|
|
|
ŞAMATİ 123 - GiYTO VE YEDO MESELESİ; BUNLAR BİRDİR, BERABER BİR BÜTÜN OLURLAR
OKUMA
RAV
Yukarıdan aşağıya mı yoksa aşağıdan yukarıya doğrumu önemli olan bu. Eğer aşağıdan yukarıya ise Katnut koşuluna gelir. Daha önceki koşulundan daha büyük bir koşula gelir. Eğer yukarıdan aşağı ise o zaman bir düşüşte. Demek ki önce Gadlut’taydı şimdi daha önce sahip olduğu şey gizlenmiştir. Neden gizli? Aslında gizli değil. Yeni bir alma arzusu eklendi ve bunun eklenmesi ile gizlilik oluştu.
Şimdi arzu seviyesine endeksli olarak kişi iç koşulunu hissediyor. Her
zaman dünyamızı iç koşulumuzdan hissediyoruz zaten. Kişiliğimize ve
arzularımıza göre hissediyoruz. Nasıl, biri birisine etkili olarak her gün
üzerimize işliyor, Işıklar nasıl etkiliyor. Dolayısı ile Işıklar ve
arzular arasındaki bu bağda bizim realiteyi algılayışımız var. Kişi ek bir
arzunun eklendiğini hissettiği zaman, bu yeni arzudan şimdi yeni bir
realite hissetmesi gerekiyor. Ve yeni realiteyi bir karanlık olarak
hissediyor. Çünkü o arzularını henüz ıslah etmedi.
Kişi çalışmaya başladığında, orada herhangi bir söz, mükâfat yoktur ve der
ki, “ben arzumun herhangi bir hazla ilişkisi olmadan(yani ödülsüz)
çalışmak istiyorum” der. Daha öncede gördüğümüz gibi, mesela üstün arzusu
umurunda değilken şimdi ise kendi hazzı umurunda değil ama Yaratan
umurunda. Kişi ondan sonra kendini (Yaratan’a) eşitlemeye çalıştığı zaman,
Yaratan’a zıt olduğunu görür ve O’na benzemeye çalışır fakat bunu
yapamayacağını görür, üst dereceden yardım talebinde bulunur ki Yaratan
onu(kişiyi) aynı kalp ve akılla getirsin. Kişi bunu talep ettiği zaman
esas(gerçek) konuya gelir yani bütünlüğe. İnsan anlamalı ki, doğada bir makine gibi sadece neyin iyi ve neyin kötü olduğunu tayin ediyor. Kişi tüm değerlerini (bilgiyi, düşüncelerimizi, tüm Reşimo’larımızı, hayat tecrübelerimizi, eğitimimizi, kültürümüzü, çevreden ve kitaplardan edindiğimizi, kısaca her şeyi) bu makinenin içine atacak olursak kişi belli bir zaman sonra bu tüm değerlerle bir kıyaslama yapar. Burası için mi, orası için mi? Kişi basit olan bu hesabı yapar ve herhangi bir kapasitemiz olmadan buna boyun eğeriz. Dolayısı ile makinemize ne koyduğumuz önemli. Hesabı ve kıyaslamayı yapmadan önce kişi bu makineye neyin girmesi, hangi değerlerin girmesi lazım olduğunu bilmeli... Bu yüzden kişi gurubuna giderek daha çok boyun eğerse, gurup, kitaplar ve hocası kişiyi giderek etkilerse, maneviyatın önemi ile yaratılışın amacının önemiyle, daha üst derecelerin önemiyle kişi bunlara sahip olmadığı (olamayacağı) endişesine gelirse ve gurupta kişiye bunu edinebilirsin güvenini verirse o zaman kişinin içerisinde ki tüm bilgi, ilerlemesi için üst dereceye yönelik çalışmayı seçer ve kişi kabukların içerisine girmez. Bunun hepsi kişinin ikinci kısıtlamanın altında gözlerinin nasıl bağlı olmasına bağlı ya da gözlerinin açılmasına (bağlı). Gözlerin açılması demek, gurubun kendisine manevi önemi verebilmesi demek.
