CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 116 - SEVAPLARIN NEDEN NİYETE İHTİYACI YOKTUR?

OKUMA

Sevapların niyete ihtiyacı yoktur ve sevabın ödülü bu dünyada bulunmaz. Şöyle ki, her kim sevapların niyete ihtiyacı yoktur diye düşünen, ödülün bu dünyada olmadığını düşünür demektir.

RAV

Bu şu demektir, alma arzusu üzerine sevap işliyoruz, bu ıslah olmaktır. Bunu ödül almak için değil zaten ıslah olmak bizim için ödeme, alınan bir ödül. İnsan çok özel bir durumda alma arzusunda iken kendisini ihsan etmeye getirmek durumunda. Aynı alma arzusundan, bir şey istediğim koşuldan ıslah oluyorum, ıslahtan da görüyorum ki bir şey isteyerek de bir başkasının iyiliği için çalışıp onların istediğini onlara temin etmek için çalışırım. Peki, nasıl kişi kendisi için bir şey isterken öyle bir niyete gelecek ki, öyle bir arzunun içerisinde olacak ki, bir başkasının istediğini verecek. Nasıl olurda benim eksikliğim bir başkasına ihsan etmek için bir araç haline gelecek. Nasıl olur böyle bir şey? Yani bozuk olan bir koşuldan düzgün olan bir koşula gelmek isteyebilirim. Düzgün şekilde, düzgün formda olmak isteseydim zaten olurdum. Dolayısı ile ne oluyor burada. Bizim dünyamızda bir hareket birde niyet var. Bedenimizle bir şeyler yapabiliyoruz, birisine gidip bir şeyler verebiliyoruz. Neden? Ya gurur duyuyorum bundan, ya da bununla insanların gözünde iyiyim, insanlar bana teşekkür edecek, bana yakın bir insan bir şey veriyor ve insan duygularına göre ya da yakınlığından dolayı insanlara bir şeyler verir, başkasına bir şey verir, başkasından korktuğundan zarar vermemesi için vs. Ama ihsan etme hareketini içimde hiçbir bağlantı olmadan da yapabilirim (Benim için iyide olsa, başkası için iyide olsa vs).

Yani fiziksel hareketle içimdeki niyet tümüyle farklı. Ama manevi dünyada biz bedenden hiç bahsetmiyoruz sanki beden yokmuş gibi. Sadece arzulardan bahsediyoruz ki insan dediğimiz varlık bu. Ruhun arzularının ıslahına gelmek için bunun dışına çıkmak lazım. Tıpkı Yaratan’ın alma arzusunu yaratıp bundan yaratılan bir varlık yaratmak için çalıştığı gibi. Bende bu şekilde bedenimle bir tarafta duruyorum, arzu ile ilgilenmeye başlıyorum. Beden arzunun dışında. Eğer maneviyattan konuşacak olursak, nasıl istemediğim bir şeyi isteyebilirim, nasıl istemediğim ıslah olunmuş bir koşula gelebilirim. Eğer isteseydim kendimi düzeltmek zorunda kalmazdım. Bu yüzden diyor ki, sevapların niyete ihtiyacı yok yani arzunun ıslahına.

İnsanın 613 arzusu var ve hepsini ıslah etmek zorunda. Nasıl? Sadece Yaratan vasıtası ile Yaratan’ın ıslah eden gücü insanı değiştirebilir. İnsanın arzuları şu anda ıslah olmadan, insanın kendisi, kendi menfaati için kullanmak üzere programlanmış. Kişi bu şekilde yaratıldı, bu şekilde doğdu. İnsan kendi başına öyle bir koşula gelmek zorundaki, kendi rızası ile kendi arzusu ile bu arzuları bir başkasının iyiliği için dönüşecek. İyiliğe dönüşmeden önce her bir arzuda kişisel sevgi içerisindeyim. Tüm arzularım bir başka insana sevgiyle yaklaşmak için olana kadar yolumuza devam ediyoruz.

