CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 127 - YENİ DOĞAN YARATILMADAN ÖNCE

OKUMA

Yeni doğan yaratılmadan önce, o damla üzerine aptal ya da akıllı vs ne olacağı tayin edilir. Ama erdemlimi yoksa kötümü olacağı belli değildir. Şöyle sorabilirsiniz, bir aptalın erdemli olamayacağını düşünürsünüz ki maneviyatta aptallık yapmasın diye. Şöyle yazdığı gibi, bir aptalın tüm hayatı boyunca kaderi aptal olmaksa, nasıl seçimi olabilir.

RAV

Dolayısı ile burada Yaratan’ın yaptıkları ile ilgili Tora’da ki tanımlara geliyor. Ve bu dünyada Yaratan’ın tayin ettikleri ile bizim tayin ettiklerimiz farklı. Kabala’da aptal ne demek? Kişi aklı karıştığı bir koşula geldiği zaman, yukarıdan kafasının bulandırıldığı zaman buna Kabala’da aptal denir. Yani manevi yolda ilerleyen bir kişi.

Haklı ve erdemli nedir? Yaratan’a form eşitliği sağladığı zaman ki durumu. Dolayısı ile dünyamız da ters formlarda. Ne demek ters formlar? Kişi neyi ıslah etmesi gerektiğini gördüğü zaman ona kötü denir. Aslında maneviyattaki bir kişi tüm koşulları tecrübe eder. Yani yaratılan varlığın geçirebileceği tüm koşulları yaşar. Ama fiziksel formda aptal, tembel olmak hayatsal şeylerdir.

Yani ölene kadar fiziksel hayatını bir reenkarnasyon olarak düşünüyoruz ama maneviyatta reenkarnasyonlar, insanın fiziksel hayatında ki manevi çalışmasında Partzuf’un başından sonuna kadar geçirdiği safhalara reenkarnasyon denir. Ne diyoruz, ıslah olmuş arzu Partzuf’ta oluşuyor, orada Bituş ve Makif var ve yeni bir Partzuf oluşuyor. Çünkü bir öncekini arındırmış, ıslah etmiş oluyor.

Dolayısı ile iç analiz, ıslah, Zivug de Haka ve Partzuf’un başından sonuna kadar geçirdiği safhalarda reenkarnasyonlar var. Bu manevi reenkarnasyon. O sırada insana birçok inişler, çıkışlar ve form eşitliği olur, buna bir reenkarnasyon denir. Kişi manevi çalışmaya girdiği zaman bu reenkarnasyonlardan bir hayatı içinde hızlı bir şekilde geçebilir. Ama fiziksel hayatımızda, fiziksel reenkarnasyon derken bu dünyadakinden bahsediyoruz. Dolayısı ile kişi belli niteliklerle doğduğu zaman, o niteliklerle hayatına devam eder ve bunları değiştiremez. Sadece biraz üzerinde oynayabilir. Dış etkiler vasıtası ile nitelikleri iyi olarak nasıl kullanacağını değiştirebilir. Bu nedenden dolayı maneviyattaki reenkarnasyonlarla fiziksel dünyada ki reenkarnasyonlar arasında fark var.

Reenkarnasyon fiziksellikte doğumdan ölüme kadar, maneviyatta da doğumdan ölüme kadar ama Partzuf içerisinde çok çabuk değişimler olabiliyor.

OKUMA

Şunu anlamalıyız ki, ruhlar arasında özel ruhlar ekilmiştir. Ve birkaç özel ruhtan bahsettiği zaman, ekilen ve birkaç ne demek onu bilmemiz lazım. Nasıl o zaman artıyorlar? Aptal ve akıllının ne olduğunu tayin etmeliyiz. Bu hazırlık dönemindekiler için geçerlidir. Erdemliye bilgi verdi koşulunda. Şöyle ki, büyük bir arzu ile doğan insanlar vardır. Cesur kalpler, akıllı insanlar ve biz bunlara akıllı deriz. Çünkü erdemliliği alacak niteliktedir. Ve aptal denilen insanlar vardır yani tüm arzularında kısıtlanmışlardır ve tüm arzuları sadece kendilerine yöneliktir, başkalarına yönelik hissin ne olduğunu bilmezler.

