|
|
|
ŞAMATİ 115 – CANSIZ, BİTKİSEL, HAYVANSAL VE KONUŞAN OKUMA Cansız kendi otoritesi olmayan bir şeydir. Ev sahibinin kontrolü altındadır ve ev sahibinin arzularını yerine getirir. Yaratılan kendi muhteşemliği adına her şeyi yarattığı zaman ki her şey benim adımla, benim şanım için yaratıldı dediği zaman sanki kendisi için yarattı her şeyi. Şöyle ki, tüm yaratılanlar sanki sadece kendileri için bir şey yapabilirler ve başkası için değil. RAV Yaratan alma arzusunu yarattı. Tam olarak ta ihsan etme niteliğine tekabül edecek şekilde yarattı bu alma arzusunu. Bunun dışında da hiçbir şey yaratmadı. Alma arzusunun dışında hiçbir şey yaratmadı. Geriye kalan her şey alma arzusunun aldığı ve kendisini zenginleştirdiği ve geliştirdiği her şey(bunlar Yaratan tarafından direkt olarak gelmez) alma arzusunun talebiyle gelir. Dolayısı ile alma arzusunda bir yer var, yani yaratılan varlıkta alma arzusu diye bir koşul var ki bu Yaratan tarafından gelir, yaratılan varlıkta da kendi tarafından gelen bir parça, şekil var(bir koşul var). Yaratan açısından bakacak olursak, yaratılan varlığın içinde olan o koşula, o duruma CANSIZ denir. Yaratan’dan gelen her şey yaratılan varlıkta var. Dolayısı ile yaratılan bir varlık yok. Ne bir kişiliği var, ne bir karakteri var, ne bir özü var, bir materyali var, Yaratan’ın önünde belli bir varlık olarak durduğu zaman, bu bir yaratılan diyebilir miyiz? Bu olan her şey Yaratan’ın yaptıklarının bir sonucu. Dolayısı ile böyle bir varlığa biz yaratılan varlık diye hitap etmiyoruz. OKUMA Şöyle ki bu form, Yaratan’ın istediği için bu şekilde yaratıldı. RAV Burada peki nasıl bir yaratılandan bahsediyoruz? Hangi yaratılan varlıktan bahsediyoruz? Fark etmez, alma arzusu olan bir şey yani bir arzudan bahsediyoruz. Ve alma arzusu Yaratan’dan etkileniyor, direkt bir şekilde. Buna CANSIZ denir. Bizim dünyamızda olduğu gibi olabilir, cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan seviyede olabilir eğer arzulardan bahsediyorsak. Alma arzusu cansız bir şey, binlerce arzunun arasından bir tane olabilir. Ama bu bilinçsiz bir arzu ise, eleştirilemeyecek bir şey ise kişi tarafından herhangi bir izlenimi olmuyorsa, Yaratan tarafından direkt etki altındadır denir. Bu yüzden de CANSIZ denir. OKUMA Bitkisel belli bir dereceye göre kendi otoritesine sahiptir. Ev sahibinin düşüncesine karşı bir şey yapabilir, belli bir dereceye kadar. RAV Yaratan tüm yaratılanlara bir emir verir ve bu arzu Yaratan’ın vasıtası ile gelişir. Kendi kişisel bir eki var, burada bir ek, bir koşul var, yabancı denilen bir koşul. Yaratan’ın dışında olan bir şey. O zaman Yaratan’ın etkisinin dışında bir dereceye sahip olduğu için bitkisel denir yani cansızın bir seviye üzerinde. Peki, bitkisel seviyede demek için ne koşul gerekiyor, nedir bu sınır? Bu şu demek, yani ihsan etmek için bir şeyler yapabilir konumundadır. OKUMA Bu ev sahibinin arzusunun dışında olan bir dereceye sahip demektir. RAV Eğer alma arzusu basit bir şekilde alıyorsa buna cansız denir. Eğer kendisini değiştirmeyi isterse, kendisini sadece arzusunun zıttına değiştirebilir yani ihsan etme yönüne doğru. Bu reaksiyon, Yaratan’ın ihsan etme koşuluna gelmesi, bu yaratılan varlığın bağımsızlık ifadesi anlamına gelir. Bunun dışında bir reaksiyon olamaz