CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 130

OKUMA

Hocalarımız şöyle dedi, görmen iyi. Görmek erdemlilik demektir ki orada kişiye erdemlilik verilebilir. Raşbi Taybiris’in pazarlarında arınmıştı. Ölülerin kirliliği ki bu ıslah olmayan arzulardır ki bunlara kötü ölüler denir.

RAV

Tiberyıs tabur kelimesinden gelir, göbek deliği anlamındadır. Galaleyi denizinin orada bir şehirdir. Tüm topraklara oradan su gelirdi yani Bina’nın özelliği var orada. Dolayısı ile Tiferetteymiş gibi (orta yerde). Bunların hepsi manevi bir takım işaretler.

Dolayısı ile ıslah etmek için alma arzularına ihtiyacı var ki bu Hohma. Tiberyıs’ın bu egoist niyetlerden arınması lazım ki alma arzuları, alma kapları ıslah olsun. Çünkü kap kırıldıktan sonra bu hale geldiler (Adam Harişon kırıldıktan sonra). Ondan sonra gerçeği görebilirler. İşte bu yüzden erdemlilik için görmek denir. Bu koşula gelebilirler. Bu yüzdende Rav Baryoha ıslah metodunu tüm insanoğlu için geliştirdi. Tıpkı 2000 yıl sonra tekrar ortaya çıktığı gibi. Bu yüzden köklerinde, maneviyatta özel bir ıslah yaptı ki ruhlar bu metodu kullanmak için hazırlansınlar.

O küçük yansımalar yukarıdan yansır ve ifşa oldukça derece derece ortaya çıkar. Her ıslaha destek olur ve kişi doğru sıralama ile kullanırsa tüm pazarını ilerler. Tüm Pazar ne demek? Pazar tüm alma arzularının olduğu yerdir. Raşbi’nin yaptığı buydu, işi buydu, tüm çalışması buydu. Bizim için yolu döşeyen bu büyük erdemli hocalar yaptıkları bu hazırlıklarda yazılarıyla ifşa yaratmakta ki ruh bir keşifte bulunabilsin ki buldukları ile yükselebilsinler.

Baal HaSulam’da şöyle yazıyor, bize öğrettikleri Tora’nın gizliliklerinde değildi. Bunları öğretmediler. Hiçbir Kabalistin kitaplarında Tora’nın gizlilikleri ve sırları ile ilgili bir şey yoktu. Yazdıkları kitap sadece bir başka insana, bir başka Kabaliste ya da manevi dünyayı edinmek isteyen, bilmek isteyen kişiler için kitaplar yazdılar. Ve yazdıkları kitaplar öyle bir şekilde yazılmıştı ki maksimum şekilde ıslah eden Işığı çeksin diye. Bu yüzden kitapları kullanıyoruz. Bu kitaplardan Işık dışında hiçbir şey alamayız. Baal HaSulam da “hiçbir şeyi yeni yazmadım” diyerek bize bunu söylüyor.

Manevi edinimde birkaç prensip var ve bu prensiplere dayalı daha önceki hocaların yazdıklarını Baal Hasulam bizim dilimize göre ayarladı o kadar, bir şey değiştirmedi. Her şet bu on Sefirot içerisinde. Burada Işık var, perde var, ruh var, aralarında ki ilişki var, aralarında ki bütünleşme ve çiftleşme var. Başka bir şey yok. Yazdıkları geriye kalan her şey sadece bunların tekrarı. Özellikle safha safha tekrar ediyorlar ki aynı kaynaklardan (kısıtlı kaynaklardan) yapmamız gereken tek şey o ıslah eden Işığı çekmek. Ve sadece bu büyük hocalar, tıpkı Rav Şimon Baryoha gibi kitaplar yazarak Taybiriyıs’ın pazarlarını ıslah ettiler dediler. Yani yukarıdan aşağıya güçleri organize ediyorlardı. Ve o genel ifşayı, o kaynaklar ı(erdemliliğin kaynaklarını) ruhlara ifşa edebilmek için.

