|
|
|
ŞAMATİ 125 - ŞABAT’TA MUTLULUK DUYAN
OKUMA
OKUMA
RAV
Peki, koşul böyle ise, nasıl yaratılan varlık böyle bir koşula gelebilir (yaratılan varlığın açısından nasıl olabilir)? Elbette birde ihsan eden Yaratan tarafından böyle bir şey olabilir. Nasıl olurda herkes (tüm yaratılan insanoğlu) tüm dünyaya sahip olur. Çünkü yaratılan kap en sonunda ıslah olduktan sonra hiçbir şeyi kaybetmiyor. İçindeki izlenimlerin hepsi kalıyor. O kırılmada ki edindiği izlenimler, ıslahtan geçiş izlenimleri ve tekrar Yaratan’la bütünleştiği safhada bunların hepsi (bağların hepsi) ruhların arasında var ve kaybolmaz. Ancak her biri bireyselliğini tutuyor, hem herkes den bağımsız, hem de her kişi herkesle bir bütünlük içerisinde oluyor. Çünkü herkes makinenin kritik bir parçası ve her parça birbirine bağlı ama öteki taraftan da her parça birbirinden bağımsız fakat bir arada olmalarından da bir genel insan, bir genel ruh ortaya çıkıyor. Bu genel ruh tüm Ein Sof Işığını ifşa etme koşuluna geliyor (sonsuzluğu ve Yaratan’ın iyiliğini). Nasıl oluyor da her insanın 620 tane dünyası olacak diyor.
OKUMA
OKUMA
OKUMA
Yaratan dünyayı iki dereceden yarattı. Birincisi Tora ve Mitzvot’tan yapılan 6 günlük çalışmada, kutsallığı ve ikincisi de Tora ve Mitzvot olmadan Yaratan’ın ifşası. Buna zamanından hızlandıracağım denir. Yani kişi manevi çalışma ile hızlandırır. Ödüllendirilmeyecek dediği de zamanında gidecek koşuludur. Şöyle ki, bu ızdırabın birikimi sonunda kişiyi yola getirir. Bu şekilde Yaratan kutsallığı alttakilere getirir. Yani zamanında evrimleşir.
RAV
Tüm kapları hiçbir problem olmadan alır. Sanki acı çekmemiş gibi, sanki
zamanındaymış gibi. Aslında insan öyle bir noktaya gelir ki, sanki sürekli
mantık ötesi inançla ilerledi ve geçmişte hiçbir tereddüdü yoktu. Bir şeyi
en iyi nasıl yapacağına dair sanki hiçbir tereddüdü yoktu. Yaratan
tarafından bu iki koşul kişiye gösterilir. Elbette bir araya geliyorlar
ama nasıl olacağını anlayamıyoruz. Sanki kişi bunları defakte (asıl olay)
olarak yaşamıyor. Şabat’tan sonsuza kadar konuşabiliriz. Öncelikle tüm ıslahımızda, kendimizi maneviyatı çalışırken, yaratılan varlık, Tora ve Allah bir çizgi halinde olmalı. Yani kişi kendisini hep bu şekilde yönlendirmeli. Yaptığı her şeyde manevi çalışmada kendi arzusunu artırmak için, gurupla çalışmak için, yolunu doğru tayin etmek için, yoldan hiçbir zaman çıkmamak için kendisini ıslah etmek için o düz çizgide tutmalı. Amaca ancak böyle gelebilir, ben, Tora, Allah bir çizgi. Şabat’ta da aynı şekilde konuşabiliriz. Islah etmemiz gereken koşullarda bu Gimar Tikkun koşulunu hep kafamızda tutmamız lazım. Şabat’ın nosyonu bu zaten, tüm kapların, tüm çektiği acıyla, ızdırapla, inancıyla, yolda edindiği inançla, yapabildiği ve yapamadıkları ile Galgalta