|
|
|
ŞAMATİ 118 OKUMA Burada ev sahibinin var oluşu vardır. RAV Ev sahibi aynı zamanda koca demektir(bu makalede aklınızda olsun). Her kişi tüm izlenimlerden geçiyor. Birçok izlenimden konuşabiliriz, insanın birçok niteliğinden bahsedebiliriz. Bu makalede aklımıza gelmesi gereken şey, bir insandan bahsediyor. Yani maneviyat kişiye gelir ve yaratılışın amacını kendi hayatının amacını yapar yani Yaratan’la bütünleşme. OKUMA Ve ev sahibi yani kocası iyilik yolunda çalışır. Burada Rahim kişinin kendisini pasifize etmesidir ve teslim etmelidir. Teslim etmenin iki açısı vardır. Birincisi, kendisinden yüce olan birisine. Onun yüceliğini bilmemesine rağmen onun yüce olduğuna inanır. Dolayısı ile kendisini ona pasifize eder. Bir de tüm netliği ile yüceliğini bilir, buda ikinci koşuldur. Üste inançla ilgilide iki koşul vardır. Birincisi seçimi olmadığı için yüce olduğuna inanır. Sahibinin yüceliğini tanımanın başka seçimi(yolu) olmadığını görür. Şöyle ki, O’nun yüceliğini net olarak bilmemesine rağmen inanç yolunu seçer. Neden? Çünkü Yaratan’ın yüceliği gizlidir. Ne demek gizli olmak? Kişinin içerisinde Yaratan’ın yüceliğini bilmek isteyen bir arzu olsa da, bir hayvan gibi yaşamak istemez ve bu yüzden inanç yolunu seçer. Ve her kim başka çaresi olmadığından dolayı inanç yolunu seçerse ona bir kadının niteliğini taşır denir. Yani dişil bir özellik. Küçük bir gücü vardır, az güçlüdür ve kocasından alır. Her kim inanç yolunda savaşmak için ilerliyorsa buna savaşçı bir erkek denir. Bu yüzden inanç niteliğini mantık ve bilgi dâhilinde ilerledikleri zaman buna ev sahibi yani koca denir. Bunlara da aslında, ev sahibine boyun eğmediler denir. Yani inanç yolunu seçtiler. RAV Evet, bu iki dereceden daha önceden bahsettik. Bu iki Katnut (küçüklük) ve Gadlut (yetişkinlik, büyüklük). Kişi mantık ötesi inançla inanç sahibi olacak. Baal HaSulam burada diyor ki, iki yaklaşım var burada ya insanın seçimi yoktur. Kendisini Yaratan’a yönelik pasifize ediyor, nötrleştiriyor veya mantık ötesi inanç edinir. Başka bir seçimi yok demek, kişinin hala alma arzularıyla çalışamadığını gösterir. Yani alma arzularıyla çalışma kapasitesinde değil. O yüzden bu alma arzularını bir yere kapatıyor ya da alma arzularıyla inanç koşulunu ediniyor. Bu da inanç Işığıyla gelir. Bunun ne olduğunu bilmiyoruz, anlamıyoruz. Bilgi sanki inancı daha yüksek bir dereceye götürüyormuş gibi yazıyor burada. Sanki inancı silerse, artık ona ihtiyacı yokmuş gibi anlatıyor. İnanç üst derecenin kaplarıyla çalışmak, kendisinin üzerindeki konumla çalışmaktır. Mesela şu şekilde anlayabiliriz, bir bebeğin, bir çocuğun annesine tutunması gibi ve annesinin kucağında ona anlattığı şeyler gibi(nereye gitmesi, ne yapması gerekiyor). Bunları kendi başına yapacak güçte ve kapasitede değil. Kendi gücü yok, o vasıflara sahip değil. O koşulda bu şekilde idare ediyor. Yaratan’a yaklaşmak isteyen bir insan içinde aynı koşul geçerli. Kişi egosuna yönelik değil de(bir bebek gibi) ama Yaratan’ın iyiliği için çalışmak istiyor fakat bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Vasıfları ve gücü yok. Dolayısı ile gücünün üzerine çıkar ve Yaratan’ın gücüyle ilerler, buna Katnut (küçüklük) derler yani kendisi bir şey yapamıyor Yaratan’a tutunuyor. Sadece Yaratan’a (inanca) dâhil olmak istiyor. Bu ek gücü aldıktan sonra ve kendisine yansıyan üst Işık