Peki, ben nasıl kişisel sevgideysem bunların değişmesini isteyebilirim ki, bu gerçekçi değil ki. Eğer siz bana bedenimle gidip bir başka insan için iyilik yapın derseniz bunu yaparım çünkü beden arzularıma bağlı değil. Dolayısı ile insanın yapması gereken bir çaba var. Buradaki çaba bir başka insanın iyiliğe niyeti olmadığından dolayı sevap için niyete gerek yoktur denir. Çünkü insan hala kendi egoist alma arzusu içerisinde olduğu için elbette niyetini bir başka insanın ıslahına yöneltemez çünkü bu zaten ıslah olmuş bir koşul. Bu nedenden dolayı da sevap ve niyete ilişki istemiyorlar yani olamayacağından dolayı. Bu nedenden biz hangi koşuldayız? Çaba sarf ettim ve buldum safhasında. Dolayısı ile kişi çaba sarf eder, çaba sarf ettikten sonra bir buluşa gelir yani maneviyata ve o zaman gerçeği görmeye başlar. Sanki bir yerde sistemin içerisinde çalışıyor, başka bir yerde bir şey buluyor. Bu baştan ihtiyaç duyduğu bir şey değil.

Öteki taraftan da bu dünyada sevap için bir ödül yok. Neden? Çünkü şimdi ıslah olmuş şekilde kendim için istediğim koşul, kendim için istenilen bir şey. Çünkü insanın doğası böyle, nasıl bir başkası için bir şey isteyebilir ki. İnsanın komşusu, dostu kim ki(Yaratan fark etmez). Dolayısı ile insan hep kendisine yönelik durumda, yani ben bir şey istediğim için. Ama ıslah olmuş bir şekle geldiğimiz zaman yani ödüle geldiğimiz zaman görüyoruz ki bu aslında tahmin ettiğimiz ödül değil, ödül denilen şey bir başka insanı sevebilmek. Yani Yaratan’ın o ihsan eden formunu edinebilmek. Dolayısı ile insanın içinde bulunduğu o çaba sarf ettim ve buldum koşulu Kabalistlerin gözünde şöyle yorumlanır, sevapların niyete ihtiyacı yoktur, ıslaha kendini yönlendiremesen de geleceksin, bu sana bir buluş olarak gelecek ve senin şimdi sevap olarak düşündüğün şey böyle bir ödülün olmayacak. Ama niyetin ıslahına geldiğin zaman, o zaman sevabın ödülünü alacaksın. İşte o pasaj, o geçiş yoluna bariyeri geçmek denir. İnsandaki niyet alma arzusundan, her arzunun üzerinde ihsan etmeye döndüğü zaman olan bir şey. İnsan bundan önce tüm arzuların kendisine haz vermesini istiyordu, şimdi ise sadece Hasadim istiyor yani ihsan edebilmeyi edinme kapasitesine gelmeyi. Ödül bu. Ancak bariyerden önceki noktada elbette ki ıslaha endeksli olarak niyete ihtiyacı yok. Almak istediği ödül diye de bir şeyde yok sevaba endeksli olarak.

OKUMA

Sevabın tadı, sevabın ödülüdür. Şöyle ki, ıslaha gelip bunun nedenini anladığı zaman, bundan daha büyük bir ödüle ihtiyacı olmadığını görür. Dolayısı ile şöyle ki, sevapların niyete ihtiyacı yok ise sevabın ödülü elbette bu dünyada bulunamaz. Çünkü sevapta hiçbir tat, neden, gerekçe bulamaz. Çünkü eğer bir niyeti olmadığını görürse, sevabın ödülünün bu dünyada olmadığını görür. Çünkü sevabın ödülü bunun nedeni ve tadıdır.

RAV

Yani ne diyor, sevap için bu dünyada hiçbir ödül yok.

SORU: Öğrendik ki 613 tavsiye var ve 613 depozito var. Burada tavsiyeden mi yoksa depozitodan mı bahsediyor.

RAV: Maneviyatın sevabı Zohar’da şöyle yazıyor. Baal HaSulam’da Zohar’a giriş kitabında bir yorum yapıyor, diyor ki, 613 tavsiye ve 613 depozitoya ayrılıyor. Tavsiye ıslah, depozitoda ihsan ederek çalışmak yani tavsiyelerde nasıl ıslaha gelebileceğimizi anlatılıyor. Yani elimizde olan her şeyi nasıl yapabileceğimizi.

