CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 140 - KANUNUNU NE KADAR ÇOK SEVİYORUM

OKUMA

Kanununu ne kadar çok seviyorum diye bütün gün bunu söyledi. Hz Davut kutsallığı almasına rağmen hala Tora için hastaydı. Çünkü Tora yani kanun, dünyadaki tüm bütünlükten daha yüceydi.

RAV

Kanununu ne kadar çok seviyorum, tüm gün bunu söylüyorum diye yazması, konuşma yani söylemek ifşa etmektir. Şöyle ki, bir kadın eşine söylediği zaman(eşiyle konuştuğu zaman) burada yaratılan varlık için düşünülen Işık yani üst Işığın ifşası var. Şöyle bir şey sanmamalıyız, Işığın sonu var ya da sınırlı olduğunu düşünmemeliyiz. Işık kabı yarattı ve bu şekilde var oluyor diye düşünmek yanlış. Çünkü kabın ihsan etme niyetine gelmek için belli bir çabası var. Dolayısı ile bu oluşturulduğu, yaratıldığı dereceden tümüyle farklı bir koşul.

Dolayısı ile ihsan etme niteliği kaba ait değil. Bu kap tarafından geliştirilip Yaratan’a benziyor. Yaratan kendisini sonu olmayan bir sevgili gibi gösterdiği gibi, sonsuz bir şekilde yaratılan varlığı sevdiğini gösterdiği için, kap da hiçbir rezerve olmadan ihsan etme koşuluna gelir. Bu yüzden Tora’nın sonu yok denir. Yani Naren Hay Işıklarının hepsini kaba aldığı zaman, ruhun 620 kat daha çok büyüdüğü zaman.

İlk başta tüm Adam Harişon’un ruhu var ve tüm ruhlar orada bir arada. Ve oradan 620 kat daha fazla Işık alıyorlar. Işık gelmeye devam ediyor çünkü Masah vasıtası ile de niyette sürekli büyüyor. Burada bir soru var. Neyin üzerine büyüyor? Eğer kap ıslah olduysa neyin üzerine daha büyüyecek ki. Islah olduysa neyin üzerine daha büyüyecek ki. Niyet daha neyin üzerine eklenecek.

Dolayısı ile burada iki şekil var. Işık tarafından Avut var, bir de Kap tarafından Avut (bayağılık) var. Kabın Aviut’u eksiklik, Işığın Aviut’u bütünlük. Dolayısı ile kap Işığa entegre olduğu zaman ek bir bayağılık veriyor (Sonu olmayan bir bayağılık). Ve bu şekilde giderek daha da çok kendisini bütünlüğe gelecek şekilde sevgi ile daha çok bütünleştirip, yüceltebilir. Bu yüzden (niyet, yaratılan varlık) ihsan etme niyeti hiçbir sonu olmadan büyüyebilir. Buna tekabül edecek şekilde de sonu olmayan Işık gelecek denir. Bu yüzden sonu olmayan diyoruz. Yani Tora’nın sonu yok denir. Ne demek sonu yok? Bizim kelimelerimizle anlattığımız zaman Gimar Tikun’un üzerinde bir koşuldan bahsediyoruz.

Bu sürecin algılarımıza göre anladığımız kadarıyla sonu yok. Yani bir bütünlükten bir bütünlüğe geliyoruz. Bizler yoktan var edildiğimiz için, eksiklikten bütünlüğe geldiğimiz için, buna derecelerden bahsetmek dışında bir seçeneğimiz olmadığı için derecelerden yükselmek diyoruz. Yani eksikliklerimizden yüceliyoruz, bütünlüğe geliyoruz diyoruz. Çünkü sözlerimiz ancak böyle ifade edebiliyor.

Hz. Davut Gimar Tikun’a ulaşmıştı. Ve bütün günden bahsettiği zaman yani tüm maneviyat ifşa olmasına rağmen hala ilerlediğini ifade ediyor.

SORU: Avut Yaratan tarafından ölçülür diyoruz. Işık tarafından Avut ne demek?