geldikten sonra arzularını arındırır, kendisi için bir fırsat ortaya çıkar. Daha önce bilmediği bir fırsat. Nedir o? Kendi alma arzusuyla da inanç içerisinde olabilir ve Yaratan’ın derecesine çıkabilir. Bununla birlikte Yaratan gibi ihsan eden olabilir. Yaratan’ın ihsan etme arzusu var ve insana ihsan edende O. İnsanında alma arzusu var. Bu alma arzusu ihsan etme niteliğiyle ilişkilenince o zaman ihsan etme niyetini edinebilir ve ihsan eder. O zaman ev sahibi olur denir yani ev sahibi İbranicede Baal sahip demek aynı zamanda da kadının kocası demek. Dolayısı ile ev sahibi ya da koca seviyesine gelir. Kişinin burada kendisini Yaratan’a teslim etmesi, ihsan etmenin öncesinde ki koşulları. Eskiden kendisini seçimi olmadan bile pasifize ediyordu, nötrleştiriyordu, kendisi için bir ödül alacağını düşünüyordu. Ve yüce birisine de kendisini tutundurarak onun yüceliğini ediniyordu. Ondan sonra da alma arzularıyla çalıştığı zaman Yaratan’ın sadece yüceliği değil O’nun nitelikleri, yüceliğinin ölçüleri, ihsan edebilmenin ölçüleri ve manevi yüceliği kişinin içerisinde ifşa olur. Üst Işıkta kişinin üzerinde işledikçe insanı değiştirir, yeni değişimler getirir. Bu yeni izlenimlerin içerisinde hisleri ve anlayışları vardır. Bunları kullanarak bir ölçüden diğer bir ölçüye gider. Yani kendisini bir derece teslim etmekten başka bir teslim etme derecesine götürür ve bu şekilde kontrol sahibi olur. Kendisini hiçbir şey rahatsız etmez, her şey kendisinin önünde. Yaratan insana her şeyi veriyor, kişi her halükarda kendisini O’na teslim etmeli, pasifize etmeli ve görür ki bu ölçü maksimum derecede. Bunun üzerinde ki dereceler Yaratan’a aittir ve açılamaz. Kişi buradan da inanç derecelerini edinmeye başlar. Bu şekilde insan manevi yolda ilerler. SORU: Kişinin kendisini pasifize etme, teslim etme derecelerini anlatabilir misiniz? RAV: Biz ihsan etme arzusu olmadığımızdan, alma arzusu olduğumuzdan ve Yaratan’ın da bize ters bir niteliği olduğundan şunu tayin etmemiz lazım, kişi statüsünü tayin etmeli. Yani alma arzusunu Yaratan’ın ihsan etme arzusuyla ölçecek, kıyaslayacak bir konumda olması lazım. Kişiye (kişi zanneder ki) ihsan etme arzusu zayıf gibi gelir. Bizim dünyamızda yeterli bir güç gibi gözükmez. Dolayısı ile kişinin kendisini teslim etmesi, ihsan edene kendini teslim ederek onun istediği şekilde ilerlemek durumundasın. Kişinin bir fırsatı varsa ihsan eder, yoksa edemez. Kişi ihsan etme arzusuyla gitmek istiyorsa ötekisine bağımlıdır. Yani ihsan etme koşulunu bu dünyada bu şekilde anlıyoruz, egoist bir şekilde. İşin açıkçası gerçek öyle değil. İhsan etme arzusu hiçbir sınırı olmayan bir şey, muazzam bir güç ve sonu olmayan, sınırlanmamış bir güç. Şöyle ki, ihsan etmek istiyor, arzusunun ne olduğunu biliyor ve kontrol ediyor(kime, ne ihsan edeceğini). Bununla birlikte kendi içerisine tüm o sonsuz koşulu entegre ediyor. Bir şeye ihtiyacı olduğundan değil, tam tersine tayin eden oluyor. Bizim dünyevi kaplarımız da ise bu kırılmayan bir kanun. Çünkü ihsan etmekte almaktan çok daha büyük bir güç var. Mesela sevgi gibi. Sevgide nefretten çok daha büyük bir güç var. Dünyada sevgi o kadar güçlü bir şey ki hayat veriyor. Nefret ise kişiyi(ayrılıklar, üzüntüler) zayıf olarak bırakır. Dolayısı ile kişinin kendisini teslim etmesi özellikle alma arzusuna bağlıdır, ihsan etmeye değil. Kişi bunu alma