CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 137

OKUMA

Safhad sopalar topluyordu, Zohar’da şöyle yazar; Hangi ağacın daha büyük olduğunu ölçüyordu. Bilgelik ağacımı, hayat ağacımı. Şöyle ki, erdemli olana hayat ağacı denir. Tümüyle ihsan edendir. Ve orada dışsallık için tutunacak bir yer yoktur. Ama bütünlük bilgelik ağacındadır çünkü erdemliliğin yayılmasıdır. Şöyle ki, yaratılanlara iyilik yapmak. Aslında ölçülmemeli ama insanın elinde bir bütün olmalı yani biri olmadan bütünlük olmaz.

Ve Mordehay hayat ağacıydı. Ve hiçbir eksikliği olmadığı için aşağıya bir şey yaymak istemedi. Bu yüzden Haman’ı yükseltmek zorundaydı ki Işığı aşağıya itsin. Ondan sonra eksikliğini gösterdiği zaman Mordehay bunları aldı. İhsan etmek için aldı.

Şimdi anlayabiliriz ki, Mordehay kral için iyi olarak konuştu. Çünkü kral onu ölümden kurtardı. Ama kral Haman’ı yüceltti. Ve Haman Mordehay’ın düşmanıydı. Ve ikisi de birbirinden nefret ediyorlardı ve düşmandılar.

RAV

Şimdi burada ne öğreniyoruz? O genel ruh Adam Harişon, ilk yaratılan ruh ve herkesin ruhu da ikiye ayrılıyor. Hayat ağacı ve bilgelik ağacı olarak. Hayat ağacı Hazeh’in (göğsün) üstü, buna Adam Harişon’un Katnut’u yani Zer Anpin denir. Ve bilgelik ağacıda Hazeh’in (göğüsün) altı denilen alma arzuları yani Haman dediği. Alma arzusu bu seviyede.

Bizim yaratılışın amacına ulaşmak için ikisine de ihtiyacımız var. Ama hangi sıralama ile? Elbette ki sıralama öncelikle doğru yönü bulmakta. Bu Mordehay dedikleri koşul. Ama Mordehay kendi yapısını bitirdikten sonra Haman’ı artırmaya başlarız. Esterin hikâyesinde yazdığı gibi, Mordehay kralı için büyük bir iyilik yaptı ve kralı ölümden kurtardı. Ve Yaratan’a olan tavrını gösterdi, ne kadar krala benzediğini gösterdi. Ama kral Haman’ı yüceltti. Neden? Hem de Mordehay ona o kadar yakındı. Çünkü Mordehay’ın bir şeye ihtiyacı yok. Bunlar Hazeh’in üstünde ihsan etme arzuları, bir şeye ihtiyacı yok. Hasadim Işıkları ile memnunlar hayatlarından. Bu şekilde aslında sınırlılar. Yaratılışın amacına ulaşmaları mümkün değil.

Aynı zamanda görüyoruz ki, birinci ve ikinci tapınak yıkılmadan önce kendi küçük komin hayatlarından gayet memnundular. Gidip dünyaya maneviyatı yaymak gibi bir arzuları yoktu. Ama Allah’ın arzusu tüm insanoğlunun Yaratan’la bütünleşmesi ve Gimar Tikkun’a gelmesi ki yaratılışın amacını, Yaratan’a benzemeyi herkes edinsin. Peki, bunu yapmak için ne yapmak lazım? Haman’ı artırmamız, güçlendirmemiz lazım. Bu yüzden tapınaklar yıkıldı ve sürgüne gittiler denir. Çünkü sürgüne gittikten sonra diğer ruhlarla karıştılar. Ve diğer ruhlarla karışınca arzularını artırdılar. Onlarla karışarak sanki ruhun iki kısmı karıştı, bilgelik ağacı ve hayat ağacı karıştı. Alma arzuları ile ihsan etme arzuları karıştı. Ve esas çalışma, iş orada başlıyor.

On kabile kayboldu, herkes birbiri ile karıştı ve tüm bu entegrasyonda Kabalistlerin yazdığı gibi, bu yüzyılda son buldu ve ıslah tekrar başlamak durumunda. Şimdi ıslah öyle bir şekilde başlıyor ki, alma ve ihsan etme arzuları yani bu kaplar birbirleri ile bir bağ, bir ilişki içerisinde. Ve bu İsrail oğulları denilen, manevi eğilimi olan insanlar vasıtası ile manevi edinim tüm dünyaya gelecek diye yazıyor.

Yani maneviyatı ıslah olmak için çalışan insanlar Allah’ın Işığını çektiği zaman yani bu insanlar maneviyatı doğru bir şekilde çalıştıkları zaman, Kabala çalışıp manevi koşulları öğrendikçe o manevi koşuldan Işıkları çekerler. Baal HaSulam'ın Talmud Eser Sefirot’a Giriş'te yazdığı gibi; Kabala ilmini (maneviyatı) çalıştığımız zaman kişi Yaratan’ın Işığını çeker ve ancak Yaratan’ın bu Işığı insanı ıslah edebilir. Bu noktadan sonra yukarıdan kabı ıslah eden Işık tüm dünyaya yayılır denir(burada dünya derken alma arzularından bahsediyoruz).

Adam Harişon’un ruhu kırıldıktan sonra tüm bu parçalar dağıldı. Tıpkı Hazeh’in üstündeki parçaların Hazeh’in altına karışması gibi, bunu daha önce çalıştık. Hazeh’in üstündeki arzular kırılarak Hazeh’in altındaki arzulara karıştı ve tüm arzular karıştıktan sonra (yani ihsan etme ve alma kapları karıştıktan sonra) ıslah olmaya daha yakın olan ihsan etme arzuları önce kendilerini ıslah etmek zorunda. Buna tekabülende Hazeh’in altındaki tüm arzuları da ıslah etmek zorunda.

Bu Hazeh’in altındaki arzulara insanın esas alma kapları (dünya milletleri denilen alma kapları) denir (manevi bir tanım olarak). Bu yüzden Purim bayramı var. Diğer bayramlar gibi Purim bayramı da, kişinin manevi gelişim ve sürecini anlatan sembolik bir durum.

İnsan evrimde ve ıslahta, genel ve birey olarak aynı. Bu nedenden dolayı şöyle yazıyor, Kabın ıslahı için iki safha vardır diye. Mordehay’ın Yaratan’ın verdiği büyük Işıklara ihtiyacı yok, bu yüzden Yaratan’ın Haman’ı yükseltmesi lazım ve Mordehay’ın üzerine çıkarması lazım ki Mordehay’ın başka bir seçeneği kalmasın. Ve Haman’la mecburen iletişime girmek zorunda kalsın. Ve ihsan etme kaplarını eklemesi lazım. Ondan sonra iki çeşit kap var. Hazeh’in üstü ve Hazeh’in altı. Bunlar bir Partzuf oluyor ve Adam Harişon’un kollektif ruhu haline tekrar geliyor. Ve bu şekilde sanki yaptıkları ile gücü ile Yaratan’a benzer ve yakın halde oluyorlar.

