eder ve kendi üzerine mantık ötesine çıkmak için güç aldı denir. Özellikle mantığının üzerindeki bir inançla tüm sahip oldukları insana verilir. Şöyle ki, sahip olmasının istemesinin nedeni bu koşulların mantık ötesi inanca sahip olduğu (gerçeğe şahit olduğu)dur. Kendisine yukarıdan manevi koşullar verildiği için, bu koşullar vasıtası ile sadece mantık ötesi inançla ilerler. Ancak o manevi koşullar Gadlut koşulunda ve şöyle ki, Yaratan’a büyük bir inanç edinmek için Yaratan’a inanmak istemez. İnanç gerçek yolda olduğunu görmesi içindir. Bu yolda ilerledikten sonra esas insan inançla ilerler çünkü inançla ilerlerken ancak ne yaptığını görebilir. Ancak Lot’un çobanlarının amacı edinimlerini artırmaktı. RAV Bu aslında o kadar kötüde gözükmüyor çünkü sürü(Lot) demek alma arzuları, eğer bunlar olmasa zaten İbrahim’de ilerleyemezdi. Sadece ıslah yapabiliyoruz ama biri olmadan ötekisini kullanamayız( Hz İbrahim arzuları olmadan kullanılmaz). Dolayısı ile tüm bu güçler arasında, başlangıçta yani alma arzularının etkisi altındayız ve bu egoist alma arzusudur. Bunun etkisi altındayız, bu bir lanet aslında. Yapmamız gereken şey inancı edinmek yani İbrahim’i edinmek. Alma arzularının seviyesi yani alma arzularının önemi azaldı ve İbrahim’in kapları yükseldi (yani ihsan etme kapları), ilk safha bu, kişinin edindiği ilk safha bu(yani ihsan etmenin öneminin artması, alma arzusunun öneminin düşmesi). Buna ıslah etme kaplarının ıslahı denir. Kişi bunları edindiği zaman Galgalta Eynaim’e sahip olduğu söylenir ve ondan sonrada ıslah etmeye başlar, buna Lot’un(alma arzusu) kapları denir(yani doğal kaplarımız). Kişinin inancının olduğu dereceye kadar alma ile ilgilenebilir. OKUMA Lot lanetlenmiş toprak demek, bu kişinin alma arzusudur yani Behina Daled, ya kalpte ya da akılda. RAV Zaten ıslah etmesi gereken koşul bu koşul OKUMA Hz İbrahim’in dediği gibi, “benden ayrıl” yani Behina Daled ondan ayrılsın. Ve Olam Şana Nefeşe endeksli olacak şekilde. RAV Ayrılması kabın içerisinde var olan her şeyle olmalı. Yani biz alma arzusunda kendimizi hissettiğimiz zaman, realitenin algılanması konusunda öğrendiğimiz gibi, realite içimizde şu şekilde algılanıyor, Olam Şana Nefeş (dünya, yıl, ruh) olarak algılanıyor. Bunların bir tanesinde ya da her birinde kendi varlığımızı hissediyoruz. Dolayısı ile alma arzusundan kendimizi ayırmak ve sadece inanca tutunmak,(onunla beraber olmak) bunu yapabilmek için alma arzumuzda ki her incelemeyi (Olam Şana Nefeş) bunlardan kendimizi ayırmamız lazım. Ancak ayırdıktan sonra, inanç niteliğini edindikten sonra şunu anlayabiliriz, ihsan etmek(edebilmek) edinilen bu nitelik sadece alma arzuları vasıtası ile gerçekleşebilir. Yani onlara ihtiyacımız var ve bu direkt Işığın dört safhasında kökten verilmiş bir unsur. Ne oluyor, Behina Alef alıyor, Behina Bina ihsan etmek istiyor, Behina Gimel ihsan etmek için almak istiyor. Dolayısı ile en son safhada da ihsan edebilmek için alma arzularının işleme sokulması gerektiğini kavrıyor. Yani Yaratan’a zevk vermek sadece O’ndan almakla mümkün. OKUMA