Diyelim ki maneviyatı edinmiş bir hocanız lazım, doğru kitaplarınız lazım, çalışmanın doğru bir sıralaması olması lazım ve elbette gruba ihtiyacınız var. Şimdi biz egoist bir arzudayız, bu egoist arzudan kendi üzerimize bir Işık çekiyoruz. Bizim manevi koşulumuzda zaten içinde bulunduğumuz o manevi koşuldan bir Işık çekiyoruz. Çünkü maneviyatta eksik olan bir şey yok ve maneviyatta, yaratılışımızdan bu yana o basamaklardan inerken, o basamaklar da hiçbir şey kaybedilmiyor. Her şey zaten mükemmellik içerisinde. Dolayısı ile bize en yakın manevi dereceden saran Işık denilen bir Işık çekeriz. Nasıl? Bunu isteyerek, arınmayı isteyerek. Çevremiz vasıtası ile kitaplar vasıtası ile buna yönelik bir arzu körükleriz.

Dolayısı ile işin başından itibaren Işığı alana kadar yani bizi değiştiren Işığı alana kadar, tüm bu sürece 613 tavsiye denir. Ve bundan sonra insan, Mahsom’dan sonra ki bir dereceye geldikten sonra o zaman arzuyu ihsan etmek için kullanabilir. Ve aynı ıslah olmuş arzuyu 613 depozito olarak kullanabilir. Yani kendi eksikliği ile bir başka insana ihsan etmek için çalışabilir. Dolayısı ile şöyle bir soru ortaya çıkar, Yaratan’dan bir doyum almak istiyordu, şimdi bunu istemiyor, kendisini kısıtladı ve sadece bir başka insanın iyiliğini istiyor. Bunların hepsi elbette Işık tarafından yapıldı, insanın içinde bulunan bir güç değil bu. Ama bir başka insana ihsan ederken ne ihsan edecek? Neyi verecek? Bu hazzı, doyumu, gücü nereden alacak? Yaratan’dan. Yaratan içini dolduran arzu. Kişi bir başkasına iyi davranarak bundan nasıl memnun olacak? Benim bir başkasına verecek bir şeyi nereden alacağım?

Dolayısı ile burada üç faktör var. Ben, başkaları ve Yaratan. Buda şu demek, Yaratan aramızda. Yani ben bir başkasının iyiliği için istediğim zaman ve başkaları ile olan ilişkimde o aramızda Yaratan’ın Işığı ifşa oluyor ve bir başka insan Işığı alıyor. Çünkü ben o şekilde çalışmayı niyet ediyorum. Yani Yaratan bana bunun garantisini veren bir şey. Işık aramızda ki bağda ifşa oluyor. Dolayısı ile yaptığımız hareketlerde baştan kendimizi ben, tüm kap (yani Adam Harişon kabı) yani kişi, grup, Yaratan bir tek nosyon, bir tek nokta olacak. Elbette bir başkasına bir şeyler vereceğimden değil ama Yaratan’ın ifşası bir başkasına önemli. Yani bir başkası için istiyorsam, bir başkası için istemek bu yeteneği ancak bana Yaratan verebilir, Işık verebilir. Yüceliği ile yaratılan varlığa olan ifşası ile eğer bir başka insana ihsan etmek istiyorsam ve dışımda olan bir şeyin ifşası oluyorsa bunda da aslında Yaratan’ı görüyorum ve yaratılanları kendi kabım olarak görüyorum. Burada bir nosyon olarak ifşa olan koşullar var. Hiçbir değişim olmadan, aralarında hiçbir fark olmadan bu üç şeyi bir tek nosyon haline getirmek şu anda kafamızda çok zor ama kişi edindikten sonra böyle bir farkın olduğunu da anlamıyor. Çünkü ayırmakta mümkün değil. Biz dünyamızda maneviyatın gizliliklerinde, sırlarında şöyle denir, kral Süleyman zamanında bebeği mahkemede ikiye ayırdığı zaman, burada bundan bahsediyor(o hikâyesinde bundan bahsediyor).

SORU: Çaba ile ilgili bir soru soruldu ama soru anlaşılamadı.

