CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 121

OKUMA

Ve şöyle yazar, bir tüccarın gemisi uzaklardan ekmek getirmekte. Ve şöyle ki tüm arzuları sadece Yaratan’a endeksli olacak. Ve şöyle ki, buna yönelik arı güçler der ki, “bunların hepsi bana ait” der. O zaman kişi belli bir şey almak istediği zaman bu alış verişin uygun olup olmadığını hesaplarlar. Bedende açıkça der ki, bunların hepsi bana ait.

RAV

Maneviyatta ilerleyişimiz maddenin üstünde olmalı. Şöyle ki hissedişimiz ve edinişimiz maneviyatı(maddenin üstünde olmalı). Çünkü maneviyat aslında soyut bir üst Işık ve buna tutunmamız mümkün değil. Şöyle ki, İçimizde olmadan tutunmamız mümkün değil. Yani içimizde derken bir niteliğimiz haline gelmesi lazım. Bir örnek olarak verecek olursak, Işık yansıdığı zaman kaynaktan gelen Işığı ve nasıl yayıldığını görmüyoruz. Işığın yayılımını ancak Işığı yansıtan objeler varsa Işığı fark edebiliyoruz. Işığı ancak bu objelerle çarpıştığı zaman hissedebiliyoruz. Nasıl kendimiz bir şey hissedebiliyoruz? Duyularımız ve niteliklerimiz var ama sanki dışarımızdanmış gibi algılıyoruz. Biz biliyoruz ki bu fenomen bizim içimizde ve bizi dolduruyor. Bir bilgisayar gibi. Biliyorum ki bana bir şeyler geliyor. Nasıl biliyorum? Çünkü zaten bilgisayarın içindeyiz ve ekrandayız, görüyoruz ve her şeyi algılıyoruz. Ve buna geliyor denir. Sanki uzakta bir şey görüyormuşum gibi. Aslında kendi içimde, kabımda görüyorum.

Dolayısı ile yaratılan varlığın kaynağı ve Yaratan’ı algılayabilmesi için önce o maddeyi edinmesi lazım. Ki sonsuzluk o maddenin içerisinde yer alabilsin. Yaratan’ın adına tüm Işığı içinde barındırabilsin. Neden? Yaratan’ın arzusu tüm yaratılanlara iyilik yapmaktı ve yoktan bir nokta var etti. Ancak yaratılan bu varlık, bu varoluş noktasını büyütmesi lazım. Yaratan’ın bize hediye olarak verdiği bu noktayı (büyütmesi lazım) ve tüm çalışmamızda zaten bunu büyütmek. Bu yüzden alma arzusu sürekli büyüyor. Dolayısı ile yaratılan bir varlıkta bir koşul oluşturmak zorunda. Neye yönelik arzu büyümeli? Bununla ilgili her zaman bir çakışma var. Yaratan’ın ve yaratılanın statüsü. Alma arzusu sürekli büyüyor ve kişiye geliyor ki kişi bunu kendisi için kullansın. Kişi bu yüzden sürekli tetikte olmalı. Alma arzusunu ancak niyetine endeksli olarak büyütmeli. Dolayısı ile burada tüccar koşulu var.

OKUMA

Kişinin içinde henüz sevapları tutmak için bir anlık bile tutmak için bir kıvılcım yoktur ve beden her şey bana ait diye koşul sürer. Kişi Yaratan’dan(uzak) olan mesafesini görür ve kendisini yakınlaştırmasını ister.

