|
|
|
ŞAMATİ 138 - KİŞİ BAZEN KORKUYLA MEŞGUL OLURKEN OKUMA Kişi bazen korkuyla meşgul olurken, kişi bilmelidir ki, O’ndan başkası yok. Eğer kişi korkunun daha güçlü olduğunu görürse, şans diye bir şey yoktur ki Yaratan yukarıdan verir. Sonu önceden görmek. Şöyle ki kişiye bu korku yukarıdan gelir. Kişiye bu korku gelir ki kişi O’ndan başkası yok diyebilsin. Ancak kişi bu noktadan sonra hala korkuyor ise kişi şöyle bir örnek almalı; şöyle ki Yaratan’ın korkusu şu an ki hissettiği güçten daha fazla olmalı. Şu demektir ki; beden o korkudan etkilenir ve aynı formda Yaratan’ın korkusu da olmalı. RAV Biz doğamıza göre bir alma arzusuyuz. Yaratan bu şekilde yarattı, yoktan var etti. Alma arzusu, mutlu olma arzusu, zevk alma arzusu, doyum alma arzusu. Ve tüm izlenimlerimiz, arzunun içerisinde hissettiğimiz pozitif (olumlu) ya da negatif (olumsuz) her şey sadece Işıktan geliyor, Yaratan’dan kaynaklanıyor. Diyebiliriz ki ya Işığın varlığı hissedilir ki bu mutluluktur, ya da Işığın eksikliğini hissederiz buda kişiye negatif hisler getirir. Korku genel bir his. Zevksizliğin, haz kaybının ya da istediğim bir şeyi sahip olamayacağım bir eksiklik hissim var, ta ki insan daha kötü koşullara gelebilir, ta ki kendisini kayıp hissediyor olabilir. Öyle safhalara gelebilir ki insandan Işık ayrılır. Yani arzudan Işık ayrılır. O zaman arzuda Işığın eksikliği korkusu değil ama varlığına yönelik bir korku var. Çünkü var olmakta Işığa endeksli olan bir şey. Kişi eğer nasıl değişeceğini kendisini Işıkla nasıl dolduracağını çalışıyorsa (bir insan) bu insana Kabala çalışıyor denir. Bu süreç, kişinin kendisini Işığa tekabül edecek şekilde çalışması safhasından önceki döneme hazırlık dönemi denir. Ve bizim dünyamızda geçirdiğimiz safha budur. Doğumumuzdan bu yana birçok insan reenkarnasyondan geçer. Ta ki kişi daha çok hazır olana kadar. Ve önümüzdeki zevklere nazaran aynı zamanda daha gizli, daha yüce bir hazzın eksikliğini hissedebilmemiz için. Ondan sonra kişi daha yüce bir şeyin olduğunu ve bunun eksikliğini hissettiği zaman, o zaman kişi çaresizliğe girer. Çünkü kendisini nasıl dolduracağını bilemez, bir boşluk içerisindedir. O zaman benim hayatım ne olacak gibi bir endişe, bir korku başlar. Daha önceki koşullarda ise kişi haz arıyordu. Ve bu dünyada eksik düşündüğü şeylerin peşinde koşup bu dünyevi şeylerle kendisini doyurmaya çalışıyordu. Şimdi ise daha farklı soyut, elle tutulamayacak bir şeyin doyumunun peşinde. Bu dünyada hissedemediği bir şey. Bu dünyevi fiziksel objelerde ya da bu dünyevi insanlar arasındaki ilişkinin üzerinde bir şey. Buda Işığın eksikliği anlamına gelir. Elbette Işıktan bahsederken korkudan ve sevgiden bahsediyoruz. Korku şu demek; Işığa sahip değilim ve doyum birkaç şekilde olabilir. Belki mutlu olmak istiyorum, belki o soyut doyumdan haz duymak istiyorum ta ki o Işığın karakterini, o doyumun niteliklerini hissedene kadar. Çünkü bu şans eseri gelmez insana, nedensizde gelmez. Geliş kişinin yaklaşımıyla, çalışmasıyla olur, bir şeye kendisini yöneltmesi ile olur. Ondan sonra insan kaynağa olan yaklaşımını değiştirmeye başlar ya da zevksizliğe, zevk alamadığı koşula yaklaşımına. Nedir bu? Yaratan’a olan yaklaşımında ayarlamalar yapar. Kendi eksiklik ya da zevkinden ziyade, ne tür