RAV

Burada birkaç tanım var. Öncelikle kimse akıllı doğmuyor, herkes onu bilsin. Akıllı olan, erdemli olan demek. Ama kişinin içinde erdemlik edinme arzusu var ise o arzunun derecesine göre kişiye akıllı denir. Ondan sonra kişi nasıl bir erdemlilik istiyor, hırsız olmak mı, bir müzisyen olmak mı, bir bilim adamı olmak mı, ne bu erdemlilik?

Akıllı ve erdemli olan Yaratan’dır. Ve O’ndan ihsan etmeyi öğrenen bir kişi yani Yaratan’ın aksiyonlarını öğrenen bir kişiye_ Diyelim ki kişi otuz yaşında ve içerisinde manevi bir arzu doğdu_(bu insana) akıllı denir, Yaratan’a benzemek ister. Yaratan’dan edindiği bu formlar erdemlik formlarıdır. Sürekli içinde biriktirdiği o formlar kendisini aşama aşama Yaratan’a benzeten o koşullara erdemliliği edinmek denir. Yani kişi tüm çabası ile edineceği bir şey kişiyi Yaratan’a yakınlaştırır. Henüz orada erdemlilik olmamasına rağmen (çünkü Mahsom’un altında) o Partzuf oluşmaya başlar. Bunların içinde daha Hasadim bile oluşmaya başlamadı, bu ihsan etmek değil ama her halükarda amaçlarından dolayı öyle tanımlanırlar. Yani erdemli olan gibi olmak istiyor.

Kabala ilminde kişinin erdemliliği Yaratan’ın hareketlerini takip etmek, O’nun yaptıklarından öğrenmektir. Buna erdemlilik denir. Görmek ve keşfetmek. Yaratan’ın yaratılanlara yaklaşımını görüp kendi üzerine alması, kendi maddesinin bir parçası yapmasıdır. Kişi bu yolda ilerlediği zaman erdemlilik ediniyor denir. Dolayısı ile kişinin yaptığı hareketler ihsan etme seviyesinde bile olmayabilir. Ama Yaratan’ın yolunu izlemek, O’nu edinmek erdemliliktir.

OKUMA

Nasıl erdemlinin seviyesine gelebilirler. Çünkü Allah sevgisine gelmeden erdemli olmak mümkün değil. Eğer kişide insan sevgisi yoksa Allah sevgisine de gelemez. Rav Akiva’nın dediği gibi, dostunu kendin gibi sev. Bu Tora’da büyük bir kural. Dolayısı ile bu tür insanların seçimi yoktur.

RAV

Yani bir seçimi var, kişi akıllıda, aptalda, iyide, kötüde olsa, zenginde olsa, fakirde olsa hiçbir önemi yok. Kişi bir seçim yapmak zorunda. Tüm bu yaşadığı, geçirdiği koşullardan, tecrübelerinden hangi formu edinmek istediğini düşünmeli. Kişinin ne geçirdiği önemli değil, aklıyla, kalbiyle Yaratan’dan ne kadar farklı olduğunu incelemeli. Yaratan’dan farklı olan formlar düşüş, daha yakın formlar yükseliş olarak tayin edilir. Bunun dışında hislerinde, anlayışında olan hiçbir izlenim önemli değil. Akıllı olur, aptal olur, zengin olur, fakir olabilir sadece Yaratan’a yönelik akıllı ya da erdemli olması form eşitliğine göre tayin edebilir.

OKUMA

Şunu anlamamız lazım, hak edenleri gördüm sadece birkaç tane vardı.