Kişinin iç egosuna endeksli olarak ilerleyebilmesi için kişinin
çevresinden ve kitaplardan önemi alması lazım. O zaman gözleri açık
çalışıyor denir. Kişi gözlerini açtığı zaman çevresinde olanları görmesi
lazım çünkü çevre kişiyi yönlendiriyor (gurubu, kitapları, hocası). RAV: Doğru öğrenmek kişinin kendisini çevreye bağlamasıdır. Ne demek çevre? Çevre kişiyi etkileyen şeylerdir. Beni hayatımda ne etkiliyor? Kendim için beni öyle etkileyecek bir ortam kurmalıyım ki, dostlar, kitaplar, komşularım, hocam, internetim her şeyi öyle bir şekilde organize etmem lazım ki(bu da benim geleceğim olmalı) bunlarla arzuma yakın olayım. Kendimi geriye kalan her şeyden ayırmalıyım hatta dünyadan yok olma koşuluna gelmeliyim. Bunu tüm gücüm ve çabamla yaparsam, fırsatları değerlendirirsem (tüm olanakları değerlendirirsem) o zaman elimden gelen her şeyi yapmış olurum. Buna Yaratan bana bir fırsat verdi ve bende o fırsatı kullandım denir.
Ondan sonra bu çevre beni etkilemeye başlar (grup, kitaplar, hocam). Bana
da böyle oldu. Kişi doğasının içinde ya da içinde bulunduğu çevrenin
içerisindedir. Özgürlük adlı makaleden bunu öğreniyoruz. Dolayısı ile
kişinin kendi üzerine çalışmasından ziyade (bu mümkün değil) kişi her
zaman çevresinin içerisine girmeli. Neden? Çünkü insan dışarıdan devamlı
etkileniyor, dışarısı aslında bizim beynimizi yıkıyor. Biz kendi kendimizi
düzeltemiyoruz, ancak çevre vasıtası ile içimizde bir şeyler oluyor. Eğer
kendimize doğru bir çevre oluşturursak o zaman kişi kendisini etkileyen bu
elementleri maneviyata yönelik güç katmak için kullanabilir. İnsan sağdan
soldan duyduğu haberlerden bile etkileniyor bu yüzden çevresi (gurubu) ile
çok sıkı bir bağ içerisinde olsa bile insanı dışarıdan etkileyen şeyler
var (düşüncelerini bile). Dolayısı ile kişi yaşadığı ortamdaki düşüncelere
endeksli. Kişiyi izole edilmiş bir yere koysanız bile kişi hala bu dünya
ile birlikte gelişiyor. Kişi bundan haberdar olmasa bile içgüdüsel olarak
herkes bu dünyada beraber gelişiyor. Rav Yusuf’un hikâyesini biliyorsunuz, neslinin en büyüğü idi ve köyünden ayrılmak istemedi. Köyünde çalışan insanlardan yüzlerce kat ileride olmasına rağmen köyünden ayrılmadı. Köyündeki insanlar kendisinden yüzlerce kat aşağıda olsa bile onlarda aynı konuyla ilgileniyorlardı. Dolayısı ile düşünceleri aynı konuda olduğundan köyünden ayrılıp başka bir köye yerleşmedi. Kendisinin çevresini o yüce seviyesinde bile değiştirmekten korkmuştu. Niye? Köyündeki o küçük bir şekilde maneviyatla ilgilenen insanların düşünceleri kendisi ile aynı yolda olduğundan kişiyi etkiler ve rayda tutar diye. Kişiyi her zaman, devamlı etkileyecek böyle bir koşul olmalı. Bunlarla ilgili çok hikâye vardır. Eskiden büyük dereceleri edinen hocaların hikâyeleri var. Suni bir çevre oluşturup bu çevre vasıtası ile kendilerini uyandırırlardı.