SORU: İlk başta bu ilk ilişki nasıl oldu? Yani ıslah olma talebi nasıl oldu?

RAV: Şimdi tarihsel olarak baktığımız zaman karışım safha safha oluyor. Öncelikle peygamberler zamanında anlatılan hikâyelerde, özellikle erdemlik olarak Kabala ilminden çok şeyler aldılar ve felsefe bu şekilde gelişti. Felsefenin gelişimi Kabala ilminden olmuştur. Tüm dünyada zaten Kabala ilminden aldıkları küçük parçalarla gelişiyorlar. Özellikle Yunan felsefesi tümüyle Kabala’dan çıktı. Kendilerine adapte ettiler ve kendilerine göre yorumladılar.

Kabala ilmi beş duyumuzun üzerindeki altıncı histen bahsettiği için, bunu beş duyu ile algılamaktan başka bir seçenekleri yoktu. Beş duyuları içerisinde açıklık getirdiler ve bu şekilde felsefe ortaya çıktı. Anlatılan her şeyi beş duyuları ile fiziksellik içerisinde kavradılar, bu yüzden felsefe ortaya çıktı, hayata yaklaşım ortaya çıktı.

Böyle bir yaklaşım Kabalistlerin Hz İbrahim’den beri tavsiye ettikleri şekilde mantığın, alma arzusunun üzerinde gelişmemiz gerekiyor tavsiyesine uymadılar. Ta Babil zamanından o Yunan felsefesine kadar ki zamanda ihsan etmek ve insan sevgisiyle olayı ele almadılar ve fiziksel olarak algıladılar. Yani ihsan etmeyi, dostunu kendin gibi sev koşulunu Yaratan’a yönlendirmediler. Ne yaptılar? Felsefe, eğitim, kültür, teknoloji gibi şeyler geliştirmeye başladılar. Yani egoist toplum için her şeyi yapmaya başladılar. Bunu yaptıktan sonra ayırım iyice başladı.

O rezinstans bu şekilde gelişince ne oldu o zaman? İsrail oğullarını haritadan sildiler yani maneviyatı edinmiş bir gurup insanı. Birinci tapınak yıkıldı, ikinci tapınak yıkıldı ve bunların yıkılması realitenin algılanmasını çökmesini simgeliyor. Bu yüzden savaşlar çıktı. Felsefelerin çakışması, kültürlerin çakışması manevi gelişime karşı fiziksel gelişimin sembolü. Kendilerine zıtlığı aldılar yani ihsan etmek yerine egoizmi aldılar. Bu yüzden o zaman savaş açıp, o bölgeyi işgal ettiler. Kendilerine hayata karşı yeni bir yaklaşım inşa ettiler. Tümüyle maneviyatın tersine bir şey. Belli bir felsefeyi üzerlerine aldıkları zaman ne oldu? Savaş açmak zorunda kaldılar ve tüm o toprakları işgal ettiler. Hatta inkâr etmiyorlar tüm felsefenin Kabala’dan geldiğini itirafta ediyorlar. Bu yazılarında da var.

Dolayısı ile bu entegrasyon sürecinin başlangıcı bu. Aslında ihsan etme ile alma kaplarının karışması doğru bir şeydi. Çünkü ıslah olma kapları olmadan alma kaplarını ihsan edemezsiniz. O niteliklerin karışması lazım ki, birbirine yakınlaşsın ve form eşitliği haline gelsin. Zaten başka bir seçim yoktu.

Dolayısı ile o Yunanlılar dediğimiz, Yunanlıların işgalinden önceki sürgün Babil sürgünüydü. Orada yetişen Yunanlı dedikleri felsefeciler ve Yunan medeniyeti gelip ikinci tapınağı yıktılar, doğru şeyi yapıyorlardı. Çünkü ihsan etme kapları param parça oldu, harabeye döndü, manevi dereceden düştüler ve alma arzuları ile karıştılar. Ondan sonra on kabile sürgüne gitti yani tüm insanoğlu ile karıştılar. Şimdi on kabilenin ayrımı mümkün değil.

Ekonomi, kültür, teknoloji hatta Yahudilik dini bile ikinci tapınak yıkıldıktan sonra fiziksel bir konum haline geldi. Hatta ondan sonrada dinler ortaya çıktı. Bunların hepsi insanlığı karıştırmak içindi. Hem Hıristiyanlık dini, hem İslam dini ortaya çıktı ki alma arzusunda bir gelişme sağlansın. Ve alma arzusu bunun içine entegre oldu. Tüm bu egoist formlar, eğitim, kültür, din, bilim vs hepsi entegre oldu. Tüm dünya ülkelerinde Hazeh’ten aşağıya kadar hepsi karıştı. Şimdi ise ıslaha başlamamız lazım.

Kabalistler diyorlar ki 1995 yılından itibaren dünyanın ıslaha başlaması lazım. Ve çalışmanın yirminci yüzyılın sonunda başlaması lazım. Şimdi esas çalışma dünya arzuları denilen dünya milletleri içerisinde değil. Bu esas ıslahın verilmesi sadece manevi arzusu olan bir insandan kaynaklanabilir. Bu yüzden kalpteki noktası olan insanlara İsrail oğulları denir. Bu yüzden tüm dünya aslında fiziksel olarak İsrail ülkesinden de hoşlanmaz, İsrail oğullarından da hoşlanmaz. Böyle bir çakışma, böyle bir nefret var. Bu yüzden dünyada İsrail den yıllarca nefret ettiler.

Dolayısı ile bu gelişimden sonra dünyanın yaklaşımı son derece doğal bir yaklaşım. Dünyada da görüyoruz, herkes hem fikir ve giderek daha çok yaygınlaşıyor. En büyük organizasyonlar bile bize dünyanın tüm problemleri sizin başınızın altından çıkıyor. Herkes kötü olduğumuza yönelik hem fikir. Dolayısı ile bizimde Amerika’ya kaçmamız bize yardımcı olmuyor.