RAV: Avut tarafından Işık dediğimiz zaman, şundan bahsediyoruz; İhsan etme koşuluna bakıyoruz ve bu koşulu almayı arzuluyoruz. Burada da koşul şu, bunu neyin üzerine inşa edeceğimizi bilmiyoruz. Yani sadece istenilen bir şey var. Dünyamızda da olduğu gibi, başkasının sahip olduğu bir şeyi istiyoruz. Ve sende o olmadığı için acı çekiyorsun. Ya da başkalarına bakıyorsun, başkaları seviyor, başkaları başkalarına iyi davranabiliyor, ihsan ediyor ve sende bakıyorsun onlara, hatta bazen onlara aptal diyorsun, bu gerçekçi olmayan şeyleri başkalarına vermek, başkalarını sevmek, herhangi bir ödül olmadan bunu yapması için bu adamın salak olması lazım diye düşünüyorsun, belki zevk aldığı için yapıyordur diyorsun, bir menfaati olduğu için yapıyordur diyorsun. Ama bazen baktığın zaman kendine soruyorsun, ben niye böyle iyi değilim, ben niye böyle değilim. Ve buna baktığın zaman, kendine itibar ya da gurur istediğinden değil ama sende olmayan bir nitelik olduğu için. Bu aslında kıskançlıkta değil, çünkü burada olan, insanın ihsan etmenin değerine verdiği yücelik. Sanki Işıktan alınan Avut bu. Bu şekilde dünyamızın kelimeleri ile tarif edebiliriz.

SORU: Üzerimizde işleyen ihsan etme niteliği ile ıslah eden Işık arasındaki fark ne?

RAV: İhsan eden güç, Yaratan’ın gücü bir nevi evrimin gücü. Evrimleşmemize sebebiyet veriyor. Yani Yaratan’ın gücü bizi sürekli yaratılışın amacına doğru itiyor. Buna basit üst Işık diyoruz. Aslında realitenin hepsini bu Işık dolduruyor. Tüm ruhlarda ki Reşimot’u etkiliyor. Islah eden Işık O’ndan geliyor, Reşimot’u zorluyor, evrimleşmesini geliştiriyor, Reşimot’taki evrimleşmeyi sağlıyor ve bu evrimin gerçekleşmesi ile yaratılan varlık Man yükseltiyor yani ıslah olmak için dua ediyor. Ondan sonra Yaratan’ın Işığı Reşimot üzerine eklendiği zaman, üst Işıkla reaksiyon haline geçtiği zaman, ruhun talebi yani kap, o eksiklik fakat bu eksiklik sadece ben acı çekiyorum diye bir haykırış değil, ben acı çekmeme rağmen bunun üzerinde bir şey istiyorum, acıyı almanı talep etmiyorum, ben bu acı üzerine düşündüğüm için aslında acıyı almanı istemiyorum, bu acının üzerine kendimi kötü hissetmeme rağmen beni ıslah etmeni istiyorum demek. Yani bu kötülük içimde iyiliğe değişsin. Kendimi kötü hissettiğimden değil, seni sevebilmem için değiştir.

Kişi kendisini kötü hissettiği için Yaratan’a küfür ediyor denir. Kötü hissettiğimiz zaman Yaratan’ı sevmemiz mümkün değil çünkü hissi bir olay. Ağzımızla küfür etmek gerekmiyor. Bu yüzden kişi kötü hissettiğini görüyor, biliyor. Kötü hissetmesini değil ama kötü hissetmesinin üzerinde Yaratan’ı haklı görmek istiyor. Bu his içerisinde Yaratan’ı sevemediği için ıslah olmayı istiyor ve böyle bir talepte bulunuyor. Yani Yaratan gibi ihsan etme koşuluna gelmek istiyor, O’nu haklı çıkarmak istiyor. Kendisine gelen bu kötü hislerin iyilik olarak geldiğini görüp Yaratan’ı haklı görmek istiyor ki, kötü hissinin Yaratan’a karşı sevgiye dönüşmesini istiyor(kendisini kötü hissettiği için değil). Yani bir ıslah talebinde bulunuyor. Bu doğru bir talep. Ondan sonra Işık kişiye gelir. Bu şekilde, bu talep vasıtası ile bize ifşa oluyor. Kişinin talebinin yoğunluğuna endeksli olarak Yaratan ifşa olur.

