CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 126 - ERDEMLİ OLAN, ŞEHRE GELDİ

OKUMA

Hoca şehre geldi. Nedir hoca? Hoca Yaratan olandır. Ve Şavuot’ta kendisini dünyada gösterir.

RAV

Ne demek bu? Şöyle bir koşul var, Şavuot denilen bir koşul var. Yaratan’ın yaratılan varlığa ifşa olabileceği bir koşul. Şehirde diyor. Ne demek şehir? Kişinin kabı, bazen buna ruh diyoruz, bazen insanın evi diyoruz, bazen Partzuf diyoruz, bazen alma arzusu diyoruz, birçok ismi var. Ama orası, o mekânda yaratılan varlığın içinde özellikle bir hazırlık yapılıyor ve Yaratan orada ifşa olur.

OKUMA

Putperest derki, aslan geliyor.

RAV

Bu Yaratan’ı keşfedemeyen insan, başka bir takım güçler vardır diye söyler. Bahaneler uydururlar. Belki hoca kapıyı açamamıştır, belki gelememiştir.

OKUMA

Ama hocalarımız derki, çaba sarf ettim ve bulamadım diyenlere inanmayın.

RAV

Yaratan’ın ifşası kişiye gelmek zorunda. Kişi doğru miktarda çabayı sarf ettiyse ise kesinlikle Yaratan ifşa olur. Yani insanın yapması gereken bir tek şey var çaba sarf etmek, tek koşul bu.

OKUMA

Kişi hala Yaratan’ın sınırlarını hissetmediyse yeterince çaba vermemesindendir.

RAV

Kişi genelde kendisi için birçok açıklama (bahane) getirir. Yok, yolda aslan var, kapı kilitli, hoca gelmedi gibi bir takım olaylar, engeller gibi insanın hayatında ki bir takım olaylar her zaman bahane olarak vardır. Şöyle der, Tapınağın inşa olmadığı her an tapınak yıkılmış gibidir. Tapınak olarak burada kişinin ruhundan (şehirden) bahsediyor. Ve burada evinde yani yaratılan varlığın içinde, ruhunda olan yıkımdan bahsediyor. Peki, neden yeterince çaba sarf etmedi?

OKUMA

Eğer Yaratan’ın yakınlığını arıyorsa neden çaba sarf etmiyor?

RAV

İnsan fiziksel bir şey almak istese bile kişi hala çaba sarf etmek zorunda. Birden kişi anlıyor ki çaba sarf etmesi gerek. Peki, neden çaba sarf etmiyor? Fiziksel edinimleri için çaba sarf etmek zorunda. Peki, manevi şeylerin kendisinden mi gelmesi gerekiyor, neden böyle düşünüyor?

OKUMA

Elbette çaba sarf etmek istiyor. Yolda aslan var yani kötü kabuklar var anlamındadır.

RAV

Aslan yolda diyor. Bu ne demek? Kişinin içindeki Klipa, kötü eğilimi, egosu, kötü bir güç ona yaklaşmasında engel oluyor. Kişi gerçeği arıyorsa ve içindeki kötü güçler ifşa olursa (sitra ahra, kabuklar) o zaman bu gelen engeller kişinin aşması içindir. Bu şekilde kişi yolda çaba sarf ederek bunları aşacak güç bulur.

OKUMA

Şöyle ki, Sitra Ahra’da şöyle yazdığı gibi, Aslanlar gizlice dolanırlar. Yani Yaratan’ın yolunda ilerleyenler aslanla karşılaşır ve bu yolda başarısız olanlar kendilerini tekrar toparlayamazlar.

RAV

Kendilerini toparlayamazlar, kaybolurlar demek artık yapacak bir şeyler yok değil yani emekli olup, ölüp bir sonraki hayatında bir şeyler yapacak anlamında değil. Kabala ilminde neyi öğreniyoruz, reenkarnasyonlar manevi olarak yapılan şeyler, fiziksel olarak yapılan şeyler değil. Tekrar çabası için fiziksel olarak reenkarne olması gerekmiyor. Kişi her an karar verip, yeni bir sayfa açacağım, yeni bir tavır sergileyecekse buna reenkarnasyon denir. Bedenin ölmesine gerek yok bunun için.

Bedenimiz (yani et ve kemikten bahsediyoruz) tümüyle bağımsız bir şey. Manevi kararlarla, manevi amaçla hiçbir alakası yok. Tümüyle bu manevi durumdan bağımsız. Bizim kararımız tayin eder. Eğer kişi bir önceki tavrımı burada bitiriyorum ve kurtulmak istiyorum diyorsa o zaman yükselir.