Şöyle ki, ihsan etme kapları bu sürgün zamanında tüm alma arzuları ile karışmasından kaynaklanıyor. Bunları peygamberlerde çok güzel yazılarla ifade ediyorlar bunları. Purim’deki gibi olacak diyorlar. Purim’de herkes İsrail oğullarını yok etmek için yükselecek diyor. Ve olması gerekende bu, herkeste hem fikir. Tüm 127 ülke hem fikir. Kral hatta böyle istiyor. Kral kim? Allah, dünyanın hâkimi. Ve bariz ki Haman haklıydı. Herkes öyle bir koşuldaydı ki kim kimin haklı olduğunu bilmiyordu. Çünkü o zaman denilen koşulda İsrail oğulları da alma arzusunun içindeydi ve kim kimin haklı olduğunu bilmiyordu. Hiç kimsede bu gün olduğundan farklı olarak İsrail oğullarının yok edilmesi nosyonu yoktu. Bu gün hatta ülkemizde bile ülkeye ihtiyacımız yok diyorlar. Bunu halkımız arasında da hissediyoruz, ülkeye ihtiyacımız yok diyorlar.

Burada inşa edilen her şey, politik sistemimiz bile bir utanç kaynağı. Normal bir ülke bile olamıyoruz. Burada bir avuç sürgün kaçkını dışında kimse yok. Dolayısı ile bu gelişim en kötü şekliyle ortaya çıkmak zorunda. Tüm alma arzularında, tüm dünyada, bizde hepsi ortaya çıkmak zorunda, çünkü herkes sürgünde, tüm dünya sürgünde. Çünkü hepimiz Hz. Adem’in ruhu kırıldıktan sonra parçalara ayrılıp buraya düştük. Hepimiz alma arzusuyuz ve çok keskin bir şekilde genel yok oluşun en son noktasında herkes bize karşı savaşacak diye yazıyor. O zaman Yaratan’ın Işığı ortaya çıkacak denir ve koşulu değiştirecek diye yazıyorlar.

İşin açıkçası durum sadece Yaratan vasıtası ile değişebilir. Dolayısı ile kişinin önce bu şeyleri yaşaması lazım, içindeki arzuları ayıklaması lazım ve ıslah etmek için çaba sarf etmesi lazım. Bu yüzden ya zamanında, ya da zamanı hızlandırmak denir. Eğer insan içinden geçeceği bu korkunç koşulları maneviyatı çalışıp, önceden içinde ayıklayıp ıslah yolunda ilerlerse o zaman kişi manevi gelişiminde rahat bir şekilde ilerler. Tüm dünya aslında ıstırapsız bir şekilde ilerler ve ıslah olabiliriz. Eğer ıslah olamazsak zamanında gelecek diye Peygamberler yazıyor. Yani insan değişim için zorlanacak diye yazıyor. Tıpkı bu bayramların hikâyelerinde yazdığı gibi, savaşlar vs. Son ıslahta tüm savaşlar bir araya gelecek, uç noktaya geliyor diye yazıyorlar. Şöyle ki, daha önce olan olayların hepsi bu noktaya gelmek içindi. Zohar’da yazdığı gibi, gözyaşları büyük bir okyanus yarattı diye yazıyor. Bu özel bir açıklama. Ancak o zaman herkes büyük bir denizin içine atlayacak diye yazıyorlar. Ve ancak o zaman deniz açılıyor ve toprağa ayak basıyorlar diye yazıyor. Baal HaSulam da aynı şeyi birkaç yerde anlatıyor. Bu hikâyelerle anlatıyorlar yazı ve makalelerinde.

SORU: (Londra - Chris adlı öğrenci) Neden bu dünyanın ıslahı sorumsuz bir avuç Yahudi’nin eline verildi?

RAV: Bakın son derece doğru bir soru. Chris, bildiğiniz gibi bizlerle çalışan İngiliz bir arkadaş ve son derece doğru söylüyor. Yaklaşımı doğru, soru doğru.

Dünya ülkeleri bizi hep materyal şekilde destek veriyor ama hiçbir zaman manevi şekilde destek vermiyor. Para kazanıyoruz, ekonomi iyi, bilim iyi, bilimsel buluşlar yapıyoruz, bunlarda başarılıyız. Aslında bu işler işimiz değil. Yani insan evrimi içerisinde yapmamız gereken şey bu değil. Sadece insanlarla karıştığımız için, etkilendiğimiz için dünyada bunlarda yer alıyoruz. Bu yüzde ülkemiz son derece küçük, son derece sorumsuz ve yapmaları gerekeni yapmıyorlar. Bu iki zıt koşulu çok iyi anlamamız lazım.

İhsan etme kapları en arı kaplar olmasına rağmen ve bu aslında insanın arı olan arzuları, iyi olan niyetleri yani maneviyatla, Yaratan’la bir benzerliği olan, bağı olan arzularımız. Bir taraftan bu arzularımız var. Öteki taraftan da egoya endeksli bu arzular çok zayıf. Ve bu şekilde dünyada ifşa oluyor. Özellikle bu ihsan etme kapları kırıldığı için alma arzusunun avucu içinde. Biliyoruz ki halkımız iş hayatına gelince bayağı başarılılar. Hem iyi yönde hem de iyi olmayan yönde başarılılar. Aralarında bir sürü iyi yolla zengin olmayanda var. Dolayısı ile baktığımız zaman maneviyatla ilgili bir şey yaptığımızı hiç görmüyoruz. Çünkü yıllar boyunca her şey, olanlar hep gizliydi. Ve sürgün dedikleri koşulsa bu. Sürgünün koşulu bu yani maneviyatla ilgili tutunacak bir şeyi olmadığı için sürgün denir.

Hocalarımız diyorlar ki, tekrar öyle bir noktaya gelmeniz lazım ki maneviyatı edinmemiz lazım ve içselliği edinmemiz lazım yani Kabala’nın ilmi ile Allah’ın insan için düşündüğü koşulu edinmeniz lazım diyorlar. Ve maneviyatı çalışınca da Yaratan’ın Işığını çekersiniz ve tüm dünya için ıslah getirirsiniz diye söylüyorlar. Esas rolleri bu. İş hayatında başarılı olmak değil.

Chris’te Londra’daki arkadaşımız bizlerle birlikte ve bunun nasıl açılacağını göreceğiz. Maalesef şu anki koşulumuz sürgünde olmak. Ama bu günlerde ümit ediyoruz ki Gimar Tikkun denilen koşulun Işıklarını çekmeye başlamalıyız. Başka bir seçeneğimiz yok, başka bir seçimimiz yok. Tüm dünyanın bizi suçlaması da normal. Çünkü tüm ülkelere Işık değil karanlık oluyoruz. Herkeste bu konuda hem fikir. Herkes bakıyor bu adamlarla bir şeylerin yapılması lazım diyor. Kökümüzün kazınması düşüncesinde herkes. Ve hatta ülkemizde ki insanlarda hem fikir olacak, onlarda kırılmış durumda.