Eynaim, Ahap, İsrail ve dünya ülkeleri adlı arzuları arasında her şeyi kendi içinde bir araya getirdiği zaman, Yaratan’ın yaratılana göstermek istediği tüm sonsuzluk orada ortaya çıkıyor. Şöyle ki, bu şekilde kişi çalıştığı zaman Yaratan’ın ifşa olması için bir fırsat verip O’na bir haz verebiliyor. Tıpkı O’nun bize haz vermek istediği gibi (baştan Yaratan’ın düşüncesi bize haz vermek). Bu karşılıklı ifşa iki büyük Işığın, güneşle, ayın aynı arada Gimar Tikkun’da biri birini söndürmeden, biri birini iptal etmeden var olması (bir arada olması) gibi. Her ıslahımız, bir taraftan her ruhun bireyselliğini artırır, öteki taraftan da başkalarına yönelik her ruhun kendisini nötrleştirmesine yardımcı olur. Esasında bunlar birbirini iptal eden koşullar değil. Aynı derecede kendi ruhuna endeksli olarak beraber oluyor. Bir taraftan kendi ruhunu hat safhaya kadar ifade ediyor (özellikle kendisini nötrleştirerek, egosunu nötrleştirerek). Bu şekilde tüm diğer ruhları üzerine alır, kendisinin parçası yapar ve onlara ihsan eder. Yani kendi karakterini, niteliğini tüm diğer ruhlara entegre eder. Bu yüzden kişinin bireyselliği de, karakteri de iptal olmuyor. Tam tersine onların içinde yaşıyor, kendisini onların içinde ifade ediyor. Son derece pozitif bir şey (ego). Tüm bu incelemeleri anlamamız lazım, bunların hepsi bir doğa koşulu. Burada kimseyi iptal etmiyoruz, herkesin dünyası var, Ein Sof koşulu var ve sonunda da tüm bu kaplar bir araya geldiği zaman bu büyük Şabat denilen koşul ortaya çıkıyor. SORU: Birçok yerde şöyle yazıyor, zamanı hızlandırmak kabı genişletiyor diyor. Şimdi de diyor ki, Gimar Tikkun’da birleşip bütün oluyorlar. Peki, o zaman bunlar bir olacaksa benim zamanı hızlandırmamın ne avantajı var ki? RAV: Aslında buna bir avantaj var diyemezsin çünkü insan sadece zamanı hızlandıracağım diyerek ilerler. Bu yüzden, kişi ızdırap çeker, ızdırap bedeni arındırır gibi yazılar var. Eğer kişinin çektiği ızdırap gerekliliği artırıyorsa ve kişiyi kötülüğün kaynağını aramaya getiriyorsa, kişinin çektiği ızdırap, acı ve dünyada ki sıkıntısının başka bir fonksiyonu yok. Yani dünyada çektiğimiz tüm sıkıntılar kişiyi sadece bir aktiviteye geçiriyor, aklımızda bir şey uyandırıyor (eleştirecek, kritik edecek, sorgulayacak). Çünkü alma arzusu kişinin çabası olmadan yetişmez ki, entelektüel bir sistem geliştiremezsiniz. Dolayısı ile insan tarafından ek bir çaba olmalı. Alma arzusu ya acı çekiyor ya mutlu oluyor (ya haz duyuyor, ya ızdırap çekiyor). İçinde sadece bu iki izlenim var (Işık ve Işığın eksikliği mutluluk ve hazsızlık dolu ya da boş). Zevk veya ızdırap kişinin evriminde belli bir seviyeye geldiği zaman, acı ve mutluluk kabın derinliğine göre ifşa olur. O zaman bunların içinde Behina Alef'te olduğu gibi