OKUMA

Bu nedenden dolayı başlamaya korkar. Çünkü yenileceğini düşünür. Sonra şöyle düşünür, yolda aslan falan yok çünkü şöyle yazar, O’ndan başkası yok yani O’ndan başka hiçbir güç yok. Ve Yaratan yarattı ki insan önce Yaratan’ın önünde korksun. Ondan sonra başka bir bahane bulur.

RAV

İnsan O’ndan başkası yok koşuluna geldikten sonra bile hiçbir bahane yok, yolda aslan falan yok. Maneviyatta bile her şey Yaratan’ın gücü. Yaratan’ın gücü bile insanı başarısız kılıyor ki insan bu başarısızlıktan ayaklarının üzerine kalksın. Talmud Eser Sefirot’a Giriş'te yazdığı gibi, kralın sarayına koşmaya başladılar yani dağa tırmanmaya. Kişi bu koşulu doğru bir şekilde görse bile, bu doğru izlenimden kendisini konumlandırdığı zaman (O’ndan başkası yok koşulu) Yaratan’a ulaşmak istediği yolda sadece Yaratan vardır. Sonra kişi ne bahaneler buluyormuş bakalım (okuyalım)

OKUMA

Ondan sonra başka bir bahane bulur. Şöyle ki, evde yok koşulu vardır yani hoca evde yok. Kişi kesin bir şekilde kutsallıkta ilerleyip ilerleyemediğini bilemez. Bununla ilgili şöyle yazar, belki de Yaratan evde değildir. Bu şu demektir, ev ona ait değil, kutsallığa ait değil.

RAV

Peki, kutsallıkta ilerleyeceğini nereden bilecek? Bu ne demek? İnsan bilgi istiyor demek, inanç değil. Öncelikle gerçek olduğunu bilmek istiyor, elbette bu asla olmayacak. Çünkü çaba erdemliliğin kaba girmesi. Yaratan form eşitliği kanuna bir şekilde karşı olmadan ifşa olmaz. İhsan etme arzusu alma arzusunun içinde ifşa olmaz. Kabın form eşitliğine gelmesi lazım Yaratan’ın ifşa olması için. Bu yüzden kişi, bilmek, hissetmek, anlamak, yaptığının doğru olduğuna emin olmak istediği zaman görür ki egoist arzularından sıyrılamamaktadır.

Kabala bizden mantıksız olmamızı istemiyor. Kabala bize diyor ki, ek bir duyu edinmeniz lazım. Şu anda sahip olduğunun üzerine ekleyebileceğin bir şey. Bu kap dediğimiz şey yani edineceğimiz ek duyu anlayışımızın üzerinde olduğu için bizlere sanki alakasız, uçuk bir şeymiş gibi geliyor. Dolayısı ile ölçümüz dışımızda. İlk başta kişiye bu şekilde gelse bile, kişi kendisini fiziksel beyni ile manevi boyuta girmeyi düşünme diyor. Çünkü mümkün değil diyor. Bu sadece kafanda felsefe ve hayal âlemine gitmene neden olur. Gerçek anlamı ile maneviyatın ne olduğunu bilmek istiyorsan bunun için algıyı, bir kabı içinde barındıracak bir kabı inşa etmen lazım. Ve bunu form eşitliğine göre ihsan etme niteliği ile bu kabın içinde ifşa olur. Ama elinde ki şikâyetlerinle, aklına göre oluşturduğun mantıkla, kafana göre çıkan sorularla bunları anlamaya çalışma. Çünkü hiçbir zaman kafana girmeyecek. Bunlar farklı ölçüler, tümüyle farklı ve kullanılmayan, dünyevi aklımızla algılanamayan şeyler. Bu yüzden önce insan kendisini, ruhunu adapte edecek hazırlığı yapmalı.

