|
|
|
ŞAMATİ 114 - DUA HAKKINDA OKUMA Şunu anlamalıyız, dua nasıl ki bu merhamettir, bir bağ vardır çünkü eğer arayıp bulmadıysam inanma denir. Şöyle ki, kişi Yaratan’a söz vermeli yani kişi çabasını sonradan verecektir. RAV Yaratılış çok ilginç bir koşul, ilginç bir şey. Bir durum var ve bundan ne gelişiyor? İki koşul var. Bir koşuldan bir başkasına nasıl geçebiliriz. Çok basit değil. Bunu düşünmek bile basit değil. Bir koşuldan başka bir koşula geçmek zaten bir koşul içindeyim demek. Bir koşul içerisinde nasıl hayal ettiğimiz önemli değil. Ne demek bir başka koşula geçmek? Yaratılanın içerisinde bir şeyin değişmesi. Eğer değişmeye layık ise zaten o değişimlerin içerisindedir. Yani o değişimlere sahiptir. Ne demek koşuldan koşula geçmek, halden hale geçmek? Ve içinden yeni koşullar ediniyor. Sözleri pek bulamıyorum ama basit bir durum değil bu. Nasıl olabilir doğamızda böyle bir şey? Eğer doğada ki her şey Ein Sof’ta var ise, Ein Sof’ta parçalar arasında mutlak bir mükemmellik ve bütünlük vardır. Tüm değişim sadece yaratılanlar arasında Ein Sof’un altında bir ayırım olduğu için ve bu ayırım bir taraftan başkaları ile olan bağı koparıyor(bütünlükle olan bağı koparıyor). Sadece bu bağda bir değişim yapabiliriz(bağ kurabiliriz). Bu yüzden dua sadece bununla ilgili olabilir. Sadece bu konuyla ilgili aslında çalışma yapabilir insan ve değişim sadece bunda olabilir. Zaten bütün olan koşul, mutlak olan koşul, içinde bulunduğumuz koşul. Herkes orada entegre olmuş bir şekilde duruyor. Çaba gösteren bir insan ne tür bir çaba gösteriyor? Aldıkları bir koşula gelmiyorlar, sadece içinde bulundukları henüz anlamadıkları, içinde oluğunu hissetmedikleri bir koşula geliyorlar, buna bulmak denir. Peki, nasıl bulmak koşulunu hak ediyor? Bulduğu zaman bir taraftan o içinde bulunduğu gerçek koşuldan (Ein Sof’tan) kendisine güç geliyor. Zaten daha önceden tanımlanmış bir koşulun içerisindeydik, onun içerisinde olmadan içinde bulunduğumuz koşulu ifşa edemezdik zaten ve oradan bir güç alıp o koşula kendimizi getiremezdik. Yani bilincimizi yerine getiremezdik. Çünkü en son koşul zaten var ve var olduğu için oradan güç alıyoruz, o bizi aslında yakınlaştırıyor. Kendimizi hazırladığımız o çaba, içinde bulunduğumuz şu anki koşuldan nefret etmek. Her hangi bir değişim için bir sonraki derecede arzu duymak çünkü biz bir sonra ki dereceye girmek için çaba sarf etmiyoruz. Kendimizi aslında pasifize ederek çalışıyoruz ki bir buluş olsun. Üstün Ahap’ı altın Galgalta Eynaim’inde adlı makale var, yargı niteliği içerisinde olmak yani alttaki üstü Ahap’ına yönelik kendini pasifize eder. Üstün Ahap’ın ne olduğunu bilmiyor, üstün Ahap’ının ne olduğunu anlamıyor, idrak etmiyor. Kendisini tüm o negatif nitelikler, geçirdiği negatif koşullara yönelik kendisini pasifize ediyor, üst derecenin kendisine gönderdiği o karanlığı kabul ediyor. Kendisini nötrleştirip mantık ötesi üstün tüm negatifliği ile ilerlemek isterse zaten ona Sina dağı deriz yani egonun farkına varılması ve bunun üzerine çıkılması (mantık ötesi ile). Yani üstün Ahap’ı kişinin altın Galgalta Eynaim’ine geldiği zaman buna Sina dağı denir. Kişinin egosunu iptal etmesi. Bu şekilde alttaki yani yaratılan varlık kendisini üstü almak için hazırlamaya başlar. Bu bir sürpriz olur