Bu sünnet edilmek demektir yani Behina Daled'i ayırmaya Mila (sünnet)
denir. Ve dünyada buna Sodam’ın ters çevrilmesi denir. Yıl (Şana) ruhların
entegrasyonu demektir, buna yıl denir. Ve Lot’un anlamı budur yani
lanetlenmiş toprak. Bu yüzden İbrahim Lot’a benden ayrıl dediği zaman hala
Lot Hara’nın oğluydu(yani Sim Sum Bet refere ediyor). Yani cennetten akan
su ve nehrin öteki tarafı var (yani Sim Sum Alef). Burada ikisi arasında
(Sim Sum Bet ve Sim Sum Alef arasında) bir fark var çünkü Sim Sum Alef’te
yargılar tüm kutsallık Sefirotları'nın altında duruyordu (başta dünyaların
oluştuğu andan itibaren). Yargılar kelimesini buraya kim koydu. Bunlar Rabaş’ın yazdığı şeyler oraya yazılana göre niye okuyoruz anlamıyorum. Orada yazılan şey yanlış. Yargılar nereden çıktı o kelime? OKUMA Sim Sum Bet’te kutsallığa yükseldiler. Ve kutsallığa tutunacak bir yerleri var bu yüzden Sim Sum Alef’ten daha kötü bir koşuldalar ve yayılacak başka bir yerleri yok. RAV Kabalist’lerin ne yazdığını anlamıyoruz. Anlamamamız önemli değil eğer içlerinde hata varsa hata ile beraber okuruz bu kadar basit. Çünkü edinimi anlamayanlar sadece bozup dağıtıyorlar. Çünkü büyük bir Kabalist tarafından yazıldı ve o yazdıklarını anlıyor. Benim gözümde birkaç kelimenin eksik olması, gramer hatalarının olması hiç önemli değil. O bana bozukmuş gibi geliyor. Benim burada Rabaş’ın yazdığını düzeltecek halim yok. Kelimenin nereden geldiği umurumda değil, Gimara’dan da gelse önemli değil. Ama metine sizin kelime eklemeniz aptallık. Yazdığını anlıyormuş gibi davranıyorsunuz, yanlış bir yaklaşım, materyale yanlış bir yaklaşım. Burada ne yazıyorsa benim gözümde kutsal ve ben yazarın aklını edindiğim zaman ne dediğini anlamış olacağım. Ondan önce yazıya yaklaşımım maneviyatı edinmek. Yazı hatalı olsa bile ne olacak, kendimi neye ilişkilendirmeye çalışıyorum. Ya da belki bilgi edinmek için okuyoruzdur ha. Burada şöyle yazıyor, burada böyle yazıyor. Belki de içsel bir şey edinmek istiyoruzdur. Arada bir fark var. OKUMA Keynay’ın toprakları Sim Sum Bet’e endekslidir çünkü orada Keduşa’ya tutunuyordur ve kötü olarak bilinir. Bu yüzden şöyle yazar “her ruh yaşamayacak ama Lot Behina Daled’dir ve kurtarılması gerektir”. Bu yüzden üç melek bir melek olarak geldi. 1. Tohumun kutsanması için ki bu tüm dünya ve manevi ifşanın gereksinimi içindir ki buna oğullar denir. Bunların hepsi sünnet denilen ıslahtan sonra olabilir. Bu yüzden hocalarımız “İbrahim’in yaptığını mı örtüyorum” diye sordu. Çünkü İbrahim Sodam’ı tersine çevirdi ve alma arzularını tersine çevirdi. Şöyle ki, burada elli erdemli hoca vardır ve Daled’de Hip Lap Şut’ta Vak vardır yani yarım bir derece, bu beş Sefirot eder vs. Ta ki belki on erdemli vardır yani Malkut’un derecesi, sadece on. Ve oradan Malkut’un bile çıkamayacağını görünce Hz İbrahim Sodam’ı tersine çevirmeye hem fikir oldu. RAV Neden Sodam’ı tersine çevirmeye korkuyordu? Sanki bu kendi inanç analizine göre gidiyordu. Sodam bir