arzusu olarak anladığı(hissettiği) kadarıyla ve alma arzusunun ihsan etmeye yönelik zayıflığını anlayışında ve limitasyonun (sınırlı olma, sınırlama, sınır) da kendi aklıyla idrak edebilirse bu dereceye kadar kendisini nötrleştirir (pasifleştirir) ve teslim eder. Bu kişinin özgür seçiminde olmak zorunda. Çünkü maneviyatta güçlerin kargaşası, savaşması diye bir şey yok. Burada yaratılan varlığın bir çaba sarf etmesi lazım. Bu çabaya gelebilmesi için özgür bir karar verebilmesi lazım. Dolayısı ile kendisi karar verip kendisini teslim etmeli ve bunu da ancak arzusuna göre yapabilir. Kişi en sonunda kendisini mecbur(zoraki) duruma getirdiği zaman diliyorum der. Bunlar teslim olmanın dereceleri. Sanki ilk başta kendisini zorluyormuş gibi. Buna manevi teslim olmak denmez. Ondan sonra öyle teslim olma dereceleri edinir ki tüm seçenekler (egosuyla, çalışabileceği kendi arzusu ile kabukların içinde bulunduğu koşullarla çalışma koşulları) önündedir. Bunların üzerine çıkıp ihsan edici olmayı ister. Dolayısı ile kişinin teslim olması ve alma arzuları ile yapılan pratik iki çalışma safhasıdır. Birincisi ihsan etme arzusuna yönelik teslim ediyorsun, ihsanın kontrolüne, inanç seviyesine geldikten sonra onunla çalışmaya başlıyorsunuz ve bunun önüne inanç koşulunu getiriyorsunuz ki buna kadın derecesi denir. Ondan sonrada ihsan etmek için kullandığınız zamanda Baal koca seviyesi denir. SORU: Biliyoruz ki 613 arzuyu içimizde ayıklayamıyoruz, ben hayatımda nasıl bileceğim, manevi bir ilerleme değerini içimde nasıl tanıyacağım? Yani ben günlük hayatımda ne tür bir hareket yapacağımı, kendimi pasifize ediyor muyum, ihsan ederek, alarak, günlük hayatımda nasıl bunları tayin edeceğim? RAV: Öncelikle bu şikâyetin 613 arzuyu bilmediğine yönelik. Bu 613 arzudan hiçbirini bilmiyorsun çünkü bunların hepsi Işığa tekabül eden şeyler. Biri ötekisine zıt bir koşulda ifşa olur yani Işık olmadan arzuyu keşfedemezsin ya da bunun tersi. Işık ve arzu beraber olmalı arzuyu keşfetmek için. Elbette ki kişi hazırlık döneminde iken ıslah etmesi gereken arzuları tanıyacak bir durumda değil. Bu arzular Yaratan’a yönelik arzular, Işığa yönelik arzular ve bu şekilde ifşa olması lazım. Biz şimdi hazırlık dönemindeyiz. Bu dünyada ki aktivitelerde genel bir arzu geliştirmemiz lazım yani içimizde keşfettiğimiz o kalpteki noktaya yönelik arzuyu geliştirmemiz lazım(genel arzuyu). Neye yönelik? Işığa yönelik elbette. İhsan etmeye, Yaratan’a, üst olana yönelik, bunun ne olduğunu bilmiyoruz, kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şey şu, kalbimizde bir nokta var, manevi bir arzum var ve Kabalistlerinde bu manevi noktayı nasıl geliştireceğimize yönelik tavsiyesi var. Bunun dışında bir şey bilmiyoruz. Bir sonra ki safhamızı bilmiyoruz, nasıl büyüyeceğimizi, nasıl üstümüzde işlediğini bilmiyoruz. Ne demek saran Işık beni değiştiren Işık? Kalpteki hangi nokta? Bende eksik olan bir şey var. İçimde eksiklik hissi var. Nedir bu? Herkese sor, kimse tam bir tanım buna veremez. Bizim hayatımızda yapacak pek fazla bir şeyimiz yok. Nasıl büyüdüğünü bilmeyen bir bebek gibiyiz. Islah eden, değiştiren Işık Yaratan’ın Işığı, bunu unutmayın. İnsan sanmasın ki aklıyla ya da arkadaşlarının vasıtası ile gelişebileceğini düşünüyorsa vaktini boşa harcıyor demektir. Dolayısı ile kişi sadece Işığı çekebileceği hareketler içerisinde