|
|
|
ŞAMATİ 135 - MASUM VE ERDEMLİ OLAN OKUMA Erdemli Yaratan’ı haklı çıkarandır. Hissettiği her şey iyi veya kötüde olsa mantık ötesi taşırlar ve buna doğru denir. RAV Kişi Yaratan’dan gelen iyiliği iyi olarak hissettiğinden değil ama daha önceki aynı koşul, aynı hal Yaratan’dan geldiği için kendisi için iyi olarak tanımlıyor. Daha önce yaşadığı koşul kendisine gelen koşul değişmedi sadece yorumun yapılması değişti. Kişinin olayı tayin etmesi değişti. Çünkü Yaratan’dan geldiğini görüyor ve kişi çabası ile edindiği bir noktaya geliyor. Ve o hal içerisinde (o kötü hissettiği koşul, çaresizlik ve Yaratan’ın yönetimini görememesi) kör doğanın elinde olduğu zaman (öyle hissettiği zaman) her taraftan kendini kötü hissediyordu ama şimdi aynı koşula yaklaşımı sonsuzlukla dolu olarak gelir kişiye. Çünkü baştan yapmak istediği tek şey Yaratan’dan geldiğini keşfetmekti ve çok büyük çaba sarf etti, o çaba içerisinde büyük bir gücün olduğunu gördü ve kötülükten nefret etmeye geldi. Oradan gördü ki Yaratan’dan iyilik aldığını gördü. Kötülük insan içerisinde ifşa olduğu zaman kişi görür ki kötülük sadece kendi içerisinden geliyor. Ve Yaratan’la bütünleştiği zaman görür ki Yaratan’la beraber aynı şeylerden nefret ediyor, Yaratan’la birlikte aynı şeylerden hoşlanıyor ve böyle bütünleşirler (insanla, Yaratan). Dolayısı ile gördüğü dünya değişir. OKUMA Arı demek, kişinin koşulu gördüğü kadarıyla arı olmasıdır. Çünkü yargıç gördüğü ile yargılar. Anlamamışsa, edinememişse formlar gözlerine göründüğü gibi bulanık olmamalı. Çünkü bu sol çizgi ve kişi iki çizgiyi de geliştirmeli. RAV İnsan iki yola entegre, hem sola hem sağa. Dolayısı ile aralarında öyle bir bağ oluşmalı ki, birbirini muhafaza etmek durumunda olsunlar. Dolayısı ile nefret ettiği her şey, Yaratan’ın nefret ettiği her şey olur. Ve bu ruhunun kutsallığı dışında olacaktır (var olan tüm kötülük ve buna güvenir). İyilik ise, Panim (Partzuf’un yüzü) burada da Yaratan’la form eşitliği sağlıyor (insan Yaratan’la iyi olan şeyleri sever) ve ihsan etme arzuları da bu iyilik tanımı altındadır. Bunun terside sırt (Ahor) denir yani Partzuf’un arka yüzü ve alma arzularıdır. Dolayısı ile erdemli olanda, suçlu olanda öldürmez denir. Çünkü kişinin Yaratan’a doğru bir şekilde yaklaşımının değişimi dışında hiçbir şey değişmez. SORU: Yaratılan varlığın tavrı nasıl değişiyor? RAV: Yaratılanın tavrı sadece gerçeği görmeye yönelik harcadığı çaba ile değişir. Şöyle ki, kişinin objektif olarak gördüklerinin üzerinde gördüğü her şey kişinin gözleri ile ve kişinin kendisi dışında hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanması çok zor bir şey. Bu nedenden dolayı eğer kişi kendisini dışarıya bakacak gibi ayarlarsa (dışarıya bakar gibi ayarlarsa) her şeyin kötü olduğunu görür ve böyle bir kişi ıslah yolunda değildir. Gördüğü her şeyi kendi içine yönlendirmeli ve içinde görmeli. Kişi neden ben bunu bu şekilde görüyorum diye sormalı. Hocalarımızın söylediğine göre, ne kadar daha fazla koşuldan geçmesi lazım ki gözleri ile gördüğünü düzeltebilsin. İç değerleri, kişinin arzuları dışında hiçbir şey değişmiyor. Kişinin iç nitelikleri değiştiği zaman bu dünya değişir (bu dünyadan sonsuz dünyaya kadar). SORU: Öldürme konusunu anlamadım. RAV: Hiçbir şeyi öldürmüyorsun, kötü olan şeyleri bile öldürmüyorsun. Öldürmek demek nefretle yaklaşmak demek. Bu yüzden şöyle denir, Yaratan’ı sevecek olan kötülükten nefret etmeli. Ama nefret etmeli, öldürmemeli. Çünkü kötülükten nefret ettiğiniz zaman, onu kesip atıp yok etmediğiniz zaman, sevgiye tutunacak koşul bulursunuz, hal bulursunuz. Bu iki koşul, iyi ve kötü aslında birbirini destekleyen koşullar. İki zıt koşula ihtiyacın var. Hem egoist incelemelere, çünkü bunlar kişinin başladığı bir alt yapı, bir köşe taşına ihtiyacın var, oradan başlıyorsun sağ, sol ölçmeye. (Rav soruyu soran öğrencisine yönelik, sen mimarsın, ne yapacağını bilirsin). Ne yapıyorsunuz alana, yeri düzleyip bir temel oluşturuyorsunuz. Kendinizi belli bir yöne doğru yönlendiriyorsunuz. Dolayısı