|
|
|
ŞAMATİ 121
OKUMA
RAV
Dolayısı ile yaratılan varlığın kaynağı ve Yaratan’ı algılayabilmesi için
önce o maddeyi edinmesi lazım. Ki sonsuzluk o maddenin içerisinde yer
alabilsin. Yaratan’ın adına tüm Işığı içinde barındırabilsin. Neden?
Yaratan’ın arzusu tüm yaratılanlara iyilik yapmaktı ve yoktan bir nokta
var etti. Ancak yaratılan bu varlık, bu varoluş noktasını büyütmesi lazım.
Yaratan’ın bize hediye olarak verdiği bu noktayı (büyütmesi lazım) ve tüm
çalışmamızda zaten bunu büyütmek. Bu yüzden alma arzusu sürekli büyüyor.
Dolayısı ile yaratılan bir varlıkta bir koşul oluşturmak zorunda. Neye
yönelik arzu büyümeli? Bununla ilgili her zaman bir çakışma var.
Yaratan’ın ve yaratılanın statüsü. Alma arzusu sürekli büyüyor ve kişiye
geliyor ki kişi bunu kendisi için kullansın. Kişi bu yüzden sürekli
tetikte olmalı. Alma arzusunu ancak niyetine endeksli olarak büyütmeli.
Dolayısı ile burada tüccar koşulu var.
RAV
OKUMA
RAV
OKUMA
OKUMA
Klipot aslında kişinin büyümesi için bir fırsattır. Tıpkı bir meyvenin
kabuğu gibi. Meyvenin kabuğu meyveyi korur. Sürekli meyve büyüdükçe o
dışındaki kabukta meyveyi sürekli muhafaza eder. Kişide Klipot tarafından
aslında korunur. Işığa mazur kalsaydı hiç büyüyemezdi. Tıpkı güçlü bir
fenerin önünde ki mum gibi etkisiz olurdu. Işıkta kendisi ile ifşa olan
maneviyata karşı gelen tüm engeller, kişiyi rahatsız edici koşullar
aslında kişiyi yönlendirmek için ki doğru bir analizi yapsın ve Yaratan’ı
haklı çıkartabilsin diye. Dolayısı ile değişen bir şey yok bu sadece
koşulunu analiz etmesi için. Baştan zaten koşulu iyi idi. Kişi bunları
doğru kabı oluşturmak için kullanabilir ki bu kabın içerisinde tüm Işıklar
ifşa olabilsin. Biliyoruz ki Reşimot arka arkaya sebep sonuç ilişkisi olarak ortaya çıkıyor. Kişiye hazır olmadığı bir şeyin ifşa olması mümkün değil. Reşimot böyle bir şekilde organize ediliyor ve sıralanıyor. Bizim için düşüş olan bir şey soru aslında. Ne demek düşüşte olmak? Kafamızı karıştırıcı bir sürü koşullar geliyor ya da arzu bizi ters bir noktaya, ters bir yöne itiyor. Ya da aklımıza gelen bir düşünce aklımızı karıştırıyor ve dünyevi felsefi bir şekle kayıyoruz. Kişiye bu koşullar ifşa olduğu zaman kişi bunların içerisinde bir an boğulmak zorunda yoksa ilişki kuramaz. Bu karışıklıkların içerisinde biraz boğulduktan sonra kişinin dayanıklılık derecesine endeksli olarak yani daha önceki hazırlığı ile Yaratan’ın o koşula olan yaklaşımını oluşturur. Her şey kişinin hazırlığına bağlı. Tümüyle günahkâr mı, yarı günahkâr mı, erdemli mi ve bu şekilde çalışmaya başlıyor. Işık şimdi kişi için açıklık kazanmaya başlıyor yani bir önce ki Partzuf’un Masah’ı ayrılıyor ve yeni bir Reşimo geliyor. Dolayısı ile bir anlık perdesiz kalıyor ve ondan sonra yeni bir Partzuf oluşuyor. Bu yüzden kutsallığın Partzufim’i, Sim Sum Alef’in Masah’ı (perdesi) ortadan kalkıyor. Yani gücü azalıyor. Niye? Çünkü ekstra bir Aviut aldı. Diyebiliriz ki, kişinin tüm geçirdiği koşullarla ışığın ifşası ile bayağılığın gücü arasında bir ilişki var. Işıkla kap arasında o ters orantı var. Ne kadar bayağılık olursa o kadar büyük Işık oluyor. Dolayısı ile Daled seviyesinde bayağılık Yehida Işığının koşulu gibi. Dolayısı ile sonsuzluk farklı niteliklerde yaratılan varlığa ifşa oluyor.