RAV

Hak edenler demek Yaratan’la bütünleşmeye nitelikli olan insanlar. Böyle insanlar var mı, yok mu ama yaratılışın amacı herkesin öyle olması değil mi? Herkes buna ait. Dolayısı ile ben hak ediyorum da sen hak etmiyorsun(niye ben prens falan mıyım) diye bir koşul yok. Ya da herhangi bir insanın özelliği olduğundan değil, burada doğumdan bir hak yok. Kabala ilmi tüm insanoğlu içindir. Tüm insanoğlu Allah’la bütünleşme durumuna gelme durumundadır. Yaratılışın amacı bu.

OKUMA

Yaratan’la bütünleşmeyi bekleyen insanlar birkaç tane.

RAV

O yüzden birkaç nesilde var diyor. Bu nedenden zor. Yani tüm insanoğlu Yaratan’la bütünleşmek durumunda olmasına rağmen, bu sabırla ilerleyip edinenler çok az. Dolayısı ile o inatçı keçiler, o inatçı insanlar sabırla o duvarı yıkıyorlar. O yüzden her nesle o inatçılar ekilmiştir denir. Ne demek ekilmek? Bireysel olarak her nesilde bir hazırlık dönemi vardır. Birkaç kişi vasıtası ile herkes kurtulur. Nedir herkesin kurtulması? Kişinin tüm diğer nitelikleri de kurtulur. Yani kişinin içerisinde ki birkaç nitelik vasıtası ile tüm niteliklerini kurtarma fırsatı var. Ve genel insanoğlundan birkaç kişi birçok insana yardım eder.

OKUMA

Bu yüzden aptalların bir seçimi vardır. Neslin haktan yana olanlarına tutunabilirler.

RAV

Kişi içinde ki o haktan yana olan arzuya tutunursa,  bu arzuyu incelemeyi takip ederse, bunu büyütürse, buna iyi bakarsa bu arzuyu azınlıktan önemli bir konuma çevirir. Çünkü burada kalite ve miktar olarak bir koşul var. Dolayısı ile maneviyatta güç bireyin elinde(birkaç kişide). Kişinin içinde kalite ve miktar, birçok arzuya ve birçok düşünceye ait olamaz. Sadece kişi içinde belli bir yerde o kıvılcımı keşfeder, bulur. Ama kişinin bunu ortaya çıkarması lazım.

Dolayısı ile hem insanın içinde, hem de genel toplumda, nasıl ilerleyeceğini, kalitede mi, miktarda mı, insan kalbinde ki noktada bunun hesabını yapmalı. Genelde herkes o aptallık içerisindedir. Çünkü sistem piramit şeklinde inşa edilmiş. İnsanoğlunun piramit olarak yapısından dolayı ya cansız, bitkisel koşulda olmayı tercih eder ya da kalbinde ki o kıvılcım vasıtası ile ilerlemek ister. Sadece O’nu seçip kalite ve miktar olarak manevi yolda ilerler, geride olan hiçbir şeyi kafasına takmaz. Kalite demek sürekli Yaratan’a daha çok benzeyen bir şeyi seçmek elbette birkaç tane var.

OKUMA

Bununla birlikte kişi cennetin krallığının yükünü taşıyacak, kutsal çalışmayı üzerine alacak gücü bulurlar.

RAV

Nedir kutsal çalışma? Kişi içinde ki o manevi kıvılcımı alıyor ve kalite ve miktar olarak çalışıp onu büyütüp güçlü bir hale getiriyor. Ondan sonra tüm bu düşüncelerini bu şekilde Yaratan’a yönlendiriyor. O kıvılcım kendisini Yaratan’a çekiyor. Bu şekilde geriye kalan arzularını ıslah edebilir, ihsan etmeye getirebilir ve Yaratan’ın davranışını haklı görmeye başlar. Bu yüzden, her nesilde birkaç tane vardır diyor. Yani kişiye sadece küçük bir kıvılcım verilir ve o küçük kıvılcım tüm niteliklerini ıslah etmek için yeterlidir.