ile bir nokta alıyorsunuz, tıpkı bir denizcinin gökyüzündeki bir yıldızı alıp ölçüm yapması gibi. Ve tüm koşulunuzu o noktaya endeksli olarak (tekabülen) ölçüyorsunuz. Bizim ölçümüz ne? Bizim temel ölçümüz ego, alma arzumuz. Çünkü doğamız bu. Bizim için gözüken en net en somut sol çizgi. Sol çizgi ile birlikte sağ çizgiyi de kullanarak orta çizgiyi inşa ediyoruz. Yoksa neye göre kendimizi ölçeceğiz, neye göre kendimizi inşa edeceğiz. SORU: Gözlerinin bulanması, bulanıklığı kaldırması ne demek? RAV: Gerçeği görüyorum, mesela diyelim ki ben seni iyi görmüyorum. Seni görüşümü düzeltmem lazım. Dinciler gibi gözlerini kapatıp her şey Allah’tan her şey iyi demesi gibi değil. Seni görüyorum, kötü görüyorum ve bunun üzerine mantık ötesi bir yaklaşım geliştiriyorum. SORU: Diyorlar ki, her şey iyi ve Allah’ı haklı görmeliyiz diyorlar. RAV: Bizim öyle bir çalışmamız yok. O dincilerin yolu. Biz hep kıyasla yaparız. İki uç noktayı kıyaslarız. Benim içimde, dostların içinde giderek kötü şeyler göreceksin. Eğer Kabala çalışırken içinde sükûnet buluyorsan bu kısa dönemli bir şey olur. Çünkü çalıştıkça göreceksin ki içinde ki o Firavun çıkacak ortaya, nefret çıkacak. Özellikle Mahsom’un ötesinde Yaratan’la karşı karşıya olduğun zaman Yaratan’dan o zaman ne kadar nefret ettiğini göreceksin. Bu şu anda net olan bir şey değil. Bu nedenden dolayı insan kendisini keşfedememekte. Ne ne olduğunu biliyor, ne doğru yaklaşımı biliyor. İlerlemesi de mümkün değil. Doğası ile yürüyor. İnsan ise tüm yaşadıklarının Yaratan’dan geldiğini ve aklıyla, kalbiyle buna entegre oluşunu gören bir insandır. Ve ihsan etmeye yönelik yaklaşımını da mantık ötesi inançla inşa etmek zorunda. Hayatında ki tüm hayal kırıklıklarıyla, tüm hoşuna gitmeyen koşullarla her şeyi bunun üzerine inşa etmemiz lazım. Bu yüzden Baal HaSulam içimde kötülük çıktığı zaman mutluyum diyor. Çünkü doğru yaklaşım bu ise şöyle diyor, onlara gözümü diktiğim zaman hepsi bir avuç kaya gibi diyor. Bu yaklaşıma ihtiyacımız var. Eğer bu yaklaşım yoksa Allah yolunda ilerlemeye hazır değil demektir. Bu yüzden insanlar geliyor ve gidiyor. Eğer kişinin içinde bir uyanış yoksa yapacak bir şey yok. Buraya çok akıllı insanlar gelip gitti. SORU: Bir taraftan ego var, öteki taraftan bir yerde kendinizi bulmak için iki noktaya ihtiyacınız var, peki öteki nokta ne? RAV: Nefret etmek yani egodan nefret etmek. Bir taraftan egonuz var ve egonuzun karşısına ihsan etmeyi koyamazsınız, ihsan etmenin ne olduğunu bilmiyoruz ki biz. Her kim Yaratan’ı severse kötülükten nefret eder diye yazıyor. Her kim hocalarını ruhlarını seyrederse kendisini kötülüklerden korur, koşullara bir bakın, yazılanlara bakın. Bunlar evrim için gerekli olan şeyler. Kişi aşama aşama egonun üzerine ihsan etme yapısını inşa ediyor. Biri ötekisinin üstüne geliyor. Yaratan’ın sana özgür seçimi verebilmesi için, kendisini inşa edebilmesi için, Yaratan’a kendini sen benzetebilmen için sana egoist bir doğa verildi. O’na tavrını değiştirerek Yaratan’a biri birine zıt olan imajını (İmajını derken ihsan etmeyi) inşa etmeye başlıyorsun. Bir damga ve estamp gibi. SORU: Kişinin koşulu iyi olarak değerlendirmesi için başka safhalar var mı? RAV: Safhalar, gurup, kitap, yazar, dostlar, onlar vasıtası ile kişinin etkilenmesi ve kişinin içinde bulunduğu konumu farklı bir şekilde görmesi. İçinde bulunduğu durumun yukarıdan gelen suni bir koşul olduğunu görmesi. Ve bunların hepsini sanki Yaratan’ın kendisi ile bir oyunu gibi görmesi. Yazdıkları gibi Yaratan okyanusta balinalarla oynar. Kişinin egosuyla oynuyor Yaratan ve eğer kişi bu oyuna doğru yaklaşırsa, çift gizlilik den tek gizliliğe gelir. Kişi görür ki, Yaratan yok ve kendimi kötü hissediyorum değil ama kendimi kötü hissediyorum ama Yaratan benimle oynuyor, Yaratan’ın benimle bir ilişkisi var gözü ile yaklaştığınız zaman aşma ve ıslah safhasına gelinir. Bu bir deneme ve çift gizlilikten bu çaba vasıtası ile tek gizliliğe gelmeye çalışmak tümüyle hocanın ve gurubun vasıtası ile olur. Başka