Klipa. Neden korkuyor? Çünkü inanç sadece mantığın üzerinde olan bir şey olabilir. Alma arzusunun üzerine inşa edilir. Eğer kendimizi alma arzusundan kesersek ve onlar kaybolursa ve onlar için hiçbir önem vermezsek, sadece ihsan etmek koşulunda olursak bundan bir canlılık alamayız. Hz İbrahim bu yüzden korkuyordu yani ihsan etme niteliği için bir materyali olmayacağından korkuyordu. Çünkü ihsan etmekte tutunacak bir şeyin yok. Yani içimizde ihsan etme kabı diye bir şey yok. ihsan etmek Yaratan, bunun ne olduğunu anlamıyoruz. Nasıl olurda sadece vermek olabilir. Biz almayı biliyoruz, insan denilen şey bu. Nasıl sadece veren olabiliriz? İnsan bu evrimlerden geçerek sadece arzusunu kullanarak bunun olabileceğini görür. Kendisini arzusundan kesip atarsa ihsan edecek bir şeyi olmaz çünkü insan Yaratan gibi değil. Dolayısı ile alma arzusundan ihsan etme koşuluna ıslahla gelir. Peki, kendimi bu Lot’tan (alma arzusundan) keseceğim ne demek? Biliyorum ki şu anda içimde bu bir lanetlenmiş koşul ve inancın önemini artırmak lazım, bu kapların üzerine çıkarmamız lazım. Ama neyden büyüyecek çünkü insanın özü, maddesi kalıyor, bu yüzden de Sodam’ı tersine çevirmekten korkuyordu. Başka hiçbir seçim olmadığını gördüğü zaman yani hiçbir iz bırakmamak gerektiğini gördüğü zaman yani (Sim Sum Alef’ten sonra tüm izlenimleri) alma arzusundan hiçbir iz kalmadan inceleyip kesip atması lazım, buna sünnet denir. Bu yüzden İbrahim dedi ki “belki hala bu kapları bir şekilde ilişkilendiririm ve Sim Sum öyle bir şekilde olur ki alma arzusunun kullanımı olmaz”. İnsan Sim Sum’un ıslahına gelince hayvansal dönem gibi bir şey geçirir. OKUMA Şöyle ki, Yaratan kendisini ziyarete geldiği zaman Sodam için bir dua etti. Bu yüzden buna Sodam’ın ağlayışı denir. Yani hepsi alma arzusunun derinliğinin içindeydi. Şöyle yazdığı gibi; onları bilmiyorsak, bileceğiz. Bu bir bağı sembolize eder yani kutsallığa tutunacaklar. Ve bundan hiçbir iyilik çıkmayacağını görünce taşı tersine çevirdi. Bu yüzdende Sodam’a gitti denir (Sodam alma arzusunun olduğu bir yer). Bu kendisinin var olduğu yerdi(yani İsrail’in içindeyken gitti oraya). Behina Dalet’in içerisinde ise çalışacak bir yeri yoktur. Çünkü orada kontrol edebilecek bir yeri yok. Sim Sum Bet’e İsrail toprakları denir yani yapması gereken tüm manevi çalışma o koşul içerisinde. Hz. İbrahim’in bunları Hey’le yarattığı anlatılır. Ve Yut harfiyle sonra üst Hey ve alt Hey var ki bu üst Hey’le alt Hey’in karışmasından aldı. RAV Tora’nın bahsettiği tüm ıslah Sim Sum Bet’in ıslahı, Bereşit (ilk başta). Ve Zohar kitabında bize açıklıyor bunlar 22 harfin ıslahı. Hepsi Sim Sum Bet üzerine inşa edilmiş durumda. Gimar Tikun’da farklı olacak. Gimar Tikun’a kadar olan tüm ıslahlar İsrail topraklarında olur denir (yani Malkut’ta olur). Malkut Bina’ya yükselir(alma arzusu, ihsan etme niteliğine yükselir) ve orada kendinde ıslah edeceklerini ıslah eder ve oradan İsrail toprakları yayılır derler. Yani geyiğin var olduğu topraklar yayılır denir (ihsan niteliğinin