Bunların hepsini daha önce safha safha öğrendik. Bunları bir araya getirmeye çalışın. Çift gizlilik, tek gizlilik, Yaratan’ın ifşası, ödül ve ceza safhası ve sevgi koşulları. İnsan dört safhada gelişiyor. Bunları yavaş yavaş bir araya getirin artık.

Kişi zamanında ilerlemek istemiyorsa ama zamanını hızlandırarak gelişmek istiyorsa o zaman mantık ötesi inançla dua etmemiz lazım. Kendi çıkarıma göre durumu kontrol etmeyip, edinemememi Yaratan’a olan yaklaşımımla kontrol etmem lazım. Bu şekilde kontrol edersem buna Man yükseltmek denir. Duama endeksli olarak da Işık kişiyi ıslah eder. Eğer bunu istemiyorsam, eğer hala bunu kendi içimden çıkaramıyorsam o zaman Yola acıyla devam ediyorum denir. Ama bu acılar özel acılar. Çünkü hala kitapları çalışıyorum, kendimi guruba entegre ediyorum ama bu ıslah eden Işık vasıtası ile değil. Üç, beş yıl denilen süreçte kitabı açıp okumaktan bahsetmiyoruz. Doğru talepte bulunmaya başladıktan sonraki üç, beş yıldan bahsediyoruz. Yani kişi önce doğru talebe gelmeli ondan sonra üç, beş yıl diyoruz. Realite bu. Kitabı açıp da bakmak bir şeyi ifade etmiyor.

Eğer Işık vasıtası ile kendinizi değiştirmek istiyorsanız TES’e girişte bunu yazıyor. Hocalarımız bizim için bir sistem oluşturdu diyor. Işık bizi değiştiriyor. Nasıl? Reform olmak istediğin zaman yani kendini değiştirmek istediğin zaman. Ne diyorlar; yerde yatıp, ekmek yiyip, su içip mutlu olduğun gibi diyorlar. Bu koşullar yerine şöyle diyor; eğer Işığa ulaşmak istiyorsan ne tür bir bağlılık, ne tür bir çaba yapmanız gerektiğini (niyetinizde) biliyorsunuz(Işığı çekmek için) diyor.

Bu sadece gurup vasıtasıyla ve iyi bir çaba ile olur. Ondan sonra belli bir zaman geçer, buna kişinin alışması lazım. Kişinin bu şekilde tecrübe edinmesi lazım. Bu zamandan sonrada üç, beş yıl deniliyor. Kişi bilinçli bir şekilde talep etmeye başladığı zaman ruha Işık gelir ve ruhu aktiviteye geçirir ve içinde oluşumlar gerçekleştirir. TES’te  öğrendiğimiz gibi.

SORU: Eğer Işık kişinin içerisinde acı ve baskı olarak ifşa oluyorsa yaratılan varlık bunu nasıl çekebilir?

RAV: Yaratılan varlık ilerlemek istiyor. Gurupla beraber çalışarak, dağıtıma katkıda bulunarak, kitaplar üzerinde çalışarak öyle bir noktaya geliyor ki, Işık hala üzerinde çalışıyor(bir talep olmamasına rağmen). Bu yüzden şöyle denir; Yaratan her ağzın duasını duyar. Ve yaratılan değişir. Değiştikçe kendi çabası ile gelir yani çaba sarf eder. Kendi egosundan olsa bile(bu çalışma), kendi çabasına bile üzülüyor, bu çabadan ne çıkarım var ki diye söyleniyor. Casus gibi olur denir bu yüzden. Buna ulaşabilecek miyim, ulaşamayacak mıyım, ödülüm ne olacak diye düşünmeye başlar. Işık kişinin hala üzerinde çalışıyor(bu durumda da) bu koşullara rağmen.