çünkü bu bir buluştur, ne olacağını bilmiyor, ne bulacağını bilmiyor, ne göreceğini bilmiyor, sonucun ne olacağını bilmiyor. Altın hazırlığı bu duası da zaten buna yöneliktir. Nedir duası? Üstten yardım almak ve kendisini pasifize etmek yani üstün Ahap’ını almak, o karanlığı üstüne almak. O kendisine, arzularına karşı olan ters olan koşulu almak ve onun içinde ne olduğunu da kişi bilmez. Aslında dua da bu. Bu üstün Ahap’ı için talep. Tüm dünyayı, içinde bulunduğu koşulları üstün iyi derecesinden görmek, Talmud Eser Sefirot’ta Baal HaSulam’ın söylediği gibi çift ve tek gizlilikte yapması gereken şey bu kişinin. Yani hazırlık döneminde yapması gereken şey bu. Eğer kişi bu şekilde kendisini pasifize etmek isterse, bunu talep ederse o zaman üst derece kişiye bunu verir, ve üstün derecesini edinir. Eğer üst derece tüm Işığıyla, edinimiyle ifşa olsaydı böyle bir talepte bulunamazdı ve kendi alma arzusunu aşamazdı. Dolayısı ile üstün derecesini aşama bilmesi için kendi Ahap’ını (kendi alma arzularını) aşıp onların üzerine çıkması lazım. Üstün derecesini edindiği zaman, bunu tanıdığı zaman, tanımaya başladığı zaman bunun üzerinde bir çalışma yapmamış durumda aslında. Peki, bunun üzerine çalışma yapmadıysa nasıl bunu hak ediyor? Üst derecenin Ahap’ına tutunduğu zaman (mantık ötesi) ve bunun kendisine olmasını istediği zaman, o zaman üstün değerini yavaş yavaş görür ve İbur, Yenika ve Mohika olur yani gebelik, doğum ve aklın gelişmesi. Ve ondan sonra o derecenin içerisinde çalışmaya başlar. Ondan sonrada gebelik dönemini, yani çaba döneminin ödemesini yapar. Nasıl yapar bunu, ne demek bu? Tüm ruhların daha üst bir derecede olup, daha bağ içerisinde olup, mükemmel o Ein Sof’taki bağa gelme koşulu. Ne demek kişi geri öder? Yani orada rol alır, ihsan etmekte rol alır. Başka ruhlara ihsan edebildiği kadar ihsan eder ve buna geri ödemek denir. Yani çabasının karşılığı. Kişi o seviyeye çıktığı zaman ve ona fırsat verildiği zaman, kişi hareketi yerine getirir. Burada çabasını sona erdirdi denir. Belki şunla kıyaslayabiliriz, ebeveyn ve çocuklar arasında ki ilişki. Büyüme aşamasında olan bir çocuk, anne ve babasına hiçbir şey geri ödeyemez(anne ve babasının verdiklerine karşılık). Büyüdükten sonrada hala kendisine verileni veremez ama kendi çocukları olduğu zaman, o zaman onlara geri verir. Burada mükemmel bir sistemden bahsediyoruz burada. Ruhlar arasındaki bağ bu şekilde işliyor. Yani birinci koşul, ikinci koşula yansıyor ve bu başka bir koşulun doğumuna neden oluyor. Tüm bu koşullar birbirine doğum verdiği için aslında birbirini destekliyor ve birbirinin var olmasına yardımcı oluyor. Bu nedenden dolayı sadece baştan Yaratan’ın gücü ile Ein Sof’tan, en son derecede Yaratan ve yaratılan varlığın ortak gücünde, o yetenek o koşul, birinci safhadan üçüncü safhaya geçmedeki koşulu ediniyoruz. Sanki yaratılan varlık hak etmediği bir şeyi alıyormuş gibi, ama nasıl olabilir böyle bir şey? Peki, bahsedilen utanç duygusu ne? Mutlak bir hazırlık olmadan vermek nasıl mümkün? Nasıl oluyor da çalıştığı çaba için o dereceye girdiği zaman karşısına her şey bir sürpriz olarak geliyor? Bu sistemler birbirini tamamladığı için ve herkesin birbirine olan ilişkisinden doğan bir bağ olduğu için böyle dereceden dereceye geçmek mümkün. Yani