zaten. Eğer almak istiyorsa, Yaratan’ın ihsanı sonucu almak istiyor çünkü Yaratan vermek istiyor. Yaratılan varlığın bağımsızlığı sadece ihsan etme arzusu ile ifade edilebilir. OKUMA Sadece fiziksel dünyada görebiliyoruz ki, bitkisel koşullar büyümelerine rağmen aynı niteliklerine sahipler. Diğer bitkilerin yetiştiği şekilde onlarda gelişmekte yani belli bir kurallar dâhilinde gelişiyorlar. Bu gelişimin dışında bir şey yapmaları mümkün değil. Dolayısı ile kendilerine ait bir hayatları yoktur. Bir tek hayat formasyonunun parçasıdır. Tüm bitkiler, tek bir varlık gibidir. Bitkiler o bütün varlığın parçalarıdır, organlarıdır. Maneviyatta da benzer bir şekilde alma arzularını belli bir dereceye kadar aşacak insanlar vardır. Belli bir çevredelerdir ve bunun dışında bir şey yapamazlar. Çünkü o çevrede bulunmaktalar. Alma arzularının tersine bir takım şeyler yapmaya başladıkları zaman bu ihsan etme arzusuyla bir dereceye kadar çalıştıkları anlamına gelir. RAV Burada yaratılan bir varlık görüyoruz ve bir reaksiyon var. Yaratan’ın ihsanına ters bir koşul ama reaksiyonunun sonucu tümüyle çevresinin etkisinden kaynaklanıyor. Başka bir türlü zaten yapması mümkün değil. Eğer cansız seviyede Yaratan ihsan ediyorsa ve yaratılan bu ihsana göre bir takım şeyleri tayin ediyorsa, (kendisinin alma arzusu Yaratan’ın ihsan ettiği) yani Yaratan bir alma arzusuyla etkiliyor, yaratılanda reaksiyon gösteriyor. Dolayısı ile bu şekildeyken, yaratılan varlık Yaratan’a reaksiyon göstermek zorunda, durumunda. Şöyle ki Yaratan yaratılan varlığa ihsan ediyor ve normalde cansız bir şekilde reaksiyon vermesi gerekiyor ama belli bir çevrenin etkisinde olduğu için buna karşı koyacak belli bir koşul var. Bunu aslında tüm gücüyle yapıyor ama çok az karşı koyuyor denilir. Neden? Çünkü kişi çevresinden etkilendiği için onu yapıyor, kendi gücünden olduğu için değil. Dolayısı ile Yaratan’ın verme arzusuna yönelik karşı bir reaksiyonu olabiliyor. Reaksiyonunda Yaratan’a direkt karşı değil. Çevresinden aldığı bir durum vasıtası ile Yaratan’a vermek istemesine karşı koyabiliyor. Yaratılan varlık bu şekilde alıyor. Buna DOME_CANSIZ denir. Ne oluyor bundan sonra ki seviyede? Bitkisel, Yaratan ihsan ediyor. Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkide yaratılan varlık bir reaksiyon gösterebilir. Ama hiçbir kişisel bağımsızlığı ile değil. Bitkisel seviyede de bir ihsan etme koşulu var. Neden peki bu şekilde? Çünkü burada çevresinin etkisi var. Çevresinin etkisi olduğu içinde, ne yapacağını çevresi tayin ediyor, kendisi değil. Cansızdan farkı ne? Nedir sürekli bu koşulu tayin eden? ÇEVRESİ. Dolayısı ile çevresinin etkisi tayin eder. SORU: Çevresinin etkisi ile gidiyorsa o zaman bitkisel koşulda mı? RAV: İnsan çevresinin etkisinde ise yapacak bir şey yok. Önemli olan burada şu koşul var. Yaratan hem çevresine hem de yaratılan varlığa etki yapıyor. Dolayısı ile burada yaratılan varlık, grupta kendi özgür iradesi ile yer alıyor mu, almıyor mu önemli olan bu. Eğer kendisini çevreye dâhil ediyorsa ve içinde bulunduğu toplumu seçiyorsa ve buna reaksiyon gösteriyorsa BİTKİSEL denir. Burada seçim var, burada seçim yok. SORU: Peki bitkisel koşulda içinde bulunduğu çevrenin önemini tayin edebiliyor mu? RAV: Cansız derecede çevresinin