Ondan sonra kişi önce araştırmak istiyor, bilmek istiyor, öğrenmek istiyor ki rasyonel bir yol bulsun. İşte Kabala ile diğer öğretiler arasında ki fark burada. Çünkü diğer farklı öğretiler dünyevi duyular dâhilinde yapılıyor. Sanki dünyevi duyuları ile maneviyatı araştırmaya çalışıyorlar. Eğer bu dünyanın araçları ile yani beş duyusu ile araştıran felsefe yapmaya başlar. Maneviyat şöyle olmalı, böyle olmalı der ama hiçbir şeyi ne hissediyor, ne biliyor, ne de görüyor yani hayal etmeye başlıyorlar. Ve hayal ettikleri şeyler üzerine toplumlarını inşa ediyorlar. Elbette bu yaptıklarının hiçbir alakası yok gerçek ile. Çünkü his manevi ilim ile edinilen şeyin üzerine inşa edilir. Dolayısı ile maneviyatı manevi aracımız olmadan araştırdığımız zaman bundan kafa karıştırıcı ve hayal âlemi dışında hiçbir şey ortaya çıkmaz.

Bu nedenden dolayı önce doğru kabın ve doğru ruhun adapte olması lazım yani araştırmayı yapacak, hissedecek algımızın olması lazım. Mesela kutsal isimleri yani kabın, ruhun içindeki Işıkları keşfedenlere kutsanan insanlar denir. Dolayısı ile burada ki soru yaklaşım meselesi. Yaratan’ın ifşası ile talep etmek egoist kaplarımızla almak değil ama kabın ıslahını talep etmek. Ve ıslah olan o kapta Yaratan’ın ifşasına ulaşmak.

OKUMA

Ve şöyle denir, şöyle bir bahane der, hoca evde değil.

RAV

Yani eğer evi doğru keşfedersen, görürsün ki Yaratan evde. Senin kabın henüz hazır olmadığı için o tapınak denen yere henüz gelmedin demektir. Tapınak ne demek? Kişinin ihsan etme niyeti, ruhu. Eğer hazır değilse evde yok denir.

OKUMA

Şöyle ki insana ruhu öğretir ve sonunda bilir ki kutsallıkta ilerliyordur. Ve şöyle der, belki kapı kilitlidir. Ve eve giremiyordur. Şöyle yazdığı gibi, her kim Yaratan’ı gelip almak istiyorsa alamaz.

RAV

Şöyle demek istiyor, ben hocanın evde olmadığını görüyorum. Yani kendi kabında hata yapmaya başlıyor. Kişi eğer bir takım izlenimlerle, tahminlerle anlıyor ki, problem kendi kabında, ruhunda. Bu yüzden kabını değiştirmesi daha doğru bir şey. Ondan sonra ego kişiyi daha içsel bir koşula getirir. Ve içinde ki o derin noktada, tamam ev sahibi var ve evde ama anahtar yok der bu sefer. Anahtar yok demek bu kaba nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum demek.

OKUMA

Ve ondan sonra şöyle denir, kapı kilitli değil.

RAV

Çünkü görüyoruz ki birçok kişi içeri girdi. Yani senden önce kilitli değildi şimdi mi kilitli. Eğer kişinin dünyada bir arzusu varsa, o arzu Yaratan’dan geliyordur. Ve Yaratan sana arzuyu verdiği için senden çaba istiyor, O’da seninle bütünleşmek istiyor. Dolayısı ile Yaratan’da insanı bekliyor. İnsanın küçük bir çabasını bekliyor. O küçük çabayı yaparsa içinde minimal o ilk on Sefirot olur ve O’na tutunabilir, O’nu algılayabilir. En küçük eviniz bile olsa o küçük bir kapta Yaratan’ı keşfedebilirsiniz. Birey sadece Yaratan’ı o kabın alt, dip noktasında hissetmeye başlar. Ondan sonra o en küçük noktada kalbi ve aklıyla hisseder buna en alttaki Hey denir. İnsanın bunun için biraz çaba göstermesi lazım. Dolayısı ile bir ev var ve üst güç bu kabın içinde. Bunun için hiçbir anahtara ihtiyacınız yok. Sadece biraz çabaya ihtiyacınız var, biraz çaba ile yaklaşmaya.

OKUMA

Ve şöyle cevap verir, her halükarda gitmeyeceğim. Yani kişi tembelse ve çaba sarf etmek istiyorsa o zaman kişi tartışmaya başlar. Sürekli işinin zorlaştığını düşünür.