Bu nedenden dolayı kişi manen gelişirse acı çekme koşullarından geçmeyiz. Peygamberlerde tüm dünyada büyük acılar olacak diye yazıyorlar. Baal HaSulam bildiğiniz gibi üçüncü ve dördüncü dünya savaşlarının detaylarını yazıyor ve ondan sonra neler olacağını yazıyor. Çok az bir grup insanın yaşayacağını ve aynı ruhların çok az bir miktar bedende olacağını ve bu arzuların büyüklüğünden dolayı zamanı iyice açacaklarını söylüyor. Ve doğru bir şekilde gene gelişemeyeceklerini söylüyor.

Seçimimiz bu şekilde ya da bu şekilde gelişeceğiz koşulundan ziyade acıları beklemek yolu değil ama bilinci artırarak yaratılışın amacını bilmek(istemek seçimimiz olmalı). Bu kalite meselesi yani bilincin farkına varmak, insan neden yaratıldı(diye düşünmek). Bu noktayı anlatacak fazla kelimelerde yok. Farklı bir sonuç. Eğer zamanında denilen koşulda gidersek hiçbir şey anlamadan farklı, eğer bilinçli bir şekilde ilerlersek farklı. Bu yüzden Kabala ilmini aktarmaya çalışıyoruz.

SORU: Neden binlerce yıldır maneviyatı sürgündeyken öğretmediler?

RAV: Sürgündeyken tüm dünyaya öğretmediler. Yani Kabalistler içinde bulundukları kendi halklarına da öğretmediler. Çünkü insanoğlu gelişim için o düşüşten geçmek zorundaydı. Dünyaya baktığımız zaman kültürel, teknolojik, ekonomik olarak gelişimin hepsi fiziksel gözlerimizle gördüğümüz şeyler. Ve görüyoruz ki dünya düşmeye devam ediyor ve giderek daha çok egoizm alıyor, alma arzusu giderek artıyor.

Babil zamanından bizim zamanımıza kadar alma arzusu hep artı. Şimdi ise katsal boyutta artıyor. (Rav çizerek anlatıyor). Diyelim ki burası Babil ve çok düşük bir ego vardı o zaman. Şimdi ise ego çok yukarıda. Diyelim ki biz buradayız. Ve düşünüyoruz ki, kültürümüz var. Hâlbuki eğitimle, endüstri ile teknoloji ile ilerlememizin Babil medeniyetinin üzerine kurulduğunun farkında bile değiliz. Bu zamana kadar yaptığımız her şey Babil zamanındaki egomuzun üzerine inşa edildi. Ondan sonra yani Babil'den sonra tapınaklar yıkıldı, ikinci tapınağın yıkılmasından itibaren diyelim.

O zamanda bir karışım olmak zorunda. Yani ihsan etme kapları denilen o arzular alma arzuları ile karıştı. Nikudim dünyasında kapların kırılmasında öğreniyoruz. Orada entegre olmak zorundaydı. Herkes maneviyattan tümüyle düştü. Hatta maneviyatı edinmiş insanlar bile tümüyle kaybettiler her şeyi. Nikudim dünyasında öğrendiğimiz gibi kaplar kırıldı ve Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, nesil köpek yüzlü nesil tanımını aldı. Baal HaSulam bu şekilde anlatıyor. Yani nesillerin çöküşü. Elbette burada insanlardan bahsediyor. Öteki taraftan da baktığınız zaman dünya gelişmiş gibi geliyor ve yükseliyor. Dolayısı ile orada iki koşul var. Londra’dan Chris’in sorduğu gibi siz neredesiniz.

Her şey maneviyattan uzaktı. İhsan etme nitelikleri Bina’ya bağlıydı(anlayış). Dolayısı ile birtakım konularda başarılı oluyoruz. Alma arzusu ile ilgilenirsek bunu birçok yolda kullanmamız söz konusu. İyi bir şekilde kullanıyoruz çünkü iki çeşit kap var. Kabımız ihsan etme kabına bağımlı olduğu için, kırılmış olmasına rağmen sanki alma arzularımızı istediğimiz şekilde çeviriyoruz. Bu yüzden de dünya şikâyetçi. Ne diyorlar? Dünyayı kötüye kullanıyorsunuz diyorlar. Haklılar.

Çünkü eksik olan şey bir nokta, amaç. Yaratılışın amacı ne? Amacı anlamak, eksikliğimiz bu. Hem biz, hem de dünya halkı olarak neden yaratıldık demeli. Ve anlatmamız gerekende bu. Neden yaratıldık? İnsanın yaratılışının manası ne? Ne işimiz var burada? Bunu en kısa zamanda yapmaya çalışmalıyız ki insan bilinçli bir şekilde yaşasın, neden yaşadığını bilsin.

SORU: Purim denilen bu bayramın mucizesi nedir? Nedir bu Purim bayramı?

RAV: Ortaya çıkan mucize şu; Burada Adam Harişon’un ruhundan ve alma arzusundan bahsediyoruz. Ne diyor, altta alma arzuları ve üstte ihsan etme arzuları var. Tüm yaratılış aslında bu alma arzusu ve amaçta bu. Her şeyde alma arzusu olan insanlar için, aslında her şey onun için. Fakat ihsan etme kapları buna ait değil. Dünyada bir yeri yok. Peki, ihsan etme kaplarının ne işleri var burada? Herkese yabancı, herkesten uzak. Doğal formları ile yaratılışın temelinde yeri olan bir şey değil. Suni olarak yapılmıştı ve Hz İbrahim tarafından geliştirildi. Hz. İbrahim tümüyle farklı bir statü edindi Babil zamanında. Niye? Çünkü maneviyatı edindi, edinmesine ek olarak da metodu ifşa etti. Metodu ifşa ettikten sonra bu metodu kullanarak maneviyatı edinen bir gurup insan bu seviyeye geldikten sonra alma arzusuna ait olmuyor. Bu yüzden bu son incelemeye göre görüyoruz ki dünya egoist bir yöne doğru gidiyor. Ve felsefede bu şekilde (yönde) ilerlemek durumunda. Bu yüzden maneviyatı çalışan insanlara dünyada yer yok denir. Bu yüzden itilir, kakılırlar.