Kişinin kendi kalbinden gelen o arzuya endeksli olarak yukarıdan Yaratan’ın Işığı yansır. Kabalistlerin iki taraftan işi bu. Bir yukarıda ki manevi dünyalarda ıslah geliştiriyorlar ve bize fiziksel görünüm olarak bu kitaplar geliyor.

SORU: Realitenin algılanması ile bu nasıl gerçekleşiyor?

RAV: Bu şehirlerle ilgili. İsrail’in haritası öyle bir çizildi ki, bu sembolik olan şeyleri yansıtıyor. Galleli denizi Bina’yı temsil ediyor. Ölü deniz (tuz denizi) Malkut gibi. Kudüs sanki aralarında Tiferet’e tekabül ediyor. Taybiriyıs’da Bina’nın yanında olan o koşul. Dolayısı ile kökünde ıslah etmemiz lazım ki ondan sonra aşağıdakilerden merhamet koşulundan Galleli denizinden su gelir ve toprakları sular denir. Elbette burada manevi topraklardan bahsediyoruz. Yani Bina manevi Galleli denizi Malkut toprakları suluyor. Ve merhamet Işığı oradan akar denir.

Zohar kitabındaki hikâyelerde de öyle diyor. Denizin yanında yürüdüm derken Galleli denizinden bahsediyor yani o kuzeyde ki gölden bahsediyor, Akdeniz den bahsetmiyor (o gölün ismi Galleli denizi o yüzden deniz diyorlar).

SORU: Arı olmayan koşul yani kirlilik nedir?

RAV: Her şeyi biz Adam Harişon’a yani ilk insana, yaratılan o ilk ruha göre ölçmemiz lazım. Çünkü hepimiz o ilk ruhun bir parçasıyız. Ne diyor? Bir kap yaratıldı diyor yani bir ruh. Yaratan bunu yarattı ve Yaratan’a endeksli yarattı. Ve o kap Yaratan’dan ayrılmadı. Adam Harişon’a Yaratan’ın yaratığı ilk insan denilir. Ama hala bu varlıkla ilgili bağımsız olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü tümüyle Işık tarafından kontrol ediliyor. Bu yaratılan varlığa bir varlık statüsü verebilmek için bu varlığa egoist bir arzu ilişkilendirildi ki kendisini hissetsin. Yoksa hiçbir zaman kendisini hissetmezdi ve Yaratan’dan ayrı bir durumda olmazdı. Yaratan’dan nasıl ayırabilirsiniz sadece Yaratan’dan farklı bir nitelik ekleyerek. Yani egoizm, egoist bir arzu niteliğini eklerseniz Yaratan’dan kopmuş olur. Mesela bir gün seninle arkadaşız ama bir gün kendimi bencil ve egoist hissettiğim zaman seni artık dostum olarak görmüyorum gibi.

Biz burada mesafe derken fiziksel mesafeden bahsetmiyoruz. Aslında gerçek mesafe niteliklerin farklılıklarından kaynaklanır. Büyük bir alma arzusu eklendiği zaman egoist bir şekilde zevkle doldurmak istedi. Dolayısı ile alma arzusuna zevk çekti, alma arzusunun hat safhasını hissetti, ne kadar egoistçe zevk alabileceğini gördü, bu şekilde hissi olarak, duygusal olarak Yaratan’dan koptu ve Yaratan kayboldu. Yaratan kaybolunca Işık gitti. Ve kendisini zevkle (Işıkla) doldurmak istediği daha önce Yaratan’a benzeyen o koşul, o egoist arzu diğer arzulara nazaran tümüyle egoist olunca farklı bir konuma geldi. Ne oldu? Tüm arzuları arasında bir nefret oluştu. Yemek, içmek, uyumak, dans etmek, dinlenmek, çalışmak gibi tüm bu arzuların hepsi ile herkes kendisini başkalarından ayrı hissediyor. Ve başkalarını arzularını tatmin etmek için kullanıyor.