RAV

Şöyle ki, dışında problemler olduğunu söylemiyor, kendi içinde problem olduğunu söylemeye başlıyor. Bu dünyada ki insanlarla konuştuğumuz zamanda görüyoruz. Yapmaları gereken birçok şey var, bunu yapmaları uygun mu, değil mi gibi düşünüyorlar yani dış nedenleri var ve iç nedenleri var. Ama genelde dış bahanelerden başlarlar. Burada da dıştan daha iç nedenlere giriyoruz. Neden dıştan başlıyor? Çünkü daha kolay, kendisine ait değil, kendisine bağlı olamayan bahanelerle ortaya çıkması daha kolay kişi için. Ev yok, evde Yaratan yok, evin anahtarı yok, yolda aslan var oraya gidemiyorum, kim ulaşmış ki gibi vs. Ondan sonra kişiye bu kabuklar açıldıkça ve bu tür şeyleri söylemenin yanlış olduğunu görünce o zaman daha iç bahaneler üretmeye başlar. Nedir bunlar? Bunun için hiçbir hazırlığım yok, ne gücüm var, ne sağlığım var, yeterince aklım yok, bunun için özel bir insan olmam lazım diyor vs. İçsel bahanelerinde, Yaratan beni istemiyor, beni özellikle geri itiyor der. Ama kişinin yaptığı çaba yererli olsaydı, Allah insana her şeyi gösterirdi. Dolayısı ile sonunda kişi kendisini haklı görecek bir yere gelir ve Yaratan’a sırtını çevirir. Ama bunu yavaş yavaş yapar. Yani dışarıdan içe doğru bahanelerle, en sonunda da Yaratan’ı suçlar.

OKUMA

İşin açıkçası her kim çaba göstermek istiyorsa bunun tersini görür. Görürler ki birçok insan başarılı olmuş. Ve çaba sarf etmeyen insanlar başarısız olanları görürler.

RAV

Problemimiz sadece çaba sarf etmekte. Bizler var olmayı çaba sanıyoruz, bu yanlış. Rabaş hep şöyle derdi, damlaya damlaya göl olur. Yani kumbaraya kuruş kuruş para atmak gibi. Kişi kendi mantığının ötesinde bir çaba sarf ettiği zaman ve Yaratan’ın bununla ifşa olmasını, bağ kurmasını isteyerek, tüm parçaları bir araya getirerek o manevi kabı oluşturmak istediği zaman (bunun olmasını arzuladığı zaman) elbette bu ihsan etmek için olmalı (Yaratan’a yönelik olmalı) ama kişi kendisini doğru bir şekilde konumlandırdığı zaman, arzu, niyet, talep doğru bir şekilde insanda oluşmaya başladığı zaman esas bu hesaplara eklenir. İşte bu anları biriktirmemiz lazım.

Ve Yaratan ifşa olduğu zamanda ilk en küçük noktada kişinin kabı oluşmuş demektir. Para saymak gibi. Diyelim ki elimde bir kuruş var, beş kuruş var ama arada iki, üç, dört yok. Yani bir ile beş arasında oynaman lazım. Belli sabit paralar var, bunlar dereceler ve maneviyatta ki basamaklar. Kişi ne kadar çok maneviyatı derecelere ayırsa da her halükarda gene gelmemiz gereken minimal bir derece var ve buda on Sefirot’tan ibaret. Yani bu ne demek? Kişinin o minimal derecede insanın ruhuna, ruhunun köküne, çevresine, zamanına, bir takım denklemsel verilere göre, kendisine ait kişisel koşullarına göre, (içsel ve dışsal) kişi çabasıyla bu Havaya’yı keşfetmeli.

Bu elbette alma arzusunda olacak, ihsan etme arzusunda değil ama niyeti de kendisi için alma olmasına rağmen ihsan etmeye çalışmak için çalışıyor (egoist olarak). Ama aynı zamanda kabın içerisinde değişim için bir talep var. İşte bu değişim talebi, arzu ile birlikte beraber büyür. Ve perdenin eksikliği kişinin talebidir(bir perde yapmak). Ve ondan sonra üst Işık devreye girer, çalışır. Şunu anlamalıyız ki, Kişi sadece Yaratan’ın Işığını talep etmeli ki(henüz bu talebi tam olarak doğru olmasa da çünkü egosundan insan haykırıp, talep ediyor ama) buna çaba denir. Çaba sarf ettim ve buldum. Yani maneviyata olan o minimal arzusu var ve istediğini biliyor(anlayabildiği kadarıyla). Ve yapması gereken tek şey üst Işığın yapması gereken hareket.

OKUMA

Çaba sarf etmek istemeyenler başarısız olan insanları görürler. Ve başarısız olmalarına rağmen görürler ki çaba sarf etmek istemedikleri için başarısızlardır.