Hikâyede Mordehay geriye kalan tek adamdı. Hala kralın kapısında oturuyordu ve oradan ayrılmadı. “Sen kimsin ki, ne içinsin, niye buradasın”. Gereksiz bir parça gibi, “bunu yok edersek mutlu oluruz”. Bu doğal bir his ve doğru bir his. Bu yüzdende bir mucize var yani amaç ortaya çıkmaya başlıyor. Ve oradaki tek fark bütünlüğe gelmek yani insanın bütünlüğe gelmesi lazım. Sürgünle kurtuluş arasındaki nokta o ilk Alef harfinde. Dolayısı ile alma arzusu için gereksiz olan ihsan etme arzusu daha yüce bir şey haline gelir. Peygamberlerin yazdığı gibi, Kudüs’e gelin denir. Kudüs’e gelmek o manevi seviyeye yükselmek. Elbette burada Kudüs şehrinden bahsetmiyoruz. Yani o manevi arzu, İsrail denilen o kalpteki nokta bir araç. İnsanın manevi arzusunu körüklemesi için, artırması için, ihsan etmesi için içinden iten bir güç.

Bunu iki şekilde geliştireceğiz. Ya hızlandıracağız ve hızlandırırsak da, doğru bir şekilde ilerleyeceğiz. Bu yüzden hocalarımız “ya ıslah olacaksınız ya da buraları sizin için mezar olacak” diyorlar. Şimdi 21. yüzyılın başındayız, tarihte özel bir durumdayız. Artık zaman çok hızlı ilerliyor ve her şey hızlandı. Çünkü bu çizdiğime göre görüyoruz ki egonun artış hızı da daha fazla, daha hızlı. Dolayısı ile geçmişten örnek almamız yanlış. Çünkü geçmişteki gelişim bu zamanda ki kadar hızlı değil. 20. yüz yıla baktığınız zaman, 20. yüz yılın başından sonuna kadar olan gelişme ondan önceki 2000 yıllık gelişiminin hepsinden daha fazla. Dolayısı ile gelişimin hızı muazzam hızlandı. 1900’lü yıllara kadar hiçbir şey geliştirmediler ki. 20. yüz yıldaki atılan büyük adımlar tüm tarihsel geçmişimizin toplamından daha fazla. Ve artık şunu görüyoruz ki evrim teknolojide değil artık ruhta. Bunu tüm insanoğlunun içinde bulunduğu durumdan da görüyoruz. İnsanoğlundan bahsettiğimiz zaman evrimi teknolojik gelişme vs olarak görüyoruz. Ama anlamıyoruz ki, evrim egoizmin gelişmesi. Ve yükselişe göre hesaplayacak olursak, gördüğümüz gibi tarihsel açıdan zaman ve egonun yükselimi arasında bir fark olmaya başladı. Yani daha az sürede ego daha çok gelişiyor ve katlanıyor. Bu nedenden dolayı yapabildiğimiz kadar hızlı yapmaya çalışmalıyız.

SORU: İhsan etme kapları küçük dediniz, bunu açıklar mısınız. Nasıl ölçüyoruz?

RAV: Küçük olmalarının nedeni yapılarına göre alma arzuları az. Burası Aviut Şoreş ve Alef direkt Işığın dört safhasının sıfır ve bir hali. Öteki taraftan geriye kalan üçüncü ve dördüncü safhalar gerçek olarak alma arzuları. Bu şekilde. Bu yüzden topraklarında iken yani tapınak var iken bilimde falan gelişmediler. Son derece teknoloji, bilim gibi hiçbir ilerlemeleri yoktu. Yani çekimleri bu yöne yönelik değildi. Dünya ülkeleri teknolojide, bilimde, kültürde, felsefede gelişti en çok. Peki, bizim halkımız ne zaman gelişmeye başladı? Tapınak yıkıldıktan sonra. İhsan etme kapları darmadağın oldu ve alma arzularının içerisine düştü, maneviyatı tümüyle kaybettiler. İkinci tapınak yıkıldı ve diğer dünya ülkeleri ile genel ego içerisinde çalışmaya başladılar. Ve burada görüyoruz ki ondan sonra gelişmeye başladılar. Şimdi, ıslah olmaya başlar başlamaz, ıslah eden Işık vasıtası ile düzelmeye başlarlarsa o zaman tekrar kendilerini o manevi seviyeye çıkartırlar. Bu yüzden bir araya gelince kutsal olacaksınız der hocalarımız. Sadece maneviyat, teknolojiydi, iş hayatıydı değil, teknolojiden maneviyata gelmemiz lazım çünkü 2000 yıldır sürgündeydik. Dünyanın aslında istediği bir tek şey var oda sükûnet ve huzur, oda ancak maneviyatta var.

Dolayısı ile yapmamız gereken şey, bu ıslah metodu ile bilinci artırabilmek ve insan bunu çalıştığı zamanda hayatının amacına varabilir. Gerçekten göreceğiz ki bunu da insanlar güzel bir şekilde kabul edecekler. Sadece doğru bir şekilde dereceleri organize etmemiz lazım. Eğer biz maneviyatı her şeyin üzerinde tutar ve kendimizi organize edip ıslah edersek ve maneviyatı bedenin üzerinde tutarsak, fiziksel olarak elleriyle ve vücutları ile yaptıkları üzerine esas maneviyatımızı koyarsak (çünkü maneviyat insanın niyetidir, kalbin ıslahıdır) ve eğer kalbin ıslahını gerçekleştirebilirsek ve bu iki dereceyi doğru bir şekilde ayarlarsak (Baal HaSulam içsellik ve dışsallık olarak anlatıyor bunları) o zaman dünyada da her şey içsellik ve dışsallık olarak organize olur. Dolayısı ile bu, manevi arzusu olup da manevi yolda çalışan insanlara bağlı. Çünkü bu insanların bir çekim ve arzusu var ve bu insanların talepte bulunması lazım. Islah olması için talep etmesi lazım fakat diğer dünya ülkeleri de bu insanlara yönelik sürekli şikâyetçi. Birkaç yıl içerisinde dünyada olan koşulları ve ekolojik olarak dünyanın gerilemesini (vs. gibi) göreceğiz.

Görmemiz gereken şey şu ki, sadece içimizde ki bu içsellik ve dışsallık arasında ki bozukluk, tüm dünyadaki ekolojik bozukluğu sağlıyor (hayvansal, bitkisel âlem vs.).

SORU: Ama taleplerinin gücü az.