etkisi altın da olduğunu bilmiyor ki. Sokakta ki herhangi bir insana bakın, etraftaki reklamların kendisini etkilediğini, arkadaşlarının, içinde bulunduğu cemaatin kendisini etkilediğini fark etmiyor. Biz şimdi burada seçimine göre nerede olduğunu tayin ediyoruz. Eğer bir ortamı, içinde bulunacağı ortamı kendisi seçiyorsa ve bu ortamı seçtikten sonra bunun bir parçası olursa ona bitkisel denir. Bunların arasında da ara bölmeler var. OKUMA Görüyoruz ki her hayvanın kendi karakteri, nitelikleri vardır. Ev sahibine karşı hareket edebilirler, ihsan edebilirler içinde bulundukları çevreye kapatılmış değiller ve kendi hayatları bir başkasına endeksli değildir. Ama kendilerinden başkasını hissedemezler. Bir başkasını hissedemedikleri için bir başkasına yönelik hisleri yoktur RAV Peki, hayvansal derecenin özelliği nedir? Çevre ile sınırlı değil diyor. Ne demek? Yani ayakta kendi başına durabiliyor. Şöyle ki, bir seçim yapıyor ve bu seçimin dışında bir analiz, kritik yapıyor. Yani kritik yapabilecek, eleştiri yapabilecek durumda. Bunu anlamamız lazım, bizim hayatımızda olduğu gibi. Kendimizi çevremizden ayıramayız. Cemaat, toplum, halk bizi sürekli etkiliyor. Ama çevreye karşı olabilecek bir kapasitede, nedir bu? Toplumun etkisini görebilecek ve bu etkinin üzerinde kalabilecek kapasiteye sahip hayvansal seviye. Tekrar oku hayvansal seviyenin ne olduğunu. OKUMA Görüyoruz ki her hayvanın kendi karakteri, nitelikleri vardır. Ev sahibine karşı hareket edebilirler, ihsan edebilirler içinde bulundukları çevreye kapatılmış değiller ve kendi hayatları bir başkasına endeksli değildir. Ama kendilerinden başkasını hissedemezler. Bir başkasını hissedemedikleri için bir başkasına yönelik hisleri yoktur RAV Nedir peki bu? Kişi her şeyin etkisinden kendisini sıyırabilir durumda. Yaratan’ında, çevresinin etkisini de kendisinden ayırıp çevresinin etkilerini analiz edebilir. Bu analizi yaptıktan sonra kendi bireysel hareketini yapabilir(Yaratan’ın arzusu dışında). Yani bana çevrenin verdiği koşulun dışında. Kendi hareketini sağlıyor. Burada yaratılan varlık gerçekten kendi gücüne sahip, buna da bireysek ıslah diyelim. Ruhun farklı perdesi var, sanki ıslah olmuş bir şekilde diyebiliriz. İhtiyacı olan her şey var. Bağımsız bir birey. Eksik olan şey ne? Ruhunun köküne göre bir element, eksik olan tek şey bu. Hayvanla konuşan seviye arasındaki tek fark bu. Bizim dünyamızda bu hissedilmiyor. Biz hem hayvan, hem de konuşan seviyedeyiz. Nedir hayvanla insan arasında ki fark? Bedenim hayvansal bir şey ama kişilik ise konuşan. Bebek konuşamıyor mesela(yeni doğan bir bebek) bu bir hayvan mı? Peki, yetişkin olup ta çenesi laf yapan konuşan derecemi oluyor? Böyle bir ayırımı nasıl yapabiliriz? Bu derece bizden gizli olan bir seviye (bunun nasıl bölündüğü), burada her şey çevrenin etkisine bağlı, burada hayvansal, burada bitkisel seviyede. OKUMA Peki, konuşan seviye nedir? RAV Konuşan öncelikle ev sahibinin isteğine karşı hareket eder. Yani bir fazileti vardır. OKUMA Bitkisel seviye gibi bir yerde saklı değildir. RAV Yani bağımsız bir şekilde çevresinde hareket edebiliyor(çevresine ters hareket edebiliyor). Eğer çevresi ile birlikte ise bitkisel, çevresine karşı hareket ediyorsa buna hayvansal denir. Aynı zamanda başkasını