RAV

İlk başta kişi kiminle ilişkide olduğunu görmez. Çalışmasına, öğrenmesine göre manevi koşulunda kişiye Yaratan’ın Işığı gelir ve kişiyi değiştirir. Kişiyi Işık değiştirdiği için kişi Yaratan’a yönelik kendisini kötü olarak tayin etmeye başlar ve değiştirmeye çalışır. Bunu yapamadığını görüp öyle bir koşula gelir ki Yaratan’a dönmek zorunda kalır ki Yaratan kendisini kurtarsın. Ondan sonra görür ki Yaratan’a döndüğü zaman Yaratan kendisini yukarıdan etkiler. Ve bu yardım vasıtası ile Yaratan’a yakınlaşabileceğini görür. Bu şekilde kişinin içinde bir hareket oluşur ve bir beraberlik olur. Ondan sonra bir yükseliş için talepte bulunur, dost sevgisine gelmek için bir talepte bulunur. Ve bunların hepsi bir araya geldiği zaman kişi hala bütün bir çalışma içinde değildir ve hatta başına üzüntülerde gelebilir. Kişi bütünlük içerisine gelmeden(o bir damla bütünlüğe gelmeden yani ıslahın olduğu o koşul), Yaratan, Işık ve tüm insanoğlu bunların hepsi bir ıslaha gelirse o ilk baştaki bir damla bütünlük olursa o zaman duası kabul edilir.

OKUMA

Ekmek demek inanç demektir. Yaratan bu şekilde yaptı ki Yaratan’a yönelik bir korku olsun. Yani tüm o uzaklıkta Yaratan’ın kendisine bu koşulları getirdiğini görür ve cennet korkusunu alsın diye. Dolayısı ile kişi sadece ekmekle yaşayamaz.

RAV

Elbette kişi öncelikle Yaratan’la olanları ilişkilendirmez. Yani arzuları ile kendi gücü ile yaşıyormuş gibi hissederek yaşar. Sanki önünde manevi bir şey var ve bir şekilde edinmesi lazım ve kendisine dünyevi olarak tayin ettiği amaçların arasında buda varmış gibi. Daha sonra kişi, aslında Yaratan’ın bu kafa karışıklıklarını kendisine gönderdiğini keşfeder. Bu daha önce bir gizlilikti şimdi ise üzerinde çalışanı ifşa ediyor yani Yaratan’a yönelik Yaratan’la çalışmaya başlıyor. Bu şekilde kendisini tayin etmeye başlıyor, ya günahkâr ya da arada yarı erdemli olarak. Yaratan’ı haklı çıkarmaya çalışırken kişi bir takım izlenimlere gelir. Kendisini iyi ya da kötü hissetmek için değil ama Yaratan’ın iyi ya da kötü olup olmadığını tayin etmek için. Bu şekilde kişi sofrada sunulan ziyafete değil ev sahibiyle ilgilenmeye başlar. Yani ev sahibiyle olan ilişkisi ziyafetle olan ilişkisinin önüne geçer. Kişi ev sahibiyle çalışmaya başladığı zaman yani O’na yönelik koşulları incelediği zaman ödül ve ceza safhasına gelmiş denir. Ondan sonra kendisine gelen tüm kafa karışıklıklarını, tüm can sıkıcı koşulların hepsini kullanır. Çünkü bu olaylar vasıtası ile Yaratan’la bir ilişki oluşturur. Daha önce kendisini Yaratan’dan alı koyan koşullar şimdi Yaratan’la bağ kurmak için bir araç haline gelir.

OKUMA

Şöyle ki, kişinin içinde ki canlılık, özellikle sadece kutsallığa yakınlaşmayla değil aynı zamanda da bu mesafeden kişinin aldığı Aviut’la Yaratan’dan uzaklaşması da etkilidir.

RAV

Kişi Işığı aldıktan sonra içinde sadece Tamim(tatlar) kalır. Daha sonra aldığı tüm detayların hepsi Işıktan kaynaklanır, Nekudot ve Otiyot (bunlar bir sonraki koşul için kap). Bunlar daha derin arzular ifşa olan, olabilecek en iyi şekilde bu. Daha büyük Aviut olursa daha büyük edinim olur ve Işığı daha büyük bir koşulda görebilir. Işık ve kap arasında ki ilişkinin derinliği daha yüce ve arı olur ve bu şekilde kişi ilerler. Özellikle bu çıkışlarda. Özellikle denir, Zayon’dan Tora gelir diye. Neden? Çünkü Işıklar ifşa olmaya başlıyor ve Işıklar vasıtası ile kişi b una paralel bir şey edinmeye başlar. Yani perdesi ve Aviut’u daha güçlü olur (ikisi de güçlü olduğu zaman) ve Işıkları daha güçlü, daha derin olarak ifşa eder.

