|
|
|
ŞAMATİ 129 OKUMA Yaratan’la bütünlük içerisindeydi ve kendi arzusu ile bir ayrımı yoktu. RAV Ondan sonra bu bağımsız arzuya endeksli olarak kendi ayrımı ile Işığı çekmek istediği zaman daha büyük bir Işık bunu doldurmuştu. Bu yeni alma arzusunda Yaratan’dan bir form farklılığı olduğu için (yani Yaratan’ın hissine nazaran) kap da birçok parçaya ayrıldı. Daha sonra her parçada çok küçük bir kıvılcım kaldı. Bir taraftan kabın var olduğu hissini veriyor, öteki taraftan kendisini doldurabileceği hissini veriyor. Şöyle ki, öyle koşullardan geçiyor ki, reenkarnasyonlardan geçtikçe hayatın manası ne diye sormaya başlıyor. Ondan sonra mükemmel olan koşula dönmek için bir yol aramaya başlar. Yani kabın ruhu sorar ama sanki insan(fiziksel insan) soruyormuş gibi gelir çünkü fiziksel insan ruhun zarfı gibidir. Sonra kişi çalışıp, çaba sarf ettikçe o büyük ruhun her parçası kendisini ıslah eder ki bu şekilde Yaratan’a benzeyebilsin. Bu çalışma beraberliğe dönmek isteyen herkese ifşa olur. Buna Yaratan’a benzemek denir. Bu ancak başkaları ile bütünleşerek, başkalarına ihsan ederek olur. Çünkü bu şekilde ruhlar bir araya gelir, büyük bir kap oluşturur. Tıpkı Hz. Âdem’in günahından önceki denilen o koşuldaki büyük ruha ve büyük Işığa haz duyarlar. Zaten ruhunda üzerine çekmek istediği Işık buydu. Şimdi ıslah olduktan sonra tüm o parçalarla beraber Yaratan’a karşı bir şekilde o Işıkla bağ kurup bütünleşirler. Her birimiz bu çalışmada, kendi ruhunun parçasını ıslah etmek ve doğru koşula getirebilmek için hepimiz bu dünyada acı çekiyoruz ve reenkarnasyonlardan geçiyoruz. Eğer kişi doğru bir şekilde kendisini ruhunu ıslah etmek için yönlendirirse içinde acı çekmesine (en küçük derecede bile) hiç gerek olmaz. Yukarıdan kendisine verilen en küçük derecede ki halinde bile kişinin ıslah için koşulu vardır ve bunu yaparsa mutlu olur. Yoksa ihsan etmeye çekim duyuyor denilmez. Ve o içindeki kıvılcıma endeksli olarak kişi acı çeker. Acısı neye endeksli? Islah olmamasına ve ıslah olmak istememesine endeksli. Dünyada kendisini ıslaha yönlendiremeyecek koşullarda var diyebiliriz. Bu nedenden dolayı Baal HaSulam diyor ki, insanın esas hissettiği acılar mantık ötesidir. Çünkü kişi mantığın ötesine çıkmak istiyor ama bunu beceremiyor. Ve bu çalışma yani o koşulda olmak kişi için gerçekten tahammül edilemez bir koşul. Ama en büyük karanlıkta, Yaratan’dan en uzak noktada sanki kendimi bir parça yönlendirebilirsem, küçük bir bebeğin annesine dönüp bakması gibi, Yaratan’a büyük mutluluk verilir diye yazmakta. Ve bu yüzden şöyle yazıyor, özellikle tek ve çift gizlilik içerisinde Yaratan’ın ifşasına ulaşmaya çalışan bir kişi_ ki ilahi takdirle ilgili kötü bir şey söylemeyelim diye onu sadece bu yüzden ifşa etmek için karanlıkta çalışmak Yaratan’a en büyük mutluluğu vermekte diye yazıyor. Bu yüzden kişi acısını ölçmeli. Fakat bu kişinin hisleri ile ölçülmemeli çünkü insan karanlıkta. Elbette karanlıktaki koşulana göre hislerinde acı hissedecek. Ama bu acıların üzerine çıktığı zaman, kendi içinde sevginin acısını çektiği zaman yani neden sevemediğini gördüğü zaman