RAV: Çaba kişinin gücünün üzerinde olan yerdedir. Eğer ben şunu şunu ediniyorum diyorsam ve bunun için ödeme istiyorsam buna çalışma denir. Hepimiz bu şekilde çalışıyoruz. Ev sahibine geliyoruz (ne kadar ödeyeceksin bana, şu kadar çalış bu kadar maaş alacaksın) yani çalışma var ve maaşın var, buna çalışma denir. Çaba aslında çalışma değildir. Çaba kişinin yeteneğinin dışında olan şeye yönelmesidir.

Diyorlar ki, çaba sarf etmelisin. Çaba sarf etmek rasyonel olmayan bir şey. Çaba sarf et, terle, neden? Belki bir başka şekilde yapabilirim, bir makine vasıtası ile bir başkası vasıtası ile ama ne diyorlar, sen terleyeceksin. Yani amaçtan ziyade çaba önemli. Bana çalışmak için geliyorsunuz, diyorum ki istersen bütün gün çalış, istersen on dakika. Profesyonelsen on dakikada yapıyorsun, profesyonel değilsen belki tüm gününü alıyor. Dolayısı ile benim için önemli olan amaç sonuçta ne olacak. Çabada böyle değil. Çabada niyetin yönlenmesi ve kişi gerçekten çaba sarf edecek ve terleyecek. Islah sürecinden geçerken bir çalışma yaptığımız zaman tam olarak neyin ıslah olduğunu bilmiyoruz. Yani burada süreç önemli, çünkü ancak ıslahtan sonra gerçeği ediniyor. Daha önce bilmediği şeyleri ıslahtan sonra ediniyor. Kendin çaba sarf ederken rasyonel bir şeyde görmedin, neden böyle bir şeye ihtiyacım var ki dedin, işte tam bu süreçten dolayı yeni bir şey edindin. Bu hisler, incelemeler, ayırımlar profesyonelce ya da amatörce yapmanda önemli değil. Belli bir amaç var ama içinde hissetmen gerekeni hissetmezsin.

Dolayısı ile çaba dedikleri zaman bu kişinin üzerinde olan bir şey. Yani burada yapabileceğin hiçbir şey olmadığını biliyorsun(öküzün arabayı çektiği, bir eşeğinde yükü yüklendiği gibi) ilerliyorsun. Eğer kişi bu şekilde ilerlerse zamanla olması gereken oluyor. Çaba sarf ettim ve buldum, çalıştım ve buldum dedikleri her şey yolumuza(çalışmamıza) ait. Bu şekilde ifşa oluyor. Gene söylüyorum, manevi dünyada olduğu gibi bizim dünyamızda bir örnek yok. Yani nefret ettiğim bir şey için çalışmanın bir örneği yok burada. Şimdi mesela bu yolda çalışmak en istemediğimiz bir şey, ancak ondan sonra istediğimiz bir şey haline geliyor.

Peki, nasıl bu yolda terleyeceğim, çaba sarf edeceğim, kendimi buna nasıl entegre edeceğim? Bu nefs işte, gizli. İnsan çaba sarf ediyor çünkü iyi bir şey elde edeceğini düşünüyor. Yoksa çaba sarf edemez, kendisini o yönde yönlendirmesi mümkün olmaz. Bu yüzden farklı şekilde bir çaba var ve ödülde çabadan ayrı, ikisi birbirinden alakasız. Bizim dünyamızda maneviyattaki gibi çalışmak diye bir tanım yok, bir çaba sarf etmek diye bir şey yok. Çünkü sonuç itibari ile bizim dünyamızda her zaman elde edeceğin bir sonucun olduğunu görüyorsun, bir ödülünü görebiliyorsun. Bütün gün boyunca bir eşek gibi değirmendeki taşları çevirsem ve ne yaptığımı bilmesem bile kabımda anladığım şey şu ki, çaba vasıtası ile yaptığım çalışma vasıtası ile yeni bir algı edineceğim ve ancak ondan sonra anlayabileceğim. Ve daha önce nefret ettiğim bir şeyi sevmeye geleceğim. Tüm süreç ve sonu alakasız, bir bağlantısı yok.