Dolayısı ile bu soyut Işıklara Yaratan’ın özü dendiğine göre kişi önce o bayağılığı edinmek durumunda ki Işıkla bir eşitlik sağlayabilsin. Bu yüzden Aviut’u ifşa etmek yeterli değil. Işık alabilmesi için bir eşitlik olabilmesi lazım. Bu yüzden bu Aviut ortaya çıkıyor ve sol çizgide bu şekilde ifşa olduktan sonra Yaratan kişiye sağ çizgi denilen bir örnek verir. Biz bu sol çizgide uyanan Aviut’u sağ çizgiye form eşitliği kanunu dâhilinde eşitlemeye çalışırsak o zaman o Aviut’un içerisine üst Işık denilen konumu hissederiz. Çünkü Işığı kabın dışında hissetmek mümkün değil. Kişi tüm bayağılığı ifşa edene kadar bu şekilde devam eder. Üst Işıktaki tüm koşulları bu Aviut’un içinde hisseder ve yaratılışın amacına ulaşır. Dolayısı ile içimizdeki Aviut, o bayağılık, kabalık büyür ve vasıflarımız doğrultusunda, ıslah edebilme niteliğimiz dâhilinde Işıktan örnek alıp, bu şekilde ıslah ederek orta çizgiye geliriz.

OKUMA

Ve Sitra Ahsa koşulları kişiyi sürekli aşar. Bu yüzden insanın sürekli inanç sahibi olması lazım ki, bunları inançla aşabilsin ve bunları Yaratan’la ilişkilendirip tüm giriş ve çıkışların Yaratan’dan geldiğini görür. Bu şekilde de bir dal olabilir. Çünkü görür ki, hem girişler hem çıkışlar Yaratan tarafından yapılır. Şöyle yazdığı gibi, Musa dürüsttü ve dayanıklıydı. Yani her basamakta mütevazı olman gerekiyor. Mütevazılıkten ayrılır ayrılmaz Musa’nın tüm edindiği dereceler birden kaybolur. Sabrın koşulu bu. Mütevazılık herkeste olmak zorunda ama herkes mütevazılıği iyi olarak görmez. Ne demek? Yani o kadar dayanıklı olamazlar.

RAV

Mütevazılıkte olan çalışma düşündüğümüz gibi değil. Aslında kişi Yaratan’ın yolunda ilerler iken gurur duymalı. Ama burada mütevazı dediği şey, alma arzusu kişiye alma koşulu olarak geldiğinden burada mütevazı olmak zorunda yani önümüze çıkan engeli Işık tarafından gönderilen bir koşul olarak görüp, kişi kendisini doğru bir şekilde yönlendirmeli. Doğru bir şekilde yönlendirmek demek, buna karşı yardımcı olduğunu görmemiz demek.

Klipot aslında kişinin büyümesi için bir fırsattır. Tıpkı bir meyvenin kabuğu gibi. Meyvenin kabuğu meyveyi korur. Sürekli meyve büyüdükçe o dışındaki kabukta meyveyi sürekli muhafaza eder. Kişide Klipot tarafından aslında korunur. Işığa mazur kalsaydı hiç büyüyemezdi. Tıpkı güçlü bir fenerin önünde ki mum gibi etkisiz olurdu. Işıkta kendisi ile ifşa olan maneviyata karşı gelen tüm engeller, kişiyi rahatsız edici koşullar aslında kişiyi yönlendirmek için ki doğru bir analizi yapsın ve Yaratan’ı haklı çıkartabilsin diye. Dolayısı ile değişen bir şey yok bu sadece koşulunu analiz etmesi için. Baştan zaten koşulu iyi idi. Kişi bunları doğru kabı oluşturmak için kullanabilir ki bu kabın içerisinde tüm Işıklar ifşa olabilsin.