OKUMA
RAV
Bu hazırlık dönemlerinden geçildiği zaman daha sonra Yaratan’ın ifşası
için bir kap oluşturulabilir. Kişi korku ve mutluluk dolu ve bunları nasıl
ilişkilendireceğini bilemiyor ta ki bunların hepsi içinde bir açıklık
kazanana kadar ve son safhaya gelene kadar. Daha önceki tüm koşullar
kişinin tavrını oluşturabilmesi ve hazır olabilmesi içindir. Eskiden
Yaratan’ın kendisinden nefret ettiğini sanıyordu, ondan sonra dostu
olduğunu gördü, ondan sonra sevgilisi olduğunu gördü. Bunların hepsi ta ki
Yaratan’ın düşüncesi iyi ya da kötü olarak ifşa olduğu zaman bu ayrımlara
gelir. Aslında görür ki Yaratan’ın tavrı kişiye sürekli aynı, hiç
değişmiyor. İçinde kişi farklı realizasyonlar edindikçe, içinde farklı
şeyler oluştukça sanki Yaratan kendisini farklı şekillerde gösteriyor.
Sanki dünya değişiyormuş gibi ama aslında kişinin algısı değişiyor.
Kişinin iç izlenimleri değişiyor. Realitenin algılanmasına yönelik
öğrendiğimiz şeyler bunlar. Her şey kişinin içinde.
RAV
SORU: İnişler ve çıkışlar fiziksel ıstırabın bir koşulumu? RAV: Kişinin nasıl yorumladığına bağlı. Diyelim ki ben iyi ve kötüyü borsada ki durumuma göre tayin ediyorum. Kişi maneviyata geçmek istediği kapılar olduğunu görürse, burada iniş ve çıkışlar var, o zaman burada acı çekmenin yerine bunlar olacaktır. Burada da acı çekiyor ama amaca yönelik bir acı çekiyor. Nasıl anlatayım. Yani kişiye acıymış gibi gelir. Burada ki cansız, bitkisel, hayvansal ve insan derecelerinden kişinin çektiği acı, hastalıklar, aile problemleri, çevresi ile problemleri, global problemler olarak nitelendirilebilir veya Yaratan’la insan arasında da nitelendirile bilinir. Acı çekmek ne demek? Öyle ki Yaratan bunun içerisinde gizli ve kişi bunu acı olarak hissedebilir. Çünkü iyilik yapmak istiyor ve Yaratan’ın belli şekillerde, belli olaylarla kendisini ifşa etmesi lazım. Kişi bu acıyı neye göre ölçecek, inişlerini, çıkışlarını neye göre ölçecek. Kişi eğer önünde masanın üstünde bir ziyafet olduğunu görüyorsa, biliyorsa buna mutlu bir şekilde yaklaşabilir. Ama biraz iştahı(açlığı) eksik, gider biraz yürür ve iştahını açarsa şimdi alacak kabı vardır. Tüm bu yemekten tatları alır. Ve görür ki o yarım saatte iştahını açmak için yaptığı şeylerin yediği ziyafetin içerisine dâhil olduğunu görür. Çünkü kabını hazırlamasaydı(iştahını açmasaydı) o tatları alamazdı. Esasında düşüşler bir sonra ki yükseliş için kapların inşası. Dolayısı ile düşüş diye bir şey yok, kabın hazırlığı var. Eğer kişi hangi kaba sahip olduğunu tayin ederse, görürse bir sonraki kaplarını tayin ettiğinden mutlu olabilir aslında. Dolayısı ile acı çekmek diye bir şey yok. İniş ve çıkışları başka türlü nasıl tayin edebileceksiniz ki. Baal HaSulam’ın yazılarından hatırlıyoruz, “içimdeki kötülüğün ifşası için mutluyum” diye yazıyor. Çünkü içinde ek olarak ıslah edebileceği bir şey ifşa oluyor. Bununla birlikte daha büyük bir edinime geliyor. Bu büyük arzulardan Yaratan’a zıt bir koşul ortaya çıkıyor. Ve bunların içerisinde ek Işığı hissedebiliyor. Dolayısı ile her şey kişinin içinden geçtiği koşullara nasıl endekslediğine bağlı. Çikolata alamamış küçük bir çocuk gibi değil. Kişi kendisinin iyiliği için olduğunu görürse bu açlığı arttırmak için olduğunu görürse o zaman mutlu olur. Her şey kişinin gelişimine olan inancına bağlı. O zaman inişleri, düşüşleri, kötü şeyleri hissetmez. Bu düşüşlerde sadece geriye kalan şey akıl karışıklığı. Çünkü kişi bu safhalardan geçtiği için kişinin içerisinde henüz açıklık kazanmamış koşullar ortaya çıkıyor. Bu koşullar kişiyi itebilir ve bazen korkutucu olabilir ama kişi bunun içerisine dâhil olursa koşulların kötü olduğunu hisseder, çaresizliği hisseder, kişinin hayal edebileceği tüm hislerden geçebilir fakat eğer bunu haklı çıkaracak bir koşula gelirse kişinin ıslah derecesine göre o zaman düşüş olmadığını görür. Her kim Bina seviyesine tutunuyorsa, ne düşüşü olabilir ki. Her şey kişinin bunları kullanıp, yükselişe geçmesi ve daha üst basamağa çıkması için kullanmasına bağlı. Raşbi kendisini pazardaki Şimon gibi hissettiği zaman kendisinin bu durumunu tayin ediyor. İçinde bulunduğu koşulu tayin ettiği için tekrar düştüğü seviyenin üstüne çıkıyor. SORU: Yaratan bizlere daha çok Işık çekmemiz için mi düşüş veriyor?