bilinmeyen bir koşula doğru ilerlemek, daha önceki niteliklerle birlikte yeni bir koşula girmek(hala var olmamasına rağmen) (yaratılan varlığın daha önceki safhalarında mevcut olmamasına rağmen), yaratılan varlık bunun üzerine tam olarak çalışamaz. Çünkü kapları hazır değil. Yani ışık ve kabın deterministik (belirleyici, tayin eden) olarak sıralanarak birbiriyle eşitlenmesi doğaya aykırı. Sanki önce Işık geliyor, hazır olmayan bir kaba yansıyor, biraz talepte bulunuyor ve daha üst bir dereceden güç alıyor. Nasıl böyle bir baş olabilir üst ve alt arasında? Üst biraz talepte bulunuyor da aşağıdaki çaba sarf etmek zorunda kalıyor. Işıkla kap arasındaki form eşitliği yasası ile çelişkiliymiş gibi. Dolayısı ile üstün aşağıya olan yardım etme kapasitesinde, şu anda henüz alttaki hak etmemesine rağmen içinde bulunduğu alt derecede, bunun ötesinde genel bir sistem var. Ne oluyor alttaki daha sonraki yükseldiği dereceden geri ödeme yapıyor, neden? Çünkü var olan bir mekanizma. O iç sonsuz formda bu yetenek var ve bu şekilde tüm yaratılan varlıklar son ıslaha gelene kadar bir dereceden bir başka dereceye de ilerleyebiliriz. Bu nedenden dolayı dua aşağıdaki seviyede olandan bir talep. Hatta bazı koşullarda hayali bir durum. Sanki üst derecede varmış gibi gözükse de duasına karşılık istediği şey tam karşılık olmayabilir. SORU (New York): Dolayısı ile her şey önceden tayin edilmiş durumda ve bunların hepsini mutluluk içinde kabul mü etmeli? RAV: Burada böyle yazılı değil ama neden bahsettiğini anlamadım. Eğer gerçek bir dua ise tabi ki bunu mutlulukla üzerine almalı. Gerçek bir dua kişinin şu anki içinde bulunduğu derecenin daha üzerinde bir derecede olmasını istemesidir. Yani daha fazla ihsan ettiği bir derecede. Diğer ruhlarla daha iyi bir bağda olmak ki onların içerisinde Yaratan’ı bulsun. Çünkü bu şekilde Yaratan’a haz veriyor. Eğer kişi tüm bu elementleri aranje ederse ve gerçekten olmasını isterse bu olur. Öncelikle bunu yapmayı başarmış demektir. Şöyle ki içinde bulunduğu koşul kişiye gelir. Kendi ulaşmak istediği seviyeye gelir ve her şey genel sistemin Yaratan’ın hesabıyla olur. O şekilde onun içine entegre olur ve daha çok ihsanın içerisinde yer alır. Yani genel ihsan içerisinde daha çok yer alır ki, bu Yaratan’ın ifşası olur. Kişi eğer bu koşulda mutlu değilse bu istemediğinin bir göstergesidir. Bu yüzden dua mutlulukla olmalı denir. Mutluluk bir ifadedir, yaklaştığının ifadesi. Yaratan’a yaklaştığına dair bir işarettir. Çünkü kişinin Yaratan’a yaklaşıp ta ağlaması mümkün değil, mükemmel bir koşulda. Kişi ihsan etme Işıkları ile daha çok doludur. Peki, nasıl olur bundan da acı çekebilir ki? Bunun için işaret alma arzularında mutsuzluk, ihsan etme arzularında mutluluktur. Arayışta olan bir insan için doğal bir şey. Baal HaSulam’ın da Talmud Eser Sefirot’a Giriş'te yazdığı gibi, kişi bir taraftan gergin, stresli ev tedirginlik yaşıyor(bu hazırlık döneminde olan bir şey). Burada anlıyoruz, tek ve çift gizlilik koşullarından geçen bir insanın tatsız olaylardan, tatsız hislerden geçtiğini. Ancak her halükarda bariyer ve ötesinde içsel bir mutluluk içerisinde ama bariyerden öncede kişi içinde bulunduğu koşulun bir kritiğini yapmalı, Yaratan’a yakın mı, yakın değil mi. Elbette egoistçe olacak bu şey, bu