Sim Sum Alef’in altına girmesi denir, birinci kısıtlamanın altında yayılacağı). Bu yüzden şöyle der, ayaklarıyla zeytin dağında duracak, yani tüm bedeni ıslah olacak, yani insanın içerisindeki diğer ülkeler denilen o arzularda ıslah olmuş durumda olacak (Gimar Tikun’a gelmiş olacak).O koşuldayken de son ıslaha geldikten sonrada ihsan etmeyi hat safhası ile yapabilecek. Bundan önce zaten Hz İbrahim’in hikâyesi ve Tora’da yazan her şey Sim Sum Bet’teki anlatılan koşullar. İkinci kısıtlamada ki ıslah safhalarını anlatıyor bu hikâyelerin hepsi. OKUMA Şimdi Nablıs’takileri kandıran Şem’den bahsedebiliriz. Çünkü o niyetinde sadece alma arzusundaydı, bu yüzden sünnet olmaları gerekiyor diye yazar. Yani alma arzularını iptal etmeleri gerekiyordu ve tüm niyetleri sadece alma arzusunda olduğundan alma arzularını iptal ettikleri için öldürüldüler. Yani sünnet olmak onlar için bir ölüm gibiydi. Şöyle ki kendi kendilerini kandırdılar diye söylenir. Çünkü sünnet olduktan sonra alma arzularını kullanmak istediler. Ancak sünnet olduktan sonra alma arzularını kaybettiklerinden bunu başaramadılar. İhsan etmeyi başaramadılar çünkü köklerinde sadece alma arzusu vardı. RAV Önce doğal kaplarını sünnetle kaybettiler ve doğal olmayan ihsan etme kaplarını da henüz edinmediler. Bu yüzden önce Dina’yı almak istediler yani Yakup’un kızı, buna yargılar denir, orta çizgiye aittir ama bunu başaramadılar, kapları kullanamadılar. OKUMA Şöyle ki, Şimon ve Levi onlara ölüm verdi ama aslında bu Şimon ve Levi’nin suçu değildi, onların suçuydu RAV Ne demek bu? Bu kaplara bakıyorlardı ve baktıktan sonra bu forma hemen geldiler ama bu imkânsız bir şey. OKUMA Hocalarımızın dediği şöyle, eğer bu cani tarafından vurulursan, çarpılırsan onu mezarlığa götür. Bu cani almak istiyor ve her zaman bulunacak durumda değil. Herkesteki alma arzusuna cani denmez. Ama herhangi birinin içerisindeki alma arzusu kötü olarak hissedilirse ve bundan kurtulmak istiyorsa, şöyle yazdığı gibi, kişi her zaman kötü eğilimini, almak istiyorsa iyinin üzerine yükseltir. RAV Dolayısı ile geçirmemiz gereken süreç bu. Bu tür koşulların bizi ölüme götürdüğünü görürüz. Bu incelemeler vasıtası ile bunun üzerine çıkmak isteriz. Öncelikle kötü eğilimin değerini yükseltiriz oradan Lişma’ya çıkarız, Lişma’ya da çıkamazsak ölüm var. OKUMA Dolayısı ile üç ipucu var. RAV Biri olmadan bütün olmaz. Olam Şana Nefeş bunların üç izlenimi de olması lazım (alma arzusundan kesilmek ayrılmak). OKUMA Şimdi anlayabiliyoruz ki dünya sorusunun koşulunu. Neden peki ilk iki izlenime ihtiyacı var, tavsiyeye ihtiyacı var ki bunların kişiye yardımcı olacağı kesin değil ve ölüm gününe kadar son ipucunu almalı. Şöyle ki, RAV Bunların bir tanesi yardımcı olmaz, üçünü edinmesi lazım. Üç ipucu, üç tavsiye vasıtası ile tam olarak alma arzusunda ki koşulu üç yönden inceleyebilir ve doğru bir şekilde oluşturabiliriz. OKUMA Şöyle ki, 1) Tora’yı getirin 2) Yaratan’la bütünleşmek 3) Bağlılık ki bu ölüm gününü hatırlamak bir bağlılıktır. Buna İsrail