RAV

Her kim başarısız olursa kendi niteliklerinde başarısız olur. Bazıları başarısız olur ve der ki, “bu Yaratan’a ait, ben ne yapabilirim ki, ben elimden gelen her şeyi yaptım, artık söyleyecek ve talep edecek hiçbir şeyim yok, yapacak duamda yok” derler. Kısacası kişi tembelleşir. Elbette kişi bunu kendisi yapamaz, kendisini yalnız amaca yönlendiremez. Kendisini doğru bir şekilde Yaratan’a yönlendiremez. Sadece bir gurup vasıtası ile bunu yapabilir. Kişi kendisini bir sistem içerisinde gördüğü zaman (ıslah olmuş büyük bir sistem) ve kendisinin ıslah olmadığını görürse, kişi kendisi (diğer dostlarına yönelik boyun eğip nötrleştirdiği zaman) diğer dostları ile bir beden olarak bir bağ içerisinde olduğu zaman, kişi kendisini o bedenin içerisine doğru hareket edip bu bedenin içerisinde Yaratan’ı ifşa etmek için çalıştığı zaman, ancak o zaman kendisini doğru yönlendirebilir. Yani Yaratan’ın ifşa olacağı bir ev inşa edebilir(oluşturabilir). Yaratan’la form eşitliği oluşturacağı o kabın içinde.

Eğer kişi kendisini bu tür bir gurup içerisinde bulursa, disiplinli, çerçeveli, aktif bir gurup içerisinde kendini ıslah sürecine sokarsa kişiye bir yükseliş verir, kişiye güç ve moralde verir. Ve kişi tembelliğe düşmez.

OKUMA

İşin açıkçası, maneviyatın yükünü almamız lazım ve bunun için hiçbir şikâyet ve bahane yapmamalıyız. Ancak böyle başarılı olabiliriz.

RAV

Birçok yerde yazdığı gibi, kişi eğer kendinle münakaşa etmek istiyorsa şunu anlamalı ki, içinde yaptığı kişisel tartışmalar kişiye asla yardımcı olmaz. Ya gurubun gücü kişiye dışarıdan gelir ve bu kişiyi münakaşanın üzerine çıkartır. Ama kişi münakaşanın seviyesinde kalırsa gurubun dış gücünü keşfedemez, kitapların gücünü keşfedemez. Ondan sonra buna dişlerini kırman lazım denir. Dişlerini kırmak demek, tüm o engellere darbe vurman lazım demektir. Elbette kendimize fiziksel olarak vurmuyoruz. Darbe kişinin gelişmesi, kişinin içinde (kendisini başarısız kılmaya neden olan düşüncelere yönelik) iç bir nefret oluşturmaya başlar. Kişi onlara tekme attığı zaman, onlardan kurtulur. Ama bu tekmeleri felsefe yaparak değil, buna karşı durmak ve onların üzerine çıkmaya darbe vurmak denir. Yani mantıklı her tartışmaya, her kavrama ki bu da hayata ve dünyada olanlara bağlı, kişi bunlara yüzünü çevirir ve bunların üzerine çıkar.

Maneviyattan bahsederken dünyevi koşullara sırt çevirmekten bahsetmiyoruz. Sadece aklında bunların üzerine çıkar. Çünkü maneviyatta bu dünyevi koşullar yok, orada dünyevi koşullara yer yok. Sadece bizim bu dar dünyamızda bu koşullar var. Buradan Yaratan’ın neden bizi, doğum, hayat, ölüm, tüm dünyevi sistemleri nasıl yarattığını, başlangıcı ve sonu yaşamamızı neden bu şekilde oluşturduğunu görebiliyoruz. Çünkü bize ek bir izlenim veriyor. Bu şekilde alma arzusuna doğru bir yaklaşım verebiliriz. Neden? Çünkü başlıyor ve sona eriyor. Yoksa başa çıkacak gücümüz olmazdı. Yani doğuyor ve ölüyor.

Bu nedenden dolayı bizim hayatımızda bu şekilde inşa edilmiş. Alma arzusu o kadar büyük ki, muazzam bir boyutta ve biz bu alma arzusunun içerisinde o kadar batık durumdayız ki, Işıklar bize bunun hiçbir şey olmadığını göstermek zorunda ki bizi çekebilsin. Bir şeyi tayin edecek bir koşulda olabilelim. Bundan dolayı, bu egoist arzu yüzünden ne kadar çok kaybımızın olduğu bariz olmasına rağmen, dünyanın ne kadar geçici olduğunu görüyoruz, dünyada ki insanoğlunun temelinin nasıl parçalara ayrıldığını, bölündüğünü ve aslında hiçbir temeli olmadığını ve de dünyada ki krizi görmemize rağmen alma arzusundan çıkmanın ne kadar zor olduğunu görüyorsunuz. Çünkü bunların hepsi insanın aklında.