bir neden olduğunu hissediyor. Direkt Işığın dört safhasının sonunda sonuç ortaya çıkıyor. Neden Behina Alef bu koşulun içinde? Birisi onu yaratıyor ve birisi ona haz veriyor. Sanki birisi onu seviyor, onunla bir ilişkisi var ve onu iyilikle dolduruyor. O koşuldan Behina Alef birisinin verdiğini görüyor. Doğası böyle. Ve ondan sonra ikinci safha Behina Bet oluşuyor. Dolayısı ile Behina Alef sadece arzunun olduğu bir yer. Ondan sonra o zevki kendisine birisinin getirdiği koşulu görüyor. Evrimin birçok safhası var. Her Behina her birini barındırıyor. Yoksa bir anlayışa, çözüme gelmez. Behina Alef’te bile kendi içerisinde dört safhası var. Behina Şoreş’te bile dört safha var çünkü sonuç baştan düşüncede belli. Keter’de o Behina Şoreş'te Yaratan o şekilde karar veriyor yani daha hiçbir şey yok koşulunda düşüncede tüm plan var. Ondan sonra o düşünce dört safha da materyalleşiyor ve bir form alıyor. Eğer alma arzusundan bahsediyorsak zaten sadece ondan bahsedebiliriz, neden yapıldığını hissedemez. Geçirdiği tüm safhalar sadece evrimin yenilenmesi. Şöyle ki Işık kabı silkeliyor ve bu nedenden dolayı ışığın eksikliği ya da varlığı yaratılanı uyandırmaya başlar. Yani Işık ve Işığı veren arasında bir izlenim oluşmaya başlar. Aldığı haz ve duyduğu boşluk. Bu iki koşuldan varlığın aklı gelişmeye başlar. Çünkü ihsan etmek ve almak dışında bir koşul yok, Yaratan var, yaratılan varlık var, başka hiçbir şey yok ortada. Dolayısı ile akıl bir sistem. Yani ihsan etmenin sonucu ortaya çıkıyor. Ne demek bu? Bana verenin, ihsan edenin ifşası ne demek? Bina yani anlayış. Anlayıştan kaynaklanıyor. Alma arzumuz direkt olarak hafızamızı inşa etmiyor, izlenimlerimizi kaydetmiyor. Bunlar zaten Işıktan kaynaklanan bir algıdan oluşuyor. Dolayısı ile burada Yaratan’la yaratılan arasında karşılıklı bir ilişki var. SORU: Peki zamanı hızlandıracağım koşulunun ne avantajı var? RAV: Bir avantajı yok. Avantaj ya da dezavantaj olarak görme. Alma arzusu kendi başına gelişmiyor. Hızlandıracağım koşulu demek, bize gelen bir koşul. Bina’dan gelen aklı inşa etmek. İhsan edenin niteliklerini hissetmekten anlayabilmek. Hiçbir hafıza hücresi Bina’dan gelmezse var olamaz. Ham alma arzusunu sadece iyi yada kötü olarak hissediyor. Hatta bu iyi ya da kötü hissi bile ya var olmak ya da var olmamak. O acı hissi bile son derece basit bir koşul. Ancak ondan hemen sonra kişi zevki ve acıyı eleştirmeye başlar, analiz eder, kişisel gururuna endeksli olarak ölçmeye başlar. Bunlar zaten şimdiden Işığa olan bir ilişki ile ilkel bir ilişkinin başlangıcı. Ama gelişmemiş bir varlıkta, çok ilkel bir varlıkta böyle incelemeler yoktur, iyi ya da kötü hisseder, o kadar. Dolayısı ile alma arzusu ham haliyle çok basit bir şey. Sadece haz duyuyor muyum, haz duymuyor