Dolayısı ile bu bölünmede ki tüm parçalarda o ruhlar var. Ve bir tek arzu o ruhta diğer arzuların üzerinde. Bu arzular iç koşullarında kırılmış olarak tanımlanır. O alma arzusu Adam Harişon’un günahında diğer arzulara eklenen o koşula kirlilik denir. Çünkü Yaratan’dan ters. O büyük kirlilik ruhlar parçalara ayrılır ayrılmaz Yaratan’dan kopar. Ve koptukları dereceye kadarda, Yaratan’la bütün olduğu koşuldan çıkıp, kirli olan koşulla bağlılık kurdu. Bu şekilde Yaratan’dan ayrıldı ve kırılmaya başladı.

Kırılmaya başlamak demek, arzuların ayrılmaya başlaması demek. Ayrıldıkları dereceye kadar kirlilik aslında hafifledi. Bu daha çok egoistler bir araya geldiği zaman hissedilir. Kişiyi bir başkası ile kıyaslayacak olursak, bu dünyada bile hislerimiz birbirimizden uzaklaştığımız zaman başkalarına ters olduğumuzu ve başkalarını kullanmak istediğimizi hissetmiyoruz. Dolayısı ile bu düşüş o büyük kirlilikten parçaların kırılarak birçok parça halinde birbirinden uzaklaşmasına dünyaya iniş (dünyaya geliş) denir.

Bu büyük ruhlar parçalara ayrılarak o kirlilik ve pislik zayıflar, iyice zayıf bir hale gelir, güçsüz bir hale gelir ve o safhalardan geçerek bu dünya denilen fiziksel koşula gelir. Burada öyle bir şekilde o pislilik, Yaratan’a yönelik ego, nefret kayboluyor ki Yaratan’la form eşitsizliğinin düşüncesi bile kaybolur. Ondan zevk almak, O’nu kullanmak, O’nu sömürmek gibi nosyonlarla, başkalarına yönelik olan nefrette kayboluyor. Bu dünyada o nefreti gerçek anlamıyla hissetmiyoruz. Dolayısı ile bu koşulda iken, dünyevi halimizle içinde bulunduğumuz gerçek koşulu hiç hissetmiyoruz. Gerçeği hissetmediğimiz için zaten bu dünyadayız diyoruz. Bu yüzden ıslah burada başlamak zorunda.

Gerçek gizlilik, kişi gerçekten kendini ıslah etmek isteyip, değiştirmek isteyip, dedikleri gibi, tövbe etmek gibi yani Malkut’un Atzilut dünyasında Zer Anpin’e gelmesi gibi. Zer Anpin Yaratan ve Malkut’ta sonsuzlukta ki o ruh. Tövbe etmek dedikleri safhaya, koşula gelmek yani Yaratan’la yüz yüze gelmektir. O zaman gerçek kirlilikle karşı karşıya geliyoruz. Esas o zaman gerçek kirliliği görüyoruz. Nasıl? O Yaratan’a yönelik acımasız hislerimiz esas o zaman ortaya çıkıyor. Tabi bunların hepsi manevi koşullarda ortaya çıkıyor, bu dünyada değil. Bizim içimizde bu dünyada ortaya çıkan şey egoizm değil. Çünkü bu dünyada ortaya çıkan manevi bir şey değil. Biz manevi dünyada kirlilikten, Klipa’dan bahsediyoruz. Aradaki ayırımı şimdi açıklamayalım. Çünkü çok detay var ama Klipotların da Partzufları var. Bunları çalışmak kafamızı karıştırır ama bu ikisi tümüyle birbirine zıt koşullar. Tüm sistemden, Klipa koşullarından (sisteminden) bahsedebiliriz ama her insana Klipot ifşa olmaz.

SORU: (Moskova) Dünyalarda ıslah derken neden bahsediyorsunuz?

