|
|
|
ŞAMATİ 120 - YENİ YILDA ÇEREZ YEMEME ALIŞKANLIĞI
OKUMA
RAV
Burada da yeni yıldan bahsediyor. Baal HaSulam yeni yıl dediğimiz zaman, yeni bir safhadan, yeni bir dereceden bahsediyoruz der. İnsan yeni bir safhadan başlar. Şöyle ki, kişi yeni bir dereceye geldiği zaman yeni bir şey keşfeder. Nedir o? Yeni arzular ve kişi bu arzuların hazırlığı içinde egoist arzularında ne kadar günah işlediğini görür ve bu analizi yapar. Ancak ondan sonra ıslah edebilir. Islah günahtan mantık ötesi inançla çıkmaktır. Mesela şimdi Hanuka bayramımız var, bu bayramda olan koşul egoist arzularımızın üzerine çıkmak, yani bu bayram egoist arzularımızın üzerine çıkmaktan bahsediyor. Burada egoist arzuları kontrol edip bunların üzerine çıkıyoruz yani ihsan etme kapları ediniyoruz. Bu nedenden dolayı sadece Galgalta Eynaim, hayat ağacı denilen arzularla çalışıyoruz. Esasında bu arzularla çalışmıyoruz, bu arzuların üzerine ihsan etmeyi ediniyoruz (Galgalta Eynaim yani Hesed). Aynı zamanda Yunanlılarla Makabiler arasındaki o savaşı sembolize ediyor. Yunanlılar mantık içerisinde kalmak istiyorlar, kendi içlerinde ki araçlarla kalmak istiyorlar. Şöyle ki, İnsan diyor ki doğanda yaşaman lazım, bu daha mantıklı, daha bilimsel, daha akıllıca, insan sahip olduğu şeyleri görür. Fiziksel hayatta bu doğru ama manevi hayatta değil çünkü manevi hayat ihsan etmektir yani bu dünyanın mantığının tersine gitmen lazım. Dolayısı ile burada kişi ihsana doğru değişmek zorunda. Kohen’in mum yağında gördüğünü Yunanlı göremedi. Ve ihsan etme kabının içerisine yükselebileceğini gördü. Dolayısı ile onun için mumun yağı mevcut. Kısaca ihsan etmekle çalışabilirsiniz ve ihsan etmek için ıslah olan alma arzularında da kullanabilirsiniz. Burada fındığa günah denilir ama iyide denilir aslında çünkü ıslah olmadan önce bu egoist arzular günah halinde ama bunların üzerine çıktığınız zaman egonun kontrolünden çıktıktan sonra(buna Mısırdan çıkmak denir, Yunanlıların kontrolünden çıkmak denir, sürgünden çıkmak denir, bu tür tanımlar kullanılır egodan sıyrılma koşuluna) bu şekilde mantık ötesi ilerleyerek ihsan etmeye gelinir (Partzuf’un üst yukarısı Neşama’yı edinmek). Ve bu İhsan etme kabını edindiğiniz zaman yani tüm alma arzusundan ve egodan sıyrıldığınız zaman Yunanlıları yendik denir ya da Mısır’da tümüyle kaçmak, sıyrılmak denir. Günümüzde de buna tüm bu dünyada dünyevi rahatsızlıkların üzerine çıkmak denir. Bu şekilde kişi günahlarının üzerine çıkar. İhsan etme kaplarını edindikten sonra tekrar alma arzusuna dönüp bunları ıslah edebilir. Dolayısı ile bilgelik ağacı ıslah edilir ve günah sevaba çevrilir. Burada yeni yıl hikâyesinde ve Purim'de bahsettiği şey, ne denir, Çocuklara fındık, fıstık alınır. Yani alma arzularını ihsan etmek için kullanıyorsun ve bu kişiyi sevgi seviyesine getiriyor. Dolayısı ile geleneklerin arkasında manevi bir safha söz konusu. Ondan sonrada fındığı yiyerek sevaba çeviriyorsun. Süreç son derece net ve tüm geleneklerimizin bu bayram ve tatillerimiz insanın manevi ilerleyişinin bir sıralaması. SORU: Yeni yıl ve daha sonraki bayramların bir sıralaması var mı?