RAV:
Elbette. Her kim dostundan yüce ise arzusu daha yücedir diye neden
diyorlar. Yani kişi kendisini hazırladıkça kişinin içinde arzular ifşa
olmaya başlar. Daha önce içinde sahip olduğunu düşünmediği arzular ortaya
çıkmaya başlar. Bu arzularda cansızlık hisseder, bu koşulları anlayamaz.
Ne aklında ne kalbinde ifşa olan her arzu tatta karanlıktır, düşüncesinde
de içinde bulunduğu koşulu anlayamaz. Her ilerleyişimizde içimizde öyle
koşullar ortaya çıkıyor ki (yani arzular) her biri kişinin ıslahını
gerçekleştirebilmesi için.
Eğer kişi çevresinden o desteği almaz ise, o kollamayı almazsa kişi bu
boşlukları ıslah edemez. Dolayısı ile çevremle olan ilişkide kişinin
hastaneye gitmesi gibi, hastayken hastaneye gidiyorsunuz ve sizi orada
iyileştiriyorlar. Çevremden aldığım yardım gibi, çevremi kullanarak
karnımı doyuruyorum, barınıyorum vs. Maneviyatta da aynı şekilde bir ödeme
yapıyorum. Eğer etrafımda bir çevre oluşturursam ihtiyacım olan bir şeyi
almak için gruba karşı bir şey verirsem (yani ben maneviyatı istediğim
için gruba karşı emek veriyorum, ödememi yapıyorum) o zaman içimde o
Reşimot’lar ifşa olmaya başlar. Kişinin içerisindeki sonsuzluktan kişinin
içerisinde boşluklar oluşmaya başlar ve bunları Hasadim Işığı ile
doldurmaya başlar. Ve buna tekabülen Hohma Işığı vasıtası ile doldurulur.
Önce ödül ve ceza ondan sonra ihsan etmek için alma koşulu ile ihsana
geçilir. SORU: Ne demek arzunu değil, niyetini ıslah etmen demek? RAV: Harekette şöyle, kişinin geçirdiği tüm safhaları kişi mutluluk şeklinde alır ve bunlarla doğru bir şekilde çalışmaya başlar. Yani uygun bir şekilde çalışmak ister. Kendisini bunlardan kaçırmaz, bunlara sırtını dönüp kaçmaz. Koşul gelir gelmez bunu Yaratan’la ilişkilendiremediğini görür ve kişi o zaman kendini grupla ilişkilendirmeli, gruptan destek almalı. Çünkü ifşa olan bu eksiklikte bunu aşabilecek bir durumu yok. Ortaya çıkan bu kafa karışıklıkları kişiyi silkeleyen koşullar grupla daha iyi bir bağ kurabilmesi için. Ne diyor “ben, grup ve Allah bir”. Dolayısı ile çaresizlikte var olan her şeyle kişi herkesin içerisine daha büyük bir güçle dâhil olmalı. Bunlar işlemeye çalışan iç koşullar. Kişi bunları yaptığı zaman bunlardan sıyrılabilir. Gruptan Aravut denilen o koşulu alır. Bu grubun kaç kişiyle olduğuyla ilgili değil. Yeni başlayanlar olabilir, birkaç kişiden oluşabilir. Eşer kişi çevresine kendisinden daha yücelermiş gibi davranırsa o zaman grup kişinin üstüymüş gibi olur. Yaratan bu şekilde organize ediyor. Bizlere grubumuz bizden daha yüce değilmiş gibi gelse de, aslında tüm grupta sonsuzluk mevcut. Kişi gruba ne kadar dönerse gruptan alabilir. |