denir ki bu boynunu ileriye uzatan bir güvercine benzer. Yani üç izlenimde bir bütünlüktür. Buna Tora, İsrael ve Yaratan bir denir. RAV Bak görüyor musun yanlıştın, ne yazıldığını bilmiyordun. Akıllı olan öğrenmez. Manevi çalışmayı bu şekilde bilgi yerine Işığın gücünü istemek için, çekmek için yazılardan çalışmak kolay iş değil. Kabalist’lerin yazılarından anlamanda anlamamanda önemli değil. Bu işin özünü etkilemiyor, Işığın gücünü etkilemiyor. Tüm kelimeleri bilsem, nasıl olacağını, telaffuz edeceğimi, grameri vs, başka konularla nasıl ilişkisi olduğunu bilsem bu beni ne yapacak ki. Sadece daha akıllı yapar. Üniversitede hoca olursun ancak ama bizim işimiz bu değil, aradığımız şey bu değil. Bu yüzden saflıkla gitmemiz lazım. Çok yüksek bir derecedir saflık, aptallık değildir. Tam tersine saf olmak kişinin bilgisinin üzerinde edineceği güçler olduğu anlamındadır. Bütünlük içerisinde olmak. Kendi aklınla bu dünyanın derecesinde işlem yaparız. Ama bir üst derecenin aklını edinmek sadece O’nunla bütünleşmekle olur. O yüzden dünyevi bilgi edinmek önemli değil. Hasidut’ta çok güzel hikâyeler vardır (yüz yıllarca önce Kabalistler Hasidut’u geliştirdiler). Hikâyelerinde çok güzel örnekler var, geleneklerinde. Hata varsa var, eksik bir harf varsa eksik bir harf var. Şimdi mesela Tora’yı aldılar ve İbranice dil gramerine göre değiştirdiklerini düşünün, Hz. Musa’nın yazılarını. Ne olur kim bilir. Bu kitapta neler yazdığını bilmiyoruz. Hz Musa bunları manevi bir koşuldan yazmış ve bizde burada bir dangalak gibiyiz yani bu kitabı bir eşeğin önüne koysam, seninde önüne koysam, bakan eşekle senin aranda bir fark yok manevi açıdan. Çünkü manevi açıdan bakacak olursak senle eşek arasında bir fark yok kitaba baktığınız zaman. Peki, burada kontrol etmek istediğin, eklemek istediğin ne. Birçok kez Rabaş’la konuştuğum zaman özellikle Tahilim ve birçok paragrafla ilgili konuştuğum zaman Rabaş bana derdi ki, ben bu kelimeyi bilmiyorum, şu kelimeyi de bilmiyorum derdi. 80 yaşında ki Kabalistler belki kelimenin ne olduğu sorulduğunda yok bilmiyorum diyorlardı. Benim üzerimde bir şey derdi, bilmiyorum derdi. Ne yapayım, şimdi İbranice ansiklopediyi açıp anlamını mı öğreneceğim. Kendi içinden bunu edinmediği sürece ne fark edecek. Dolayısı ile üst güçle bütünleştikten sonra ancak bunu anlayabilir. Bir profesörün kendisine dilbilgisi kuralları dâhilinde anlam sunarak değil. Bu nedenden dolayı çalışma esnasında, çalışmanın amacında, (hatta Rabaş’ın dul eşine de sorabilirsiniz, bana da, ne diyordu) bu harfleri, yazıları basitleştirmeye çalışmamız lazım (diyordu). Çünkü Kelim’in arkasında bazen, o basit anlatımı hissetmiyoruz derdi. Dolayısı ile kendimi hazırlarsam, mesela özgürlük adlı makaleyi aldık, 15 sayfalık bir makale yerine 3 sayfaya indirgedim, dolayısı ile bunu anlayabilecek yeni bir insana anlatabilmek için kendim için kolaylaştırıyorum. Rabaş da bunu söylerdi. Yazılar üzerinde çalışmak önemli bunu yapmalıyız ancak daha alt bir anlaşılır seviyede buna tutunamayacak