kritik ama elbette bu bir işaret. SORU: Dua niyetten mi kelimelerden mi gelmeli? RAV: Dua kelimelerle mi yoksa kelimelerle mi olmalı? Dış ifadelerin hiç iç hislerle alakası yok ve kişinin iç hisleri, iç kaplarına henüz ulaşamadığından, hissedemediğinden de pek bir alakası yoktur. Biz şu anda Ein Sof sistemi içerisindeyiz, şu anda bile. Ama önümüzde 125 derece gizlilik var, yani 125 seviyede bunlar bizden gizli. İçinde bulunduğumuz koşulda son derece düşük seviyede bir his ve sahip olduğumuz bu his realiteden o kadar uzak ki, her 125 derecede edinilen her şey şu anda her kesin içinde var. Bende sende, herkes de mükemmel bir koşuldayız. Hislerimizin derinliğine göre, Işığın gelişine göre bunların içindeyiz ama hissettiğimiz o iç mükemmel koşuldan, o 125 gizlilik derecesinden sonra içimizdeki, bariyerin altında, bu dünyadan tümüyle kopuk bir haldeyiz. Bu Asiya dünyasının Malkut de Malkut yani Malkut’un Malkut’u, burada fiziksel duyular ifşa olur. Elbette burada bir kopukluk var ve mutlak kopukluk, yani içinde bulunduğumuz gerçekten, o gerçeğin algılanmasından tümüyle kopuğuz. İnsan ne için dua ettiğini bilecek durumda değil. Bilmiyor ki ne için dua ettiğini. İnsan dış, fiziksel ifadelerle ilgilenmemeli. Yok gözyaşları, bas bas ağlamalar, ne kadar çok titrediği ya da fiziksel olarak dua ederken yere ne kadar eğildiği, kalbini dövmesi, bunların hepsi suni şeyler. Biz kişinin manevi çalışma vasıtası ile grupla bağ kurma çabası ile kişinin hisleri ile birlikte tüm bu örtülerinin arkasında içinde bulunan o sonsuzluk derecesi ile içinde bulunduğu koşullar arasında ki gizlilikler üzerine çalışmaya DUA denir. Bu yüzden ne diyor, dua, kalpteki çalışmadır. Dua çölün ortasında durup ta bas bas bağırmak değil. Duanın çalışması, kişinin kitaplarla çalışması, grupla entegre olması ve bunları inceleyerek çalışması, iç analizle. Gün içerisinde bağırarak dua edilmez. Bu yüzden deniliyor ki, keşke her saniye dua edebilseniz. Yani içinizde ki sistemleri anlayabilseniz, bunları açıklayabilseniz ve maneviyatla daha çok ilişkilendirebilseniz. Buna kalpteki çalışma denir. Kişi bu çabadan, bu arayıştan bir dua hissine gelebilir (bir Man hissine gelebilir). İçindeki o en derin nokta, o Ein Sof noktasına yaklaşabilirsin ona basamak basamak ilerleyecek koşullara gelirsin, onu Mad’ın inmesi olarak hissedersin (Man dua, Mad duaya cevap demek) ve bunların hepsi sürekli bir iç çalışmadır ve bu yüzden duadan başka yapılacak bir iş yok denir. Bunu yaparken de birçok koşul var, talepler var, minnet var, inceleme var. Dua nedir, bir üst dereceyle bağ kurmak, dua bu. Dolayısı ile kişi bilinçsiz seviyeye düşmez ise o zaman duanın içerisindedir, sürekli duadadır denir. Bu nedenden dolayı bu suni, fiziksel hareketlerle yapılan dualarla hiçbir alakamız yok. Bu dincilerin yaptıkları, fiziksel hareketlerle yapılan, elle kolla yapılan, ağızla edilen dualarla bir alakamız yok. Bizim duamız iç çalışmadadır. Öteki taraftan da şunu diyebilirsiniz ki, duaların zamanları, yapılan bu fiziksel hareketlerin sıralamasının nasıl yapılması, bunların hepsi maneviyatı edinmiş insanlar tarafından detaylı bir şekilde sıralanmış hareketler. Bu yüzden hatta dini gruplar arasında bunlar arasında hafif farklar vardır. Buda aslında iyi bir şey çünkü kişiyi