hissedebiliyor. Çevresi ile bir bağ kurabiliyor. Kendi seçimi ile başkalarının arzularını kendisininmiş gibi alabiliyor. Bir ihsan edici gibi. Yani çevrenin bir parçası haline geliyor ama ihsan etmek için. (Rav burada konuşan seviyeden bahsediyor). OKUMA Dolayısı ile başkalarına yönelik hissiyatları olduğundan onlara bakabilir ve kolektifin mutluluğundan alabilir. Hem geçmişten hem de şu anki durumdan. RAV Hayvanlar ise sadece içinde bulundukları durumu hissederler yani konuşan derecenin bir artısı var, özgürlük. Yaratan’ın düzenine ve çevresinin yönlendirmesinden sanki kendisi kesilip ayrılmış yani hem Yaratan’dan hem çevresinden bağımsız, ayrı. Kendisini bu iki koşuldan ayırdığı için bağımsız denir. Onların istediklerini bağımsız olarak alıyor. Yani onların istediklerini alıp bir şey yapıyor. Dolayısı ile onlara yönelik ihsan edici oluyor ve bu dereceye KONUŞAN SEVİYE denir. Bir daha anlatalım. BİRİNCİ cansız derece, Yaratan’ın kölesi, cansız seviyede, hareketsiz derece. Yaratan ne diyorsa yapıyor. İKİNCİ bitkisel derece, çevresinin emirlerini yerine getirir. ÜÇÜNCÜ hayvansal derece, çevreden bağımsız. DÖRDÜNCÜ konuşan derece, Yaratan’dan bağımsız. Hala açık değil ha. SORU (Moskova): Bitkisel hayat hazırlık dönemi içinde bulunduğumuz dönem mi? RAV: Tüm bu dereceler, her koşulda, her basamakta var olan dereler. Kişi içinde bulunduğu koşulu gördüğü zaman Işığın etkisini incelemeli. Aslında burada ne oluyor? Yud harfinin ucunu keşfediyor, ondan sonra Yud Key Vav Key. Yud harfinin başı Yaratan’ın üzerindeki etkisi ki insan bunun farkında değil. Ta ki cansız bir anlayışa gelene kadar. Ondan sonra bitkisel, hayvansal ve konuşan denilen o anlayışa, hissiyata, o koşula gelir. Şimdi hazırlık dönemi, cansız mı, bitkisel mi, hayvansal mı, konuşan derece mi, Mahsom’un üzerimi (bunlar Mahsom’un üzerinde mi)? Evet, ama şöyle düşünmeyin, bu koşulların Mahsom’un üzerinde olması, hazırlık döneminde bu izlenimleri yapamayacağımız anlamına gelmez. Kişi sadece Yaratan ve manevi amaç, ruhani koşul, kalp, akıl, tayin eden her şey dâhilinde bu dünyadan ayrılıp manevi dünyaya geçtiğimiz zaman Mahsom’un üzerine (orada) bir takım izlenimleri ediniyoruz. Yani cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan derecelerinin orada izlenimlerini yapıyoruz. Dolayısı ile cansız seviyede Yaratan’ın istedikleri tarzında geliyor. Bitkisel derecede ise çevrenin etkisi ile. SORU (Boston): Çevre değişiyor mu yoksa çevremiz hep aynımı? RAV: Çevre tam olarak etrafımda kaç tane arkadaşım olduğu değil. Çevre dediğimiz şey, kitaplar, hoca ve grup ki bunlar manevi şekilde etkiliyor. Ek olarak insan işe gidiyor, vs. Dolayısı ile insan tüm geçmişine, gelmişi ile içindeki koşulla, içinde bulunduğu koşula da çevre denir. Esasında soru şu, çevreyi nasıl tanımlayalım? Bizi şu anda etkileyen koşullara ve bizim tam olarak neden etkilendiğimize göre, buna çevre diyebiliriz. Dün diyelim bir şeyden etkilendim, bu gün o etki bana dâhil mi yoksa dışarıdaki bir şeyin bana etkisi mi, aradaki fark nedir. Dün beni etkileyen neydi, zaten dün beni etkileyen şey benim hafızama girdi. Her şey içimde olmasına rağmen, Reşimot’umun içinde, izlenimlerimin içinde olmasına rağmen çevremde, dün ve dünden önceki gün arasında ki fark ne. Etkilese bile