SORU: Kişi tembel olduğunu ya da elinden geleni yaptığını nasıl bilecek? Elinden gelen her şeyi alma arzuda yapmaya izin vermiyor olabilir.

RAV: Baal HaSulam şöyle diyor, eğer tüm felsefe yapmana rağmen kendini haklı görüyorsan, elimden geleni yaptım diyorsan, Kabalayla biraz ilgilenmiş biri olarak sesiz bir şekilde oturup hayatına devam edersin. O zaman kendini haklı görüyorsun. Buna tembellik denir. Tembel olmamak demek, kişi bütün hesapları yaptıktan sonra, tüm iç eleştirisini yerine getirdikten sonra bir sonra ki an tekrar çaba sarf etmeye başlarsın. Çaba nedir? Tüm anlayış ve hislerini bir araya getirerek kişinin yaratılışın amacına yönelik bir günah noktasına getirmesi. Yani yaratılışın amacına karşı bir ok gibiyim ve bu okun üzerinde bir uyanışın olması için kendi ihsan edeceğim yeri ifşa etmem lazım. Burası evim, ev denilen yer bu. Ve ev sahibimde, ifşa olması gereken Yaratan’da bunun içerisinde ki ihsan etme niteliğine bağlı.

Zaten o ihsan etme niteliği de ev sahibi yani Yaratan. Bu kabın ihsan etme koşulunda olmasını istediğim kadarıyla ihsan etme niteliği ifşa olur ki buna da Yaratan denir. Benden gelen her şey bu arzunun bu şekilde ortaya çıkacağı. Form eşitliği Yaratan ve yaratılan açısından ihsan etme ölçüsü değil, yaratılan varlıkta Man var yani bir arzu var. Ve bu arzu ihsan etme derecesinin ifşası için, Yaratan’la yaratılan arasında ki ihsan etme ölçüsü ortak noktadır. Eğer kap yoksa Işıkta yok, Işık yoksa kapta yok. Kap olmadan Işığın ne olduğu hakkında bir fikrimiz olamaz.

Dolayısı ile ihsan etme kabımız bir çiftleşme yapmak üzere ama gene de boş. Ve boşsa Yaratan yok demektir, ihsan etme koşulu yok. Yaratılan varlığın dışında bir yerde. Biz buna saran Işık diyoruz ama sadece hiçbir fikrimiz olmadığından ve kelime bulamadığımızdan dolayı saran Işık diyoruz. Aslında böyle bir şey de yok. İhsan etme ölçüsü bir sonuç. Benim ve Yaratan’la aramda ki bütünlüğün sonucu. Dua (Man) benden, duama karşılık (Mad) da Yaratandan. O zaman o kap için (kaba uygun) Işık kaba girer.

SORU: Çaba sarf etmek kendine yalan söylemek mi?

RAV: Hayır. Bazen manevi yolda çalışan kişi, basamaklardan ilerledikçe sanki kendisine yalan söylüyormuş gibi gelir. Bize o şekilde geliyor. Yalan ne demek? Düşünüp hissettiğim bir şey ama başka bir şey hayal ediyorum. Biz yalan söylüyoruz çünkü aynı kabın içerisinde alma arzusundayız ve aklımızda alma arzumuza ait. Diyelim ki ben size bir şey söylüyorum ama içimde başka bir şey düşünüyorum. Yalan bu. Yani benim içimdeki anlayış başka, size ima ettiğim başka (size ima ettiğim farklı). Burada iki ayrı kaptan bahsediyoruz yani akıl ve kalp. Hala öteki kapta değilim. Diyelim ki bir derecedeyim ve ikinci bir dereceye gelmek zorundayım ve bu olmak istediğimle, istediğim farklı. İkisinde farklı yerdeyim. Ve sanki bu yalan değil. Tam olarak net olmadığı doğru, çünkü derecemin üzerinde bir şey hayal edemiyorum ama yalan söylemiyorum.