türlü olamaz. Çünkü bu çift gizlilik safhasında iken insan kendi başına yıllar boyu takılabilir. SORU: Tam olarak çevremle, arkadaşlarımla, kitaplarla ne yapmam lazım? RAV: Kendini teslim et. Dinle. Dinle demek edinmek demektir. Sadece dinlesen bu kendini teslim etmektir. Değerleri almaya çalışmak, değerleri bir sünger gibi içine çekmek. Kişi kendisine yabancı olan bir düşünceyi edinmeye çalışmalı. Hocasının, dostlarının o gurubun düşüncesini edinmeye çalışmalı. Bu şekilde kişi kendisini gelişmeye yönelik açar. Buna ek olarak tekabülen gurur gelir ve bu ek bir gizliliktir. Eğer kişi kendisini teslim etmezse o gurur içerisinde yıllarca kalabilir. Belki mükemmel bir öğrenci olabilir, her şeyi biliyor olabilir ama yandan kendine çıkıp bakamamaktadır. SORU: Kişinin kendisinin ıslah etmesi gereken arzular var mı? RAV: Arzular hiçbir zaman zorla, acıyla ıslah olmuyor. Kişinin çektiği acı ıslah değildir. Acı arzunun içinde bulunan bir his. Ve o arzu şu anda sağlıklı bir koşulda değil. Dolayısı ile ortaya çıkan bir hastalık var. Bu hastalıkta kendisini ifşa ediyor. Hastalığın ortaya çıkması kişiyi iyileştirmez. Hastalık ortaya çıktığında kişinin oturup kendi kendine içini yemesi hiçbir işe yaramaz. Dünyamızda kendimizi kötü hissettiğimiz zaman kaçıyoruz ondan. Bu benim canımı sıkan bir olay, ben başka bir yere gideyim. Acıdan kaçmak için uyuşturucu almak gibi. Bazı insanlar bilmesem daha iyi der. Bazıları da ağrı kesici alayım yeter der. Dolayısı ile böyle bir hastalık ortaya çıktığı zaman şifa bulmak lazım. Alkolik, uyuşturucu bağımlısı ve her gün ağrı kesici gibi bunları almak zorunda olan milyonlarca insan var. Bu son derece tehlikeli bir koşul. Hala neden acı çektiklerini, neden boşluk hissettiklerini keşfetmiş değiller. Burada birkaç neden var. Henüz iyileşmeye gelmiyorlar. İnsan ağrıyı bastırıyor ve hastalığını acısını unutuyor. Hissettikleri acılar sadece problemi gösteriyor, problemi düzeltmiyor, ıslah etmiyor. Bu yüzden oturup kişinin kendi kendisini yemesi aptallıktan başka bir şey değil. Kişi sadece oturup kendini yiyip ağlayamaz, bu koşullar yukarıdan özellikle geliyor ki o zayıflığı hissetsin. Kişi en acı hissettiği durumda bile tek başına hareket edemeyeceğini görmesi ve bu koşulları hissetmesi lazım. Kişi karşı koydukça bu koşullar kişiye gelir. Eğer kişi bunlara karşı koymazsa hiçbir fenomen görmez, oturur kendi kendini yer. Dolayısı ile kişinin bir rol alması, ıslahında bir yer alması lazım. SORU: Gizlilik safhalarından geçmek için kendimizi nasıl hazırlamalıyız? RAV: Elbette bu safhalar her defasında bizlere gelecek ve bu safhalardan çabuk geçebilmek için, amaca yönelik heyecanı duyarak geçebilmek, amaca yönelik yaşayabilmek ancak hazırlıkla olur. Hazırlık yapmak bankada para biriktirmek gibidir. Kişi gurubuna yatırım yapar. Kişi aklını ve ruh halini kaybederek guruba geldiği zaman gurup kişinin üzerinde işler, kişi sanki kendisini gurubun eline bırakır. Ve tekrar bilinci yerine geldiği zaman, insan tekrar kendi dizginlerini kendi eline alır fakat düştüğü zaman gurup onu tutar. Dolayısı ile kişi kendisini toplumunun (gurubunun) elleri üzerinde inşa eder. Minimal nokta bu. Buna ek olarak da maksimum şekilde ilerlemeye çalışır. Bu doğru yaklaşımdır. Burada da görüyoruz bunu. Bulunduğumuz koşulda bazı arkadaşlar gurubun parçası olabiliyorlar ve guruptan destek alıyorlar ama bazıları var yapamıyor. Kendilerini uzak, ayrı hissediyorlar sanki tek başlarına kişisel olarak ilerleyebilirlermiş gibi. Elbette bunlar zamanla guruptan kopar ayrılır. SORU: İç çalışma ile ilgili bir sorum var. Sorumu iki safhaya ayırdım. Birisi kişinin başına gelen her şeye dikkat etmesi, egoya nasıl baktığı ve kişinin iç analizi var, öteki taraftan da saran ışığın etkisi var. Kitaplarla maneviyatı çalıştıkça kişiyi içinden değiştiriyor ve kişi farklı davranmaya başlıyor. Bu ikisinin kombinasyonunun dozajı, miktarı ve oranları ne? RAV: Bu iki çelişkili yol. O’ndan başkası yok prensibi ve benden başkası yok prensibi. O’ndan başkası yok