bu bir zaman ölçümünde mi. Arada ki fark ne. Burada çevre nedir diye bir soru ortaya çıkıyor. Genelde çevreye, doğal eğilimlerimiz dışında, insanın doğal karakteri ile değil ama yıllardır hayatında yaşadığı, reenkarnasyonlardan geçtiği ve ruhunun kökünden gelmeyen koşulların etkisi de var. Dolayısı ile herkes içinde bulunduğu çevrelere dâhil edilen koşuldadır. Bunların hepsi bir ilişki dâhilinde, dün, ya da dünden önceki gün veya bu gün hiç fark etmez, ya da on reenkarnasyon öncesi hiç fark etmez. Doğal bir şekilde gelmiyor. Aldığım hissiyat elbette ruhumun köküne göre ama o genel Adam Harişon sisteminin üzerimdeki etkisinden kaynaklanıyor. Dolayısı ile dışımda olan bir şey. SORU: Bitkiselle konuşan seviye arasında ki fark nedir? RAV: Bitkisel derecede çevresinin düzeniyle gelişiyor ve konuşanda gelişmiyor, fark ne. İki tane etki var(çevre üzerinde) Yaratan, biz bunu aslında tek bir etki olarak alabiliriz. Yani bizi etkileyen Yaratan ve grup var. Biz bu ikisine tek bir koşul diyebiliriz, Yaratan.(bunu daha öncede konuşmuştuk) Kişi kendisini Yaratan’a, yapıştırmadan, doğasına karşı ilerleyebilmek için bir olanak yaratabilmek için, bu yüzden çevre denilen bir şey var. Yani Yaratan özellikle yaratılan varlığı parçalara ayırdı yani bir sürü insan oldu. Öyle bir hayal gücü verdi ki kişi sanki kendisine benzeyen insanlar arasında. Alma arzusu ile o insanlarla bir ilişki içerisinde, en bayağı arzuları ile ve ihsan etme arzusu ile de sevgi yansıtabilir, hiçbir sınırı olmadan. Kişi kendisini gruba yönelik geliştirdiği zaman öğrenmeye başlar. Kendisini, insanlarla olan ilişkiyi, bağı, bağımsız bir şekilde hiç kimseye bağı olmadan ilişkisi olmadan. Dolayısı ile yaratılan varlığı ölçerken, direkt olarak Yaratan’a yönelik değil, Yaratan’a kıyaslı değil ama içinde bulunduğu çevreye göre, grubuna, diğer ruhlara, etrafındaki diğer ruhlara endeksli olarak. Bu şekilde kişi bağımsız olarak davranabilir. Çünkü yaratılan açısından bir hazırlık var. İnsanla, insan arasındaki o ilişkide kişi kendisini hiçbir şeye bağımsız olmayacak şekilde geliştirebilir. İnsanın doğasında herkesi kullanmak var. Kişi öyle bir koşula gelebilir ki doğasına karşı koyabilir. Öyle bir doğaya gelebilir ki tümüyle bağımsız bir hale gelebilir, ya da bağımsız olmayı arzulayabilir. Kendisi onlara hizmet etmeyi, kendisi tarafından, bir eleştiri olmadan isteyebilir. Tıpkı bir bedendeki hücre gibi. Baal HaSulam’ın ULUS adlı makalede dediği gibi, içgüdüsel olarak insan sevgisine gelmemiz gerek diyor. Tıpkı kişisel sevgimizin olduğu gibi. Dolayısı ile çevre ile böyle bir ilişki kurma şansımız var. Yaratan’ın bizim için realitede oluşturduğu mekân buna fırsat vermek için. Yani nasıl kendimizi Yaratan’a endeksli şekilde yüceltebiliriz, yükseltebiliriz. Her şey çevreye olan yaklaşımımıza endeksli, bağımsız, Yaratan’dan bağımsız olmaya yönelik çalışmada. Dolayısı ile her şey evrimimize yönelik tavrımıza bağlı. Çevreyi bir ihtiyaç olarak görüyorum. Hatta onlara sahip olmam bile bir mucize. Çünkü bu grup vasıtası ile bağımsız olup Yaratan’a ihsan edebiliyorum. Mekanizma bu şekilde. Kişi gelişirken bu dört dereceden geçmek zorunda. Cansız seviyede olduğunuzu ortaya çıkarmakta kolay değil. İçimde olan hiçbir şeyin bana ait olmadığını bana ifşa