OKUMA

Halk erdemli olanlardan aldığı yardımla da yükselir.

RAV

Yani insanın içerisinde ki tüm arzular ve ıslah olan bir Kabalist genel halkında ıslah olmasına yardım eder.

OKUMA

Bu nitelikler doğalarında olmamasına rağmen hala erdemli olanlara tutunarak diğer nitelikleri edinirler.

RAV

Elbette yaratılış açısından edindiğimiz koşul bu. İçimizde birçok bozuk arzular var (620 arzu). Ve bu iç arzularımız vasıtası ile 620 dış arzu ediniyoruz. Toplum sanki  dışımızdaymış gibi. Onları ıslah etmemiz lazım ama ne ile ıslah edeceğiz. İnsan tümüyle egoist arzularına gömülmüş vaziyette. Sadece içinde kendisini çeken küçük bir kıvılcım var.

Baal HaSulam’ın Zohar’ın bitişindeki konuşmasında yazdığı gibi, yolun sonunda Yaratan’ın aşağı sarkıttığı bir ip yani dünyada gezinenler için tutunabilecekleri bir ip. Ve eğer bu ipin sonunu yakalarlarsa kurtulabilirler. Ve bu ancak kişi kalpteki noktasına tutunabilirse ipe tutunabilir ve geriye kalan arzularını da ıslah etmek ister. Görür ki, o küçük kıvılcım, kalbinde ki Yaratan’a yönelik o arzusuyla kurtulduğunu görür. Ve geriye kalan arzularını da egoizmden çıkartıp ıslah etmek durumunda.

OKUMA

Her nesilde erdemli olanlar birkaç erdemli ekerek, erdemli olanların başkalarını yükseltmek için fırsatı var.

RAV

Her koşula her nesil denir. Ve insan her koşulda içinde ki erdemli denilen bu küçük kalpteki kıvılcımı(bu dünyada fazla gücü olmayan bu kıvılcımı) bulma şansı var. Bu içinde sadece kalitesel ve keşfedilmesi zor bir kıvılcım. Kişi bunu keşfedebilir ve Yaratan’la bütünleşerek hayatını bu şekilde kurtarabilir. Dolayısı ile kişi bu arzuyu içinde bulduğu zaman düğer arzu ve düşünceleri ile O’nu takip etmeli, buna erdemliyi takip etmek denir.

OKUMA

Eğer bir nesilde kişinin içinde birden fazla kıvılcım olsaydı, aptallar yükselecek yolu bulamazlardı. Dolayısı ile bir tohumu ekip, bir tohumdan birçok dal budaklanması gibidir.

RAV

Şimdi şu seçim denilen koşuluda anlayabiliriz. Yani erdemlinin dışında tüm geriye kalan arzular, yani Yaratan’a tutunmak dışında ki tüm arzular bir fonksiyona sahip. Bu arzuların bir fonksiyonu var. Büyük arzularımız var ve büyük arzuların ve diğer arzuların tek amacı Yaratan’a tutunmak. Bunlar aslında erdemli olanla, tüm arzu ve düşüncelerle tutunursa, o küçük kalpteki manevi düşünceye, manevi arzuya (Yaratan’a tutunma arzusuna) diğer arzular, o güçlü dediğimiz diğer arzular tutunursa o zaman büyüme sağlanır. Yani ihsan etme koşuluna gelip ve erdemliler büyür denir. Çünkü genel olan koşullarda ihsan etmenin, Yaratan’ın ne olduğu bilinmez. Ama entegre olurlarsa kişi bu diğer arzulara gücünü verir. Ne diyor, kalpteki kıvılcım, o erdemli denilen formu(kaliteyi) veriyor, toplumda (yani içimde ki diğer arzular) miktarı verir. O zaman kutsal bir Partzuf (ruh) oluşturulur. Buna her nesle bir tohum ekmek denir ve oradan bir ağaç olur. Toprak güç verir ve birçok dal olur.