koşulunda, her şey kabın değişikliklerine bağlı ve bu değişiklikler Allah’ın Işığı dediğimiz Işıklar vasıtası ile oluyor. Işık işliyor ve kap değişiyor. Diğer taraftan Işık tümüyle hareketsiz ve kap arzularını değiştiriyor. Peki, nasıl olurda bu iki zıt koşuldan belli bir ilişki kurabiliriz? Kişi şunu anlamak zorundaki hem kap, hem Işık kendi içinde. İşin açıkçası dışarıda bir şey yok. Sadece insanın tavrına, hazırlığına, yaklaşımına bağlı. İçindeki o guruba ve Yaratan’a (O’da içinde) bağlı. İçindeki o Firavuna bağlı. Yani insanın içindeki niteliklere bağlı. Her insan küçük bir dünya ve kişinin içerisindeki o küçük dünyanın içinde her şey değişiyor. Değerlerim, ihsan etmeyi düşünmem, hayal etmem, egomun doğam olması gibi her şeyi kendi içimde organize ediyorum. Öncelikle resmi bu şekilde aranje ettiğim zaman en azından kişinin kafası karışmaz. Gurup nerede, Yaratan nerede, Işık nerede vs gibi nosyonlara uçmazsınız. Dünyalar, perdeler, dereceler bunların hepsi kişinin içinde. Kişinin bu şekilde odaklanıp, kendi içinde bir araya getirmesi ve iç dünyası olarak doğru bir şekilde bir araya getirmesi yapması gereken tek şey. Ari’nin yazdıklarından sonra böyle bir düzeni Baal Şemtov getirmişti. Aslında Baal Şemtov vasıtası ile böyle bir gelişme oldu. Manevi çalışmada “Yaratan senin gölgen” diyor. Bu söz insanların düşündüğü gibi, “ben O’nun kopyasıyım bana gelen her şey benim içimde bir şey olmasına neden oluyor” gibi (dincilerin düşünceleri gibi) değil. Bu söz tüm içindeki olana doğru şekilde ilişkilendirmen, odaklaman demek. Yaratan’ı senin gölgen olarak düşünürken, Yaratan’ın davranışını sende kendi davranışını O’nun gölgesi gibi düşünmek sadece dinci bir adam yaratır. Fakat manevi bir adam yaratmak için insan kendi içinde ne olduğunu (şu anda) bilemiyor. Her şey bir kök. Kişi ıslahını düşünüp ona göre kendisini egosunun üzerine aranje ederse, böyle bir adam batini olur. Her şey, insanın içerisinde işleyen güçler ve nitelikleri ile bunların bir araya gelmesi ile inşa olur (sol ve sağ çizgi). Bunu yapan bir insana Kabalist denir. Realitenin algılanmasında da böyle öğreniyoruz. Tüm makalelerde bunu görüyoruz. Dolayısı ile dincilik ile bunun arasında büyük bir fark var. Eğer Yaratan dışımızda olursa o zaman dinci denir. Yaratan içinizdeyse o adama Kabalist denir. Aradaki fark bu. Zaten çelişki noktası burada. Kişi ya Manevi yolla (Tora’nın) yoluyla ilerler denir. Ya da dinciler gibi kendi anladığına göre ilerler denir. Baal Şemtov “her şey kendi içinizde” dedi. Onun öğretisi buydu. Kendisini anlayan öğrencileri, her şeyin kişinin içinde olduğunu ve kişinin kendi içine odaklanması gerektiğini (bir takım öğrencileri) kavramıştı. Her şey insanın içinde oluyor, duaları bile içinde. Ve Baal Şemtov kendisine gelen doğru insanlara (bunu arayan insanlara) maneviyatın içselliğini aktardı. Bunu talep etmeyen insanlara da yüzeysel olarak anlattı(dışarıdan nasıl olduğunu anlattı). Bu insanlar hazır olmadığı için böyle davrandı, bu insanlarda dinciydiler genelde. SORU: (Macaristan) Kişi uzun bir süre düşüşü hissetmiyorsa ne yapmalı? Kişi bir eksiklik hissetmiyorsa, her şey yolunda gibi gözüküyorsa, bir his almıyorsa ne yapmalı? RAV: Düşüş kişiye ek bir ego ifşası ile ortaya çıkar. Buna tekabülen ek bir destek alması lazım. Bu ek desteğe göre de bununla başa çıkması lazım. Yani kişi gerçekten bunun üzerinde çalışmaya başladıysa, kişi sadece bir takım arzulara yönelik egoist olarak hissediyorsa bu sadece düşüşün ilk safhalarıdır. Biz düşüşü tanımlarken kişinin ihsan etmeye olan yaklaşımına ölçerek tanımlıyoruz. İçinde yaşadığı ben kendimi kötü hissediyorum hissine göre değil. Kendimizi kötü hissetmek maneviyatta bir düşüş değildir ki. Bakın herkes, tüm dünya kendisini kötü hissediyor. Mesela, sağlığım bozuk kendimi kötü hissediyorum, mal varlığım yok ona göre kendimi kötü hissediyorum, bu hislerin hiçbirisinin Yaratan’ın yoluyla alakası yok. Bizim yolumuz yani maneviyatın yolunda amaca yönelik ölçüm yapılır. İhsan etmeye yönelik, ihsan etme