muyum diye test yapıyor (dolu muyum, boş muyum)? ?Bunun dışındaki her şey Işığın etkisi. Bu yüzden zamanı hızlandıracağım koşulu bizlerin bir şeyler edindiğimizden değil, bir şeyler edineceğimizi ve Yaratan’la entegre olacağımızın koşulu. Bunda özgür seçiminiz var. Kişinin benliği alma arzusunda değil, bu sadece bir his. Kişinin benliği alma arzusunun üstünde inşa edilen bir şey. Yaratan’a benzeme koşuluna gelmek. İnsanın zaten tümüyle Yaratan’a benzemesi lazım, O’nun gibi ihsan etmesi lazım. Bu yüzden Yaratan’dan ihsan etme koşulunu elde ediyoruz. Bu sadece zamanı hızlandıracağım koşulundan elde edilecek bir koşul. Acı ile ilerlediğimiz bir koşul değil. Acı hissetmem sadece beni dünyanın tokatlaması ve bu tokatlamalardan sonra artık yeter diye bağırayım ve ondan sonrada bir şeyler yapmam gerektiğinin farkına varayım, dünyadaki çektiğim ızdırabın nedeni bu. Eğer kendi içimde dört safhayı tamamlamak için beklersem bir eşek gibi olurum. Yani sürekli birisi arkadan sopalar. Ama kişi dizginleri eline alırsa o zaman daha hızlı bir şekilde ilerler. Yani dünyada tokatlar, darbeler yiyeceğine daha hızlı bir şekilde etkiler. Nasıl? Gurubun kişiyi etkilemesi ile. Gurup kişiyi etkiledikçe hızlı bir şekilde yolda ilerler. Ama kişi bu karara gelmesi için darbelerin üzerine çıkması yani darbeleri anlaması lazım. Bana olan yaklaşımını görmesi ve o darbeyi kullanması lazım. Ve onu tersine çevirip içinde bir değişim yaratması lazım. Bana negatif olarak gelen bir şeyi aklımla incelediğim zaman aslında negatif bir şey olmadığını amaca yönelik geldiğini görmem lazım. Darbeler vasıtası ile amaca hala tutunursam, o zaman bu ikisine tutunarak çıkabilirim ve ilerlerim. Dolayısı ile her şey kişinin darbeye tekabülen sahip olduğu bilince bağlı. Ya hayatta darbeler yiyeceğim (bilincim oluşana kadar) ya da içinde bulunduğum toplum (gurubum) bana o bilinci darbe gelmeden önce verecek. Dolayısı ile iki şekilde defakte (asıl olay) çalışıyor. SORU: Kişinin ben yolumu hızlandıracağım koşulunda eline çekici alıp kayaya vurması, yavaş darbelerden iyi diye anlatıyor, neden bu koşulda avantaj var?
RAV:
Teorik olarak kişiye son bir darbe verebiliriz. Ama bu darbeye gelme
koşulunu kullanmıyoruz. Bu darbeye gelmemek için kullandığımız (kaçışlar)
zamanı uzatıyor. Aynı zamanda tembellik manen gurubu kullanmamak demek.
Karşılıklı olarak insanla gurup arasında böyle. Gurupta fırsatı
yakalayamayan kişilerde var. Gurupta birçok fırsat vardır. Ve herkes için
ıslah olmak için doğru zaman ve fırsat vardır. Realize edilmiyor, ne
yapabiliriz ki. Bu nedenden dolayı çok önemli bir koşul var. Kişinin çaba
sarf etmesi lazım ve gurupta tembel olanları barındırmamak lazım. Çünkü
dost ise tembel olmaz. Kişi tembel olduğu zaman herkese zarar veriyor.