RAV:
Evet ya da hayır. Bayramlar hem kişinin bireysel ilerlemesi hem de genel
olarak ilerleyişi sembolize eder. Nerede olup olmadığımızı görürüz. Hanuka,
Purim ondan sonra maneviyatın alınması, tapınakların yıkılması bunların
hepsi manevi köklerin dünyevi yansıması. Şu anda bizim İsrail dediğimiz
şey bir grup Kabalist’in bir araya gelmesiydi. Hz İbrahim bir grup insanı
bir araya getirip Kabalist bir grup oluşturdu. İsrail oğulları diye o
ruhlardan bahsediyor. Yani Yaratan’a kendisini yönlendiren insanlar. Tüm
temel burada, fizikselliğin üzerine çıkmak isteyen ve manevi arzuları olan
bir grup insan. Bu yüzden Yesod denir yani Hz. İbrahim’e halkın babası
denir. Bu yüzden açıklamalarında 70 ülke vardır ve İsrail onlara ait
değildir denir. Neden? Çünkü Hz İbrahim zamanında manevi prensiplerle bu
grup oluştu ve bu grup ikinci tapınak yıkılana kadar vardı. İkinci
tapınağın yıkılmasından sonra dağıldılar. Dolayısı ikinci tapınağın
yıkılmasın köklerden kaynaklanıyordu. Neden? Çünkü tüm bu gerçekleşen
koşullarda kırılıp Klipot’un içerisine düşmediler.
Şimdi ikinci tapınak yıkıldıktan sonrada sürgün başladı. Sürgünde dördüncü
safhaya da son sürgün denir ve kapların gelişimine göre endekslidir.
Direkt Işığın dört safhasında olduğu gibi. Her şey bu dört safhada
gelişiyor. Dolayısı ile dördüncüye gelene kadar üç sürgün var. Bu gerçek
sürgünün sonunu sembolize ediyor, ondan önce cansız, bitkisel, hayvansal
seviyeler var, son derecede de insan sevgisi var. Bu nedir? İnsanoğlunun
egoist seviyede, Malkut'un seviyesinde karışmasıdır. Şimdi de sürgünün
sonundayız. İnsanoğlu bu safhalardan geçtikçe süreç aynı olmasına rağmen gelişebilir. Kişinin önce kötü eğilimini görmesi lazım. Kişinin egosu ifşa olduktan sonra Yunanlılar ve Romalılarla savaş dönemini ondan sonra bilgelik ağacının günahı var ve kişi bunların hepsini içinde keşfetmeye başlar. Tüm dünyanın kendi egosu olduğunu keşfetmeye başlar. Kişi kendisini bu egodan ayırmak istediği zaman bunu yapamadığını görür çünkü kişi kendisini mahzenden kurtaramaz denir. Kurtarabilmemiz içinde dış güce ihtiyacımız var yani Yaratan’ın Işığına. Bizi ıslah edecek tek güç bu Yaratan’ın Işığı. Dolayısı ile kişi buna yönelik bir özlem duyduğu zaman, üst Işığın bizim hiçbir seçimimiz olmadığı koşulundan gelip bizi ıslah ettiği zaman, bir seçimimizin olmadığını gördüğümüz zaman, bizi egomuzun üzerine çıkardığı zaman buna mucize denir. Çünkü birden arzularımızın, niyetimizin daha önce hissetmediğimiz, bilmediğimiz ve sadece egoistçe düşündüğümüz bir şey içimizde değişir. Hanuka mucizesine bu şekilde gelinir, alma arzusunun üzerine çıkmak ıslah olup kabın ihsana gelmesi vs. Süreç dolayısı ile bilinen bir süreç. Bunların hepsini Talmud Eser Sefirot kitabında okuyup, çalışıyoruz. SORU: Hayat ağacında, Galgalta Eynaimde yaşamak ne demek? Bilgelik ağacı ne ve ne olduğunu bilmediğin bir şeyi nasıl isteyebilirsin?
RAV:
Bu doğru, için açıkçası yaratılışın amacı ne? Yaratılana iyi olmak, buda
Yaratan’ın koşulu, Yani yaratılanın koşulunda olmamız lazım. Peki, nasıl
Yaratan’ın koşulunda olacağız? Yani onun koşulunda var olup bir taraftan
da O’nun seviyesinde olacağız. Aslında O’nun seviyesinde olmak, O olmak
demek. Ama öyle bir şey olursa yaratılan varlık diye bir şey olmayacak.