RAV: Hayır, acıları fazla ama. O acı, hissettikleri ıstırap, çektikleri acı maneviyatı edinmek isteyen insanların kendisini ne derece organize ettiğine bağlı. İçsellik ve dışsallık var kişinin kendi içerisinde bu içselliği ve dışsallığı organize etmesi ile dünyayı ıslah ediyor. Yani maneviyatla mı ilgileneceğiz, dışsallıkla mı ilgileneceğiz, hangisi daha önemli. Birisi ötekisini iptal ettiğinden değil, hangisi daha önemli(kişi için). Bunu doğru bir şekilde organize edersek (zaten maneviyat Yaratan’ın bir parçası, ne diyor, “size kendimden bir parça verdim” diyor) Işık kaba girer, kabın içerisinde tüm bu parçalar bir araya gelir ve hepsi organize olur. Her biri doğru bir şekilde entegre olmuş olur (Sadece maneviyatı çalıştığımız zaman, maneviyatın en üst noktada olduğu zaman).

SORU: Amaca yönelik bir süreçte olduğumuzu anlamak için egonun gelişimi ile bizim gelişimimiz arasındaki ilişkiyi mi kurmamız lazım?

RAV: (Burada çizimle anlatıyor) Haklısın bunu bize Talmud Eser Sefirot’ta anlatıyor. Öncelikle kabın kırılması oldu diye yazıyor. Adam Harişon’da Hz. Âdem’de olduğu gibi. Nikudim dünyası denilen Partzuf’un oluşması gibi Katnut’tan Gadlut’a geldi. Bu süreç özellikle Yaratan tarafından yapıldı. Bir taraftan Nikudim dünyasının kapları Malkut’a ait yani alma arzuları ve yaratılan varlık, esas yaratılan varlık bu. Burada da ihsan etme kapları var (Rav çizimden gösteriyor) yani Yaratan’ın kapları. Bu ikisi beraber işliyor ve Hazeh’te bir bağları var.

Diyelim ki bu Nikudim dünyasının Katnut (küçük) hali ve aralarında Parsa denilen bir sınır var. Bu ihsan etme kaplarına Galgalta Eynaim diyoruz. Kahap, Agat ve orası da Tanim alma arzuları. Burası alma arzuları Kelim ve Kabala, Ahap. Bu kapları kullanmak yasak. Neden? Çünkü birinci kısıtlama üzerlerinde işliyor(Sim Sum Alef). Şimdi Malkut ikinci kısıtlamada o seviyeye yükseldi ve orada duruyor. Bu noktadan itibaren de maneviyat başlıyor. Yukarıda Yud var ve Parsa’nın altında da Daled var (fakirlik dedikleri yer). Tüm alfabe harfleri oradan başlıyor yani kapların oluşması o noktada başlıyor. Alef harfi bu şekilde inşa edilmiş bir harf. Aralarında da Parsa var. Talmud Eser Sefirot’ta bu şekilde anlatıyor (Rav’ın alta çizdiği alfabenin ilk harfi Alef).

Dolayısı ile bunları ıslah etmemiz mümkün değil(alttaki şeyleri). Islah edebilmen için ihsan edebilme kıvılcımları serpmen lazım. Bu yüzden bir seçimimiz yok. Bu iki ayrı olan parçayı bir araya getirmemiz lazım. Nasıl? Burada ki Parsa denilen o sınırı kırmamız lazım. Çünkü ihsan etme kabında ki Işıklar alma kaplarına girsin. Partzuf on Sefirot olduğu içinde kırılmak zorunda kalacak. O zaman Galgalta Eynaim ve Ahap bunların hepsi birbiri ile bağ içerisinde olacak. Galgalta Eynaim Ahap’a girmiş oluyor, Ahap’ta Galgalta Eynaim’le karışmaya başlıyor. Esas inceleme orada başlıyor.

Bu karışım sürgün diye tanımladıkları şey. İhsan etme kapları alma arzuları içerisinde karışmış durumda ve sürgünde denir. Alma arzuları ihsan etmeye yükselmiyor sadece karışıyorlar. Ama bu karışım vasıtası ile ancak ıslah süreci başlayabilir. Bunların hepsini Talmud Eser Sefirot’ta net bir şekilde açıklıyor.

Şimdi düştükçe birinci tapınak yıkılıyor, bir daha düşüyorlar ikinci tapınak yıkılıyor ve bunların hepsi açıklanıyor. Dolayısı ile bizim dünyamızda sadece sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu dünyada ki yapılan karışımdan sonra özgür seçim başlıyor. Ondan önce değil. Ondan önce hiçbir seçimimiz yok. Dolayısı ile tüm koşul yukarıdan ve Işık vasıtası ile. Burada ki tüm süreç kabın vasıtası ile. Yani Man (Dua) yükseltmeleri lazım bu noktadan sonra. Bu noktadan sonra gerçekten seçim yapabiliyoruz. Çünkü bir insanda kalpteki nokta uyandığı zaman, o zaman doğru bir şekilde evrimleşmek için hak kazanıyoruz.

Ondan önce ki gelişen tüm tarihsel koşullar nelerdir? Hz İbrahim, tapınakların yıkılması, peygamber, sürgün vs Yaratan’ın yaptığı(kasti yapılmış) şeyler. 1995’ e kadar diye yazıyor hocalarımız. Ve o noktadan sonra diyorlar ki, yukarıdan bir uyandırılış gelecek. Uyandırılış geldikten sonra aşağıdan yukarıya doğru uyandırılışa karşılık vermek zorundayız. Bu yüzden bu sitigmadan kurtulmamız lazım. Dışsallığı barındırmamız lazım sitigmasından kurtulmamız lazım. Fiziksel dedikleri o pratik sevaplarla artık bir işimiz kalmadı, sürgünden çıktık. Yukarıdan bir uyandırılış başladı. Şimdi niyetin ıslahına doğru gelmemiz lazım.

SORU: Bizlerle niye konuşuyorsunuz ki hükümetle konuşun ülkeyi maneviyata çeksinler.

RAV: Haklısınız. Bu soruyu soran iki arkadaşta haklı. Problem şu, kişi beden olarak mı bakıyor yoksa ruh olarak mı bakıyor. Perspektif burada. Ruhlarda, ruhun köküne göre bir ayırım var ve fonksiyonlar olarak da farklı. Mesela soruyu soran arkadaş bizimle uzun zamandır ıslah metodunu çalışıyor, biliyoruz. Şimdi biz bir taraftan maneviyata çalışıyoruz ve herkeste ruhunun köküne göre ıslah olma yolunda çalışmaya katılıyor. Baal HaSulam’ın Aravut ve Matan Tora adlı makalelerini hatırlamakta fayda var. Rav Elezar şöyle söylüyor, tüm dünya ıslah olmak zorunda ve İsrail oğulları da dünyanın hizmetçisidir diyor. Bu yüzden çok berbat bir tarihimiz var. Tarihimize bakarsak, her tarafta vurulan, nefret edilen bir grup insan(İsrail oğulları). Çünkü fiziksel olarak biz yargılamıyoruz durumu.