Dolayısı ile bu kişiye geri geliyor. Son derece dinamik bir sistem ve
koşullar (haller) barındırıyor. Burada gerçekten zıplayabileceğimiz
noktalar var. Bununla ilgili pek çok incelemede var. Birçok ıslahı o güç
ve statüyü aldıktan sonra gerçekleştirebiliyoruz. Ancak o zaman
aldığımızın geri ödemesini yapabiliriz. RAV: Zamanında ve zamanı hızlandıracak bir araya geliyor dedim. Hiç kimse hiçbir eksiklik hissetmeyecek (zamanında da gelse, zamanını hızlandırsa da). Dolayısı ile kişi özellikle kendi çabası ile eklediği bilinç vasıtası kişi Yaratan’ı anlamaya, tanımaya başlar. Zevkin Işığı kişinin içerisinde (hızlandıracağım koşulundan) bu yüzden 620 kat artar. Dolayısı ile bu yüzden eksik değil, kimsenin içerisinde bir eksiklik yok. İdeal bir koşul var ve herkes düzgün bir makine gibi işliyor ve kendisini realize ediyor. Maksimum bu şekilde zamanımı hızlandıracağım koşulunda çalışıyor. Yaptıkları koşula göre realize ediliyor bu defakte (asıl olay) değil. Biz orta yolla ilerliyoruz yani zamanında ile hızlandıracağım koşulu arasında bir koşul. Yani ızdırap yerine Işığın yolu ile ilerliyoruz, ortada. Neden böyle oluyor peki? Çünkü kişi bu yaratılışın makinesine baktığı zaman birisinin işlettiği bir makine olarak görür ve bu şekilde işlediğini görür. Kişinin açısından burada herhangi bir kendisinden ekleyecek yer şeyi yok. Kendisinden eklemesi sadece başkalarına vererek olur. Kişi kendisini etkileyemez. Eğer guruptan ayrı ise ilerleyişi normal yolunda olur, hatta hiç ilerleyemez diyebiliriz. Ama tartışmamak için diyelim ki ilerler ama zamanı hızlandıracağım denilen o koşul genel sistemden kişiye gelen bir bilinç. Kişi gurubun içinde olduğu zaman çabası ile başkalarını uyandırır ve başkaları da çabalarıyla kişinin bilincini uyandırır. Bu karşılıklı çalışma aslında kişinin içinde yaptığı bir çalışma. Ne oluyor? Kendi kaplarını büyütüyor. Genel koşula yönelik yaklaşımını genişletiyor. Çünkü bizim aslında hislerimizi ve aklımızı kendimize göre artırmamız gerekmiyor, sadece tüm izlenimlerimizi artırmamız lazım (genel sisteme yönelik o anlayışı). Burada o genel sistemde ki entegrasyonla hızlandıracağım koşulunun uygulaması var. Sadece kişinin genel sistemde var olması. Başkalarının kendisine uyanışında, bilincini artırmasında yardımcı olduğu zaman, o zaman kişinin zamanı hızlandıracağım etkisini uyandırabilir. Şunu anlamamız lazım ki, zamanı hızlandıracağım tüm bütüne olan yaklaşım. Yaratan’ın ifşa olduğu o koşul. Ve zamanında demek kişinin alma arzusunda hissettiği koşullar ki kişi kişisel darbelerle bir ilişki kurmaya başlar. Genel sistem ve kişisel hayatta çektiği ızdıraplar arasında bir ilişki kurmaya başladığı zaman bu dört safhadan geçmemiz lazım. Geçtikten sonrada biraz ilişki olduğunu çok az şekilde anlarız.
Normal bir şekilde gelişeceğim koşulunda yani zamanında gelişeceğim
koşulunda bu şekilde belki 20 ya da 30 yıl sürebilir (ilişkiyi anlamak).