Merdivenin basamaklarının koşulu böyle. Tam tersine, net bir şekilde benim için bariz olan bir şey var, manevi dereceler(basamaklar). Nedir manevi basamaklar? İçinde bulunduğumuz dünya ve içinde bulunmak istediğimiz dünya. Dolayısı ile bir yalan değil. Gözlerimi kapayıp, sırtımı çevirmiyorum ve bu resimden kaçmıyorum. Fiziksel bir doğa olduğunu görüyorum ve bunu anlıyorum, birde manevi bir doğanın olduğunu anlıyorum. Manevi doğayı şu anda net bir şekilde, doğru bir şekilde hayal edemiyorum (göremiyorum). Ama bununla bir oyun oynuyorum. Kabımda gerçek anlamıyla nasıl ifşa olacağına yönelik bir oyun.

Ama bu bir yalan değil. Yetiştirilişimiz böyle, büyümemiz bu şekilde. Kişi kendi içerisinde bir üst derecenin modelini inşa eder. Ve kendimi anlayabildiğim ya da anlayamadığım kadarıyla eleştirir ve bunu yapmaya çalışırım buna mantık ötesi inanç denir. Çünkü bir üst dereceyi kendi kabında hayal ettiği kadarıyla bu çabayı harcadığı zaman ihsan etmek için bir çaba sarf ediyor. Bunun için hala bir arzu oluşturmuş değilim. Yani bana bir şey olmasını istiyorum ki ihsan edebileyim. Bunu aslında oyun olarak istiyorum. İnsan gerçek olarak böyle bir şey istemiyor ama biz oyun olarak istiyoruz fakat kendimize yalan söylemiyoruz. Kendime göre son derece bariz ve net bir durumdayım.

Fiziksel rasyonelliklerinde ilgilenen insanlar kendilerine yalan söylüyor. Neden? Çünkü realitenin bir kısmında her şey var diyorlar ve bunun içinde yaşayabilir, tüm var olanları rasyonel, bilimsel bir şekilde bulabilirsiniz diyorlar. Bu nasıl mümkün? Realitenin öteki yarısını görmeden bu nasıl mümkün olabilir? Ve tüm gücümüzü oradan alıyoruz. Üzerimizde işleyen her şey oradan geliyor. Dolayısı ile o insanlar kendilerine bir sürü bahane bularak yalan içerisinde kalmak istiyor. Kimse yapamıyor, Yaratan diye bir şey yok, bu mümkün değil, bunu yapmak imkânsız diye düşünüyor ve bu yüzden tüm dünya yalan yaşıyor. Çünkü böyle bir şeyin imkânı olabileceğini incelemek bile istemiyor, konuya yaklaşmak bile istemiyorlar. Çünkü farklı bir realite ve bu realite insanın ruhuna bağlı (ruhuna endekslenmiş bir şekilde).

SORU: Nedir bu bahsettiğimiz ulaşmamız gereken ihsan etme kabı? Kişi ulaşmaya çalıştıkça daha çok darbe yediğini görüyor.

RAV: Bu başlı başına bir ders. İhsan etme kabının ne olduğunu bilmiyoruz, ne olduğunu anlamıyoruz. Sanki bir şekilde konuşup hayal edebiliriz, alma arzumuzda ki izlenimlerimizden bahsedebiliriz ama bu yanlış bir şey. Yani düşündüğümüz koşul yanlış. Bir şeyi hissedene kadar anlam vermemiz doğru olmaz. İhsan etmek aklımdan yaptığım bir hesap değil. İhsan etmek içinde bulunduğum tüm o niteliklerden ancak olabilir. Eğer o ihsan etme niteliğim yok ise aklım buna endeksli çalışmaz ki. Çünkü benim aklım içimdeki hislerle yan yana. Dolayısı ile bu ek his olmadan aklımın çalışması, hesap yapması mümkün değil. Bu yüzden kişinin o niteliği edinmeden aynı zamanda ihsan edebilme koşulu ile çalışıp, aklıyla hesap yapabilecek kapasitesi yok. Ama sahip olduğumuz formlardan ihsan etme koşullarını kişi düşünebilir. Alma arzusu içinde hayal edebileceği kadar kendisi için resim çizebilir. Bu yeterli bir koşul. Eğer bunun üzerine konsantre olur ise, içinde olmak ister ise o zaman buna oyun oynamak denir.

Bu koşuldan oyunu gerçeğe çeviren unsur Işıktır. Bizim dünyamızda da her büyüdüğümüz an büyüyüşümüz daha önceki dereceden kurtulup, üst dereceye gelmeyi arzulamamızla oluyor. Ve her şey cansız, bitkisel, hayvansal koşulda. Bu bize net olmalı. Kabın kırılışından kalan bir şey. Bitkisel ve hayvansal koşuldan konuşan seviye izlenimini almak. Konuşan seviye demek düşünmek demek. Bu düşünmek üst dereceye ait. Tıpkı kapların kırılması gibi.

