|
|
|
ŞAMATİ 132 - ALNININ TERİYLE EKMEK YİYECEKSİN OKUMA Alnının teriyle ekmek yiyeceksin. Ekmek Tora demektir. Bu yüzden gel ekmeğimi ye der. Maneviyatı çalışmak titreten bir korku ve terle olmalı. Böylelikle bilgelik ağacının günahı tatlandırılır. RAV Ekmek insanın yediği bir şey. Tohumlar da (buğdayın tohumları vs) hayvanların yediği şeyler. Dolayısı ile hayvanın yediğinden insanın yediğine gelmesi lazım. Hayvanın yediği topraktan çıkandır ve hiçbir hayvan buna bir şey eklemek durumunda değil. Ama alma arzusunun içinden bir şey gelmesi lazım. İnsanın yediği şey de bu. Yani mantığının ötesinde inancı olması lazım. Tüm çalışması buna bağlı. İnanca geldiği zaman burada çalışmamız lazım. Bu yüzden de alnının teriyle yemeğini yemesi lazım. Bir hayvanın yediği ise önünde olan bir şey. Gerçi hayvanda gün içerisinde sürekli yiyecek arıyor ama önünde. Üzerinde çalışmak zorunda değil, bir süreç geçirmek durumunda değil. İnsan direkt olarak yerden yiyemez. Dolayısı ile biraz çalışmasına ihtiyaç var. Ne faydası var? Fayda Yaratan’a benzemek. Öncelikle ihsan etme koşulunu edinir buna ekmek denir. Bu inanç derecesinde yaşar. Bu insan olmaya yaklaştığına yönelik bir işarettir. Zohar'da güzel bir hikâye var. Şöyle, bir dilenci şehre geldi ve gördü ki, ekmekler, pastalar, kekler ve bir sürü diğer hamur mamullerini gördü. Bunların hepsi buğdaydan, un ve hamurdan yapılmıştı. Ve dilenci bunların neden yapıldığını bilmiyordu. Hâlbuki dilencide buğdaydan yiyordu fakat nasıl işleyeceğini bilmiyordu. Sıradan bir adamla insan arasındaki fark burada. Burada içinde bir insanın başlangıcı var ama nasıl insan seviyesine getireceğini ve bunu nasıl işleyeceğini bilmiyor. Bu nedenden dolayı burada yapılan birçok yaşaması gereken hareket var. Buğday belli bir süreçten geçmek zorunda ki ekmek olsun. Kişinin hayvan koşulundayken eklediği bu ter kişiyi hayvan seviyesinden insan seviyesine getirir. Bu kişinin çabasıdır. Bu çabanın içerisinde Aviut (bayağılığı) vardır. Ve onun içinde maneviyatın ifşası olur, bilinci olur, anlayışı olur. Çalışmak gereklidir çünkü alma arzusunun bir derecesinden geçmek için gerekli. Gerçi orada da alma arzusunda belli şeyler var ama hayvan seviyesinden dördüncü derecede ki arzuya gelmesi lazım. Aradaki fark şöyle, ihsan edenin niteliklerini öğreniyor ve kendisini ihsan edene benzetmeye çalışıyor. Kendisini ihsan edene benzettiği zaman ihsan edenin statüsünü görüyor ve o statüyü istiyor. Ve şimdi de farklı bir şekilde öğreniyor. İhsan edenin statüsünü öğrendiği zaman da Keter denilen o safhaya geliyor. Keter demek yaratılışın düşüncesi demek yani Yaratan’ın düşüncesini öğreniyor. Tüm çalışmamız zaten bu. Arada çok büyük bir fark var. İnanç öncesi çalışmayla, inanç sonrası çalışma arasında muazzam bir fark var. Dolayısı ile ekmek denilen o yiyecek insan derecesinin bir sembolü. Ve manevi hayatta olan bir insanı temsil ediyor. O dereceden itibaren Yaratan’ın düşüncesini, yaratılışın düşüncesini edinmeye başlayabilir. SORU: Titreten bir korku ve alnının teri ne demek? RAV: Kişinin çabasına göre ödülü vardır. Yaratılışın sistemine girmeden insan derecesine gelemezsin. Arkasında duran niyetleri ve o niyetlerden, arzulardan Yaratan’ın amacını anlaman lazım. Onun amacı Yaratan’a yönelik nedir bunu bilmek lazım ve kendisine yönelik niyetini de bilmek lazım. Dolayısı ile burada (bu materyalde) derinliğin derecesi var. Kişi çalıştığı zaman önce hayvandır. Ne diyor, vahşi bir eşek diyor. Ondan sonra öyle bir noktaya geliyor ki her şey önünde. Sadece çabası ve teriyle ne kadar yaratılışın maddesine girip, Yaratan’ın kendisine olan yaklaşımını ve niyetini edinebilir. Bu yüzden birkaç madde içerisinde çalışıyoruz. Maddenin derinliğinden Yaratan’ın insan özerinde ki etkisi (yani önce hayvan oluyor ve hayvandan insan haline geliyor) Ne diyor, seni yaptıklarından biliyoruz diye yazıyor hocalarımız. Dolayısı ile Yaratan’ın yaptıklarını çalışıyoruz. Şöyle diyelim ki, gerçek ter, maddenin, anlayışının(maddenin) ve içinde ki niyetin üzerine çıkıp Yaratan’la bütünleştirmek. Yani beni Yaratan bu şekilde, bu niteliklerle yarattı ve madde vasıtası ile (düşünce ve niyetle) maddenin içinde ne niyetle bunu yaptığını anlamak ve gerçek anlamıyla O’nun düşüncesine(yaratılışın düşüncesine) ulaşmak. Dolayısı ile yolun üzerindeyken Malkut’tan Keter’e geliyoruz. Çünkü tüm olay Hohma, Bina, Zeir Anpin, Malkut, direkt Işığın dört safhasından Partzuf’a geliyoruz. O Yud harfinin en tepesine, o ilk noktasına yani Partzuf’un sonuna geleceğiz. Yaratan’ın hareketlerini taklit ederek O’na benzemek istiyoruz. Ama Neden? Yud harfinin o uç noktası, o ilk yaratılışın olduğu yer, bu maddemizin içerisinde değil üzerinde yer alıyor. Bu küçük bir çocuğun yetişkinlerin hareketlerinden öğrenmesine benziyor. Bizim maddemizle Yaratan’a ne verebiliriz ki. Ama bu çalışmadan Yaratan’ın düşüncesine ulaşıyoruz, O’nunla kendimizi ilişkilendiriyoruz. Tüm madde, zevkler, arzular, yaşadığı her şey, bunların hepsinin eşitlendiği bir yer Roş (kafa). Ondan sonra kişi yaratılışın düşüncesinin bir hayal gücü olduğunu görür. Çünkü her şey (tüm dünyamız) ortadan kaybolur. Çünkü bu yokluktan var oluşa geliyoruz. Aslında bizim dünyamız bir yokluk, o kadar. |