ve bu hisler ve düşünceler içinde olduğu zaman fiziksel acılarının kendisine hiçbir şey hissettirmediğini görür. Esas bu kötü hislerini de bu sevgisizlik acısına ekler buna aşk hastalığı denir. Dolayısı ile aklım ve kalbimdeki hislerin yanı sıra Yaratan’ın her koşulda ne olduğuna bakmam lazım. Ya bir taraftan O’na mutluluk veriyorum ya da bir taraftan O’na üzüntü veriyorum. Burada nasıl ölçebileceğimize yönelik bir soru var. Nasıl kişi rol almadan, kendisine yalan söylemeden ve kontrol ederek nasıl ölçüm yapabilir? Bu sınama dünyamızda sadece çevremiz vasıtası ile olabilir. Eğer çevremiz bize değerler verirse, bunları kendime objektif ve bağımsız olarak kullanacak olursam (bağımsız olarak demek arkadaşlarıma yönelterek) bu şekilde kendimi topluma göre bir şekilde dengeleye bilir, ölçebilirim ve doğru hesapları yaptığımı düşünebilirim. Çektiğim acıları kendi içimde hissettiklerim olarak değil ama Yaratan’a yönelik hissettiğim acılar olarak ölçebilirim. Ve hala bu acıların kendime yönelik olduğunu gördüğüm zaman bu gerçek bir testtir ve kişiyi doğru bir şekilde yönlendirir. SORU: Eğer kişi bireysel son ıslahına geldiyse, diğer insanlara yönelik endişe duymalımı? RAV: Eğer bir insan son ıslahına geldiyse tüm dünyanın ıslahına yönelik endişe duymalı. Rabaş Talmud Eser Sefirot’un giriş kısmında yazdığı gibi, Hz Ari’nin niyet kapıları adlı kitabında da yazdığı gibi herkes kendi ruhunu o kollektif ruh denilen Adam Harişon’dan (ilk insandan) ayrılan o küçük kıvılcımı ıslah eder. Islahı da tüm geriye kalan parçalara ihsan ederek olur. Çünkü ihsan etmesinde Yaratan’a benzemeye çalışıyor. Tıpkı Yaratan’ın tüm ruhlara ihsan ettiği gibi. Dolayısı ile kişinin Gimar Tikun’a gelip kendi ıslahını hat safhada gerçekleştirmesi için Yaratan gibi tüm insanoğlunu yapabildiği kadarıyla ıslah etmesi lazım. Yani kendi yapabildiği kadarıyla Adam Harişon’un sistemi içerisinde ihsan etmesi lazım. Bu yüzden Tek gizlilik, çift gizlilik, ödül ve ceza, sevgi denilen dört safhadan geçiyoruz. Sevgi son safha, orada da iki safha var. Öncelikle ruh diğer tüm ruhlarla entegre olmalı ve kendisinin ayrılamaz bir parçası olarak hissetmesi lazım. Ondan sonra Gimar Tikun’a gelen ruh diğer ruhların başı gibi olmalı, tıpkı Yaratan’ın baş olduğu gibi ve onlara yönelik ihsan edip, onların ruhları ile entegre olduktan sonra(rol aldıktan sonra) kişiye toplumun üzüntüsünü paylaşan denir. Ve ondan sonra toplumun hepsini hissettiği zaman yani insanoğlunu en son safhada hissettiği zaman da mutluluklarında rol almak denir. Çünkü ıslah olmuş mükemmel bir şekilde entegre olmuştur. Bu insanın kişisel Gimar Tikun’u, kişisel son ıslahı. Ondan sonra kişi Adam Harişon denilen o son safhada var olan, ıslah olmuş o büyük mekanizmanın içerisinde, o ilk ruhun içerisinde yerini alır. Yaratılışın başında olduğu gibi. Üçüncü safhada kişi görür ki, aslında o mükemmel koşul hiç değişmemişti, sadece bir gizlilik vardı. Kişi aşama aşama bireysel hislerinde zaten içinde bulunduğu mükemmel koşulu keşfeder. Ve kişisel, bireysel mükemmelliğine ulaştığı zaman tekrar reenkarne olmak durumunda değil artık. |