Kişiye gelen tüm düşünceler, kafa karıştırıcı olaylar, sürekli yolda savrulmalar, silkelenmeler kişinin doğru tavrını oluşturması içindir. Aslında bunun dışında kişinin yapması gereken bir şey yok. Kişinin yaklaşımı doğru ise kişi bunları doğru bir şekilde kullanabilir. Bunların hepsini doğru bir şekilde kullandığı zaman kendisini Işığın frekansına ayarlamış olur. Çünkü kişiye gelen zorlamalar, tüm kafa karıştırıcı şeyler bunun için gelir.

Hz Musa’nın örneğinde sabırlıydı dediği şey tüm koşullarda Yaratan’a yönelik tüm problemleri aşabilmesiydi. Yani Yaratan’ın gönderdiği tüm o zorlukları, korku hislerini, geçirdiği tüm koşulları( bir iyi korku birde egoistçe bir korku var) aşabilmesi. Kişiye yeni bir derece karanlık içerisinden gelir. Kendisini kişi karanlık hisseder. Dolayısı ile bu gücü hissetmesi kişinin buna karşı koyma gücüne bağlı.

Biliyoruz ki Reşimot arka arkaya sebep sonuç ilişkisi olarak ortaya çıkıyor. Kişiye hazır olmadığı bir şeyin ifşa olması mümkün değil. Reşimot böyle bir şekilde organize ediliyor ve sıralanıyor.

Bizim için düşüş olan bir şey soru aslında. Ne demek düşüşte olmak? Kafamızı karıştırıcı bir sürü koşullar geliyor ya da arzu bizi ters bir noktaya, ters bir yöne itiyor. Ya da aklımıza gelen bir düşünce aklımızı karıştırıyor ve dünyevi felsefi bir şekle kayıyoruz. Kişiye bu koşullar ifşa olduğu zaman kişi bunların içerisinde bir an boğulmak zorunda yoksa ilişki kuramaz. Bu karışıklıkların içerisinde biraz boğulduktan sonra kişinin dayanıklılık derecesine endeksli olarak yani daha önceki hazırlığı ile Yaratan’ın o koşula olan yaklaşımını oluşturur. Her şey kişinin hazırlığına bağlı. Tümüyle günahkâr mı, yarı günahkâr mı, erdemli mi ve bu şekilde çalışmaya başlıyor.

Işık şimdi kişi için açıklık kazanmaya başlıyor yani bir önce ki Partzuf’un Masah’ı ayrılıyor ve yeni bir Reşimo geliyor. Dolayısı ile bir anlık perdesiz kalıyor ve ondan sonra yeni bir Partzuf oluşuyor. Bu yüzden kutsallığın Partzufim’i, Sim Sum Alef’in Masah’ı (perdesi) ortadan kalkıyor. Yani gücü azalıyor. Niye? Çünkü ekstra bir Aviut aldı. Diyebiliriz ki, kişinin tüm geçirdiği koşullarla ışığın ifşası ile bayağılığın gücü arasında bir ilişki var. Işıkla kap arasında o ters orantı var. Ne kadar bayağılık olursa o kadar büyük Işık oluyor. Dolayısı ile Daled seviyesinde bayağılık Yehida Işığının koşulu gibi. Dolayısı ile sonsuzluk farklı niteliklerde yaratılan varlığa ifşa oluyor.

OKUMA

Şöyle ki, mutluluk olmayan yerde kutsallık yansımaz. Dolayısı ile kutsallığın maneviyatın olmadığı bir yerde yansıması da mümkün değil.