tekrar belli bir düzene sokar. Yani maneviyattan kopuk, fiziksel bir koşulda da olsa, maneviyattan kopuk bir insanı fiziksel bir çerçevede tutar. Zaten hocalarımızın bunu yapmasının nedeni de manevi arzusu henüz gelişmeyen bir insanı belli bir çerçevede tutmak içindi. Bu kişiyi belli bir çalışmada tutar. Elbette kişinin de büyütülüşünü, yetiştirilişini, toplumdan aldığı o eğitimi de iptal etmek uygun değil. Hocalarımızın dediği gibi, KÖR ADAMIN ÖNÜNE ENGEL KOYMAYIN. Eğer kişi manevi yolda ilerleyemiyorsa o zaman fiziksel şeylerini yapmaya devam edebilir. Bu yüzden hocalarımız derki, HAYVANI SOPAYLA DÖVMEK YASAKTIR. Yani kişi sürgünden çıkma zamanına geldi ise, o zaman sürgünden çıkışını hoş bir şekilde yapmanız lazım, hoş bir şekilde davranmanız lazım, gidip hayvanı sopayla dövmemeniz lazım. Eğer kişi o koşuldan manevi bir koşula gelmek istiyorsa ona hayatı ile ilgili bir takım sorular sorarak uyandırabilirsiniz. İçinden geçtiği koşulların, bunun nedenini, buna dua için bir eksiklik oluşturmak denir. Ancak aynı zamanda böyle bir insana o eksikliği nasıl dolduracağını ve duaya nasıl geleceğini manevi koşullarda öğretirken, bilmeli ki o eksikliği dolduracak bir şey bulsun. O yüzden denir ki, HAYVANI DÖVEN ÖDEMESİNİ YAPMALI. Bu yüzden dincilerin yaptığı dualara niyet eklenmesi gerekir denir. Oda kalpteki çalışmadır. Zaten kişi bunu anladıktan sonra dış çalışmadan(o fiziksel hareketlerden) yavaş yavaş ayrılır ve iç çalışması ile daha çok çalışır. Çünkü ancak iç çalışma ile yaratılışın amacına ulaşıla bilinir. SORU: Çaba çok zor bir şey, yaptığım her şey Yaratan’dan doğamı değiştirmesi için talepte mi bulunmak, tüm dua çalışması bumu? RAV: Bu iç çalışma büyük bir problem. Kişinin aklına çaba tanımı altında bin bir şey gelebilir. Eliyle, kasları ile düşünceleriyle bir şey yapacakmış gibi gelir, böyle düşünebilir ya da iç psikolojik çaba sarf etmesi gerektiğini düşünebilir ve yaptığı her şey için büyük çaba sarf ediyorum diyebilir. Bakın ne kadar terliyorum, taşıdığım yüke bir bakın diyebilir. Şöyle denir, Yakup beni sen çağırmadın, sen İsrail’de çalıştın. Yani doğru çabayı sarf edersen de ne kadar terlemediğini görürsün, ne kadar kolay olduğunu görürsün ama Divekut içinde değilsen o zaman bu çaba içerisinde değilsen, o zaman bu çok zor bir şey. Hayatımız gibi, bir şeyi alıp başka bir koşulla değiştirmek gibi kolay. İşin açıkçası gerçeği keşfettiğin zaman bu hayatı değiştirmek istemiyorsun, aksine ayarları yapmaya başlıyorsun. Her an zevklerle dolu, sonu gelmeyen ifşalarla dolu çünkü yaratılışın iki zıt uç noktası, Ein Sof ve bizim dünyamız. İnsan denilen o yaratılan varlıkta beraber ifşa olduğu zaman çok özel bir kap, bize bu şekilde gözüküyor. Kendimizi içimizden nasıl hissettiğimiz perdemizde bizim doğamızdan, açımızdan, bir yansıma. Dolayısı ile bu Işıklar ve kaplar vasıtası ile en sıkı bağa ulaşabiliriz, Işık ve kap arasında, Yaratan’la yaratanın ifşasına yönelik. Dolayısı ile çaba bir şey yapmak değil çaba hangi koşulun içerisinde olduğumu bulmaya çalışmak. Yani içinde bulunduğum koşulla, gelecekte olmam gereken koşulu bulmaya çalışmam, zaten niyete hareket denir. Çaba sürekli incelemede bulunmakta. İçinde bulunduğumuz koşul ve Yaratan’la en büyük bütünlüğü nerede sağlayacağımızın arayışı. Yaratan