zevk aldığına yönelik bir yaklaşım ayarlar. Çünkü Yaratan arzudan alınan zevkten daha derin, kişiye ifşa olduğu kadarıyla. Şöyle ki ihsan etmek var ve insan bu niteliği kaybetmek istemez, buna korku denir. Ve sevgi var ve o ihsandan aldığı doyumdan aldığı iyilik var, iyi bir haz var ve birde Yaratan var. Ve insan Yaratan’ı ihsan etme ve insana yönelik sevgi dolu olarak hisseder. Ve zevkin arkasında duranda Yaratan, kaynak olarak ifşa olur. İnsan bu ifşaya geldiği zaman yavaş yavaş çabasını sarf etmesi gerektiğini görür ki burada bir nevi oyun olduğunu görebilsin. Sevgi, korku ve içindeki arzulardan, izlenimlerden bunun bir tek güç olduğunu ve Yaratan’ın kendisine yavaş yavaş öğretmek istediğini görür. Yani yaratılan varlığın Yaratan’la nasıl bir bağ, ilişki kurup bütünleşeceğini, en güçlü bağa ulaşabileceğini Yaratan gösterir, bu ifşası ile. Ve içindeki Işığın yarattığı tüm arzularda bu şekilde haz duyabilsin. Ve tüm bu bitin doyuma ulaşabilmek için yapılan çalışmaya Kabala ilmi denir. Bu yüzden Kabala denir, Kabala Lekabel (ALMAK) kelimesinden gelir. Kişi tüm bu çalışmadan geçtikten sonra arzularının üzerine, etine, kemiğine yaptığı çalışma ile uzaktan Yaratan kendisine öğretiyor ve kişiyi kendisine yakınlaştırıyor. Tıpkı bir bebeğe öğrettikleri gibi. Ve o bebek aşama aşama büyür ve yavaş yavaş ilişkiyi anlayamaya başlar. Arzulanması gereken şeyin kendisini daha doğru yönlendirir. Aslında sevgiden ziyade korkuyla daha çok öğrenir. Kişi doğal olarak egosunun içerisindeyken ve sadece haz duymak istediği zaman kişiyi en çok etkileyen şey,( daha doğru yönlenebilmesi için) korkunun varlığı. Yani alma arzusunda ki korkunun hissi. Zevk kaybı ve bu eksikliklerden kaynaklanan koşulda insan bir sürü zevklerin Yaratan’dan nasıl geldiğini ve ne tür zevklerin, arzuların eksikliklerin geldiğini incelemeye başlar. Bu ilişki sisteminin hepside zevklerin ve alma arzusunun etrafında dönüyor. Bu ilişki ve tüm zevkler, (zevklerin kaynağı Yaratan, tüm alma arzusu da, zevk alacak olanda yaratılan), dolayısı ile bu iki Yaratan ve yaratılan arasında ki tüm ilişki, tüm evreni oluşturuyor. Ve bu evrenin çalışılmasına da Kabala ilmi diyoruz. Eğer insan öğreniyor ise tüm evrenin kanunlarını öğrenmeye başlar. Yaratan’la arasındaki ilişkinin detaylarını, basamaklarını anlar, yaratılışın hepsini (tüm dünyaların sistemlerini) anlamaya başlar. Ve O’ndan başkası yok adlı konuma aşama aşama gelir. Kişinin geçirdiği tüm koşullar, hissettikleri her şey alma arzusundaki, tüm zevkler, tüm eksiklikler, zevklerin gelmemesi, insan öyle bir koşula gelir ki kendi alma arzusu ile Yaratan’dan gelen zevkler arasında ki ilişkilerin hepsi bunların üzerine daha derin, daha yüce bir ilişki yaratmak için. Kiminle? Yaratan’la yaratılan varlık arasında(bizim dünyamızda olduğu gibi) Birbirimize hediyeler veriyoruz, bazen de tersi oluyor ama tüm bu dış bağlantılar vasıtası ile daha iç bir bağa geliyoruz. Bu şekilde birbirimize olan yaklaşımımızı ifşa ediyoruz. Bir başka insanla olan yaklaşımımızı, düşüncemizi, ona karşı ne hissettiğimizi yani kişinin arzusunda eksik hissettiği tüm boşluk, Yaratan’dan gelen tüm Işık ya da bunun tersi, bunların hepsi Yaratan’la arasında ki o iç bağı bulabilmek, ifşa etmek için. Tüm bu al ver ilişkisi sadece