RAV

Burada bir süreç var, başlıyor ve bitiyor. Bunun bir kısmına hazırlık dönemi diyoruz. Burada kişi düşüşlere geçiyor ondan sonra kişi nerede olduğunu görmeye başlıyor, Yaratan’ın iyiliği ifşa oluyor vs. Kişi tüm bu süreçlerden geçmek zorunda ve bu tür koşulların kendisine geldiği için kişinin üzülmesine gerek yok. Çünkü aslında bunlar Yaratan’la daha büyük bir bütünlük sağlıyor. Kişi bunlarla yaratılışın, Yaratan’ın düşüncesini anlamaya çalışıyor. Başka türlü nasıl bir ilişki kurabilsin ki. Dolayısı ile kişi sürekli bu hazırlık döneminde ilerler.

Bu hazırlık dönemlerinden geçildiği zaman daha sonra Yaratan’ın ifşası için bir kap oluşturulabilir. Kişi korku ve mutluluk dolu ve bunları nasıl ilişkilendireceğini bilemiyor ta ki bunların hepsi içinde bir açıklık kazanana kadar ve son safhaya gelene kadar. Daha önceki tüm koşullar kişinin tavrını oluşturabilmesi ve hazır olabilmesi içindir. Eskiden Yaratan’ın kendisinden nefret ettiğini sanıyordu, ondan sonra dostu olduğunu gördü, ondan sonra sevgilisi olduğunu gördü. Bunların hepsi ta ki Yaratan’ın düşüncesi iyi ya da kötü olarak ifşa olduğu zaman bu ayrımlara gelir. Aslında görür ki Yaratan’ın tavrı kişiye sürekli aynı, hiç değişmiyor. İçinde kişi farklı realizasyonlar edindikçe, içinde farklı şeyler oluştukça sanki Yaratan kendisini farklı şekillerde gösteriyor. Sanki dünya değişiyormuş gibi ama aslında kişinin algısı değişiyor. Kişinin iç izlenimleri değişiyor. Realitenin algılanmasına yönelik öğrendiğimiz şeyler bunlar. Her şey kişinin içinde.

OKUMA

Bu bölümde kısa bir hikâye anlatılıyor, çeviriyi alamadık.

RAV

Şöyle ki, Hohma istiyordu ama bunu geri yansıyan ihsan etme Işığıyla almak istemiyordu. Buda aslında bir lanettir. Ne demek lanet? Kişi Yaratan’a olan yaklaşımında ya bütünlük ya da ayrım içerisinde. Dolayısı ile burada kişi öyle bir koşulda olması lazım ki, sanki kişi tarlada gibi olmalı. Yani kişi arzuları ile çalışıp bunları ekerek, biçerek yetiştirmeli. Kişinin çalışması bu. Buna insan derecesinde ki çalışma denir. Kişinin egosundan yaptığı çalışmaya ise(yaratanın Işığını canlılık için almak isteyen kişiye) hayvan derecesinde çalışıyor denir.

SORU: İnişler ve çıkışlar fiziksel ıstırabın bir koşulumu?

RAV: Kişinin nasıl yorumladığına bağlı. Diyelim ki ben iyi ve kötüyü borsada ki durumuma göre tayin ediyorum. Kişi maneviyata geçmek istediği kapılar olduğunu görürse, burada iniş ve çıkışlar var, o zaman burada acı çekmenin yerine bunlar olacaktır. Burada da acı çekiyor ama amaca yönelik bir acı çekiyor. Nasıl anlatayım. Yani kişiye acıymış gibi gelir. Burada ki cansız, bitkisel, hayvansal ve insan derecelerinden kişinin çektiği acı, hastalıklar, aile problemleri, çevresi ile problemleri, global problemler olarak nitelendirilebilir veya Yaratan’la insan arasında da nitelendirile bilinir.