Dolayısı ile burada genel toplum dediği zaman, toplum (içimizdeki diğer arzular) doğasını değiştirmiyor. Doğalarını değiştirmeden miktar olarak güçlü kalıyorlar. Ama erdemli olana (o kalpteki kıvılcıma) tutunurlarsa, ihsan etme niteliğini alırlarsa, ihsan etme niteliğini edinirler. O zaman hem kalite hem de miktarda büyük bir fayda sağlanır. Erdemli olan sadece kalite ile başarılı olamaz ve geriye kalan genel toplum denilen arzularda miktarda kalite olmadan başaramaz. Bu yüzden ikisinin de birbirine ihtiyacı var. Yani kaliteli bir arzu olması lazım, birde miktar olması lazım. Ve erdemli olan o kalpteki kıvılcım, diğer arzularla bütünleşir. Dolayısı ile bir kıvılcım tüm diğer arzulara bu örnek formu vermek için yeterlidir. Aynı şekilde dünya içinde öyle. Dünyada da bir erdemli insanın milyonlarca insana bu erdemliliği vermesi yeterli. O zaman muazzam bir kalite ve miktar söz konusu olur.

OKUMA

Şimdi şunu anlayabiliriz ki, eğer kişi aptal doğarsa,_bu şu demek, ihsan etmekten çok uzak, erdemli olan birisiyle bağ kurarsa o zaman erdemli olandan yeni nitelikler alır. Dolayısı ile aptal bir seçim yapar. Boynunu eğip, erdemliden yönlendirilmeyi kabul eder. Yoksa maneviyat kişi için zehir olur. Ve sadece erdemli olanlarla, değerli olanlarla bütünleşirse Yaratan’a bağ kurabilir.

RAV

Bu şu demek, Haktan yana olan erdemli olan bu kişinin, toplum içinde kalpteki noktası olan, (insanın içinde Yaratan’a yönelik o küçük bir niyet, arzusu var) bu kişinin kurtuluşunun başlangıcıdır (Yaratan’la bütünleşmesinin başlangıcı). Ve diğer tüm arzularında Yaratan’la bütünlüğe gelir.

OKUMA

Şöyle gelir, karşılıklı iki kişinin durması gibidir. Birisinin sağı diğerinin solu, öbürünün solu ötekisinin sağı haline gelir. Dolayısı ile biz sağdan ve soldan bahsederiz. Sağ olan sadece erdemlinin yolu, sol olanda sadece kendisine menfaat sağlamak isteyendir. Bu nedenden dolayı aralarında mesafe vardır. Ve aptal olanlara da hayatlarında ölü olanlar denir.

Şöyle ki, kişi sağ çizgi ile çalışsa bile b u hala Yaratan’ın soluna denk gelir. Ve kişi görür ki, maneviyatı kendi için zehir olur. Eğer maneviyat sol niyetle çalışılırsa yani bedenini yükseltmek için kullanmaktır. Daha önce bedenini dünyevi zevklerle dolduruyordu, şimdi ise Yaratan’ın kendisini bir sonraki dünyanın zevkleri ile tatmin etmesini istiyor.

Şöyle ki, maneviyat vasıtası ile kabı büyür. Daha önce sadece bu dünyanın zenginliğini istiyordu, şimdi maneviyatla ilgilenerek bir sonraki dünyanın zenginliğini istemekte. O zaman böyle bir insana maneviyat ölüm getirir. Ve gerçek alma arzusunda daha da derine girmiştir.