Dolayısı ile yaratılan varlığın önce farklı bir materyalden olması lazım,
Yaratan’a zıt bir koşuldan olması lazım. Yaratan sadece ihsan ettiği için
yaratılan varlığında alma arzusu olması lazım. Bu alma arzusu yaratılanın
var olabilmesi için gerekli. Eğer Yaratan’ın niteliği ile bu kendi
niteliğini sararsa, kendi niteliğiyle Yaratan’ın niteliğini kullanmaya
başlarsa o orijinal alma arzusunu hissetmez yani kendi materyalini
hissetmez. Dolayısı ile ihsan etme niteliğini edinen bir kişi tümüyle
Yaratan gibi olur denir. Bu yüzden tüm çalışmamız ihsan etme formasyonunu
Yaratan’dan öğrenmek. SORU: Nasıl isteyebilirim?
RAV:
Kişi doğal bir şekilde geliştiği zaman buna gelir. Çünkü bu şekilde
yukarıdan aşağı kökümüzden bu koşula geldik. Bu yüzden basit gelişimimiz
bizi Yaratan’a benzeme safhasına gayet hoş bir şekilde getirmeli. Ne demek
hoş bir şekilde? Eğer kişi kendisini Yaratan’a benzemeye yönlendirirse,
Yaratan’a zıt olan tüm o arzularından, koşullarından
SORU:
İsrail oğulları denilen bu kaplar yükselip Mısırın üzerine çıkıyorsa, o
zaman manevi koşulda ıslaha yönelik ortak bir çalışma var. Peki, neden
fiziksellikte ters bu? Dolayısı ile her hayata gelişimizde bu ağırlıklar tepemize çullanıyor. Neden? Çünkü bu egoist arzulara sırtımızı dönüp kaçmaya çalışalım diye. Hayatta her şey kişinin üstüne geliyor. Eğer üstüne gelmeseydi hiçbir zaman manevi koşula yükselmek istemezdi insan. Dolayısı ile bu meyveyi koruyan bir kabuk gibi. Böyle bir oyun, böyle bir mekanizma var. Tüm hayatımız boyunca yediğimiz darbeler sadece bizi itmek için. Tüm insanların ölmeleri, yok olmaları bunları iyilikle ilişkilendirmemiz çok zor. Elbette herkes farklı şekilde ilişkilendiriyor. Ama bunun üzerine çıkacak olursak ve doğanın bu olduğunu söylersek bunun Yaratan’ın kanunsal işleyen bir sistemi olduğunu anlarız. Eğer insan Firavuna gitmek istemiyorsa, Firavunu kullanmak istemiyorsa, yapacak bir şey yok. O zaman Yaratan’ın kanunları zorlamaya başlıyor insanları. Dolayısı ile kişi Mısırdan kaçmak zorunda, kaçmazsa çok korkunç koşullara giriyor insanlar. Bu Havaya denilen, basit bir koşul(direkt Işığın dört safhası, yaratılışın koşulları). Eğer kişi ihsan etme kanunu, yaratılışın amacını yerine getirmek için çalışmazsa o zaman öyle bir koşula gelir ki “kötü meleğe izin verildi” denilir(ne yapacaksan yap bunlara denilir). Bu süreçte hiç merhamet yok.