Acı çekmek ne demek? Öyle ki Yaratan bunun içerisinde gizli ve kişi bunu acı olarak hissedebilir. Çünkü iyilik yapmak istiyor ve Yaratan’ın belli şekillerde, belli olaylarla kendisini ifşa etmesi lazım. Kişi bu acıyı neye göre ölçecek, inişlerini, çıkışlarını neye göre ölçecek. Kişi eğer önünde masanın üstünde bir ziyafet olduğunu görüyorsa, biliyorsa buna mutlu bir şekilde yaklaşabilir. Ama biraz iştahı(açlığı) eksik, gider biraz yürür ve iştahını açarsa şimdi alacak kabı vardır. Tüm bu yemekten tatları alır. Ve görür ki o yarım saatte iştahını açmak için yaptığı şeylerin yediği ziyafetin içerisine dâhil olduğunu görür. Çünkü kabını hazırlamasaydı(iştahını açmasaydı) o tatları alamazdı. Esasında düşüşler bir sonra ki yükseliş için kapların inşası. Dolayısı ile düşüş diye bir şey yok, kabın hazırlığı var. Eğer kişi hangi kaba sahip olduğunu tayin ederse, görürse bir sonraki kaplarını tayin ettiğinden mutlu olabilir aslında.

Dolayısı ile acı çekmek diye bir şey yok. İniş ve çıkışları başka türlü nasıl tayin edebileceksiniz ki. Baal HaSulam’ın yazılarından hatırlıyoruz, “içimdeki kötülüğün ifşası için mutluyum” diye yazıyor. Çünkü içinde ek olarak ıslah edebileceği bir şey ifşa oluyor. Bununla birlikte daha büyük bir edinime geliyor. Bu büyük arzulardan Yaratan’a zıt bir koşul ortaya çıkıyor. Ve bunların içerisinde ek Işığı hissedebiliyor. Dolayısı ile her şey kişinin içinden geçtiği koşullara nasıl endekslediğine bağlı. Çikolata alamamış küçük bir çocuk gibi değil. Kişi kendisinin iyiliği için olduğunu görürse bu açlığı arttırmak için olduğunu görürse o zaman mutlu olur.

Her şey kişinin gelişimine olan inancına bağlı. O zaman inişleri, düşüşleri, kötü şeyleri hissetmez. Bu düşüşlerde sadece geriye kalan şey akıl karışıklığı. Çünkü kişi bu safhalardan geçtiği için kişinin içerisinde henüz açıklık kazanmamış koşullar ortaya çıkıyor. Bu koşullar kişiyi itebilir ve bazen korkutucu olabilir ama kişi bunun içerisine dâhil olursa koşulların kötü olduğunu hisseder, çaresizliği hisseder, kişinin hayal edebileceği tüm hislerden geçebilir fakat eğer bunu haklı çıkaracak bir koşula gelirse kişinin ıslah derecesine göre o zaman düşüş olmadığını görür. Her kim Bina seviyesine tutunuyorsa, ne düşüşü olabilir ki.

Her şey kişinin bunları kullanıp, yükselişe geçmesi ve daha üst basamağa çıkması için kullanmasına bağlı. Raşbi kendisini pazardaki Şimon gibi hissettiği zaman kendisinin bu durumunu tayin ediyor. İçinde bulunduğu koşulu tayin ettiği için tekrar düştüğü seviyenin üstüne çıkıyor.

SORU: Yaratan bizlere daha çok Işık çekmemiz için mi düşüş veriyor?

RAV: Elbette. Her kim dostundan yüce ise arzusu daha yücedir diye neden diyorlar. Yani kişi kendisini hazırladıkça kişinin içinde arzular ifşa olmaya başlar. Daha önce içinde sahip olduğunu düşünmediği arzular ortaya çıkmaya başlar. Bu arzularda cansızlık hisseder, bu koşulları anlayamaz. Ne aklında ne kalbinde ifşa olan her arzu tatta karanlıktır, düşüncesinde de içinde bulunduğu koşulu anlayamaz. Her ilerleyişimizde içimizde öyle koşullar ortaya çıkıyor ki (yani arzular) her biri kişinin ıslahını gerçekleştirebilmesi için.

Islahımız bu mekânları Hasadim Işığı ile doldurmak ki içinde Hohma Işığı yansıya bilsin. Dolayısı ile kişinin yapması gereken şey bu boşlukların çıkmasından dolayı mutlu olması lazım. Kişi kendisini hazırladığı kadarıyla, öğrendikleri ile grupla, derse girmesi ile dağıtımda rol alması ile kendisini sisteme ilişkilendirir. Öğrendik ki kişi yüzde yüz gruba bağlı. Baal HaSulam bize böyle söylüyor çünkü Aravut olması lazım.