Hatta sol çizgi ile maneviyat çalıştığı zaman yani niyeti sadece almak içinse (ki buna sol denir) bu kesinlikle yanlış bir şeydir. Kişinin yapması gereken şey, Yaratan’la bir olmak için çalışmak istemesidir. O zaman sağ ve sol diye bir şey olmaz. Form eşitliğine gelir ve Yaratan’ın sağı onun sağı haline gelir.

RAV

Dolayısı ile bedeni ruhu için bir kılıf olur. Bu şekilde düşünmek lazım. Kişi biri birinin kıyafeti olduğu zaman yani zıt şekilde değil. Şimdi biliyoruz ki insanın manevi şeyleri kafasında bir resim gibi hayal etmesi yasak. Çünkü realitenin algılanmasında ne öğrendik? Biz realiteyi kendi içimizden algılıyoruz, bizden önce var olduğundan değil. Dolayısı ile realiteyi algılayışımı Yaratan’la ilişkilendirdiğim zaman kendi niteliklerimden gördüğümü açıklarsam kendime bunu(yani ben ve dünyaya karşı olarak değil de, ben ve Yaratan karşı karşıya değil de, benim sağım onun solu, onun sağı benim solum olmasını) kafanızda bir resim olarak çizmeyin. Doğru resim şu, birisi birisinin içerisinde. Yani kendi içimde onun niteliklerini keşfetmem ve ıslah olduğum dereceye kadar gerçek formları keşfederim. Ya da gerçek veya yalan değil de, bu formların kendi içimizde olduğunu keşfederiz.

Henüz Yaratan’la o bütünlüğü edinmediğimiz için biz gördüğümüz şeyleri çevremizde, dışımızda gördüğümüz ya da kafamızda kurduğumuz bir şeyle ilişkilendiriyoruz. Bu yüzden sadece insanın ruhunun kabı yani insanın ruhunda ki algısı, (kişinin içerisindeki o kap) her şeyi onun içerisinde hissediyor, bu dünya dâhil. Bu dünyayı hissedişimiz en alt en kötü seviye. Yani ruhun arzularında bundan daha düşük bir yer yok. O kadar cansız, o kadar değişmeyen koşullar. Bu yüzden en son ıslahta değişiyorlar ki o cansız formasyona (diğer arzular ıslah oldukça) tamamlamak için sonradan ekleniyorlar. Bu arzular yok olmuyor, ortadan kalkmıyor. Onlarında sonsuzluk dünyasında var olma hakları var. Kişi tüm diğer arzularını (manevi arzularını) ıslah ettikten sonra da bunları üzerine ekler. Bu yüzden fiziksel bir algılayışımız var (değişmemesine rağmen manevi ıslahımızı tüm reenkarnasyonlarımızda tamamlayana kadar). Ondan sonra ıslah olur.

Bu yüzden kişi şunu anlamalı, içinde ki kap denilen manevi beş parçadan başka aracı yok. Yani beş fiziksel duyusuna ek olarak ruhunun beş parçası var, başka da bir şey yok. Aynı kap arzunun farklı katmanları. Ve aynı kap ve arzularda bir birine zıt gibi gelse de kişiye aslında öyle bir şey yok, sadece iç içe girme var. İhsan etmenin insanın arzusunu sarması koşulu var.

OKUMA

Ondan sonra bedensel koşullarla ilgilendiği zaman ruhuna faydası olan kadarını kullanır.

RAV

Yani ne diyor, içselliğini ve dışsallığını kullanırken kalpteki noktasını güçlendirmesi yani Yaratan’la form eşitliğine getirmek için kullanıyor. Arzuları kendisini Yaratan’a yaklaştırmak için kullanıyor. Çünkü bu arzular başka hiçbir şey için yaratılmadı. Direkt rasyonel mantıklı kullanımı sadece form eşitliği için.