Kişi ondan sonra Işığın etkisi vasıtası ile hesap yapmaya başlar. Yani ihsan etme niteliğinde olmak istiyor. Bu ihsan etme niteliği hiçbir kar getirmemesine rağmen istiyor. Sadece bu niteliğe ait olmak istiyor. Bu Işığın etkisi. Birden kendi içinden hemen büyümesi değil. Işık yavaş yavaş alma arzusunu etkiler ve alma arzusunun ihsan etme niteliği için bir değeri olur. Bunu istiyorum der, istiyorum o kadar der. Çünkü gurup, kitaplar insana etki yapıyor. Kişi o zaman çift gizlilikten tek gizliliğe geçer.

Kişi tek gizliliğe geldiği zaman, kişi kendini Yaratan’la nasıl ilişkilendirdiğini düşünmeye başlar. Umurunda olan şey budur. Çift gizlilik yerine tek gizlilik koşulu bu. Yaratan’a yönelik ölçüm yapıyoruz. Yaratan’a yönelik tavrımızı ölçüyoruz. Geriye kalan ölçüler Yaratan’ın yaratılana tavrı. Burada ki tüm dereceler sıfırdan ölçülmeye başlıyor. Kabala ilmini ilk çalışmaya başladıktan sonra tüm dereceler Işığa endeksli dereceler. İhsan etme niteliğine endeksli.

Peki, çift gizlilikten tek gizliliğe geçmek ne demek? Şöyle ki, sadece ihsan etme niteliği umurunda. Bu niteliğe sahip olamadığı için, bu vasfa sahip olmadığı için acı çekiyor. Dolayısı ile bu bağ, bu ilişki, bu kontak noktası olmadığı için üzgün. Yani sevgilisinden ayrı olan bir kişi gibi. Şarkıların şarkısı gibi, Hz. Davut’un şarkılarında olduğu gibi. Alma arzusunda kendisini kötü hissettiği için üzgün. Bu kötülük nereden geliyor, bu kötülük kime ait. Sadece Yaratan’dan gelebilir. Eğer bu kötü his Yaratan’dan geliyorsa, nasıl O’nunla ilgili iyi konuşabilir ki? Kişi kabını ıslah etmek ister çünkü iyi hissetsin ve O’nunla ilgili iyi düşünebilsin. Yani mantığının üzerine çıkmak istiyor, hissinin üstüne gitmek istiyor, üstünde var olmak istiyor. Bozuk olduğu için Yaratandan iyi bir tavır görmediğini düşünüyor ve kendisine iyi yaklaştığını(Yaratan’ın) görmüyor. Çünkü kendi içinde kötü hissediyor. Sadece bu nedenden dolayı değiştirmek istiyor. Her şey Yaratan’a olan tavra endeksli. Bu yüzden de ıslah olmak için dua ediyor, Yaratan’a olan tavrını değiştirmek için dua ediyor. Buna Man denir.

Altla üst arasındaki bağ ile ilgili makale vardı. Yargı ve merhamet arasında ki ilişki adlı makale (Rabaş’ın yazılarından) onu okuyun.

İçimizde ki tüm değişiklikler Yaratan’a olan tavrımızın değişikliği. Sadece bu değişiyor, tavrımız. Kendi kabımızda olanları hesaba katmadan bunu yapabilirsek buna mantık ötesi denir. Kabımız ne kadar büyük ise ve Yaratan’a olan yaklaşımımı kendi koşullarıma göre ayarlarsam, eğer alma arzumun üzerine çıkmaya biraz yaklaştıysam, içimde olanlara rağmen büyüyen arzumun üzerine çıkarsam(BU arzunun üzerinde ıslah edersem), yani O’ndan bana geliyor ve bu iyi bir şey diyerek tavrımın düzelmesi için dua edersem, buna ihsan üzerine ıslah denir. Bu dünyanın derecesinden Ein Sof’a kadar ki yükselişimizde ki 125 derece bu.