Bu normal. Ancak kişi gurupla kendi iç çalışmasını bir araya getirmezse,
aradaki bağı oluşturmazsa, kendisi ile ruhların sistemi arasındaki o
ilişkiyi direkt olarak kurmazsa böyle uzun bir safhadan geçer. RAV: Kişi hangi noktasını ıslah edeceğini bilemez. Bunu kendi içinde ayıklayamaz. Kişi bir taraftan darbe yer ve neden böyle bir darbe aldığını mantığıyla bulamaz. Kişi ancak manevi gelişimde tahmin etmeye başlar. Kişi ancak maneviyatın üzerine çıktığı zaman, manevi sistemi gördüğü zaman sebep sonuç ilişkisini görebilir. Bu yüzden “bir yerden darbe yedim, acı hissediyorum, neden olduğunu bilmiyorum ondan sonra bilge bir adama gidiyorum, soruyorum oda diyor ki şunu yaptın bu oldu” derler. Darbenin kendisi kişiyi bilgiye getirmez. Kişinin daha üst bir dereceye çıkması lazım yani darbenin hissedildiği yere. Aradaki farkta direkt Işığın dört safhasında ki evriminde. Dolayısı ile toplum bana tüm sistemin bilgisini veriyor ve darbeler yerine reaksiyonları bana gösteriyor. Ve darbeler ile birlikte birini ötekisine karşı görebiliyorum. Eğer darbeyi görüyorsam, nereden geldiğini görüyorsam (çünkü darbe kalpte hissedilen bir şey, anlayış ise akılda), ikisini (darbe ile nedenini) ilişkilendirmem lazım. Darbeyi toplumdan aldığım zaman hem darbeyi hem de toplumdan hissiyatını almış oluyorum. Çok efektif bir metot. Diyelim ki bana bir şey oldu ve ben toplumdan negatif bir reaksiyon aldım ve bu iki şeyi anında ilişkilendirebilirim çünkü insanın kafası çalışmaya başlar. Hemen içimde ilişki oluşmaya başlıyor. Kalbimle akıl arasında unuttuğum bir durum değil. İnsanın kafasına birçok düşünceler gelir ondan sonra geçirdiği safhaları unutur. Dolayısı ile guruptayken o ilişki doğal olarak hemen kurulur. Bu nedenden dolayı gurubun ilerlemesi için çok efektif bir şey. Çünkü akılda değil direkt olarak alma arzum üzerinde işliyor. Hatta analiz yapmadan bile beni etkiliyor. Kişinin bireysel gururu, itibarı var, bir sürü hissiyatı var, mesela bir arkadaşını seviyor, diğerinden nefret ediyor ve bu yoğun hisler bir araya geldiği zaman sisteme kişi karşı bile koyamadan direkt entegre oluyor. Çünkü Adam Harişon sisteminde de böyle, her şey doğal olarak bir bütün içerisinde işliyor ve bu şekilde kişiyi etkiliyor. Kişinin bun a yönelik bir kalkanı yok, korumasız. Bu yüzden zamanı hızlandırmak gurubun etkisi ile olur. Tüm bu yolu basit bir şekilde tamamlayabilirisiniz. Başka bir metotla mesela entelektüel bir sistemle de zamanı hızlandırmak mümkün. Kişi entelektüelliği ile aklıyla, hisleriyle bir ıslah geliştirmeye çalışıyor ama çok uzun sürer, yıllarını alır çünkü doğal değil. Doğal olan şey his. Bu nedenden dolayı sosyal ilişki, sosyal bağ çok önemli. Aramızdaki doğal genel ruh sistemiyle ilişkili olduğu için doğal. Genel ruhun sistemi de böyle. Bu yüzden sosyal ilişki çok önemli. Dolayısı ile bu ruhun kökünden de kaynaklanıyor, bazısı daha hissiyatlı, bazısı daha entelektüel ve buna tekabül edecek şekilde de kendilerini ifade etmelerinde, realize etmelerinde farklar var. İstesek de, istemesek de bu şekilde inşa edildik ve entelektüel bir kısmımızda var. Dominant olan insanların bazıları daha duygusal, bazıları daha entelektüel, bir fark var. Ama herkes toplum tarafından etkilenir. Dolayısı ile bu aracı kullanmamak, kişinin başka bir şekilde telafi edemeyeceği bir kayıp. Çünkü insan gurup vasıtası ile kendi ruhuna elini sokuyor ve bunun üzerinde işliyor. Gurup vasıtası ile yapıyor çünkü olduğu yer orası. Kendisini etkileyecek başka bir şekil yok. Entelektüelliği ile bir takım teoriler oluşturmak, kendisini ikna edici bir takım ilişkiler kurmak, bu çok uzun bir yol ve düşük bir ihtimal. |