OKUMA

Şuna benzer, bedenine elbise yapan bir kişi gibidir. Bedeninden daha büyük yapmaz. Yani elbiselerini bedeni için uygun yapmaya çalışır. Bir terzi gibi, kişi için bir elbise yapar ve eğer elbise bedenine uymazsa, büyük ya da uzun olursa terziye geri getirir. Dolayısı ile kişinin bedeni de ruhuna uygun olmalı ve bedenin ihtiyacı ruhunun ihtiyacından fazla olmamalı.

RAV 

Yani kişinin arzuları ruhunun ihtiyacından daha fazla. Çünkü ruhu küçük bir parça. Nasıl kullanacak bu arzuları? Hala yapamaz ama ne yapıyor, bu büyük, geniş arzuları, içinde ki erdemlinin kullanabilmesi için bu şekilde Yaratan’la bütünleşmek için o arzuları kullanmaya başlıyor. O zaman tüm bu arzuların içinde var olmaya hakkı var. Kişi içinde uyanan bir arzunun eksik ya da gereksiz olduğunu düşünmemeli. Tüm arzuları olmak zorunda ki bunları kullanarak ıslah edebilsin ve ihsan etme formuna bu arzuları ekleyebilsin.

OKUMA

Şunu bilmeliyiz ki, Yaratan’la bütünleşmek basit bir şey değildir. Her Yaratan’ı almak isteyen gelip Yaratan’ı almaz.

RAV

Bu ne demek? Kişi tüm arzularını hemen ihsan etmeye getiremez. Sokakta ki her hangi bir insanı alıp da, maneviyatı çalışan insanların arasına oturtamazsınız. Burada büyük bir hazırlık olması lazım. Arzu ile niyet arasında bir bağ olması lazım.

OKUMA

Dolayısı ile her neslin erdemlisinin gerçek bir Rav’a ihtiyacı vardır. Yani, sadece ihsan etmeye çalışan bir hocaya tutunması lazım. Ve o zaman kişi hocasına sadık kalır.

RAV

Bu ne demek? Kişi kendi içerisinde, kendisini Yaratan’a yönlendiren arzuyu keşfetmeli, bulmalı ve ona tutunmalı ki tüm gücü ile ona tutunursa ilerler. İnsanın Rav’ı dediği bu.

OKUMA

Ve Rav’ının sevdiklerini sevmeye başlar.

RAV

Eğer niyetimiz sadece Yaratan’la bütünleşmek içinse, Yaratan’a benzemek içinse, kişi bir amaç olarak önüne maneviyatı koyarsa Yaratan’ın Işığı gelir kendisini ıslah eder. Bu ıslah her arzuyu doğru formda kullanmaya doğru kişiyi değiştirir. Bu Işık gelmeden önce kişi bu doğru ihsan etme formunu nasıl kullanacağını bilemez. Birisini öldürmek, birisinden çalmak gibi insanın içerisinde arzular var. Tüm bu egoistlik arzuları ile kişi ne yapacak? Yaratan’ın bize verdiği aynı formasyonu vermemiz lazım.

OKUMA

O zaman maneviyatı zehir olmadan öğrenebiliriz. Şöyle ki, kişi erdemli olana tutunur ve Yaratan’la bütünleşebilir.

RAV

Yani kişi tüm egoist arzularını sadece o ihsan etme formasyonuna kendisini getirmek için ve kişi egoist arzularını bir sonra ki dünyada haz duymak için maneviyatı çalışıyorsa (yani maneviyatı çalışmasında ki neden kişinin egoist arzularını bir sonraki dünyada hazla doldurmaksa) buna maneviyat zehir getirir denir. Çünkü maneviyatın tek bir amacı var, insanı ıslah etmek. Kişinin üzerine o ıslah eden gücü çekmek ve kişinin arzularını ihsan etme seviyesine getirmek. Bu tür insanları Yaratan’ın Işığı ıslah eder. Bir kişi bu niyetle çalışmadığı zaman Yaratan’ın Işığı kişiye zehir olur denir. Yani Yaratan’dan ters bir hale gelir. Buna Klipa (kabuk) formuna gelmek denir. Buna da kişinin maneviyatı kendisine zehir ve ölüm olur denir.