Eğer kişi çevresinden o desteği almaz ise, o kollamayı almazsa kişi bu boşlukları ıslah edemez. Dolayısı ile çevremle olan ilişkide kişinin hastaneye gitmesi gibi, hastayken hastaneye gidiyorsunuz ve sizi orada iyileştiriyorlar. Çevremden aldığım yardım gibi, çevremi kullanarak karnımı doyuruyorum, barınıyorum vs. Maneviyatta da aynı şekilde bir ödeme yapıyorum. Eğer etrafımda bir çevre oluşturursam ihtiyacım olan bir şeyi almak için gruba karşı bir şey verirsem (yani ben maneviyatı istediğim için gruba karşı emek veriyorum, ödememi yapıyorum) o zaman içimde o Reşimot’lar ifşa olmaya başlar. Kişinin içerisindeki sonsuzluktan kişinin içerisinde boşluklar oluşmaya başlar ve bunları Hasadim Işığı ile doldurmaya başlar. Ve buna tekabülen Hohma Işığı vasıtası ile doldurulur. Önce ödül ve ceza ondan sonra ihsan etmek için alma koşulu ile ihsana geçilir.

Eğer kişi bizlerle bir bağ içerisinde değilse(internetten izlemiyorsa) herhangi bir çalışması yok ise yapacak bir şey yok, bunlar ifşa olmaz. Ama bizlerle aynı şekilde hareket etmek istiyorsa tıpkı bir çocuğun büyümeyi istemesi gibi, o zaman dünyanın neresinde olursa olsun o aileye aittir. Kişiye düşüşler gelir, içinde boşluklar oluşur ve kişinin içerisinde bunlar gelişir ve bunların içerisinde Işığı ifşa edebilir. Kişi acısıyla ilerlediğini düşünmemeli, kişinin ilerleyişi sadece Yaratan’dan kendisine gelen koşulu doğru tayin etmekle olur. Eğer karanlık hissi ve kafa karışıklığı gerekli olan koşullar ise ve kişinin iştahı varsa bu koşulların farkında olur. Yani düşüş diye bir şey olmaz.

SORU: Ne demek arzunu değil, niyetini ıslah etmen demek?

RAV: Harekette şöyle, kişinin geçirdiği tüm safhaları kişi mutluluk şeklinde alır ve bunlarla doğru bir şekilde çalışmaya başlar. Yani uygun bir şekilde çalışmak ister. Kendisini bunlardan kaçırmaz, bunlara sırtını dönüp kaçmaz. Koşul gelir gelmez bunu Yaratan’la ilişkilendiremediğini görür ve kişi o zaman kendini grupla ilişkilendirmeli, gruptan destek almalı. Çünkü ifşa olan bu eksiklikte bunu aşabilecek bir durumu yok. Ortaya çıkan bu kafa karışıklıkları kişiyi silkeleyen koşullar grupla daha iyi bir bağ kurabilmesi için. Ne diyor “ben, grup ve Allah bir”. Dolayısı ile çaresizlikte var olan her şeyle kişi herkesin içerisine daha büyük bir güçle dâhil olmalı. Bunlar işlemeye çalışan iç koşullar. Kişi bunları yaptığı zaman bunlardan sıyrılabilir. Gruptan Aravut denilen o koşulu alır. Bu grubun kaç kişiyle olduğuyla ilgili değil. Yeni başlayanlar olabilir, birkaç kişiden oluşabilir. Eşer kişi çevresine kendisinden daha yücelermiş gibi davranırsa o zaman grup kişinin üstüymüş gibi olur. Yaratan bu şekilde organize ediyor. Bizlere grubumuz bizden daha yüce değilmiş gibi gelse de, aslında tüm grupta sonsuzluk mevcut. Kişi gruba ne kadar dönerse gruptan alabilir.