Bir çocuğa anlatmaya çalışın, şimdi on yıl boyunca okula gideceksin ve bu on yıldan sonra yetişeceksin, akıllı olacaksın. Diyelim ki müzisyen olmak istiyorsun ve diyelim ki müzikten nefret ediyor, müzik öğrenmeyi sevmiyordu, ben kendimden hatırlıyorum beni müziğe zorladılar, nefret ediyordum ve şimdi diyorlar ki bana on yıl boyunca nefret ettiğim bir şeyi çalışacağım ve bundan güzel bir şey olacak. Yani nefret ettiğim bir şey ilerde sevdiğim bir şey olacak. Ama ne bu kadar çaba sarf edeceğim, nasıl mümkün olabilir. Dolayısı ile şöyle söylüyor, sevabın niyete ihtiyacı yoktur. Sevap içinde o kaplarda bir ödülü yok. Her şey tersine dönüyor yani için dışına çıkıyor gibi. Kişi oraya gelir ve geldiği yerde bulur. Eğer çalışma yapıyorum derse, çalışır ve ödeme alır, aradaki fark bu.

SORU: Çabamızı nereye koymamız lazım?

RAV: Tüm çabayı kişi başkaları ile bağımızda tutmalı. Bunda bir başka insanla bağ kurmak dışında bir çaba sarf edeceğiniz yer yok ki bunu yapmamızın nedeni de Yaratan sevgisine ulaşmak için, arkadaki düşünce bu.( Şimdi kendini düşün, mesela iyi sonuçlar düşün ne olduğu önemli değil). Bilinen bir soru. Neden kişinin niyet etmediği şeyler kendisine gelir diye, bununla ilgili bir makale var.

Eğer kişinin niyeti yok ise yani kişi niyetinin olmadığı bir durumda ise o zaman sevabın ödülü bu dünyada olmaz koşulundadır. Çünkü sevap için ödül nedenden kaynaklanır. Bu yüzden de sevap için ödül yoktur yani tümüyle farklı tahmin edemeyeceği bir şey ediniyor. Bizim yolumuzda böyle. Ama kişiye söz verilmiş olmalı yani bu çabayı üzerine alacak öküzün arabayı çektiği gibi ve eşeğin yükü taşıdığı gibi. Ve bunun sonucunda öyle bir koşula gelecek ki, öküz sahibini tanır derler.

SORU: Ne demek bir başka insanla, bağ kurmak ve Yaratan sevgisine ulaşmak nedir açıklar mısınız?

RAV: Yaratan’ın ifşa olma durumu yok. Sadece yaratılan varlığın kabında ifşa olabilir. Yaratan’ın özü var ve biz bunu algılayamayız, biz sadece alıcı bir kabız. Biz kendimizi, arzumuzu, maddemizi hissedebiliriz ve arzumuzun formu vasıtası ile bir haz hissedebiliriz, bir his edinebiliriz. Yaratan denilen dışımızda olan bir şeye bir şey vermek zorundayız, bir kök, kendisini ifşa edecek bir mekân. Mesela bir kişi fotoğrafçı, çekilen fotoğrafı kimyevi bir sıvıya sokuyorlar ve beyaz bir kâğıttan resim ortaya çıkıyor. Dolayısı ile bir kaba ihtiyacımız var, ifşa olacak bir yüzeye ihtiyacımız var. Bu yaratılan varlıklar arasındaki bağ. Sadece Yaratan’ın niteliğini ifşa edebilen bir kapta Yaratan ortaya çıkabilir. Eğer ihsan eden bir kabı ortaya çıkaracaksak, o kapta ihsan edebilecek durumda olması lazım. Peki, ihsan edebileceğim bir kabı nereden bulacağım?

Daha önce Yaratan’ı ifşa edebilmek için egoist parçalar aldım ve aralarında bunlar kopuk ve onlara aralarında ki bağı ifşa etmek için fırsat veriyorum ki bunlar birbirine ihsan eden bir mekanizmada. Neden? Eğer bu parçalar baştan beri birbirleri ile ilişkili olsaydı yani ihsan etme koşulu ile o zaman Yaratan’ı ifşa ederlerdi form eşitliği ile ama Yaratan’ı hissetmezlerdi. Çünkü doğaları ihsan etmek olurdu. Dolayısı ile ihsan etme niteliğini hissediyorlardı. Yani Malkut de Ein Sof’taki koşul gibi, melekler gibi. Ama bu parçalar aralarında ki kopuk o egoist koşuldan ıslah olmaya başlarlar ise bu zıt koşuldan ihsana gelirlerse o zaman anlayıp erdemlik edinebilirler ve ek bir erdemlik edinirler. Bu şekilde yazar.