bulunmalı. Tüm gününüzü, çalışmalarınızı buna yönelik organize etmeniz lazım. Bu yüzden şöyle yazar, insan sadece kalbinin arzuladığı bir yerde çalışabilir. Neden kalbi? Benim Halahot bilmem lazım ya da Tora’nın ilmini. Bana diyorlar ki yo bu iyi değil, kalbini kontrol etmen lazım. Bu kalbinde var olan noktaya endeksli olarak Kabalistlerin tavsiyesine yaklaşman lazım ki ne dediklerine bir bakmamız lazım. Yani kalbine tekabül eden nedir, kitaplardan ne istiyorsun? Dolayısı ile şöyle bir koşul var, eğer kişi kalpteki noktasına karşılıklı ise Yaratan’ın ifşasına yönelik olan şeyleri çalışmalı. Yani Yaratan’ın ifşasına giden yol. Geriye kalan her şey yanlış. Neden yanlış? Çünkü eğer sen bu düz, direkt yolda kendi kalbindeki noktadan Işığı çekersen yapabilirsin. Bunu aklınla yapamazsın çünkü bu Işık senin kalbinde ki noktanı uyandırmak, daha çok genişletmek, büyütmek için geliyor. Dolayısı ile eğer o arzuyu hissi olarak uyandıramazsan bir yere varamazsın. Hatta hocalarımız bu yüzden derler ki, eğer doğru çalışmayacaksan otur hiçbir şey yapma, bu daha iyi. Çünkü yanlış yaptığın şey sana zarar verir. Dolayısı ile tembelliğin derecesi iyi bir şey aslında, Baal HaSulam da böyle yazıyor. Şöyle düşünün bir, eğer insan tembel olmasaydı, mesela bazı insanlar vardır akli dengeleri biraz bozuktur, iş koliktirler, sürekli çalışırlar. Manevi çalışmada da böyle olan insanlar var. Bir paragraf vardır; Elinden geleni ardına koymadan çalış, bu cümleyi alırlar ve deli gibi çalışırlar. İncelemek için iyi bir cümle o yüzden söylüyorum. Kişi arzuyu bulmalı, Işığa endeksli olarak ölçmeli ve etkili olan tek şey bu. SORU: Biliyoruz ki Yaratan’ın manevi çalışmada üzerimize derste çektiğimiz Işık bizi değiştiriyor. Doğru kitaplarla çalışırsak oluyor bu. Eğer ben televizyon karşısında oturuyorsam dersten sonra geriye kalan günümün içerisinde ne yapacağım dersten doğru şeyi almak için? RAV: Eğer insan evinde oturup ya da internetten bizi izliyorsa ya da ne bileyim mp3 ünden bizi dinliyorsa, çevirileri dinliyorsa dersini gününe götürüyor denir. Şöyle ki, dersi hatırlar, dersi düşünür, kendi içinden tekrar geçirir ve bu şekilde kişinin içinde işler. Kişi yer aldığı kadarıyla çalışır ama genel olarak Işık işler insanın üzerinde. Eğer insan işin yarısını yaptığının farkına varırsa, geriye kalan yarısının Yaratan’dan geldiğini fark ederse, bilirse, bunun idraki içinde olursa(madalyonun iki yüzü gibi) ve ümit eder ki Yaratan kendisini ıslah etsin buna dua etmek denir. Bu yüzden, keşke bütün gün dua edebilsem, derler. Öğrenemediğimiz zamanlarda hayatımızın bu şekilde olması tesadüf değil. Gün içerisinde işe gitmek zorundayız, yemek yiyoruz, şuraya buraya gidiyoruz, bütün bu gün içerisinde yaptığımız şeyden bize öğrenecek iki, üç saatlik bir zaman kalıyor. Tesadüfen böyle bir düzen yok hayatımızda. Diyelim ki her kim daha çok çaba sarf etse dört, beş saat kitaplara çalışacak, ya da dağıtımda çalışacak, kendisinin üzerine ıslah edecek Işığı çekecek hareketleri yapacak(yapıyordur), bundan daha az da çalışsa olur. Dünyamızda basitçe bir insan kendisini, ilişkisini üst güçle günde yarım saat bile bir bağ kurarsa, bu insanı değiştirir. Bu kişiyi Yaratan’a benzeyecek konularda etkiler. Kişi gün içerisinde bunu bekler. Neye bağlı bu? Grubun kişiye ne kadar hatırlattığına bağlı. Bu yüzden bundan daha fazlasına da ihtiyacı