derin bir bağ yaratmak için. Bunun üzerine de bütünleşme söz konusu olur. Esasa yaratılışın amacı da zaten bu. Şimdi bizler öyle bir koşuldayız ki tarihte ilk kez yaratılışın amacına gelebilmek için bir fırsat bulduk. Tüm boyutta, sadece bu boyutta değil, bu boyutun üzerine çıkma, bu dünyanın üzerine, manevi tümüyle farklı bir varoluş koşuluna çıkabilecek fırsatımız var. Dolayısı ile geçirdiğimiz o tüm safhaları, tüm koşulları, savaşlar, ülkelerin içinde bulunduğu koşullar, dünyanın içinde bulunduğu tüm krizleri, hepsini global bir şekilde, özel bir şekilde görmemiz lazım. Baal HaSulam’ın tıpkı yazdığı gibi, genel olarak hissettiğimiz, bireysel olarak hissettiğimiz tüm koşullar (her insan için) bu sadece insanı ONDAN BAŞKASI YOK koşuluna getirmek için. Böylelikle şunu keşfederiz, bunların hepsi, biz ve Yaratan arasında ki bağı keşfedebilmemiz için. Pozitif ve negatif koşullar var bunların hepsi sadece Yaratan’la bir ilişki kurma ve bunun farkına varabilmek için bir koşul. Tüm insanoğlu bu uyanış vasıtası ile Yaratan’ın seviyesine yükselmeli. Ondan sonra sürgünde olmak yerine bir kurtuluş yakalarız. Kurtuluş demek ne demek? Hayatımızda, bu dünyada yaşarken Yaratan’ı edinmeliyiz ve hiçbir eksiklik hissetmemeliyiz. Burada yaşarken kendimizi sonsuzluk içerisinde hissetmeliyiz. Ve ondan sonra tüm hayatımızın sıralamasını değiştiriyoruz. Arzularımızı açıyoruz, tüm izlenimlerimiz, hayatın algılanması tümüyle değişiyor. (Sonsuz ve içsel) Bu dünyada yaşadığımız şey aslında bizim hayatımız değil çünkü hissedilen bir hayat değil. Doğuyoruz arada bir şeyler oluyor ve ölüyoruz. Tüm fiziksel hayatımızda yaşadıkça farklı bir formasyon oluyor. Bu yeni neslimizi hayatın amacına ulaştırmak için ve DOST SEVGİSİ’NE getirmek için, bununla birlikte sonsuz bir hisse gelebiliriz. Manevi çalışma ve sevap farklı bir hale gelir. Ve sadece bir kâğıdın üzerindeki okumalar olmaktan çıkıp manevi bir çalışma olmalı o zaman sevap dediğimiz şey arzuların Yaratan tarafından çabamız sonucunda ıslah olması demektir. Bu ıslah eden güce Tora denir. Dolayısı ile maneviyatın çalışılması, Işığa nasıl benzeyeceğimizi öğrenmektir(613 arzu vasıtası ile). Ve her şey (dünyada da, ülkemizde de olduğu gibi) Baal HaSulamın’da yazdığı gibi her şey Yaratan‘la bütünleşmeye bakıyor. O bütünleşme sırasında manen yükseliyoruz ve Yaratan’la sonsuzluk içerisine giriyoruz. Bu korku koşuludur. Çünkü insan aldığı şeyi saygı ile görürse, saygı ile yaklaşırsa o koşulların nedenine gelirse korkudan ziyade daha çok dünyevi koşullara doğru tekrar düşer ve bilinçsiz bir hale gelir. Tıpkı dünyadaki diğer insanlar gibi. Geçirmemiz gereken(geçirdiğimiz) tüm safhalar kişiyi silkelemek için, tüm başımıza gelen şeyler kişiyi biraz uyandırmak için. Çaresizlik vs bunların hepsi kaynağın varlığını saklamamalı yani başıma gelen tüm negatif olaylarda( çaresizlik, korku hisleri) Yaratan’a yönelik yaklaşımımı artırmak için(yani o hislerde bana Yaratan’dan geliyor) SORU: Mahsom’dan sonra korku daha mı fazla? RAV: Eğer sana bunun cevabını verirsem ve dersem ki mahsom’dan sonra korku daha fazla o zaman Mahsom’u geçmeyi istemeyiz. SORU: Korkuyu görmek Mahsom’dan sonra mı? RAV: Biz burada derecelerden bahsediyoruz. Şimdi biz Olam Hazeh'teyiz (bu dünya). Ve Olam