Merhamet ihsan etme seviyesine geldikten sonra olur. Kişi bu merhamet
seviyesine ulaşmak istediği zaman, ancak o ölçüye geldiği zaman merhametin
olduğunu hissedebilir. Eğer ben egoist arzumun içerisinde isem, egoist
güçleri karşımda buluyorum. Neden? Çünkü bunların düzelmesi lazım ve
düzelmesi için devamlı darbe vuruyorlar. Kişi bu yolda ilerlerken bunlar
ölçüm yapması için gerekli. O yüzden kişi beklememeli, vaktini boşa
harcamamalı çünkü tüm dünya bir krizde. İşin açıkçası her zamanda
böyleydi. Eğer rolümüzü yerine getirmeyip maneviyatı edinmezsek kaçınılmaz kötü bir koşula geleceğiz. Günümüzde insanların belalardan kaçabilmek için planlar yaptıklarını görüyoruz. Hala insanların bir planı var. Ben size bir şey söyleyeyim, hiç kimse bir yere kaçamayacak, hiçbir olasılığımız olmayacak. Önümüzdeki koşullar belli. İnsanın yapacak fazladan hiçbir şeyi yok. Bu bir kanun ve Yaratan’ın bu kanununu değiştiremeyiz. Kişi ancak darbelerle daha çabuk bir şekilde kötü eğilimini ifşa edebilir ama bu kötü eğiliminin ifşası gerçek anlamıyla tüm derinliğini göstermeli ve alma arzusunun Yaratan’a karşı ifşa olması lazım. Bu bir GEREKLİLİK.
Bunu darbelerle değil, bilinçli bir şekilde görmemiz lazım çünkü dayak
hayvan için denir. Hayvanı yönlendirmek için dürterler. Çünkü darbe yemek
bedeni arındırmaz. Dolayısı ile burada bilince ihtiyaç var, konuşan seviye
demek bu. Cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeler üzerinden akıl ediniriz
ama insan seviyesine gelmek için tüm kötü eğilimin farkına varılması
lazım. Bu yüzden kişi kötü eğilimini kadarıyla ilerler. Bu nedenden dolayı
dağıtım konusunda önümüzde büyük bir iş var. Bu yüzden dağıtım yapıyoruz.
Kötü eğilimin ortaya çıkması dağıtım olmadan mümkün değil. İnsanoğlu darbe
arkasına darbe yer. Baal HaSulam bu nedenden dolayı Kabala’nın dağıtımı vasıtası ile kurtulacağız diyor. Neden? Çünkü darbeler bedeni hırpalıyor ama bu bedene karşı oluyor akla karşı değil. Hayat bir taraftan bize darbe vururken öteki taraftan aklımıza bunun nedenini getirecek(bilgilendirecek) bir dağıtım yapmamız lazım. Toplum anlasın neden darbe yediğini. İnsanlara bu bilgiyi, erdemliliği dağıtmazsak o zaman çok büyük darbelere yer vermiş oluyoruz. İnsanoğlu darbelerle yavaş yavaş gelecek yoksa. Bu nedenden dolayı Baal HaSulam “çalışma merkezleri açmamız lazım, manevi ilimin dağıtılması, insanların bilmesi lazım” diyor.
SORU:
Dediniz ki dünya son derece kötü ve bize problemleri bu getiriyor, peki
başka ne seçimimiz var? Yaratan bize kalpteki o noktayı vermediyse bizim
ne suçumuz var ki? Yaratan’dan kişiye gelen hiçbir şeyi kişi göz ardı etmemeli. İnsanoğlunun piramidine göre ayni Yaratan’ın oluşturduğuna göre, herkes olması gereken yerde ve her an amacını gerçekleştirebilir. Bazı kişiler vardır ki, hiçbir şey yapmadan sadece dinleseler bile görevlerini yerine getirmiştir denir. Çünkü her şey düşüncede, sadece insan oturup dinlese bile, hem fikir olsa bile (dünyanın en aptal insanı olsun) Kabala ilminde kişisel ıslahını yapabilir. Kabala öğrenmeniz için akıllı olmanız gerekmiyor. Evet, bilgi sahibi olmak için akıllı olmak gerekiyor ama Kabala’yı öğrenmek akılla değil, içimizde ifşa olan arzu vasıtası ile akıl gelişir.
Dolayısı ile kalpteki arzu gelişir, ona tekabül eden beyin gelişir. Kişi
hayattan zevk alayım, darbelerden kaçayım gibi düşünüp yaşıyorsa(bu
şekilde yaratıldıysa) sadece oturup dinlemesi bile yeterli. Maneviyatı her
insan edinebilir. Dolayısı ile hiç kimseden talep yok zaten hiç kimseden
talep olamaz. Kişinin içerisindeki Reşimo’nun gelişimine göre ve buna ters
olan Işığa endeksli olarak içinde bulunduğu koşulu tayin edebilir ve seçim
yapabilir. Bu esasında kap ile Işık arasında bir oyun, her geçirdiğimiz
hal böyle.