Bende Litvanya'daki o kasabada yaşıyordum ve oradaki insanların başlarından geçenleri de biliyoruz. Kimse genel sistemde ki Yaratan’ın hesabını bilmiyor. Biz makinenin parçalarıyız. Her şey Allah tarafından yönetiliyor, biz hesap kitap yapamıyoruz ki. Herkes son ıslaha gelip Yaratan’la bütünleştikten sonra relatif olarak her şeyi görecek ama hiç kimsenin ıslah olana kadar bir seçimi yok. Daha çok arınmış, daha çok faydalı parçalar var ama burada başkasının daha üstün olması vs söz konusu değil. Tam tersine biz bozuk olduğumuz için bu kadar ıstırap var ve burada ıstırap çektiğimiz için maneviyatın peşinden koşturuyoruz.

Ve hatta neden kırılma oldu ki? Çünkü Ahap’a, arzuların içerisine girmesi için (kırılma oldu). Bu şekilde ancak herkes karışarak bir yücelme söz konusu olsun. Yaratan Adam Harişon’u (Hz. Âdem’i) yarattığı zaman onun Ahap’ı işlemiyordu, sadece Galgalta Eynaim’i işliyordu. Sadece burada Nefeş denilen küçük bir Işık vardı. Çok az bir Işık hatta istirahat denilir, hareketsiz bir Işık gibi.

Şimdi siz Hz. Âdem’i alacaksınız Yaratan’ın seviyesine çıkaracaksınız. Peki, nasıl olabilir bu? Hz. Âdem’in bunu özgür seçimi ile yapması lazım. Özgür seçimi ile de yapması için Ahap’ını devreye sokmak zorundaydı (alma arzularını). Bu yüzden, alma arzusu ihsan etme metodunu direkt olarak alamıyor. Yaratan Işığını vermek istedi ama direkt olarak Işığı alamıyor(yaratılan). Dolayısı ile ne yapması lazım? Nefeş denilen koşuldan daha arı olan koşula filtre ederek geçirmesi gerekiyordu. Bu kırıldıktan sonra Hz. Âdem’in tüm parçaları (yani arzuları) Yaratan’ın seviyesine gelsin. Peki, nasıl yükseliyorlar? Sadece Ahap’ı kullanarak. Çünkü yaratılışın tüm arzusu bu, Yaratan’ın arzusu bu.

Bu yüzden ıslah olduktan sonra, Ahap’ı maneviyatla ıslah ettikten sonra ancak Ahap vasıtası ile yükselebilir. Bu dünya ülkeleri denilen alma arzularını ihsan etme arzuları ile karıştırıp, yücelterek, etkileyerek bu şekilde 125 dereceden çıkıyoruz. Çünkü insanın tüm tırmandığı bu 125 derece sol çizgi ile oluyor (ego vasıtası ile). Ondan sonra sağ çizgi geliyor. Nedir sağ çizgi? Yaratan’ın Işığı, Ohr Makif, ıslah eden Allah’ın etkisi. Bununla birlikte kırılmış kapları ıslah ediyorsun. Burada da kırılmış kaplar var. Oradan kişi Yaratan’ın seviyesine yükselebilir ancak.

Elbette dolayısı ile beraber yapılması gereken karşılıklı bir iş var, karşılıklı bir çalışma var. Bir taraftan manevi arzusu olan insanlar metodu vermek zorunda ama tüm insanoğlu rol almadan bundan hiçbir şey ortaya çıkmayacak. Bu maneviyatı edinmek isteyen insanların içinde de iki derece (içsellik ve dışsallık) var. Ve o manevi noktası olan insanların içselliği ve dışsallığı nasıl organize ettikleri dünyayı etkiliyor. Yani doğru bir şekilde organize etmemiz lazım. Ama burada karşılıklı bir çalışma var.

Manevi arzusu olmayan insanlarda da içsellik ve dışsallık var. Neden? Çünkü karışımdan (Hitkalelut) kaynaklanıyor. Tüm dünyada böyle. Yoksa hiçbir içsellik ve dışsallık olmazdı. Ortada Galgalta Eynaim var ve dışında da Ahap var. Tüm insanoğlunda içsellik ve dışsallık var. Dışsal neden tanımı var. Buna sürgünün Tora’sı denir, yani niyeti olmadan yaptığı şeyler. Islah olma niyeti olmadan fiziksel dini hareketleri yapması yüzünden dışsallık denir. Ne zaman içsellik haline geliyor? Ne zaman ifşa oluyor? Sadece sürgünde fiziksellik vardı. Çünkü sürgüne gitmeden önce hiçbir fiziksel hareket yapmıyorlardı. Sadece manevi hareketler yapıyorlardı yani içlerinde bir mekanizma işliyordu, içsellik içerisindeydiler. Tapınak yıkıldıktan sonra Yahudilik dini ortaya çıktı. İkinci tapınaktan sonra neden Yahudilik dinini ortaya çıkardılar? Toplumu bir çerçeve içerisinde tutsunlar diye. Kabalistler bunu yaptı. Tüm duaları, fiziksel hareketlerin hepsini Kabalistler halkı bir çerçevede tutmak için oluşturdular.

Dolayısı ile anlamamız gereken şey şu ki, içselliği ve dışsallığı doğru bir şekilde organize etmemiz lazım ki Yaratan’ın Işığı yukarıdan aşağıya yansısın ve tüm insanoğlunu bir bütünlük haline getirsin. Herkes, her nokta eşit olacak. Çünkü Yaratan’ın amacı baştan herkesin Yaratan’la bütünleşmesi. Bütünleşme olduğu zaman hiç kimsenin, hiç kimseyle farkı olmayacak. Dolayısı ile her birimiz rolümüzü en kısa zamanda anlarsak, insanoğlunu sonsuz mükemmellik, sükûnet ve bütünlük içerisine gelmesi gerektiğini anlarsa bu amaç o kadar çabuk realize edilir.

SORU: İhsanla almayı karıştıramayız diyorsunuz. Tıpkı piyangodan para kazanan insanların paranın bir kısmını tutar bir kısmını bağış yaparım dedikleri gibi. Bu maneviyatı alan insanlar suni hale gelmezler mi?

RAV: Hayır, bu doğru değil. Çünkü kırılma herkesin içerisinde oldu. Tapınak varken herkese hizmet veremiyorlardı çünkü küçük kapları vardı. Sadece kendilerini tutuyorlardı. Tapınak neden yıkıldı? Tapınağın yıkılması Yaratan’ın vasıtası ile oldu. Yaratan süreci başlattı. Dolayısı ile görev zaten bu.