Hazeh'te yaratılışımızın, varoluşumuzun nedeninden kopuk durumdayız. Yaşıyoruz çünkü yaşıyoruz buradayız. Ne diyorlar, buradayım, burada arzularım var, ilerlemek için bir takım şeylere sahip olmak istiyorum vs. Şimdi insan tüm bu dünyevi koşullardan geçtikten sonra öyle bir safhaya gelir ki (şöyle denir;) hazırlık dönemine girer. Hazırlık dönemine girmek demek çift ve tek gizlilik zamanı ve burada insana bir sürü incelemeler verilir. Burada zaten kalpteki noktası oluşmuş bir koşulda. (Kalpteki noktanın başlangıcı). Tüm bu dünyevi arzulardan sonra, bunların hepsini sindirimden çıkarıp artık bunlardan haz duyamayacağını anladıktan sonra neyle haz duyabileceğini yavaş yavaş kavrıyor. (Yani dünya üzerinde bir şey aradığını). Şimdi bu koşula geldiği zaman gizlilik içerisinde ve burada çok güçler çalışıyor, kişiye bir sürü çaresizlikler geliyor ve insan yavaş yavaş bunların bir amaca yönelik olduğunu görüyor. Bu yol bayağı bir ay sürebilir ama bu çalışma süresinden sonra Mahsom’a gelir. Şimdi soru şu, Mahsom’dan sonra korku var mı? Mahsom’dan sonra (ödül ve cezaya geldikten sonra), ödül ve cezadan geçer ve burada korkusu artar ve bundan sonra da sevgi seviyesine gelir. Sevgi seviyesi demek Yaratan’la bütünleşmiş demek. Elbette sevgi derecesi Mahsom’dan sonra da keşfediliyor yani her zaman dediğimiz gibi Işık ve kap var, realitede bundan başka bir şey yok dolayısı ile insan ya zevk eksikliğini hisseder. Bir yaklaşım var, ya da kendimin bir yaklaşımı var. Burada Mahsom’dan sonra arzuya insan yandan bakar yani kendisine sanki ait değilmiş gibi ve o arzuya haz dolduranı da görür. Burada yapmamız gereken şey ne? Yaratan bize bir şey öğretmek istiyor. Bize bir arzu veriyor, arzunun içerisinde zevk veriyor ve bunların arkasında doğru yaklaşımı inşa etmemizi istiyor(ikimizin arasında).Ve bunu tüm insanoğlu arasındaki ilişkide ifşa edecek. Tüm koşul, tüm süreç bu. Eğer insan hayatında geçirdiği safhaları görür ise, bunların farkına varırsa, bunların hepsi bilince gelmesi için üst gücün kendisini insana ifşa etme arzusu(her ne koşulda olursa olsun). Dolayısı ile burada arzular var (yani kalbi), bunun yanında da Moha (akıl) geliştiriyor. Sahip olduğumuz tek şey bu zaten. Şimdi arzularda hissettiğimiz her şey ya zevk ya da zevkin eksikliği. Zevkin eksikliği de aslında ıstıraptır. Arzum kişisel hissim olarak insana yansır ve Yaratan’ın arzuyu dolduruşu da Yaratan hissi. Bu ilişkinin hepsi sadece Yaratan’ın bana yaklaşımını ve benim Yaratan’a olan yaklaşımımı oluşturmak için. Dolayısı ile insanın arzusunun üzerine çıkması lazım ki bu aramızdaki ilişkiyi (yani arzu ile hazzı) bu ilişkinin gelişmesi için bir araç olarak göreyim. Bazen kendimi iyi hissediyorum, bazen kötü hissediyorum, bazen annem babam bana bir ders öğretmek için tokatlıyor beni ve bazen de sevgi gösteriyorlar, işin açıkçası koşul bu. Bu çalışma vasıtası ile kişi anlar. Bu şekilde öğretiliyoruz ve ilerletiliyoruz. Tüm çalışmamız hisler yüzünden çünkü biz hisseden varlıklarız. O iç koşulu nasıl inşa edeceğiz, bu his nereden geldi, benden ne istiyor, gözümde iyimi kötümü, benim arzularımda hoş gözükmese de belki bana bir mesaj göndermek istiyordur, bu şekilde Yaratan insana gösterir. Sadece nasıl bir şekilde mutlu olacağı değil, Yaratanı