ediyorsunuz. Orada bir rol almadığınızı ifşa ediyorsunuz. Bilinçli bir şekilde hiçbir rolünüzün olmadığını ortaya çıkartıyorsunuz. Aklım ve kalbim, arzularım, düşüncelerim bir başkası tarafından idare ediliyor. Kendime yandan baktığım zaman ve tüm incelemelerden sonra, kişisel analizden sonra görüyorum ki yukarıdan etkisi olmayan hiçbir arzumun olmadığını görüyorum ve buna CANSIZ seviye denir. Böyle bir şeyi de görmek kolay değil. Aslında çok büyük bir realizasyon. Kişinin hayatında olan her şey ilahi takdir vasıtası ile. Burada güzlülük ve ifşa derecelerinden bahsetmiyoruz. Kişi şunu ifşa etmeli, bana olan her şey ve benim etkilendiğim her şey yukarıdan geliyor, ilahi takdir. Şu anda buna karşı düşünmeme rağmen. Ama sistem şu veya bu varsayımla veya şuraya, buraya varacağım konumunu ilahi takdir hazırlıyor, kişi öyle hissetmese de. Yaratılan varlık sadece sonucu bir bilgisayar gibi ifşa ediyor. İnsan sanki kendisi karar verip, kendisi bir anlayışa geldiğini sanmakta. Var oluşunda aslında hiçbir etkisi yok. Bunu da ifşa etmeye cansız seviye denir. Bu aslında manevi bir derecedir. Dome cansızın manevi derecesi. Birde fiziksel seviyenin cansız seviyesi vardır. Genelde dincilerdir bunlar. Söylenenleri yapanlar, kör inanç sahibi, şunu şunu yap, onlarda hiçbir düşünce olmadan direkt bir şekilde yaparlar. Buna da bu günün ölüleri denir, cansız seviye. Böyle bir gerçekte var. Ama manevi derecenin cansız derecesi çok yüksek bir seviye. Şöyle ki kişi gelip manen cansız olduğunu kavrayıp, kendisi anlar. SORU: Her birey, bitkisel seviyedeki herkes hayvansal bedenin parçası mı? RAV: Bütün bitkilerin hepsi sanki bir beden gibi, bir hayvan gibi düşüneceksin. Kitlesel bir grup insanın sürekli bir arada olduğunu gördün mü? Bitkisel hayvan gibi, hepsi aynı düşünceye sahip, aynı yönde ilerliyorlar. Birçok insan gibi görünmelerine rağmen, bir tek düşünce ile hepsi bir tarafa yönlenmiş durumda. Dolayısı ile kişi böyle bir şekilde üzerine operasyon yapıldığını anladığı zaman bundan sıyrılıp sıyrılamayacağını analiz eder. Çünkü kitleler Yaratan tarafından idare edilir ve kitlelerin üzerine kendisini çıkarıp çıkaramayacağını analiz ediyor. Bunu bağımsız bir şekilde yapabildiği kadarıyla yani ihsan etme seviyesinden daha büyük ihsan etme koşuluna analiz ederse kendisini bitkiselin üzerine hayvansal dereceye çıkartır denir. Ama bunlar manevi koşullar, içsel koşullar. Dıştan hissedilen şeyler değil. Kişi dışarıdan kendisine ne olduğunu hissetmez. Kişi kendi içerisinde cansız, bitkisel, hayvansal, konuşan seviyeleri ayırt edemez. Bunların hepsi kişinin kendisine ve dışarıya olan yaklaşımındaki o iç parçaları ama kişi bunu tanıyamaz, göremez dışarıdan. SORU: Eğer kişi, daha önce yani gruba girmeden önce, ya da diğer reenkarnasyonların etkisi altında iken nasıl kişi tayin edebilir ki? RAV: Şöyle söyleyeyim, prensipteki Reşimotlar yukarıdan aşağıya gelişimde oldu. Sonsuzluktan bu dünyanın seviyesine tüm diğer Reşimotlar'la birlikte (yani diğer kırılan ruhlarla) öyle bir noktaya geldik ki bu dünya diyoruz. Yukarıdan aşağıya inerken bariz bir şekilde anlatıyor. Her şey Yaratan vasıtası ile çevrenin üzerinde ki kanunlar vasıtası ile uygulanıyor. Herkes dünyada bir takım koşullar içerisinde yer alıyor. Ama işleyen kanunlar