Şöyle bir hikâye de var, Eski bir Kabalist müzisyenleri çağırıp fazla
parası olmamasına rağmen müzik çalmalarını istermiş hem de çaldıkları
müzik çok kötü (berbat) olmasına rağmen. Kabalistin karısı sormuş evdeki
son paramızı bu müzisyenlere veriyorsun, hem berbat çalıyorlar hem de
verdiğin bu para ile içki içip sarhoş olacaklar. Kabalist ise bu müzikten
etkileniyorum demiş. Yani maneviyata kendisini yönlendirecek bir şey
olarak. SORU: Maneviyatı çalıştığım çevrem dışındaki çevremle ne yapacağım, bağımı koparacak mıyım? RAV: Şunu anlamalıyız ki insana verilen her şey Yaratan’ın ilahi takdiri, Yaratan’ın yönetimi. Dünyanın tavrını kişi Yaratan’ın kendine yaklaşımı olarak görmeli ve kendisine dış destek hazırlamalı. Dolayısı ile kişi özgürlük makalesini, hürriyet özgürlüğünü okumalı, barış makalesini de okuyabilir. Baal HaSulam biz bir makineyiz diyor. En basit bir şekilde hesap yapıyoruz (artı ve eksi gibi). Bankaya paranı koydun, paranı çektin sonuçta bakiyende şu para var o kadar. İnsan şunu anlamalı, kendisini etkileyecek çevreyi düzenlemeli. Çevresini düzenlediği zaman hala çevresinin etkisinde de kontrol yok. Etki sadece şu, kişinin kendisini koyduğu çevre. Kişi O çevreden bir takım şeyleri almaya başlıyor. Kişi çevreden aldığı şeyleri filtreden geçirmek zorunda yani maneviyata olan yaklaşımı pozitif olmak zorunda. Maneviyata yönelik bir etki almalı ki ilerleyebilsin bir yakıtı olsun. Çünkü genel olarak toplumumuz sinemalar, işe gitmek, barlar vs ile dolu. Eğer kişi böyle bir çevreden iyi bir izlenim almaz ise(hem içten hem dıştan), her defasında bir şey uyanmaz ise içinde o zaman yaratılışın amacına doğru yönelemez, küçük bir adım bile atamaz. Dolayısı ile İnsan kendisini etkileyecek şeylere dikkat etmeli. Kişinin benim manevi gelişmemi ne etkiliyor diye kontrol etmesi lazım. Bunda da çaba bitmiyor, kişi çevreye girdiği zamanda kendisini amaca yönelttiği zaman, sabah dersinde, daha sonra tekrar gurupla bir araya geldiği zaman bunların hepsinde kişiyi rahatsız eden koşullar var. Bu problemler ortadan kalkmıyor, gurupta iken Klipot yok değil, kabuklar yok değil ama izlenimler keskinleşiyor. SORU (New York): Eğer kişi biraz çaba sarf ediyorsa ve her şey gibi buda yukarıdan geliyorsa o zaman bu yaptığım çabada yukarıdan mı gelmiyor mu? RAV: Eğer çabayı yukarıdan alıyorsam bu çaba değil. Çaba demek, yapacak kapasitemin olmaması ve insan kapasitesinin üzerinde olması demek. Peki, insan kapasitesinin üzerinde ise nasıl yapabilirim bunu? Diyorlar ki yüz kilo al ama ben yüz kiloyu taşıyamayacağım. Peki, bunu yapmaya çalışırken çabamı sarf ediyorum. Hayır. Çaba benim üzerimde olan bir şey. Her halükarda bunun için çaba sarf etmek. Peki, nasıl böyle bir şey olabilir? Daha öncede konuştuğumuz gibi, kişi kendisi doğru bir çevre tayin etmeli, kişinin bir şey tayin etmesi mümkün değil, bu hayatta ki olaylara karşı koyacak güçte değil, kişiyi sürekli yoldan çıkaracak koşullar var, geriye kalan dünyevi çevresinden aldığı koşullar var ve önünde sanki bu yüz kiloluk problemler var kaldırması da mümkün değil. Dolayısı ile bu yan etkiler, yan hareketler vasıtası ile doğru çevreyi organize ederek kişi kendisine amacın önemini tayin eder. Bu kişinin içerisinde olmasa da insanüstü öyle bir güç alır ki kişiye bu önemi verirler. O zaman bu önem ile kaldırabilirim. Çünkü bunu guruptan almış olurum. Bu engeller yirmi kiloluk, yüz kiloluk olabilir ama o gücü çevreden alabilirim ancak. Buna insanüstü güç harcamak denir. Başka türlü yapmak mümkün değil. Prensip son derece basit, eğer ben büyük bir makinenin içinde bir vida gibi yer alırsam o zaman bana gelen koşullar, rahatsızlıklar benim makineye yönelik doğru bir şekilde kendimi entegre etmememden kaynaklanıyor, bu bir ifşadır kişiye. Kişinin kendisini düzeltmesi lazım. Nasıl? Eğer aynı makine tarafından doğru bir şekilde entegre edilmezse, o makinedeki yerinizde görevinizi yapamazsınız ki. Eğer Yaratan gurubun içerisinde yer alıyorsa ve kişi guruptan güç talep ediyorsa o zaman kendisini nasıl opere edeceğini, doğru bir şekilde işleyeceğini görür, başka bir seçim yok. Bir bedende ki hücre ilerlemek istiyorsa, ilerlemek ne demek? Tüm bedenle bağ kurmak. Bu nasıl olacak? Yukarıdan cennetten nasıl bir şeyler alsın. Ne alabilir ki yukarıdan, cennetten. Üst derece demek tüm dış beden(koşul) demek. Bunun içerisinde hücreler gibi olmalıyız. Yaratan’ın gücü o çevre vasıtası ile bize gelir.