niteliğini edinmeye yönelik düşüşteysen, düşüştesin. Kişi ek bir egoizmi içinde ifşa eder. Zaten içindeydi o ego ama şimdi ifşa ediyor. Yani belli bir kapı aralanıyor ki kişi onun üzerinde çalışabilsin. Dolayısı ile insanın düşüşün ne olduğunu düşünmesi lazım. Belki uzun zamandan beri düşüştesin ama kötü olarak hissetmemiş olabilirsin. Egondan ve içimdeki histen hoşlana bilirsin ve bunu bir düşüş gibi hissedebilirsin. Bu bir düşüş mü? Dolayısı ile durumu tayin etmek yani değerleri tayin etmek ve hangi değerlerle tayin edildiği önemli. Burada zıt koşullar var. SORU: (Kanada) Eğer kişi gurubun gerekli olduğunu biliyorsa ama bir güç kendisini guruptan sürekli dışarı itiyorsa ne yapmalı? Kendisini bir türlü guruba entegre edemiyorsa ne yapmalı? RAV: Bu birçok insana oluyor. Bizim gurubumuza da kişi girmeye çalışıyor giremiyor ya da kendisini buraya getiriyor fakat burada olsa bile gurubun içine giremiyor. Kişi aramızda oturuyor olabilir ama gurubun içine girememiş de olabilir. Dolayısı ile bu fiziksellikle ilgili bir şey değil. Yaptıklarımıza katılıyor bile olsa gurubun içinde olmaya bilir. Hatta guruptan nefret ediyor olabilir. Kendisini yakınlaştırmaktan çekiniyor olabilir. Bizimle birçok şey yapıyor olabilir ama hissi olarak bizimle değildir. Peki, ne yapman lazım? Bu bir problem. Ben şöyle diyebilirim ki, birazda şans meselesi. Bu darbeleri yaşaması gereken insanlar var. Guruptan kopması ile belki sonradan anlayabilirler. Belki, ne bileyim, bir sonraki hayatlarında bu koşul düzelir. Aramızda bazı insanlar vardı ki guruptan attık, atmak zorunda kaldık. Yapacak bir şey yok. SORU: (Öğrenci) Şöyle dediğinizi duydum, Kabala ilminin duyan bir insanın ıslahını bir hayatta bitirebileceğini söylemiştiniz. RAV: Eğer insan hayatın bir amacı olduğunu anlar anlamaz yola girerse, çünkü bu şekilde Yaratan kendisine ipin ucunu veriyor, ipin ucunu gösteriyor, al diyor ama gerisi insana bağlı, kişinin rolüne bağlı. Genel Adam Harişon sisteminde ki yerine bağlı. Herkesin kendi safhası var. Kişi şuna inanmalı, hocalarımızın dediği gibi üç, beş yıl yeterli bir zaman. Lişma’yı hissedeceğine inanmalı. Aslında Lişma’ya gelmek daha yolun başı, yolun sonu değil. Buna saraya girdiği zaman denir. SORU: (Öğrenci sorusuna devam ediyor) Yolun başında ruhum uygun değil gibi sorularım olursa ne olacak? RAV: Yol üzerinde sürekli soruların olacak. Kafana sürekli tedirgin edici sorular gelecek. Sana söylemezsek işe yarayacak mı? Kişi kendi arzusu içinde ilerler. Ve bu arzular ortaya çıkıyor ve sana soru soruyorlar. Ruhunun kökünde bir şeyi anlamak, keşfetmek gerekliliği var ise geriye kalan bozukluğu görmek, ıslah etmek için yapmak zorundasın. Kaçmak sana yardımcı olmaz. Gurubun içerisinde de olsan kendini, ruhunu ıslah etmek zorundasın. Dolayısı ile kişinin içerisinde ifşa olması gereken her şey ifşa olmak zorunda, durumunda. Bunu biz kontrol etmiyoruz ki. SORU: (Macaristan) Düşüş kişinin gurupta gördüklerinden dolayı yaşadıkları, tereddütler mi? RAV: Düşüş demek, kötü demek. Kötü ne demek şimdi onu tanımlayalım. Ben içimde kötü bir şeyin olduğunu keşfediyorum. Bu iyimi, kötümü? Bir taraftan kötü çünkü içimde kötü olan bir şey var. Öteki taraftan da içimde kötü olan bir hastalığın ifşa olması iyi bir şey. Yani bir taraftan acı çekiyorum ama öteki taraftan gerçeği görüyorum. Şimdi bununla ilgilenecek iki koşulum ortaya çıkıyor. Bir sebep ve amaca yönelik bir tavır var. Yani ifşa olan bir şeye yaklaşımın tavrı var. Biz ortaya çıkan şeyin ne olduğu ile ilgilenmiyoruz. Sadece amaca yönelik nasıl tavır geliştirdiğimize bakıyoruz çünkü ifşa olan her şey Yaratan’dan geliyor. Biz ise gelen bu şeye yaklaşımımızı tayin ediyoruz. Yani bir üst dereceye çıkabilmek için bir fırsat gibi. Soru şu, aslında tek soru şu, hazır mıyım, değil miyim? Yani hazır mıyım ne demek? İstiyor muyum, istemiyor muyum? Bir sporcu gibi. Bir sporcu rekabet etmeye gittiği zaman, bundan mutluluk duyuyor. Bu problemlere göre kendisini inşa ediyor. Bununla ilgili memnun yani kendisi ile