|
|
|
ŞAMATİ 136 - BİRİNCİ HARFLERLE SON HARF ARASINDAKİ FARK OKUMA Şöyle ki, ilk harflerle son harf arasındaki fark sadece yazılanların kopyaları yani kralın evinden çıkan yazılar ve bunu yazan yazarlar yazılanları biraz daha açmak istediklerindendir ki herkes anlayabilsin. Konunun yazılması o güne hazırlık içindi. Ve yazarlar şöyle der, yabancılar Yahudilerden intikamını alacak diye yazar. Haman şöyle der, ben kralım ve benden başka kral yok. Ve şöyle ki, o güne karşı Yahudiler hazır olmalı diye söyler. Birinci harflerde ise şöyle der, Yahudilerden bahsetmiyordu. O yüzden şikâyet edecek gücü vardı. Yani kişiye öyle bir güç verilir ki alma arzusunu haklı göremez. Çünkü işi ihsan etmektir. Bu nedenden dolayı aşağıdan bir talepte bulunmaz. Ve Haman’a bu yüzden güç verilir. Şöyle ki, o gerçek Işıkları istemektedir. Ve adı onun tanımıdır. Haman çatı kelimesinden gelir. Yani bedenin çatısı. RAV Eğer Yaratan ihsan eden ise ve bir yaratılan varlık yaratacaksa O’nun iyiliğini birisinin alması lazım çünkü Yaratan’ın bütün, sonsuz, eksiksiz, bir sınırı olmayan bir doğası var. Dolayısı ile tek bir şey kalıyor geriye O’ndan kaynaklanacak tek şey ihsan etmek yani vermek. Ve eğer koşul bu ise bunu alacak birisinin olması lazım. Ve bu ihsan etmeninde bir bütün olması lazım. Ve buda yaratılan varlık tarafından yapılmak durumunda. Yani yaratılan varlık Yaratan’ın derecesine yükselmek durumunda ki o bütünlüğe gelsin. Çünkü o bütünlük, mükemmellik, sonsuzluk sadece Yaratan’ın seviyesinde. Peki, nasıl olacak bu? Eğer bu miktarda ise, sağlanan iyilik kişinin eksikliğinde olur ve bu insanda olan eksikliktir. Ama Kaliteden bahsedecek olursak bunun menfaatini hissetmeyebilir. Ve kendisini seven bir kaynaktan geldiğini, O’nun gibi bütünlüğe gelmesini isteyen bir yerden geldiğini hissetmez. Dolayısı ile yaratılan varlığın oraya gelmesi için ihsan edeni tanıması, bilmesi lazım ki, kişi ihsan edenin yerinde ayakta durabilsin. Bu yüzden yaratılan o alma arzusu(madde) Yaratan’ın bir parçası. O maddenin bir evrimden geçerek evrimleşmesi lazım. Ve yaratılan varlık hem kalpten hem de aklıyla gelişmek zorunda. Kalbi tüm arzuları, aklıda ihsan edeni edinmek için kullandığı bir araç. Ve edindiği dereceye göre kalpte gelişir. Aşama aşama arzular gelişir. Ve yaratılan varlığında bu arzuları olması lazım. Zaten yaratılan varlık arzuları Yaratan’dan alıyor. Şöyle ki, Behina Alef (birinci safha) ve direkt Işığın dört safhasında evrimleşmesinde bu arzunun bilinci artıyor. Yani bana kim ihsan ediyor ve neye ihtiyacım olduğumu, ne arzuladığımı, neyi kendime adapte etmem gerektiği, hislerimle anlayışım birbiriyle ilişkiye girmeye başladığı zaman hisse karşılık bir anlayış gelişmeye başlar. Elbette bu hisse akıl ötesi mantıkta diyebiliriz. Bu şekilde kendisini Yaratan’a benzer bir şekilde geliştirir. Yani kendi imajını Yaratan’a eşit bir şekilde inşa eder. Bu yüzden alma arzusu sadece var olmakla değildir. Bazı insanlar zannediyor ki alma arzumuzu silmemiz, iptal etmemiz lazım, hayır bu öyle değil. Tam tersine alma arzusunun daha çok büyümesi lazım. Zaten yok etmemiz, silmemiz mümkün değil çünkü doğamız bu. Bu artan alma arzusunu, kalite olarak Yaratan’ı tanımak için kullanmamız lazım. İnsanın içerisindeki tüm arzular bir tohum gibi. Elbette her şey bir tohumun içinde ama bu tohum nasıl gelişecek? Soru bu. Tohum dışındaki her şey, tohumun bulunduğu koşullara bağlı, çevresine bağlı ve insanda manevi gelişimde çevresini kendisi