SORU: O zaman dışsallığın bizim için bir şey olmadığını söyleyen bir grup olması lazım.

RAV: Hayır, anlamadığın şey bu. Bu iki derece zaten var. Sen Ortodoks dinciler gibi beni anlamıyorsun. İçsellik ve dışsallık ikisi bir arada varmak zorunda. Ama birisi ötekisinden daha önemli. İçsellik daha önemli, dışsallık daha az önemli. Sadece bir önem meselesi. İçselliğin önemi karşısında dışsallığın hiçbir değeri yok ama bir iptali yok. İkisi de olmak zorunda. Dışsallık sadece bu dünyada olduğu için önemsiz diyoruz. Elimizle, ağzımızla yaptığımız söylediğimiz şeyler ama bunu tutmak zorundasın.

Dolayısı ile fizikselliği iptal etmiyorsun. Yani en dincisinden, en az dincisine kadar yaptıkları hareketleri iptal etmiyoruz, buna gerek yok. Diyoruz ki, bunlar sadece ikinci planda. İçselliğe göre kıyaslarsak sanki hiçbir değeri yok gibi söylüyoruz(kıyasladığımız zaman). Ama kırmıyoruz, yok etmiyoruz ve gereksiz demiyoruz. Bunlar iki farklı derece. Her zaman size anlatıyorum, iki farklı derece.

Bu suni dışsallığa gerek yok demiyorum. Tamam, var, kültür, eğitim bunlar insanda olması gereken şeyler. İnsanların gelenekleri, kültürleri, bayramları bunlar olmalı(insanın içerisinde). Bunlar silip attığımız, yok ettiğimiz şeyler değil. Zorunlu değil, olabilir ama yok etmiyoruz. Ama hayatımızı tayin etmesi gereken nokta içsellik. Öncelikle bu gelmek (bu olmak) zorunda. Dışsallığı iptal ettiğinden değil. İçsellik dışsallığı organize eder. Hatta daha uygun şekilde organize eder.

Baal HaSulam bununla ilgili yazıyor, diyor ki, tüm dünya son ıslahtayken kendi dininde kalacak diyor. Kendi geleneklerini, bayramlarını yapacaklar diyor. Bunlar o ülkenin kültürü, gelenekleri. Bunları değiştirmelerine gerek yok ki. Değişmesi gereken tek şey insanın içselliği, kişinin ruhunun Allah’la bir bağ kurması. Allah’la o bağı yaşaması, tecrübe edinmesi. Bu dünyada elimizle kolumuzla yaptığımız suni şeylerin ne olduğunu, ne anlama geldiğini bile anlamıyoruz ki. Baal HaSulam Yaratan’ın yüzünün ifşası ve gizliliği makalesinde bu dünyanın ıslah olmuş ve ıslah olmamış bir insana nasıl gözüktüğünü açıklıyor. Ne diyor, maneviyatı edinmek isteyen bir adam, edinmeyen bir adam tarafından hasta, fakir ve zavallı olarak görünüyor diye. Maneviyatı edinmiş bir adamda fiziksel bir adama baktığı zaman, bu adam ne kadar fakir, hasta ve zavallı bir insan gözüyle bakıyor diye yazıyor. Durumun ne kadar zıtlık içerisinde olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Dolayısı ile dışsallığın nasıl gözüktüğünü, nasıl olduğuna bakmıyoruz. Kimseye şunu yap, bunu yap demiyoruz. Dediğimiz tek şey içselliğe önem vermek.

Kabala ilminin amacı, insana doğru formu getirmek. Bu kurtuluş demek yani arınmak kalpte olmak zorunda, arzularımızda olmak zorunda demek. Yani ihsan etme niyetini edinmek zorunda. Kalpteki noktamız, ıslah olması gereken bu. Kişi kendisini rol almak zorunda hissediyorsa(fiziksel hareketlerde vs) yapabilir. Maneviyatta baskı yoktur. Bir taraftan bu şekilde. Öteki taraftan da grup çalışma çerçevesini tayin etmek zorunda. Çünkü kişi manevi yolda ilerlerken sürekli inişten ve çıkıştan geçiyor. Düşüşe geçtiği zaman kendisini muhafaza edecek bir disiplini olması lazım. Bu yüzden duaların sıralaması var, bayramların sıralaması var. Bunu insanlar anlamaması normal, bu yüzden bizi de kimse anlamıyor. Yani dinciye göre biz dinsiziz, laik olana göre de biz dinciyiz. Bu yüzden kimse bizi anlamıyor. Maneviyat hiçbir şeyi iptal etmiyor, sadece devreye soktuğumuz şey Yaratan’ın Işığı. Biz insana gidip de bunu şöyle düzelt, bunu böyle yap, bunu şöyle yap demiyoruz ki. Sadece diyoruz ki, insanı Allah değiştirebilir. Bu son derece içsel ve özel bir şey. Yaratan’ın insanla olan beraberliği. Bunu doğru bir şekilde yapabilirse kişi yücelebilir. Bunu dışarıdan kendisi yapamaz. Bu yüzden her defasında azar azar bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu şekilde biraz daha sevgi ile sabrımızla belki insanlara anlatabiliriz. Ama hiç kimseyi suçlayamayız. Çünkü bu sürgünden kaynaklanıyor. Kimseyi suçlayacak durumda değiliz. Sürgün dönemini bitirmek üzeriyiz ve insanlar farkında değiller(sürgün dönemi bitti ve insanlar farkında değiller).

SORU: Sürgündekiler daha da büyük bir şekilde düştüler ise aşağıdakilerin daha yüce bir şekilde çıkması söz konusu mu?

RAV: Daha öncede söyledim, nereden bilelim ki, biz tayin etmiyoruz ki onları. Yani biz her şeyi Allah organize etti diyoruz, Işığın halletmesi lazım diyoruz. İnsanın bu dünyada yapması gereken bir tek şey var, manen gelişmesi, kalbinin ıslahı ve Yaratan’a tutunmak. Yaratan’ın nasıl düzenlediğini biz nereden bilelim. Eğer kişinin doğru bir şekilde niyeti varsa, manen gelişmek istiyorsa, kalbini arındırmak istiyorsa Yaratan o kişiye yardım ediyor. Ben hangi akla göre Allah’ın ne yapmak istediğini bilebilirim ki. Bizim işimiz bu dünyada yükü yüklenmiş bir eşek gibi, bir katırın arabayı çekmesi gibi, hocalarımız böyle yazıyor. Gerisini Yaratan değiştiriyor, Allah’ın Işığı değiştiriyor. İnşallah bizde ıslah olmayı isteriz ki Yaratan yardımcımız olsun.