ilgili ise yarışmaya gitmekten memnun. Dolayısı ile her şey kişinin tavrına endeksli. Kişi, gurup, hocası, kitapların içerisinde kendisini duyguları ile hazırlarsa ve kendi başına gelecek olan her şeyin sadece kendisini o mükemmel koşula çekmek için olduğunu görürse burada nasıl bir düşüş olabilir ki? Biz sadece kafamızda bir düşüş var diye anlıyoruz. Ne yapıyorum, kendimi kötü hissediyorum, bu kötü hissi zihnimin seviyesine çıkarıyorum ve kendimi kötü hissediyorum diyerek bir çalışma yapmam gerekiyor. Dolayısı ile bu kötü hissi mantığımıza çıkardığımız zaman o sonuca yönelik yaklaşımı oluşturmamız lazım, buna mantık ötesi çalışma denir. SORU: Evlenmek manevi yolda ilerlemek için iyi mi? RAV: Kişi evlendiği zaman üzerine büyük bir yük alıyor. Belki de hata yapıyordur, bir taraftan böyle. Öteki taraftan da evlenmek zorunda. Çünkü şu an yarım bir bedensin ve doğru bir şekilde de ilerleyemezsin. Dolayısı ile amaca yönelik ilerlemek istiyorsan evlenmek zorundasın. Ama egoist olarak bakacak olursan, ne gerek var diye düşünebilirsin. Evlenen bir kişi çabasını sağa, sola yaymaya başlar. Çünkü ailesine, çocuklarına bakmak zorunda, hayatsal problemleri ile ilgilenmek zorunda ama kişi anlamalı ki mekanizma bu şekilde işliyor. Bu problemler olmadan, bu endişeler olmadan ıslah yolunda ilerleyip amaca ulaşamaz. Bir erkeğin evlenmesi mecburi, tüm problemleri, bundan kaynaklanan tüm koşulları üstüne almak zorunda. Buna kişi bir gereklilik olarak bakması lazım. Elbette daha uygun, kendiniz için daha müsait bir koşulunuz olabilir. Doğanın sistemi bu şekilde işliyor. Çalışmam lazım, karnımı doyurmam lazımdan sonra başka bir kadının, çocukların masrafları ile niye ilgileneyim diye düşünebilirsiniz. Sadece kendi başımın çaresine bakayım, o şekilde yaşayayım ve kalan tüm zamanımda maneviyatla ilgileneyim, manevi yolda ilerleyeyim diye bir düşünce oluşturabilirsiniz ama doğanın sisteminde bu yok. Doğanın sisteminde (yaşayan bir beden var) bir erkeğin bir kadına ihtiyacı var, aileye ihtiyacı var. Kişinin eviyle ilgili düşünceleri, kaygıları olması lazım. Bir hayvan gibi, hayvanın barınak endişesi olduğu gibi. Biz doğaya göre bir hayvanız aslında. Kişi belli koşullar için kendisini entegre etmek zorunda. İnsansal hesapları yaparak kendinizi akıllı sanmayın. Bu koşullar olmadan doğanın sistemine entegre olamazsınız ki. İnsanların arasında olmanız lazım, toplumun içindesiniz topluma hizmetiniz olması lazım. Kendinizi koparıp dağın başında tek başına yaşayamazsınız. Kişi geleceğini düşünmek zorunda ki toplum daha sonra benimle ilgilenmesin diye ayağımı denk almak zorundayım yani topluma yük olmamak için geleceğimi düşünmek zorundayım. Maneviyatı çalışan bir insan o noktada sıradan biri, dolayısı ile toplumda da sıradan bir olması. Kişinin mesleği olacak, ailesi, çocukları olacak, askere gitmesi gerekiyorsa askere gidecek. Baal HaSulam dünyevi bilimleri de çok çalışmıştı. Aralarında müzik ve resimde vardı. Hatta Baal Şemtov ve Ari zamanında da bunları yedi dünyevi bilim diye öğretirlerdi. Neden diye sorabilirsiniz ama bir Kabalist hep manevi âlemde olması gerekiyor diye düşünebilirsiniz. Hayır, biz bu dünya vasıtası ile maneviyatı keşfediyoruz. Başka bir yolu yok. Madde burada. Maddeye olan yaklaşımı ekliyoruz. Tüm dünyalar niyetlerimiz. SORU: Eğer kişi bir guruptan atıldıysa ve başka bir guruba geçtiyse ilerlemesi devam eder mi? RAV: Şöyle ki, Yaratan’ın birçok yolu var. Dinler çok geniş ve zengin bir yelpaze, binlerce yıldır var. Buna yönelik birçok eğilim, yaklaşım var ve birçok farklı guruplar var. Nerenin iyi olduğunu, kişinin yerinin neresi olduğunu ben söyleyemem. Birçok mezhep var. Herkes nerede kabul görünüyorsa orayı, nerede tahammül ediliyorsa orayı denemeli. Kişilerle bağını kurmalı, nerede olacağını tayin etmeli ve kendisinin nerede amaca yönelik ilerlediğini hissetmesi önemli. Metotla hem fikir olmalı. Elbette hocası ile hem fikir olmalı yoksa kendisini bozguna uğratır. Kişinin burada olup da hem fikir olmaması kendisinin ne işine