Nedir ihsan o sevgi? Parçalar arasında ki o bağ, birbirlerinden nefret eden o parçaların sevgi koşuluna gelmesi. Sonsuz nefretten sonsuz sevgiye gelmek. Çanağın derinliği bu. Sonuç o çanakta hissedilecek. Çünkü kişi birbiri ile bağ kurmayı edinmenin gerekliliğinin  bilmek durumunda. Bütünlüğü edinmek, insanların arasında ki ilişkinin derinliğine bağlı. O ilişkinin derinliği, kişilerin birbirinden nefret edebileceği her koşuldan, birbirlerini sevdiği koşula gelmek. Dolayısı ile zıtlıktan gelmeli ancak o zaman yaratılan varlık Nefeş de Nefeş Işığıyla değil ama tüm beş Işıkla Narenhay’la Yaratan’ın ilişkisini edinir. Neden? Yaratan’ın kendisine olan yaklaşımını, kendisinin Yaratan’a olan yaklaşımına çevirir. Tıpkı bir fotoğrafta ifşa olduğu gibi. Bu egoist parçalara ihtiyacımız var ki aralarında bir bağ kursun ve her biri nefretin boyutunu anlayabilsin, sevginin boyutunu anlayabilsin ve ihsan etmeyi eksi sonsuzluğu almak için kullanırlar ama artı sonsuzluk olan ihsana gelebilmek için. Bu ihsan etme hissine gelebilmek için tüm arzularını kullanırlar. Eskiden başkalarını kullanmak, sömürmek istiyorlardı şimdi farklı bir nosyona geliyorlar aynı o yoğunluk derecesinden. Realite bu şekilde yaratıldı. Yaratan’da bu şekilde ifşa olur, başka nasıl olabilir ki. Öyle bir şekilde ifşa oluyor ki tüm nefret ve tüm sevgi beraber ihtirasla yanıyorlar, tutuşuyorlar.

Ve karanlık Işık olarak yansır denir. Dolayısı ile Yaratan’ı ifşa etmek yani yaratılan varlıklar arasındaki sevginin ifşası esasında aynı şey. Yaratılanlar arasındaki sevgi Yaratan’ı ifşa etmek için bir araç. Dolayısı ile yaratılan varlıklar arasında ki bağ Yaratan’ı ifşa eder. İçimizde bu üç koşul bir olmalı, ben, diğer yaratılanlar ve Yaratan aramızda. Kendimizi bu şekilde organize etmek durumundayız. Her defasında çabamızı bu şekle getirmek zorundayız. Bu şekilde ancak düzelebilir. Eğer bu üç koşul bir olmaz ise hepsi bir araya geldiği zaman kendinize şöyle bir anlatmaya çalışın bu üç şey bir araya geldiğinde her şey bir bütün olacak ayrı olan hiçbir şey olmayacak, eğer tarif edebilirseniz kendinize tarif edin. Burada da yaptığımız şey buna yönelik bir adım atmak.

SORU: İnsanoğlu derken kiminle ilişki kuracağım, bir başka insanoğlu dediğiniz kim, bağ kurmam gereken insan kim?

RAV: Baal HaSulam şöyle diyor, eğer arzuların ıslahından bahsedecek olursak sadece grup içinde yapmamız lazım, sadece grubun dâhilinde birbirimize ihsan etmek, aramızdaki o bağı keşfetmek, bundan bahsetmek, konuşmak. Grupta da bu tür şeyleri mütevazı şekilde yapmak lazım. Elbette sokakta, dışarıda kesinlikle hayır çünkü orada dışsallığın bizi kavrayabileceği bir koşul var. Dolayısı ile zararı karından daha fazla olur, bu yüzden bu işin içinde de bir sanatkârlık var. Yani kişi sokakta ki insanlara yönelik duyduğunuz sevgi seni etkilemeyecek şekilde olursa, onların içerisinde farklı yabancı düşünceler almazsan, bu yüzden bir başka insana yönelik ihsan etmekten bahsediyorken bu sadece bir grup içerisinde yapılması tavsiye ediliyor, sadece grup içerisinde.

SORU (Romanya): Çaba sarf ettiğimi nereden bilebilirim?