insanlara aktarmak için. Bizim için, ama olması gerektiği gibi, okumalıyız, gramer vs ile değil. Bana kalsa ben hiç dokunmam Rabaş’ın yazdığına. Nasıl yazdıysa öyle bırakırım, o şekilde okurum. Gramer hatası varsa var, ne olmuş yani. Gramer hatası olsa da olmasa da, bundan bahsetmesine rağmen anlayışta bir şey fark etmiyor, zaten anlaşılmıyor. Edinim içinde ne kadar çok ifşa olmasını istiyorsan olur. Bunun için çok kişinin boyun eğmesi lazım yazılara. OKUMA Ve Tora ve Şimaa okumasında yukarıdan yardım alabiliriz. Ancak İsrael denilen sünnet bağlılık demek. Kişi kendi başına çalışmak zorundadır. Bunun için yukarıdan da yardım gelmesine rağmen ki buna O’nunla bir anlaşma yaptı denir yani Yaratan kendisine yardım etti. Kişi hala çalışmasına başlamalı, her zaman kendisine hatırlatmalı ve unutmamalı çünkü insanın çalışmasının özü burada. Ve Reşimot Lot’un kurtarılması ile kalmalıdır ki bu iki ince ayırım. Haman ve Mordehay. Çünkü Mordehay ihsan etme niteliği ve Haman ise alma niteliği. Işıkları da Haman’ın kullanması için çekmek yasaktır. Bu yüzden kral şöyle dedi, Mordehay’a verilecek bu yüzden, Haman’ın kapları içerisinde Mordehay’ın Işıkları yansıdı. RAV Yani Haman alma arzusu, Mordehay da ihsan etme niyeti. Dolayısı ile ikisini bağdaştırdığımız zaman ihsan etmek için alma koşulu vardır. SORU: Çalışma esnasında kendimi değiştirmek için mi çalışayım yoksa beni değiştirmek isteyen Işığımı talep edeyim yoksa ikisini demi? RAV: Şöyle yazar, insanın kalbinde birçok düşünce vardır ama Yaratan’ın yardımıyla ancak olur. Kişi materyali okurken, gerçek, orijinal bir materyali okuduğu zaman, kişi bir bağ kurmalı. Bir zaman Tora ister bir zaman bilgi edinmek ister, kendisini anlamak ister ve içinde bulunduğu koşullarda olan olaylar bazen kitabın etkisinden çıkartır insanı. Ama şüphesiz eğer kişi makale esnasında kendisini düşünebiliyorsa bu ideal konum. Ama başka koşullarda olur, yarı ölüdür, çeyrek ölüdür yani kopuktur o manevi yükselişten, o zaman insan için materyalin önemini görmek zordur. Çünkü materyal kişinin iç analizinden, iç koşullarından bahsetmekte iç durumdan bahsetmekte ve bazen kişi entelektüel bir çaba sarf etmeli, bu kendisinden bahsediyor diye düşünmeli. Ama burada yazılanlardan ziyade, içinde olan koşullardan ziyade sanki dışında olan bir şeyler varmış gibi düşünür yani kutsallığın dışında demek dışarıda olmak. Dolayısı ile insanın haline bağlı, ne derecedeki bir koşuldan geçtiğine bağlı. Rav Şimon’dan bahsettiğimiz gibi, birden kendisini pazardaki Şimon gibi hissetti yani en alt derecede, maneviyattan tümüyle kopuk. Raşbi çok yüce olmasına rağmen en yüce derecesinin bir derecesinden önce o seviyeye düşmüştü. Peki, ne düşünebilirsin öyle bir seviyede iken? Pazarda sattığı karpuzların fiyatını düşünüyor. Düşünebildiği tek şey o ve bundan başka aklında bir şey olmadığını görüyor. Yani kalbi tümüyle ölmüş durumda çünkü o en yüce bulunduğu basamaktan düşmüş durumda. Son ıslahtan bir önceki dereceden o seviyeye düştü. Dolayısıyla iht |