bariz, anlamasak ta edinemesek de bu aşamada, bu derecemizde bu kanunlar vasıtası ile oluyor. Işık ve kapların ilişkisi ile ortaya çıkıyor. Ancak sonra bu kıvılcımlar yükselmeye başladığı zaman yani kendilerini ıslah etmeye başladığı zaman ve düştükleri yerden ruhlarının köklerine yönelik yükselmeye başladıkları zaman, bu kıvılcımlar özgür seçime endeksli olarak yükselirler. Dolayısı ile burada bir katkıları var, ekledikleri bir faktör var. Bu direkt olarak yukarıdan gelmiyor kişiye. Herkes hayatında özgür seçim dediği bir koşula gelir. Ve kişi kendisini tüm sistemde yer alarak değiştirebilir. Ve değiştirdikçe de herkesin özgür seçimini etkiliyor. Dolayısı ile herkes sistemin içerisinde etki sahibi değil. Ama herkes, o özgür seçimin içerisinde olan herkes, genel ilerleyişe katkıda bulunuyor. Özgür seçime endeksli olarak, başkalarını görüyoruz, başkalarını yargılıyoruz, özgür seçimi nasıl kullandıklarına bakıyoruz ve bunu lineer olarak değil, 613 farklı açıdan kişi görüyor(arzularına endeksli olarak). Dolayısı ile bu şekilde ilerlerken yeni bir kişilik inşa ediyor denilir. Yani yaratılan varlığı kendi inşa etmeye başlar. Bundan önce yaratılan varlık diye bir koşul yok. Herkesin özgür seçimine endeksli olacak şekilde ve herkesin başkasına olan etkisi üzerine her seviyede kişi yeni bir şey inşa eder. Daha önce var olan şey sıfırdı, bunu hesaba katmayın. Yaratılan varlığın başlangıcı özgür seçimlerde başlar. Nedir maddemiz? Yaratan’ın yarattığı alma arzusu, bunu hesaba bile katma. Bizim için bir fonksiyon değil, hiçbir şey değil. Tüm reenkarnasyonlarda geçirdiğimiz şeyler konusunda haklısın. Eğer özgür seçim koşulu varsa o yaratılan varlığın içerisinde bu gelişmiş demektir. Çünkü böyle söylüyoruz. Yaratılan varlık sıfır noktasında iken yaratılışın merkezinde sadece kara bir nokta. Üçüncü safhada olan yaratılan varlık tüm o dış daireyi dolduruyor. Neyle peki? Özgür seçimiyle çünkü birinci koşulda yaratılan varlık sadece bir nokta. Geriye kalan her şey perdede geriye yansıyan Işık vasıtası ile tayin ediliyor. Dolayısı ile edinilen her şey kişinin içerisinde oluşturduğu Işık ve kendisi arasında ki farkın ilk izlenimi ile başlar. Bunun üzerine eklenilen her şey kişinin eklediği koşul ve 620 katına çıkartır yaratılan varlık bu noktayı. Galgalta Eynaim, Ahap, üst, alt nasıl açıkladığınız önemli değil. Ama yaratılan varlığın yaptığı şey bu. Tüm arzuları üzerine, tıpkı tek ve çift gizlilikle, ödül ve cezada öğrendiğimiz gibi, sevgi derecesinde öğrendiğimiz gibi, bunların hepsi özgürlüğün tayin edilmesidir. Yaratan’dan bağımsız olarak O’nun gibi olma koşulu. Bu bir süreç. SORU: Her derecede özgür seçimin ne olduğunu, ifşanın ne olduğunu görebiliyor mu, mesela cansız koşulda her şeyin yaratanın yaptığını görüp de buradan kaçabilecek bir özgür seçim var mı? RAV: Özgür seçim, doğasının üzerine çıkmak için gözlerini açıp bunun üzerine çıkması lazım ve cansız koşulda olduğunu görmesi lazım. Bu basit bir nosyon değil. Bunun ifadesi kişinin gerçek formunu görmek istemesiyle olur. Kişi görür ki cansız seviyede. Peki, cansız olduğunu nasıl tayin edecek, bitkisel koşula endeksli olarak, ya da hayvansal, konuşan seviyeye endeksli olarak. Yani tüm Havaya derecelerinden çıkmadan cansız olduğunu söyleyemez ki. |