OKUMA

Her şeyin bir taşıyıcısı olması lazım. Bu yüzden alma arzusunu taşımak için aptallara ihtiyaç vardır. Ve her kim Yaratan’ın yolunda gitmek istiyorsa onlardan yardım alabilir.

RAV

Aptal koşulu aslında çok yüce bir konum. Maneviyattan bahsediyorsak, aptal kendisini bilen birisi. Yani aptal olduğunu biliyor ve ihsan etme formasyonu olan birisine tutunmak durumunda. Ve işinin bu olduğunu biliyor, bunu yapmazsa öleceğini biliyor (manevi ölümden bahsediyoruz). Burada manevi koşullardan bahsediyoruz. Ve dolayısı ile o kalpteki noktasına yani hocasına tutunur ve ihsan etme formasyonlarını öğrenir ve kendiside bir erdemli olur. Çünkü her kim yüce olana tutunursa oda yüce olur.

Dolayısı ile aptala çalışması ile aptal tanımı veriliyor maneviyatta ama ben size şöyle söyleyeyim, bu seviyede olan bir insan aslında çok erdemli ve akıllı biridir. Aslında bu dünyada kendisini şimdiden akıllı sana bir insan gerçek erdemliye tutunamaz. Çünkü kendisinin bildiğini sanır, kendisinin erdemli olduğunu sanır ve alma arzuları kendisinin içindeki ihsan etmeye yönelik bir sürü bahane getirir. Hem de akıllıca bahaneler getirir, gerekli bahaneler getirir. Kişinin manevi olan o koşuldan erdemliliği almasına engel olur. Bu yüzden öyle bir akıllıya, karanlıkta ki akıllı denir. Çünkü Işığı görmemektedir. Maalesef dünyamızın çoğu böyle. Ümit ediyorum ki bizde aptal olalım.

SORU: Burada diyor ki, her şeyin bir taşıyıcısı olması lazım ve bu yüzden alma arzusunu taşıyabilmek için aptallara ihtiyaç var diyor. Ne demek istiyor?

RAV: Her şeyin bir taşıyıcısı var demek gerçek formunu taşıması demek. Bu yüzden aptal olanın anlaması lazım, form araması lazım ve kendini o formun içerisinde kıyafetlendirmesi lazım, onun içinde var olmaları lazım. Bir erdemli ile aptal olanın arasında ki fark, aptalın eti kemiği var, erdemlinin de o et ve kemiğin içerisinde bir formu var. Aptal kendisini hocanın formuna getirdiği zaman memnuniyetle onu alır. Bu şekilde beraber büyürler.

Dolayısı ile görüyoruz ki erdemli olan küçük bir kıvılcım ve o küçük kıvılcımın içine aptallar giriyorlar. O küçük kıvılcımdan sonsuz Partzuf ortaya çıkıyor. Sonsuz boyutta. Alma arzusu küçük bir kıvılcım dolayısı ile bütün arzularını yavaş yavaş ıslaha getirir.

SORU: Neden aptal hocasının yolunda gitmeyi öğretiyor?

RAV: Şimdi, erdemli olan aptal olana genel metodu öğretiyor, genel olarak metodu anlatıyor. Aptal olanda kendi özgür seçiminden, kendisine gelen tüm içsel koşullarda(yaşadığı koşullarda) kendi aptallığı ile ne yapacağını karar verir. Eğer erdemli gibi olmak istiyorsa erdemli olana yönelik kendi formunu nötrleştirmesi lazım. Ve erdemli olanda bir zamanlar aptaldı ama formunu bir başka erdemliden aldı. Başka erdemli ona ifşa oldu ve ondan aldı. Kabala ilminde ihsan etme formunu nasıl edindiğimizi öğreniyoruz. Çok özel bir makale bu.