RAV: Dünyalarda ki ıslah derken neden bahsettiğimize bağlı. Dünyada aslında ıslah edecek bir şey yok. İhtiyacımız olan şey gizliliği ifşa etmek. Bu dünyalardan kaynaklanan gizliliği ifşa etmek ve üzerimize perdeler koymak ve bu gizliliğe endeksli olarak da dünyalar ortadan kalkar ve gizlilik içimizde olur. Bu alma arzumuza yönelik bir gizlilik ki alma arzumuz perdenin altında olsun.

Dünyalardan bahsederken Baal HaSulam’ın bakın ne yazıyor. Şöyle ki, tüm dünyalar insanın içerisinde entegre olmuş durumda. Realitenin algılanmasında da bunu öğreniyoruz, dışımızda hiçbir şey yok, her şeyi kendi içimizde hissediyoruz. Bu gizliliklerin sıralaması hep duyularımıza endeksli olarak içimizde. Ve bu tüm realite, dışsal olarak hissettiğimiz koşullar, yani dünyalar denilen o dışsal olarak tarif ettiğimiz koşullar insanın içinde ve insan zaten içinde olanı ıslah etmekle yükümlü. Bu yüzden arı olmayan BYA dünyaları da insanın içerisinde, bunlara arı olmayan denir. Bize suni gelmelerine rağmen aslında içsel ıslaha tekabül ediyor. Ondan sonra gizlilikler ortadan kalktıktan sonra tek bir koşul gibi hissediliyor. Tek bir kap, tek bir Işık gerçek realite bu. Geriye kalan (bundan önce geriye kalan) her şey gizlilik.

SORU: Tiberyıs’ta neden pazarlardan bahsediyor da sokaklardan bahsetmiyor?

RAV: Çünkü Pazar geniş bir alan ve herkes kendisini doldurmak için geliyor. Bu gün süper marketleriniz var ve alışveriş merkezleriniz var. Eskiden ise para kazanmak için alıp satacağınız bir tek yer vardı. Kişinin alma arzusuyla çalıştığı yere Pazar denir. Yani bizim dünyamız bir Pazar.

SORU: (New York) Mahsom’dan önce Yaratan’dan haz duyabilir miyiz yoksa acımı çekiyoruz?

RAV: Mahsom’dan sonra da Yaratan’dan zevk almıyorsun. İnsan sadece O’nunla Sim Sum Alef’ten sonraki, yaratılan varlıkta ki ifşasından sonra o form benzerliğinden mutluluk ve haz duyabilir. Sadece form eşitliğinde çünkü Yaratan’ın getirmek istediği Işık ve zevk direkt zevk değil, bu Yaratan’ın statüsünden zevk almak. Çünkü gerçek zevk o statüden zevk almak. Bu yüzden Sim Sum Alef iptal olmuyor.

Arzularımız O’nun gibi olmak için bir araç. Ve O’na arzularımız vasıtası ile benzeyebildiğimiz kadarıyla Yaratan gibi olmanın ne olduğunu hissedebiliyoruz. Yaratılışın amacı bu. Buna Yaratan’ın yaratılana iyilik yapması denir. Bize iyilik yapması bana şunu ver, bana bunu ver diyerek değil, asla böyle bir anlam taşımadı. Baştan düşüncesinde bir başkasına vermek, ihsan etmek, ona sahip olduğun her şeyi vermek vardı. Alma arzusu baştan Yaratan’a ters olduğu için, zıt olduğu için yoktan var ediliyormuş gibi ortaya çıkmalı.

İçimizde olan suni bir inceleme ve bizlere bir his vermek için, içinde bulunduğumuz koşulu tayin etmek için fakat esasında o yoktan var olma koşulu hayal bir koşul, kendi başına var olmayan bir şey aslında. Sadece ölçü yapabildiğimiz bir nokta. Oradan sadece bir ölçüm yapıyoruz. Sanki dünyada bir yer olduğuna karar veriyoruz ve nerede olduğumuzu ölçüyormuşuz gibi. Tıpkı dünyamızda yaptığımız gibi. Astroloji ile ilgilenen insanların gökyüzüne bakarak benimle bu yıldızın arası bu kadar demesi gibi bir ölçüm.