yarar ki, bu hayatını boşa harcıyor demektir. Yeni başlayan bir insan yaklaşımı ile tavrı ile gurubu değiştiremez, çünkü metodu değiştiremezsiniz. Bu yüzden hem fikir olmayan bir kişi direkt başka bir yer aramalı, hemen aramalı yoksa vakit kaybediyor demektir. Başka yerler ve farklı metotlarda var. Bunlar kişinin evrimine göre. Belki kişinin doğasına, belki ruhunun köküne göre, belki evrimine göre kişinin başka bir yerde olması gerekebilir. Buradan ayrılan ve başka çevrelerde olan çok insan var. Daha dinci çevrelere girenler var. Orada olduklarına seviniyorum çünkü kendisine bir yer buldu, bu harika. Bazıları buradaydı ve metodun yolu ile hem fikir değillerdi, ayrıldılar ve hala yer bulamayanlar var. Bir yer bulamadıklarından dolayı üzgünüm. Çünkü her insan yapabildiği kadarıyla kendisini realize etmeli. Fakat kalmalarına da izin veremezdik. Eğer kişi bizimle buradayken bizimle değilse başkalarına da zarar veriyordur. Çünkü her gurupta, her metot da, metodun öğreticisi ve öğreticisinin etrafında olanlar vardır. Dolayısı ile küçük olan büyük olandan öğrenir. Dünyamızda olduğu gibi. Kişinin hala kişisel fikirleri olabilir biz buna bir şey demiyoruz. Yol üzerinde ilerlerken bu zıplayışlar ve ağlayışlar vasıtası ile kişi tereddütleri ve kötü eğilimi ortaya çıkarıyorsa, bu iyi bir şey. Ama kişi farklı görüşlere tahammül edemiyorsa ve karşı koyuyorsa o zaman yapacak bir şey yok ki. Böyle bir kişiyi, metodu öğreten kişi guruptan çıkarmak zorunda çünkü kişi metodu, öğretiyi bozar. Birisinin gitmesi lazım. Ya hoca gidecek ya da öğrenci gidecek. Başka nasıl olabilir. Bu nedenden dolayı birçok gurup var. Ve her birinde bir hoca var. Ve kişi kendi yerini bulmak durumunda. Ve herkes bunu denemeli, denemek durumunda. Eğer denemezse zamanını, hayatını boşuna geçiriyor demek. SORU: Sabah dersinden sonra dünya ile karıştıktan sonra nasıl o dersin hissi ve Işıkla beraber olabilirim? RAV: Sadece gurubun desteği ile olur. Şunu anlamamız lazım, insan ya bilinçli ya bilinçsiz (arada da safhalar var yarı bilinçli, yarı bilinçsiz gibi), ya evet, ya hayır gibi koşullar son derece basit. Bilinçli olmak için, ilerlediğimin bilincinde olmak için, amaca yönelik ilerlediğimi kafamda tutabilmem sadece gurubun desteği ile olur. Guruptan etkilendiğiniz zaman, sürekli gurup sizi etkilediği zaman, dışarıda olduğunuz da, aynı beraber olma arzusu içinde olduğunuz zaman nerede olursanız olun bu sizi tutar. Böyle bir koşul varsa dünyanın herhangi bir yerinde olabilirsiniz. Herhangi bir ülkede, herhangi bir toplumun içinde, herhangi bir koşulun içinde olmanız fark etmez. Bu kişinin hazırlığına bağlı. Bazı arkadaşlar iş için yurt dışına gidiyorlar, birçok koşuldan ve safhadan geçiyorlar. Bunun için kişi kendisini hazırlamalı. Bunun terside oluyor. Ben hocamla hastaneye gitmek zorundaydım ve bir ay orada kalmak zorundaydım. Bir ay orada kalmak çok zordu. O yüzden her şeyi baştan hazırladım. Banka işlerimi ayarladım, hastalarımla olan randevularımı ayarladım, eşimle olan düzenimi hazırladım, yanıma getireceklerimi, ne okuyacağımı hazırladım. Ne koşulda olacağımı hayal ettim ve hayal ettiğim her koşula göre hazırlık yaptım. Sanki gelecekteki koşul için egzersiz yapıyormuş gibi. Hastaneye o şekilde girdim. Ne olabilir ki diye düşünüyor olabilirsiniz. Hocanızın yanındasınız, onun yanında kaybolmazsınız diye düşünebilirsiniz. Ama öyle değil, tam tersine kişi kendisini doğru bir şekilde hazırlamalı. Her şey doğru bir şekilde hazırlık gerektiriyor. SORU: Siz Rabaş’la yalnızdınız, gurubun içinde olan biri için ne diyebilirsiniz. RAV: Aslına bakarsanız ben bir gurup içinde değildim. İşin açıkçası ben geldiğimde gurup diye bir şey yoktu. Rabaş’la çalışan beş, altı kişi vardı. Ve hepsi Baal HaSulam zamanından kalan insanlardı. Bir tanesi hariç, Mila dışında. Mila tam olarak benimle aynı yaşta. Geriye kalan herkes Baal HaSulam’dan kalan öğrencilerdi. Bu yüzden gurup diye bir şey yoktu. Yani gurup anlamı ve tanımıyla ilgili bir gurup yoktu. Rabaş’la ben çalışmaya başladıktan