Kendimi bu büyük makinenin içerisinde doğru bir şekilde nasıl entegre
edebilirim? Yaratan benim üzerimde gurup vasıtası ile çalışır, bende
aslında gurup vasıtası ile kendimi ifade ederim. Benim O’na yaklaşımım,
O’nun bana yaklaşımı buda gurup vasıtası ile. RAV: İnsanın gurupla bağı tam hedefe odaklanmalı. Dostluğun sadece senin güzel yüzün değil. Senin ve dostunun aynı amacı var. Aynı amaca bağlandığınız için dostumsun. Geriye kalan hayatında ne yapıyorsun, ne ediyorsun, mesleğin ne beni ilgilendirmiyor. Amaca yönelik kimsin bizi ilgilendiren o. Dost budur. Yani ben sana kendimi bağlıyorum ve sadece maneviyata bağlandığın bu noktada bağ kuruyorum senle. Yani benim kalpteki noktamla senin kalpteki noktan amaca ulaşmak için bağ kuruyor. Bu yüzden dost kelimesi bağ kelimesinden gelir. Sadece burada dostlarımı seçerim. Kalpteki nokta herkesin içinde canlı bir alev gibi yanıyorsa o zaman bağ kurabilirsiniz. Tabi bunu aranızda görebildiğiniz kadarıyla. Esasında buda fazla bariz değil. Çünkü bazı insanların içinde ne olduğunu göremezsiniz. Bazı insanlar çok ciddi olabilir, bazıları hazır olabilir ama dışarıdan öyle gözükmeyebilir. Belki bazılarının dışında böyle gözükürken içinde böyle değildir veya kişi yanılıyor olabilir. Ama her halükarda gurup içerisinde amaca yönelik arzularıyla bağ kuruyoruz. Buna gurubum denir. Onların yüzleri, nereden geldikleri önemli değil. Aramızda çok farklı insanlar var, farklı ülkelerden, dillerden, dinlerden, ırklardan farklı karakterler var ama bizim için önemli değil bu. Neden? Çünkü biz amaca yönelik Yaratan’a hasret duyan o nokta ile bağ kuruyoruz. Aramızdaki bağ bu noktada. Her insan aynı mekanizmaya ait. Yaratan’ın yarattığı Adam Harişon sistemine ait. Dolayısı ile bu kalpteki noktalar fiziksel dünyanın herhangi bir koşuluna ait değil. Bu kalpteki nokta manevi dünyaya ait. Dolayısı ile bu kalpteki noktanın, eğitime, insanın karakterine, bu dünyadan aldığı hiçbir şeyle alakası yok. Çünkü O kalpteki nokta Allah’ın kişiye verdiği kendisinden bir nokta. O kutsal nokta, Allah’ın kişinin içinde bulunan parçası aramızdaki bağdır. Herkesin içinde ki o noktayı bir araya getirdiğimiz zaman o genel ruhu, kabı inşa ediyor oluruz. Buna endeksli olarak dostumuzu seçmek zorundayız.