SORU:
Doğru anladıysam eğer bütün insanlar aynı ritimde olsaydık gelişemez
miydik?
Kabala pasif bir süreç bilmeniz lazım, anlayış her zaman aktiftir. Pasif
süreç üzerimizden geçen bir koşul. Kişi süreci kontrol edemez. Kişi sadece
bu süreci nasıl aldığını kontrol edebilir o kadar. Birinci sınıfa
gidiyorum ama birinci sınıfa başladığım zaman okulu bitirmem gerekiyor.
İyide geçebilirim, kötüde geçebilirim ama okulu bitirmek zorundayım. Ya
acı çekerek ya da rahat rahat ilerleyerek diyorlar. Bu iki koşuldan birini
seçmeniz lazım. Bu realiteyi gözlemlemenizin koşulu. Size nasıl görmeniz
gerektiğini gösteriyorlar size. RAV: Doğru bir şekilde algılamaya çalışmak Yaratan’a memnunluk verir ve süreci aktiviteye geçiriyorsun demektir. Biz şimdi bunu basit bir şekilde anlatıyoruz. Daha üst bir derecede farklı hesaplar var. SORU: Işıkla kap arasındaki ilişki sonsuz nasıl bu sonsuzluk içerisinde bir süreçten bahsedebiliriz? Nasıl bir şey başlayıp bitebilir?
RAV:
Yaratan’ın açısından mı, yaratılanın açısından mı bakıyorsun? Seni
anlamıyorum. Ben şu anda yaşadığımı hissediyorum. Her an geçiyor ve yeni
bir ana giriyorum. Ya sonsuz, ya da er geç bitecek mi, bitmeyecek mi?
Bilmem. Eskiden gençtim, şimdi yaşlıyım. En azından gençlik yıllarım
bitti. Düşünüyorsun gençlik yıllarım gitti diye, peki bir şey bittimi
senin için bitmedi mi? Her şey başlar ve biter. Peki, sonsuzluk ne, nedir
burada? RAV: Diyorsun ki maneviyat yer, zaman üzerinde bir nosyon. Şimdi sadece fizikselliği hissediyoruz. Maneviyatı hissetmede ki süreç ne? Manevi süreç sonsuzluğun insanını edinmektir. Sonsuzluk ne? Değişmeyen, bitmeyendir. SORU: Sürecin farklı bir yerinde olsam bile mi?
RAV:
Senin problemin şu, manevi süreci fiziksel zamana koymaya çalışıyorsun.
Diyorsun ki bu maneviyata bağlı, hayatım fizikselliğe bağlı ve bu iki
farklı zaman boyutunda olan koşulu nasıl birbirine bağlayabilirim.
Anlıyorum. Yapmamız gereken şey, basit bir şekilde maneviyat ve ihsan etme
kabında hareket etmektir. İhsan etme kaplarında hareket ettiğin zaman sana
yeni bir sistem açılıyor. Var olan sabit bir sistem. Burada bir değişiklik
yok. Orada herkes son ıslahta. Artık ekleyecek bir şey yok. Herkes herkesi
seviyor, herkes herkese ihsan ediyor, bir değişim yok. Bu sistem kişiye
giderek daha çok açılır ve kişi zamanın olmadığını görür. Ama kişi zaman
denilen bir süreç içerisinde kendi keşfediyor. O zamanda bu süreçten
geçmek zorunda. 125 basamaktan geçmek zorunda. Yüz yıl, iki yüz yıl, üç
yüz yıl bunları bedeninde geçirdiğin zaman manevi süreçle ilişkilendirmeye
başlarsın. Fiziksel bedeninde yaşadığın zamana kadar halletmen lazım.