Hz. Âdem Nikudim dünyasında Zivug de Haka yaptı. Bu yüzden bedeni parçalara ayrıldı, kırıldı. Hayvansal derecede Mohin de Haya, birinci tapınakta olduğu gibi, bunu öğrendik. İkinci defa da Mohin de Sag, Mohin de Neşama'da kırıldı, ikinci tapınağın yıkılması. İlk defa hayvansal derece kırıldı, parçalara ayrıldı, ikinci seferde de bitkisel derece. Bu iki derece bizim dünyamızda ki evrimleşme. Eğer biz bu iki evrim derecesiyle ilgilenirsek buradan konuşan dereceye gelebilir, Yaratan’a benzeme koşulundan ihsan etme koşuluna ulaşabiliriz. Cansız hesaba katılmıyor, çünkü orada insana endeksli bir evrim yok. Bitkisel ve hayvansal derecelerde ilerlersek konuşan dereceye yönelik ilerleriz.

Bu yüzden kapların kırılması iki kere oldu. Önce Roş de Aba'da İma ve Roş de Sag'da Nikudim dünyasında iki kere oldu. Bizim içinde fiziksellikte birinci ve ikinci tapınak vardı. Burada bedende ki evrimlerden bahsediyor. Mohin de Haya, Mohin de Neşama, hepsi fiziksel madde içerisinde. Neden Galgalta değil? Neden Ab ve Sag kırılıyor da, Galgalta kırılmıyor? Çünkü Galgalta da herhangi bir izlenim yok, kap ve Işık arasında bir fark yok. AB ilk kök, Işıklar artık kabın içinde değil. Işık eğer kabın içinde var olsaydı(var olanla arzuların arasında) ancak o zaman izlenim olabilir. Yani şu an neyim ve daha sonra ne olmak istiyorum. Bu üst dereceler gelip kırıldığı zaman çünkü yukarıdan aşağıya gelmek ve kırılmak, derecelerin arasında ki ifşayı gösteriyor. Yani bitkisel ve hayvansal seviyede olmamızın yeterli olduğundan kaynaklanıyor. Şu anda mesela bitkisel ve hayvansal konumdayız. Ve bu konumdan ancak konuşan seviyeyi inşaat edebiliriz. Bunların ilişkisine iler ki derslerde geleceğiz. Çok ilginç şeyler aslında. Yaratılışın bir bütünlüğü ortaya çıkıyor.

SORU: Diyelim gurupta iki kişi var. Birisi sürekli çalışıyor, koşturuyor, kitapları yazıyor, gazeteleri dağıtıyor, ötekisi ise içinde çalışıyor ve dıştan bunu göremiyoruz. Hangisi daha etkili?

RAV: Daha etkili diye bir koşul yok. Ben sanmıyorum ki sağa, sola koşturmayan bir insan doğru bir şekilde ilerleyemez. Bedeniyle bir şeyler yapması lazım, hangi ihtiyaçla derse gelecek ki o zaman. Kendisini yaptığı şeylerle, başkasıyla olan ilişkilerinde ki izlenimleri olmazsa, derse hangi ihtiyaçla gelecek.

SORU: Diyelim daha çok çalışıp

RAV: Daha çok çalışsa da çalışmasa da önemli değil. Herkesin kendi ölçüsü var. Kişi derse gelmek zorunda ki, ders etkili olsun. Ondan sonra gurupla entegre olsun, guruba entegre olduktan sonra dağıtımla entegre olması lazım çünkü dağıtımla entegre olmak insanoğlu ile bağ kurmaktır. Ve sisteminin ne kadar bozuk olduğunu görür, bundan acı çeker. Çünkü ben kendi kendime bakarak acı çekemem, yani manevi bir acı değil. Manevi acı ihsan etmekte. Eğer ben yalnız isem bir şey yapacak gücüm yoktur. Çünkü ihsan etmek demek hissetmek demek. Dışımda yabancı olan bir şeyi hissetmek. Bir şeye bağlı olduğum ve onun bana bağlı olduğu bir şeyi hissetmek. Bu gördüğüm, yaşadığım dünyayı değiştirmeyi istemek ben O’nunla farklı bir ilişki içerisindeyim demek. Ve buna ihsan etmek, ıslah olmuş kap denir. Sürekli oturup da sadece kitapları okuyarak ne bulacağım ki, bunu yapmakla hiçbir şey bulamam.