Bu koşullar Kabalada önemlidir. Şöyle ki, bu dünyanın üzerinde ki bir
noktada, buradaki hayatımızın üzerindeki bir koşul. Bak Mutlu var burada
Türkiye’den, sen geldin buraya Almanya’dan, Yunanistan’dan gelen Markos
var, Ukrayna’dan gelen adam var, Rusya’dan gelen adam var. Eğer biz bu
noktaları bir araya getirirsek, fiziksel niteliklerimizin üzerine koyarsak
ve fizikselliğimiz aşağıda kalırsa ve bu kalpteki noktaları bir tek kaba,
Adam Harişon’a ilişkilendirirsek aramızda (ne din, ne dil, ne kültür, ne
eğitim) hiçbir fark yok. Buna herkesin aynı maneviyatı olur denir. O
kadar. Dolayısı ile kişi bu dünyanın üzerine çıkıyor. Aslında bu seviyeye
çıktığınız zaman ne kadar birbirimize bağlı (bağımlı) olduğumuzu görüyoruz
ve yaratılışın amacının nasıl bütünlüğümüzden kaynaklandığımızı görüyoruz.
Bir tek ruh eksik olsa onun eksikliği var. Dolayısı ile bir bedeniz ve
hepimiz birbirimize bağlıyız. Bu şekilde ifşa olacak. Dolayısı ile bu
şekilde o kalpteki noktaları, o manevi noktası olan dünyada ki insanları
bulmamız lazım ve onlar bizim için dosttur. RAV: Şöyle, işe gittiğin gibi. Ellerin ve kafan var. Kafan hesabı yapıyor, ellerine emri veriyor, ellerinde iş yapmaya başlıyor. Kafanın, aklının söylediği her şeyi ellerin yapıyor. Sonunda ne oluyor, sonuç var. Sonucu gördüğü zaman kafan tekrar düşünüyor, aldığı geri dönüşüm bilgisi ile değişiklik yapıyor ve arzulanan koşulu sonuçla kıyaslıyor. Gerekirse değişiklik yapıyor. Aynı şey insanla gurup arasında ki ilişkide var. Düşüncelerini, arzularını görüyor ve sahip olduğunun özetini görüyor, buna tekabülen de guruba dönüp Aravut talebinde bulunuyor. Dolayısı ile karar insanda, çabada gurubu Aravut yönünde etkilemesine talebinde. Neden çaba orada da hesapta değil? Çünkü hesapta sadece akla sahip olması yeterli (birçok insan zaten bunda başarılı). Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, öyle insanlar var ki, akılları o kadar keskin ki, kişinin nasıl karar verdiğini, bilgileri çevresinden alıp nasıl filtre ettiğini size anlatabilir. Soru şu, insan bununla ne yapacak? Kendisini değiştirmek için çevreye yönelik pasifize mi edecek? Tekrar size söylüyorum, felsefe yapma konusunda uzman olabilirsiniz, etkileri, bizim üzerimizdeki etkileri yorumlayabilirsiniz ama iş sonuca geldiği zaman ve sonucu kendimizden gizlemediğimiz zaman ve negatif olarak, objektif olarak görmeye hazır olduğumuz zaman(neden negatif, çünkü içinizdeki o tapınak inşa olmadığı zaman o tapınak harabedir denir, içinizde yeni bir izlenim çıkmadığı zaman harabe içerisiniz demektir) bu hesap kişiyi guruba yönelik boyun eğmeye getirirse (kendisini nötrleştirmeye getirirse) sadece onlardan kendine bir dost al kuralına endeksli olarak bu koşulda ancak ilerleyecek manevi bir yer bulur. Dolayısı ile kafasındaki koşul var ve elleri ile çalışma koşulu var. Önemli olan elleriniz ile çalışmak yani dostuna karşı boyun eğmek ve onlardan amacın öneminden etkilenmek.