kişiden bu çaba dışında hiçbir talepte bulunmaz. Yani insandan talep edilen başka hiçbir şey yok bu çaba dışında. Hiçbir fiziksel hareket, hiçbir töresel, geleneksel hareket, bunun dışında hiçbir şey talep edilmiyor. Kişinin sadece derinden daha çok çabasına bir damla bütünlük denir. SORU: Çalışan bir kişi gün içerisinde ki düşüşlerle ve sabah derslerinde grupla nasıl bir bağ kurabilir. RAV: Sen arkadaşlarınla beraber iken, elbette onlar içerisinde yer alıyorsun. Burada çok ince ve keskin incelemeler var. His iyide, kötüde olabilir ama her halükarda iyidir yani ne kadar kötü olduğunu fark etsen bile bu bir incelemedir. Dolayısı ile mesafe alıyorsun. Kişi çalışırken grubun etkisi altında, hocasının etkisi altında. Burada muazzam güçler kişiyi etkiliyor, gerçekten içinde bulunduğu koşulun ne olduğunu söyleyemez. Dolayısı ile kişi bu koşulda iken en güzel bir şekilde o güçleri, grup içerisindeki o düşünceleri, çalışmaları, grubun o gücünü, grubun beklentilerini(buradaki grup değil tüm dünyadaki gruptan, dünya grubundan bahsediyoruz, dünyada çalışan dostlardan bahsediyoruz) kişi herkesle entegre olmayı istemeli, bir bağ içerisinde olmayı istemeli, herkesten ilerleyecek gücü talep etmeli ve herkese de vermeli ve kendi gücünden de her şeyi katmalı. Yani her kesin içerisinde kendisini pasifize edip, nötrleştirmeli, herkesle entegre olmaya razı olmalı. Eğer herkes bunu düşünürse bunun olmasını isterse o zaman derste bize yansıyan Yaratan’ın Işığı o güç var olan bir şey ve herkes bir bütünlük içerisinde olur ve o zaman gün içerisindeyken kişi düşmez ve gruptan ayrı hissetmez kendini. En azından (daha fazlası değilse bile) kişinin talep ettiği koşul içerisinde olur. Şimdi arkadaş ne diyor, gün içerisinde neden dersteki koşul içerisinde değilim çünkü dersteyken, kendisi başkaları ile entegre edilmiş değil, başkaları da kendisiyle entegre edilmiş değil, tek neden bu değil aslında. Bu nedenden dolayı kişi gruptan çıktığı zaman, dünyevi hayatına döndüğü zaman, gün içerisinde vs o fiziksel endişelere gömülür ve onun içerisinde boğulur. Çünkü o bağ olmadığından dış toplum yani sokaktaki herkesin hayatını yaşadığı koşulda bedeninin sınırları dâhiline gömülür. Ailesi, akrabaları ve dünyanın kendisinden talep ettiği para, bilgi, itibar vs gibi arzularının içerisine gömülür. Eğer kişi ders esnasında kendisini gruba entegre etseydi, (tek bir sistem içerisine Adam Harişon gibi tüm arzuların bütünü olarak) o zaman gün içerisinde ne koşuldan geçerse geçsin kişi o dersten aldığı koşulla iç içe olurdu. Dış toplum kendisini etkilemez olur çünkü gruptayken o manevi güç kişiye yardım edecek koşulda olurdu. O zaman o bütünlük içerisindeyken fiziksel koşulların üzerine çıkıp manevi derecede yer alabilir. Esas çalışma burada. Çalışma için tüm hazırlık ders esnasında. Bu gün Talmud Eser Sefirot’un 6. cildini çalışacağız, bunu çalışırken grubu bütünleştirmeyi düşünmeliyiz. Günün 24 saati aramızda bir bağ olsun istiyoruz ve bu hayatın ilüzyonundan ayrı bir şekilde iç bir his içerisinde olalım. Dışımda olan, etrafta olan olayları sadece bir fırsat olarak görmeye başlarım. Üst güçle bağ kurmak için bir olanak olarak görmeye başlarım. Ondan başkası yok prensibine yavaş yavaş gelirim. Olan her şeyi O’nunla ilişkilendirmeye başlarım. |