Çünkü mekanik bir saat var ve işliyor. Sonsuzluğun ifşası, fiziksel zamana
endeksli olarak işleyişidir. Sonsuzluktan bahsettiğin zaman orada zaman
yok ama her koşulda ifşa ettiği koşuldan bahsettiğin zaman, zamandan
bahsediyorsun. Bunu zamana göre ölçebilirsin. Dolayısı ile Mısırın kötü olduğunu görüyor ve çıkmak istiyor. Çıkmak isterken hangi safhalardan geçiyorlar? On veba, zifiri karanlıktan kaçmak istiyorlar. Dolayısı ile dostum diyoruz ki, manevi ilme Kabala’ya gelen herhangi bir kişiye biz cennetin kapıları açılacak ve ev sahibi de seni sofraya davet edecek demiyoruz. Ne diyoruz hep, kişinin kötü eğilimini görmesi lazım. Ne demek dünyanın kötülüğünü ifşa etmesi? Kişinin bu dünyada işleyen mekanizmanın (egosunun) kötü olduğunu görmesi lazım ve bunun üzerine çıkması lazım. Biz bunu diyoruz. Süreç bu. Süreç devam eden, işleyen bir mekanizma ve her şey kişinin bilincine bağlı. Sen kendine darbe eklemiyorsun. Kişi Kabala öğrenmeye başladığı zaman kişi yeni darbeler eklemiyor kendine. Kişi var olanı(aldığı darbeyi) bilincine ekliyor. Dolayısı ile Kabala’yı öğrenmeye gelen bir kişi hayatında daha çok problem yaşar diyemezsiniz. Kişi kendi içinde olgunlaşmaya başlar. Kendi iç sürecinde, ben neredeyim, Yaratan nerede demeye başlar. Kişinin bireysel komplikasyonları ortaya çıkar. Yediği darbeler artmaz, darbenin artmasına gerek yok ki. Neden doğa daha çok darbe versin ki. Eğer kişi bilincinde darbenin kalitesini artırırsa, miktarı değil, artık miktara ihtiyacı yok. Çünkü anlayışa, öğretime, öğrenmeye geliyor. Doğasının üzerinde kişi nasıl işlediğini görüyor ve hissettiği o küçücük şeyler insana dağ gibi gelmeye başlıyor. Dolayısı ile daha fazla darbeye ihtiyacı yok ki. Kabala ilmini dağıttığımız zaman hem kendimizi, hem dünyayı problemlerden kurtaracağız demiyoruz. Hissedecekleri tek şey manevi eksikliklerinden kaynaklanan acı, buna sevginin acısı denir. Kişinin fiziksel darbeleri değil bu acıları keşfetmesi lazım yoksa egosundan arkasını dönüp kaçamaz, maneviyata asla ulaşamaz yoksa. Bu şekilde kişi bilincini ekler. Bir mikroskopla incelemek gibi. Mikroskopla baktığın zaman o küçücük virüs ne kadar tehlikeli görünür. Dolayısı ile en küçük egoyu çok tehlikeli olarak görürüz ve kötü eğilimin farkına varırız. İhtiyacımız olan bu farkındalık. Ama farkındalığa gelmeden önce (maneviyat çalışmadan önce) o farkındalığı görmeden önce darbeler artarak, içimizde bir şeyler uyandırana kadar devamlı gelir. Baal HaSulam bu dünyanın fiziksel darbelerini es geçmek istiyordu. Nasıl? Bilinci artırarak. İnsanların hayvan gibi darbe yemelerindense amaca yönelik darbe yemeleri ve kötü eğilimin farkına varmak zorundalar. Kişi bu süreçten geçmek zorunda. Bu farkındalık olmazsa sürekli sopayı yiyen bir eşek gibi oluruz. Ta ki bir şey yapması gerektiğini düşünmeye başlayana kadar devam eder. Şu anda dünya hazır, halkımız hazır. İnsanlar maneviyata yakınlaşıyor. Görüyorlar ki hayatta çekilen darbelerin sonu yok. Artık darbeler var oluşumuzu tehdit ediyor. Bu zamanda(dönemde) biraz bilinç ekleyip, neden hayatta darbeler çektiğimizi ve bu darbelerin, problemlerin neden geldiğini anlatabilirsek, insanlar darbeden anlayışa doğru geçebilirler. Neden darbe yiyoruz? Sebep sonuç ilişkisi. Kim? Yaratan kalbini ağırlaştırıyor, Yaratan’dan geliyor. Bu şekilde kişi Yaratan’la bir bağ kurmaya başlar ve geleceğini, kaderini değiştirebilir. Bu bir gün inşallah olacak. |