organize eder. Kişinin çevresi insanın gelecekte alacağı formu tayin eder. Yani o arzuları nasıl kullanacağını belirler. Bu nedenden dolayı geliştikçe bir takım safhalardan geçer. Şöyle ki, arzularını tümüyle kullanabilir koşulu vardır ve hatta bunları arttırarak elde etmek istediğini elde eder. Çünkü arzulanan bir şeyi yani maneviyatı, bu dünyada sahip olduklarına ek olarak katmakta. Anlamak, edinmek ve amacı ek bir mal varlığı olarak değil de, bir sonraki dünyaya yönelik ekleme olduğunu anlar. Bir taraftan arzuların büyümesi lazım, tamam. Bir taraftan bu arzuların ıslah olması lazım. Islah olması için bu arzular büyür ve ıslah olmak için ıslah safhasına geçer. Arzuların büyüdüğü yer iki derece (çift ve tek gizlilik) gizlilik. Bu koşullar içerisinde yaratılan varlık düşündüğü her şeyi edinmek istiyor. Bu egoist arzuların evrimine hataları ve günahları ifşa etmek denir. Kişi bu arzuların sonsuzluğa, maneviyata giremeyeceğini, içinde barındığı şekilde, o şu anki realize ettiği kaliteli şekilde maneviyata ters olduğunu, ihsan edene ters olduğunu görür. Bunu görünce de şu şekilde düşünmeye başlar, “bunun üzerinde nasıl çalışabilirim”, farklı ve ters bir niyetle. Yani ihsan edebilme niyetiyle. Böylece içindeki her kapasiteyi ihsan etmek için kullanabilsin. Bu evrimleşme aşama aşama olur, birden hemen olmaz. Kişi önce, çocuklarda gördüğümüz gibi her şeyi ellerinle almaya çalışan, hemen ağızlarına götürüp her şeyi yutmak isteyen bir çocuk gibi. Kişi yetişkin olmaya başladığı zaman ondan doğru bir şekilde toplumda yer almasını talep ediyoruz. Böylece almakta ve vermekte eşit olsun ki toplumun düzgün bir parçası olsun. Fakat o safhaya gelene kadar yani büyüyene kadar kişinin egosuyla gelişmesi gerekmekte. Yolumuz böyle. Maneviyatta da, fiziksellikte de bu şekilde. Purim’e (bir bayram ve Gimar Tikunu sembolize ediyor) o safhaya geldikleri zaman kişi tüm dünyayı, tüm evreni alma arzusu içerisinde. Herkes buna tekabülen ruhunun köküne göre, bu alma arzusu ile çalışıyor. Ve görüyor ki tekrardan bunu olduğu gibi alması mümkün değil ve bunun için bir niyet olması lazım. Bunu edinip alma arzusunun üzerine koymamız gerekiyor. Ondan sonra Mısırdan çıkma işlemi başlıyor. Orada yedi iyi yıl var. Tüm Mısırda, o büyük realitenin maddesi var. Direkt almak için çünkü arzu almak istiyor. Ve görüyoruz ki alma arzusu aslında direkt olarak kullanım için uygun bir şekilde değil. Ve ondan sonra yedi yıl açlık başlıyor. Ve aralarında bağı kuruyorlar ki ıslah olabilsinler. Bu daha da üst bir derecede. Purim’de bu oluyor. Genel süreçten bahseden bir koşul Purim bayramı (son ıslaha, o edinim noktasına kadar). Bu tüm insanoğlunun geçmesi gereken manevi bir evrimsel süreç. Öncelikle insanoğlu geliştikçe alma arzumuzu elimizden geldiğince artırıyoruz ve tüm ödülü alacağımız düşüncesi içersindeyiz. Ondan sonra görüyoruz ki kabımızın içinde ölçebildiğimizi değil ama kabın ne olduğunu görüyoruz. Bu yüzden alma arzusunun içinden aldığımız değil ama kalitede nasıl çalıştığı yani ihsan etmek için kullanılması (önemli). Bunlarda ikinci harfler dedikleri şey. En sonunda Haman başarılı olmadı (Haman hikâyede alma arzusu). Çünkü alma arzusu hikâyede büyüyor ve bir kral gibi oluyor. Ondan sonra ihsan etmeye başlıyor. Burada Yahudi dediği insan, manevi olarak Yaratan’la bütünleşmek isteyen bir adam için verilen bir tanım. Maksat burada doğru bir şekilde realize edilmesi. Ondan sonra genel ıslah denilen Purim bayramına geliyoruz. |