sonra beni biraz daha yanına çekti. Mesela haftada bir Perşembe akşamları dostların buluşması vardı ve çok gitmek istiyordum ama gitmeme izin vermedi. Gideyim, niye gitmeyeyim diye sordum. Gitmene gerek yok, senin için önemli değil dedi. Ondan sonra bir kere gittim ve bir daha da gitmedim. İki nedenden dolayı gitmedim, bir taraftan orada bir şey olmadığını göstermek içindi, belki de başka bir nedeni vardı. Rabaş’la farklı bir bağımız vardı. Ve iki yıl sonra kendisine yeni insanlar getirdiğim zaman onunla özel bir hoca öğrenci ilişkisindeydim. Başka insanları getirdiğim zaman ona bir nevi destek oluyordum. Yani gurup nosyonu yoktu. Hatta Rabaş o koşulda olmamı istememişti. Çünkü sürekli hocanızla olunca sürekli ona hizmet ediyorsunuz. Başkaları ile aynı olma koşulu olmuyor. Ama her halükarda bu şekilde gerçekleşti. Daha sonra haftada birkaç gün guruptan ayrılıp Rabaş’la birlikte Tayberiyıs’a (kuzeyde bir yer) giderdik. Rahatsızlığından dolayı bazen birkaç hafta hastanede kalıyordu ve kimseyi görmek istemiyordu. O yüzden ben Rabaş’la çalışırken bir gurup içindeydik diyemeyeceğim. Farklı bir koşuldu bu. Guruptan destek almadım, guruba karşıda kendimi nötrleştiremedim çünkü gurup yoktu. Baal HaSulam’ın yapın dediği koşulları yapamadım. Belki bir dereceye kadar edinme koşullarım farklı bir yoldan oldu. SORU: Realite değişti mi? RAV: Realite tümüyle değişti. Hoca ve öğrenci ilişkisi diye bir şey yok. Hiç kimse diyemez ki ben tek bir öğrenciyim diyerek, hocanın birkaç öğrenciyle olacağı bir koşul yok. Çünkü dağıtım hat safhada ve yaygın olmak zorunda. Her kim dağıtımda rol alırsa kendisini yüceltir. Zaman değişti, metot artık son ıslahın metodu. Yani nesil ıslah zamanına hazır. SORU: İç gurupla dışarıda ki öğrenciler arasındaki bağın farkı ne? RAV: Gurup coğrafi mesafe ile alakalı bir şey değil. Maneviyatın coğrafi bölgelerle alakası yok. Kişinin mesafesine rağmen kendisini nötrleştirip, bağ kurması önemli. Aslında mesafenin uzak olması iyi bir şey. Çünkü mesafe uzak oldukça arzunuz artıyor, daha çok derine inmek istiyorsun. Fiziksel uzaklık bir şey değiştirmez ama arzunuzu güçlendirir. Bir öğrenci için iyi bir koşul uzakta olmak. Kişi yakınlaşırken de çok dikkatli olmalı. Çünkü gurup yanan bir ateş ve kendini nötrleştirip içinde barınmak çok zor. Belki haftada bir ayda bir gelirler, belki uzakta olduğundan gelemiyor olabilir ama bu önemli değil. Kişi kendisini opsiyonları ile ilişkilendirmeli ve Yaratan’a olan arzusuna bakmalı, dikkat etmeli. Rabaş beni iki yıl yanına taşınmak istememe rağmen buna izin vermedi. O zaman sürekli yanındaydım. Çünkü o arzumun hala olgunlaşması gerekiyordu. SORU: Guruptan uzak mesafede olabiliriz peki hoca olayı ne? RAV: Ben buradaki herkese dağıtımda aktif olan insanlarmış gibi davranıyorum. Dışarıda olanla burada olan öğrenci arasında bir fark yok. Burada olan öğrencinin tek farkı dağıtımda biraz daha aktif olması. Buradaki insanlarda ülkedeki dağıtım için önemli. Çünkü ülkemizde maneviyatı dağıtmak çok önemli. Bende bu yüzden buradayım, dağıtım için. Eğer Amerika’da dağıtım benim için önemli olsaydı, öyle hissetseydim Amerika’ya giderdim ya da Rusya’ya giderdim. Dışarıda çalışan bir insanla burada çalışan bir insan arsında benim gözümde hiçbir fark yok. Kişi herhangi bir yerde öğrenebilir, herhangi bir yerde çalışabilir ve ilerleyebilir. Daha yavaş gelişemez. Kişiye daha yavaş ilerliyormuş gibi gelebilir ama her şey kişinin arzusuna ve çabasına bağlı. Kişi mesafe vasıtası ile daha büyük çaba sarf edebilir. Aramızda olup da uzaktaki insanlar kadar çalışmayan ya da bana saygısı olmayan insanlar biliyorum. Dışarıda olan insanların çok büyük çabaları var. Buradaki insanlardan daha çok çaba sarf ediyorlar ve bu bir gerçek. Bu yüzden iç ilerlemeleri ya da bizim aramızda ne bilip bilmedikleri önemli değil. Manevi ilerleyiş uzakta olup da çaba sarf eden bir insan için çok daha hızlı (ilerler) olur. Çünkü burada olan bir kişi düzenim kurulu nasıl olsa diyor ve ilerleyişlerini yavaşlatıyorlar. |