SORU:
Burada bir koşul var. Yumurta ve tavuk gibi. Bir taraftan insanın pozitif
nitelikleri varsa gurubun içerisine giriyor, kendisini guruba yönelik
nötrleştiriyor (Rav araya giriyor). SORU: Kişinin kendisini nötrleştirmesi, boyun eğmesi ne demek? Kişi kendisini nötrleştirecek gücü nerede bulacak? RAV: Bu doğru bir soru. Kişinin kendisini nötrleştireceği gücü, kişi içindeki kötü eğilimi yavaş yavaş görmeye başladığı zaman görür. Günlerini geçirir, gurupla, kitaplarla entegre olmuştur ve hesapları artmaya başlar sonunda öyle bir koşula gelir ki kendisine sormaya başlar “bu şekilde mi hayatımı sona erdireceğim”. Yani, yarın benim için ne fark sağlayacak. Şöyle ki, bir ay, bir yıl öncesine baktığım zaman (ne kadar zaman olduğu önemli değil) göreceğim ki yarında bu gün gibi. Peki, ne değiştirmem lazım? Bu tür sorular kişiye zorluklara göre gelir. Bu sorular kişinin tayin etmesi için. Bu yüzden her şey çabada denir, guruptan o gücü alabilmek için verilen çaba. Peki, nasıl çaba sarf edebilirim? Rabaş bunları Şilalu HaSulam’daki ilk makalelerinde “bu sadece bir dost edinerek olur” diye yazıyor. O kadar. Eğer kişi kendisini doğru kontrol ederse hiç kimsenin analiz, inceleme ve düşüncesinde kendisini guruba teslim etme koşulunda bir eksikliği olmadığını görür. Eksiklik olmaması ne demek? Gurubun düşüncelerine entegre olmak. SORU: Eğer yeni dostlar gelmezse gurup manen büyüyebilir mi? RAV: Yeni insanların gelip gelmeyeceği guruba bağlı değil. Eğer çalışıyorlarsa, bizlerle dağıtımda yer alıyorlarsa, katkıda bulunuyorlarsa, dünyaya Yaratan bilgisini yaratılış bilgisini daha iyi bir gelecek getirmek için dağıtımda bulunuyorlarsa bu yeterli. Yeni insanların gelip gelmemesi kişiye veya guruba bağlı değil bu Yaratan’a bağlı bir şey. Baal HaSulam yıllarca çalıştı ve tek başınaydı yanında hiç kimse yoktu. Hatta çevresi Kabala çalıştığı için kendisine düşmancaydı. Sonucun ne olacağını biz tayin edemeyiz ki. Biz öyle bir koşuldayız ki, bu gün ümit ediyoruz ki ülkemizi bir şekilde etkileyeceğiz. Tüm çabamızla ve televizyonla, gazetelerle, internetle, kitaplarla etkilemeyi düşünüyoruz. Kişi iki neden den dolayı sonuçları hissetmeyi düşünmemeli. Bunların hepsi manevi koşullardan geliyor. Maneviyatta sistem yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya sürekli değişiyor. Herkesin genel sistemi geçirmesi lazım. Her şey değişmiyor. Bu gün hasta olmuş olabilirim, bana ilaç getirip diyorlar ki, iki hafta iç, iki hafta sonra iyileşeceksin. Bu iki hafta boyunca hala hastayım ama. İlacı alıyorum, hastalığımın ne olduğunu biliyorum ama iyileşene kadar hala hastayım. İşin doğası şöyle, kişi ne kadar çok ihsan ederse kritik bir noktaya gelir ve o kritik noktada potansiyel güç ilerletici bir güce döner. Daha çok baskı yaptıkça bir enerjiden başka bir enerjiye döner. Bu şekilde. Dolayısı ile sonucu görmek bize ait değil, bunu anlamak bize ait değil. Biz işi şöyle anlıyoruz, yükü yüklenen eşek veya yükü çeken katır. Bedende olduğu gibi, bedenimizin bir tarafını etkiliyoruz, başka bir tarafta problem çıkıyor. Burada ki bağ ve ilişki ne? İç sistem, bağları bu iç sistem organize ediyor. Bu iç sistemin nasıl çalıştığını da bilmiyoruz. Dolayısı ile kişi sadece çaba sarf edebilir ve sonuç bizim endişe duyabileceğimiz bir şey değil. Tam tersine kişi çabasını güzel sonuçlardan destek almak için yapmamalı. Değişimin olduğu koşullar varsa, iyi yada kötü destek her zaman mantık ötesi ve guruptan olmalı. Çevresi de kişiye en kötü koşullarında destek olmalı. Diyelim ki tüm pozitif çabanızı sarf ettiniz ama tüm dünyanın size yaklaşımı kâbus gibi. Herkes bize bağırıyor, aşağılıyor ve taşlıyor ve ümit ediyorum ki çok güçlü olacağız ve aslında bu koşula geleceğiz. |