tanıyabilmek, Yaratan’a yönelik değişebilmek. Burada bir yasa var, aramızda ki yasa yani form eşitliği yasası ev insan Yaratan’ı ihsan eden olarak, seven olarak hissedebilir. Ama bunun koşulu ancak kişi O’na benzerse olabilir. Yani böyle bir hisse insan ancak niteliklerini Yaratan’a benzetirse olabilir. Yoksa O’nu hissedemeyiz. İnsanın algılarını değiştirmesi lazım, arzusunu değiştirmesi lazım yani arzusu değişmesi lazım. Sadece Yaratan’a bağlanmak değil ama ihsan etmeye yönelik arzusunu değiştirmek durumunda. Yaratan sadece ihsan ediyor ve bu şekilde de insan Yaratan’a benzediği zaman bu sefer Yaratan alan olmaya başlıyor, bu sefer yaratılan varlık Yaratan’a benzemeye başlıyor. Yaratılan varlık ihsan etmeye başlıyor ve Yaratan alıcı gibi olmaya başlıyor. Bu şekilde Yaratan’ın derecesini ediniyor. Dolayısı ile sadece Yaratan’ı hissetmek değil, Yaratan’ın derecesine ulaşmamız gerekiyor. Sanki şöyle bir araştırmayla başlıyoruz hayatımızda; neden bunlar başıma geliyor, ne oluyor bana, bu kimden geliyor vs koşulundan O’ndan başkası yok denilen bütünleşme koşuluna gelir kişi. Ne istiyor bizden(Yaratan)?Bu sebep sonuç ilişkisiyle hissedilen pozitif, negatif koşullarla Yaratan ve yaratılanla ilişkisine giriyor ondan sonra kişi öyle bir safhaya gelir ki hislerin ötesine çıkar. Benden ne istiyor der ve hissettikleri pozitifte, negatifte ne olursa, hissinin üzerinde Yaratan’ın ne istediğini görmeye çalışır. Aslında Yaratan’ın istediği şeyde kişinin değişmesi. Değişmenin gereklilik hissi, kişiyi nasıl değişeceğim koşuluna getirir. Ve bariyeri geçtikten sonra insan değişmeye başlar. Önce ödül ve ceza sonra sevgi. Dolayısı ile yolumuz burada yazdığı gibi O’ndan başkası yok adlı koşula gelmek. İnsan zaten Yaratan’la bir bağı olmadığını görüyor. Sadece yaşar öyle, zevkleri ile dünyevi şekillerle. Gizlilik içerisindeki koşullarda kişi şunu anlamalı ki bunlar Yaratan’dan geliyor ve yapması gereken şey bu manevi çalışmaya girmek. Tüm koşullar Yaratan’ın ifşasını gerçekleştirmek için. Kişiye olan her şey gizlilikler vs, dünyadaki olan her şey ile bitkiler, hayvanlar, Yaratan’ın yarattığı tüm bir sistem vasıtası ile oynamamız gereken bir oyun var. Kişi çift gizlilikten tek gizliliğe biraz daha derine indiği zaman geçer. Yani Yaratan’ı yavaş yavaş ifşa etmeye başlar. Şöyle ki Yaratan’la bir ilişkiye gelmesi lazım olduğunu anlar. Bunun için kişinin kendisini değiştirmesi gerektiğini anlar ve bu şekilde değişmeye başlar. Nereye kadar? Yaratan’ın seviyesine kadar. O prensip vasıtası ile giderek realitede yavaş yavaş bir koşul oluşur. Hayatında hissettiği her şeyle ancak Yaratan’la bağ kurma koşulu oluşturabilir. Aslında Yaratan’dan başka hiçbir şey yok. Tüm insanoğlu bir kukla. Dünyanın tüm güçleri, doğanın tüm güçleri yönetiliyor ve bundan tüm dünya habersiz(tüm dünyanın kafası karışık). İnsan bundan öğrenir ve bir üst koşulu daha öğrenir. SORU: Diyelim ki bana para arzusu verildi, bununla Yaratan’ı nasıl arayacağım? RAV: Sorun yanlış, doğru bir soru değil. Neden? Sen para için bir arzu alırsan ve bu arzuya başka hiçbir şey yokmuş gibi tutunursan seni ilerleten güçten kopmuş olursun ve para dışında hiçbir şey konuşamaz olursun. Al sokaktaki adamı, sor ne istiyorsun, para istiyorum, itibar istiyorum, öğrenmek