Yani alma arzusu kendisini sürekli bana açıyor ve üzerine perde ediniyorum. Nedir perde? Yaratan’a olan tavır. Alma arzumda hissettiklerime göre değil. Alma arzumda karanlık hissetmeme rağmen Yaratan’a olan tavrım Işık gibi. Sadece alma arzusu doyum duymuyor. Alma arzusu sadece Yaratan’a geri yansıyan Işıkta haz duyuyor. Yani ihsan etmekten mutluluk duyuyor. Alma arzusunun içerisinde alınan zevk var olan bir şey değil, doğada yok öyle bir şey. Bu ancak ölülerin canlandırıldıkları safhadan sonra.

SORU: (Soru anlaşılamadı.)

RAV: Bu yukarıdan yapılan oyun, ipin uzatılması, geri çekilmesi vs yukarıdan yapılan bir şey. Sana yukarıdan bir ip atıldı, ipin ucu, senin Yaratan’a olan yaklaşımının, tavrının inşa olmaya başladığı koşul. İpin sonu O, İpin ucu O. Yukarıdan aşağı sarkan ip falan düşünmeyin. Merak etmeyin onlar son derece güçlü. Alma arzusu tümüyle Işık tarafından kontrol ediliyor.

SORU: Tüm insanoğlu çift gizlilikte diyebilir miyiz?

RAV: Keşke tüm insanoğlu çift gizlilik içerisinde olabilseydi. Sadece maneviyatı çalışan bir insan çift gizliliğe girer. Bazen tek gizliliğe ve hatta bazen de ödül ve ceza koşuluna girer ama bu kişinin içerisinde Mahsom’u geçmeden önceki anlık noktalardır. Biz yolun başındayız. İfşadan önce, yani Lişma koşuluna gelmeden önce kişi ya tek ya da çift gizliliktedir. Hatta nerede olduğunun farkındaysa oda. Çift ve tek gizlilik, kişi kontrol içerisindeyse ve bilinci yerindeyse, Yaratan’a olan tavrının ne olduğunu biliyorsa, bunu düşünüyorsa (çift ve tek gizlilik içerisinde) diyebiliriz. On yıl yirmi yıl Kabala çalışıp hala bu bana ne sağlayacak, bundan ne hissedebilirim diye düşünüyor olabilirim. Ama Yaratan ne hissediyor diye sormaya başlarsam, bu soru varsa ya çift gizlilikte ya da tek gizlilik içerisindeyim. Tek ve çift gizlilik dereceler, koşullar, ödül ve ceza ve sevgi seviyesinde olan koşullarda ondan sonra geliyor.

Tek ve çift gizlilik zamanında tüm günah ve hatalarını yerine getiriyor. Bunları yapmak zorunda. Ve sürekli olarak ayağa kalkıp düşer. Bu yüzden erdemli bin kere düşer bin kere kalkar denir. Bu olmadan ödül ve cezaya gelinmez. Yaratan’ı haklı çıkartmaya çalışıyor ve düşüyor, haklı çıkartmaya çalışıyor ve düşüyor, haklı çıkartmaya çalışıyor ve düşüyor. Düştüğü zaman denir ki, bir günaha, bir hatanın içine düştü ve tekrar ayağa kalktı, tekrar sevap yapmak istiyor denir. İyi bir şey yapmak istiyor, Yaratan’ın seviyesine ulaşmak ve O’nu haklı görmek istiyor ve tekrar düşüyor. Bir hatanın ve bir günahın içerisine yuvarlanıyor. Dolayısı ile birçok kez bunu yapar. Ta ki çabasının ölçüsünü doldurana kadar.

SORU: Yaratan’ı bilmiyorsam, O’nunla durumu nasıl ilişkilendireceğim?

RAV: Şöyle ki, gurupla bir sürü egzersiz yapmak lazım. Dağıtımda yer alıp, kitapları çalışmak lazım. Yani ihsan etme niteliğinin ne olduğuna yönelik bir tavır geliştirmesi lazım. Yaratan’a olan tavrı, ihsan etmeyle aynı. Yaratan’a yönelik bir imaj yok. Kişinin hayal edebileceği bir koşul yok. Yani ihsan etme niteliğinden bahsediyoruz. O niteliği hayal etmek dışında Yaratan nasıl falan diye bir imaj, resim falan çizemezsiniz. Maneviyat ihsan etme niteliği o kadar.