RAV: Çaba arzuya ters bir şeydir. Eğer insan kendisini gerçek olarak kontrol ederse, belli bir koşula gelmek istiyor ve dostları ile birlikte, gruptaki arkadaşlarıyla ya da tüm insanoğlu ile ve Yaratan’la bir olacak koşula gelmek istiyorsa, yani Yaratan’la yaratılan son safhada bir bütünlük içerisindeler bunu öğreniyoruz Kabalada. Kişi her zaman “ben benim için değilsem kim benim için” ve O’ndan başkası yok, Işıklar ve Yaratan ve kap bir, bunların hepsini bir bütün olarak algılamaya çalışır ve hayata böyle bir şekille ilişki kurarsa, yani iç dünyasını bu şekilde keşfetmeyi istemeli yani kendi içinde bu şekilde bir çaba sarf ederse buna çaba sarf etmek denir. Çaba sarf etmek ile ilgili daha çok bilmek istiyorsa Mısırda ki çalışma diye bilinen Kabalada ki ana çaba başlığı koşulu Mısırdaki çalışma.

ÖĞRENCİ: Dediniz ki istediğiniz bir formda kafanızda düşünün, kişi o bağı iyi bir formda kendisi için görmesi, düşünmesi lazım dediniz.

RAV: Bakın, şimdi yani makalenin başına döndürdünüz. Biz bir yere ulaşmaya çalışıyoruz, Kabalistlerin bahsettiği bir şey, ne olduğunu bilmiyoruz. Diyorlar ki benim bir şey canımı yakıyor, beni bir şey bir türlü sakinleştirmiyor, sürekli beni arkadan itiyor, niye ittiğini de bilmiyoruz. Öteki taraftan da kitaplar, metot, grup, hoca bunların hepsi kişiye ifşa olmuş gerçek anlamıyla isteyen bir insan için böyle ifşa oluyor, realitede bu şekilde ifşa oluyor. Kişinin bir arzusu var, birçok reenkarnasyonlardan sonra öyle bir boyuta geliyor ki kendisini ancak para, itibar, saygınlık gibi şeylerle değil ama henüz bu dünyada görmediği başka özel bir şey tarafından doldurabileceği hissine geliyor. Bir arayış içerisinde olabilir, on yıl, yirmi yıl haberi bile yoktu. Hayatın neden böyle can sıkıcı ve kötü olduğunu anlamadığı koşullardan geçiyordu ve birden önüne kendisinin hazla doyabileceği fırsat ortaya çıkıyor. Doğada bu şekilde organize ediliyor. Bir taraftan, diyelim ki yukarıdan o maneviyatı edinmiş hocalarımızın binlerce yıldır üzerimizde işleyişleri var. Orada bunu isteyen ruhlara bir ifşaları var, yakınlaşmak isteyen insanlara bir etkileri var. Aşağıdaki insanlar bunun yukarıdan bir engel olduğunu bilmiyor. Ne olduğunu bilmediği bir şeye yakın hissediyor ve Kabalistlerin yukarıdan hazırladığı koşullara getiriyor. Kitaplar olabilir, grup olabilir, buraya geldiğimiz zaman manevi çalışmaya başlarız. Dışarıdan yaptığımız çalışma tümüyle mantıksız gözükebilir, bir yere geliyorsunuz, bir şeyler duyuyorsunuz, sana kimse çikolataları vermiyor, sana kimse hediye falanda vermiyor, sana diyorlar ki sabahın üçünde buraya geleceksin, hocamızda zaten biraz asabi, merhametsiz bir hoca, anlamadığımız kitaplarda zaten tatsız, tuzsuz her şey çok zor ve hatta diyorlar ki sana Mahşer’de ödeyeceksin diyorlar. Yukarıdan nasıl organize edildiğimizi bir düşünün. Hocanın karakteri, kitapların yazılışı yani yeni gelen bir insana kurulan tezgâha bir bakın, koşullara bakın ve insan bu şekilde ilerliyor, herkesin farklı bir koşulu var. Ama birisine söyleyecek olursanız, mesela ben anneme söylemiştim, annem doktor, bende onun biricik oğluyum, annemde şöyle demişti, bunların hepsini anestezisiz mi yapıyorsunuz sabah sabah.