istiyorum diyecek. Nereden geliyor bunların hepsi? Işık’tan geliyor ama Işık’tan geldiğini bile bilmiyor. İnsanın tüm arzuları insana Yaratan’dan çevresi vasıtası ile(çevresi kanalıyla) gelir ve öyle bir hayat yaşar. Neden yaşadığını bilmez, sadece arzuları yerine getirir. Ne diyor; böyle bir arzum var ve yerine getirmek istiyorum. Dolayısı ile böyle bir koşulda, böyle bir soru sorduğu zaman insan ya da (yiyip, içip, uyumak, para kazanmak bu tür arzularında kişi) bunların nereden kaynaklandığını bilmeden ilerlediği zaman buna hayvan denir, bu insan seviyesi değil. İnsan seviyesi kalpteki nokta ifşa olduktan sonra başlama potansiyeli olan bir varlık. Bu yüzden Adam Harişon deniliyor. Ama o kalpteki nokta ifşa olmadı ise buna insan denmez, hayvanlar denir. Kabala ilmine göre hayvan, içgüdüleri ile arzularının kontrolü altında yaşıyorlar, içlerindeki içgüdüleri yerine getiriyorlar (ve içimde bir his var, bu nereden geliyor bana, hissi oluşmamış). Arzu içerisinde ben ve Yaratan adlı o koşulu henüz ifşa etmemiş. Bu şekilde düşün, Yaratan’dan başka bir şey yokmuş gibi düşün. Yani size her şeyin O’nun gönderdiğini görün. SORU: Korku hissi bazen, kâbus seviyesine düşüyoruz RAV: Ne o daha gençsin, düş böyle korkuların içine ne olacak ki. Eğer bir çocuk tüm değerleri, söylenenleri dinlemiyorsa başlıyorsunuz azarlamaya, tokatlamaya, çünkü bunları öğretmezseniz nasıl etkileyeceksiniz çocuğu. Ne yapıyorsunuz, sınırlıyorsunuz çocukları, onun derecesine göre sınırlar veriyorsunuz, çocuk oradan sıkıntı çekiyor. Diyorsun ki bu noktadan sonra sana şunu vermeyeceğim ya da yo bunu senin için bugün almıyorum. Yaratan’da bizimle böyle bir ilişki içerisinde ve içinde geçirdiğimiz koşulları yakalamazsak, görmezsek birbirimizi giderek bu roketlerle öldürmeye başlarız. Çünkü Yaratan’ın bu ipuçlarını dinlemiyoruz, bu bariz. Başımıza gelen tüm bu koşullarda sadece O’ndan başkası yok koşulunu ifşa etmek için. Ancak bu ifşa olduktan sonra insan oturup çalışabilir bu sebep sonuç ilişkisine. Çünkü nedenin içerisinde Yaratan’ı ifşa edebilirsin. Ve korku vasıtası ile içinde neden o korkunun olduğunu görebilirsin. Her zaman korkuya sahip olacaksın eğer arzu ve zevkin sınırlarında olursan. Ve eğer arzu ve zevkten çıkıp ben ve Yaratan seviyesine gelirsen o zaman farklı bir ilişkiye girersin. O zaman kötü olan her şey zaten elemine olur. Yani sana vuranı görmeye başlarsan, o zaman sevgiyi görmeye başlarsın. Öğreneceğin ilk şey bu. Ondan sonra, o darbelerin iyi, o negatif ilişkilerin güzel olduğunu anlarsın. Neden, çünkü bunların üzerine çıkıp ilişkiyi kurmana yardımcı oluyor. Darbeler arzunda hissedilmesine rağmen bunların üzerine bağımsız bir ilişki inşa ediyorsun. Tam tersine darbelerin gelmesini istiyorum ki içimdeki sevgiyi göreyim. Egoist arzularım acı çeksin önemli değil ama bunların öyle bir üzerinde olayım ki o acıyı hissetmeyeyim. Buna mantık ötesi yükselmek denir, manevi bir kap ifşa olur. O arzuda bile zevkleri ifşa edebilirsiniz ve buda aranızdaki sevgiyi ifşa etmek için. Nedir o? İhsan etmek için almak. Şu demektir ki, burada kişinin kendi doğası ile de bir çalışması var. Sadece doğasının üzerinde bir çalışma yapıp Yaratan’la bağ kurmak değil, insan dolayısı ile kendi doğasını da kullanmak durumunda. |