yok. Son neslin günlük hayatında ne olacak sanıyorsunuz. Biraz dinleyecekler, biraz duyacaklar ama esas ana şey toplumun etkisi. Sen kendini düşün şimdi, tüm gün içerisinde medyada duyduğun şeyler yerine kişinin gelişimine, toplumun manevi gelişimine yönelik şeyler duyduğunu düşün(duyduğun dedikodulara, okuduğun saçmalıklara nazaran). Böyle bir şey seni geri çevirmez. Neden? Çünkü toplum manevi düşünceler içerisinde olursa, herkes o düşünce içerisinde olduğu için bu bir ilerleyiş olur. Neden? Çünkü herkes konuşuyor, herkes için önemli oluyor, herkes için ilerleyici bir konum oluyor. Kişi bu yüzden sürekli toplumdan duyduğunu, gördüğünü geri çeviremez, kabullenir ve üzerine alır. Kendini şöyle düşün, eğer herhangi bir yerde her şey seni ıslah eden Işıkları hatırlatırsa, böyle bir koşul düşün, sürekli hatırladığını düşün. Ben bir film seyretmiştim vaktiyle, dünyaya büyük bir gök taşı çarpmak üzereydi, ismi Armagedon idi, herkes panik içerisinde ve herkes o göktaşını düşünüyor ve seyrediyordu panik içerisinde. Tüm dünya sadece bunu düşünüyor düşünceleri sadece bununla ilgili. Her şey çevrene bağlı. Biz öyle bir çevrede bulunuyoruz ki, giderek daha da büyüyor. Bunu nasıl kullanabileceğimizi bilmemiz lazım. Eksikliğimiz birbirimizin içinde yer alabilmek. Bu insanları çok güçlendirir, gerçekten bir güç getirir. Genel bir kongre yapmamız gerekecek, bilmiyorum ama belli bir formasyonda belli bir güç oluşturmamız lazım. Tüm bizlerle beraber olan insanları entegre edecek bir koşulumuz olması lazım. Onları sürekli hissedecek durumda değiliz, henüz o bağımız yok. Bu bize çok yardımcı olur, bunu nasıl organize edeceğimizi düşünmeliyiz. Gerçekten arzulanacak bir durum. Soru var mı, sor bakalım. SORU (Peru): Nasıl Kabala’ya yakınlaşabilirim? Ben bu dünyayı daha çok anlamak istiyorum gibi bir arzum var. Kabala ile de daha önce ilgilenmiyordum. RAV: Ama bizi dinliyor. Ben 15-16-17 Ocakta Meksika’da olacağım. Orada bir takım televizyon ve medya kuruluşları ile görüşmelerim olacak. Sadece ulusal televizyonları ile değil ama genel olarak tüm güney Amerika’da sanıyorum bu röportaj yayınlanacak. Umarım şimdi ki gibi seyretme fırsatınız olur. Ben sizin yerinizde olsaydım Web sitesine girerdim, İspanyol’ca sitemiz son derece zengin ve okuyun, dinleyin ve bizlere yazın elinizden geldiğince. Ayrıca sitemizde yeni başlayanlar için dersler var(bu Türkçe sitede de var). Geçen sene Şili’de verdiğim kongrede dersler vermiştim. Tekrar inşallah onlarla buluşacağım güney Amerika’da ve bir kongre daha yapacağız. Arora dergisinde, Latin Amerika’da haftalık gazetede makalelerimiz çıkıyor her hafta, büyük bir makale, yaklaşık bin kelimelik. Şimdi yeni bir İspanyol’ca kitabımız çıkıyor. İnternette de İspanyol’ca sitede birçok insan bulabilir. İnternetten güney Amerika’da ki diğer insanlarla yazışabilir. Meksika’ya geldiğim zaman bizi orada da ziyaret edebilir. Yani kısacası şu, tüm fırsatlar önünde. Peru’da da olsa elinizde tüm fırsatlar var. Görüyorum ki güney Amerika’da büyük bir uyanış var. İlginç bir şey mesela Fransa’da ki gibi değil, tam tersi çok ciddi düşünen insanlar tanıdık orada, gerçek anlamıyla hayatta acı çeken ve hazır bir şekilde kabala ilmini algılayacak ve kabul edecek insanlarla tanıştık. Ümit ediyorum ki bu güney Amerika’da bu daha da çok gelişir. Tüm koşullar hazır, her şey önümüzde. |