|
|
|
ŞAMATİ 142 - ÇALIŞMANIN TEMELİ DUA’NIN OLDUĞU YERDEDİR
OKUMA
RAV
Kabukların kısımlarını öğrendik ve onlara belli bir mesafeden daha yakına gelmememiz gerektiğini öğrendik. Hatta düşüncelerimizde bile yakınlaşmama koşulu var ki onlarla bir bağımız olmasın. Ve Mitzva (sevap) denilen bir yer var. Bunu yaparken izlenimleri var, nasıl yapacağını biliyor, yapma gerekliliği var ve ıslah olmuş durumda. Ancak ıslah olduktan sonrada sevabı işleyebilir. Ve bunun içinde izin meselesi var. İzin biraz problemli bir koşul. Çünkü özellikle başarısız olmayacağım, başarılı olacağım bir şeyin için izin nereden alabilirim? Dolayısı ile izin olan şey, savaşın (iyiliğin ve kötülüğün) olduğu yer. Aslında tüm çalışmamız bu savaş alanında(iç savaş dediğimiz, kutsal savaş dediğimiz o seçim alanında). İyi ve kötü dediğimiz içimizdeki o savaşta. Çünkü orada ancak sevap ıslah olacak, günahta bozulacak diye bir koşul var. İzin kişinin kendisini inşa ettiği yerdir. Kabala ilminde de her zaman dediğimiz gibi, arzularımıza bu aşamada her kişi için izinde(izin safhasında) denir. Burada ıslah olmuş bir insandan bahsetmiyoruz. Henüz içinde açıklık kazanmamış kişilerden bahsediyoruz ki bu kişiler içinde bir belirlilik kazanacak ve kutsallığa ekleyecek. Buna yıkıp geçecek denir yani orada savaş açacak ve kutsallığa ilişkilendirecek. SORU: Hangi arzuları dondurmam lazım? Bunları dondurmak ve kullanmamak ne demek?
RAV:
Elbette hangi arzuları kullanmayacağını anlamayan bir insan ya da ne
yapacağını bilmeyen bir insan tüm sevaplara bakacak olursa (sevaplarda
bize şunları yapmanız yasak bunları yapmanız uygun diyor) yapmamız gereken
koşullar var ve yasak olan şeyler var. Kutsal kitaplarda bunu bunu
yapmanız yasak (tavsiye edilmez) diyor ya da bunu yapmanız sizin için iyi
diyor. İnsan bu kitapları okuduğu zaman maneviyatta da her şeyin nasıl
bölündüğünü görebilir. Bu yüzden kişi bu egzersizleri yapmalı. Bu yüzden
şeriat kitabında tüm bunlar tek tek yazar. Hatta şeriat kitapları da kök
ve dalların diliyle yazılır. Yani manevi koşulları(kökten kaynaklanan
şeyleri) bu dünyanın kelimeleriyle anlatır. Ve arzular ikiye ayrılıyor, 248 Galgalta Eynaim’e, 365 arzuda Ahap kısmına ait. Her bireysel ruh, genel ve bireyin aynı olduğu prensibinde de bu iki koşula ayrılıyor. Yani her insan da bu arzuları var. Ve her kim bu arzuları ıslah etmeye çalışırsa(248’i ıslah etmeye çalışıp da geriye kalan 365 arzuya dokunmaz ise) genel ruhunu ıslah eder. Çünkü her ruhun er ya da geç yapması gereken şeyi kendi ölçüsünde yapar. Bunu yaparak genel ruhtaki kendi ıslah ettiği her arzuda, genel insanoğlunun o tek sistemine (Adam Harişon denilen o ilk ruh, o ilk mekanizmaya) katkıda bulunur. Biz normal hayatımızda bu 613 arzunun ne olduğunu bilmiyoruz. Hatta kök ve dallar diliyle yazılan bu yasaların(şeriat kitaplarının) ne dediğini bilmiyoruz ve anlamıyoruz. Çünkü bunların hepsi Allah’a tekabülen yazılan şeyler. Ve bunların hepsi insanın zevk alma arzusunda işlenen ve bunları nasıl Yaratan’a yöneltip, Yaratan’la bütünleşmek için kullanacağını anlatıyorlar bize(Işıkla nasıl bütünleşeceğimizi). Işıkta da 613 tane özellik var. Yani aslında 613 Işık var. Alma arzusunda da 613 tane zevk alma koşulu var. Bizde bu Işıktan zevk almak için kendimizi düzeltmemiz lazım ama mutluluğu bize Işığı verene yönelterek, yani Yaratan’a yönelterek zevk almamız. Yapmamız gereken, ıslah denilen şey bu, sevap denilen şeyde bu(bir arzunun ıslahına sevap denir). Fiziksel hareketlerimizde bu şeriat kitaplarında yazanları yapabiliriz ama niyetimiz doğru bir şekilde olmak zorunda. Yani Işığa tekabülen niyetimizin, arzumuzun doğru olması lazım. Bunu yapabilmemiz için kişinin egosundan kurtulması lazım. Ancak egoist arzusunun üzerine çıkıp bundan sıyrılabilen bir insan ve arzunun ıslahı için Işığı çekmeyi bilen bir insan ancak bunu yapabilir. Ancak o zaman, kişi sağ ve sol çizginin ortasında orta çizgi denilen o yerde kendisini inşa edebilir. Biliyoruz ki orada günah, izin ve sevap var. Dolayısı ile egoya ters çalışan yani sağ çizgide çalışan bir insana ihsan eden denir ve kişi orta çizgide de izin denilen koşulu tutar. İzin denilen o nokta insanın bireyselliğidir. Ve bu noktada kişi çok özel bir varlık haline gelir. Hem Işığı barındırır, hem kabı barındırır. Yani hem yaratılan varlık ve hem de Yaratanın parçasını bir araya getirir. Hem alma arzusunu hem de Işığı birleştirerek bir kombinasyon oluşturur. Ve o kombinasyon da arzu ile Işık arasında hiçbir fark olmaz. İzin denilen koşul aslında bu. SORU: Bir taraftan Baal HaSulam İzin olduğu için yapmamız lazım diyor, öteki taraftan da diyor ki otur hiçbir şey yapmaman daha iyi diyor. Öteki taraftan da sevap işlemen lazım diyor. Sevap neden kaybetmeye kazanmaktan daha yakın? RAV: Burada kaybetmeye kazanmaktan daha yakın olduğu dediği, günahlardan bahsediyor. İnsanın derecelerde neler olduğunu açıklaması da çok zor. İnsanın izin verilen ve izin verilmeyen şeyleri kullanmayı ayırt etmesi çok zor. Çünkü küçük bir parça alıp da gerisini bırakmıyor. İnsan ıslah olurken o derecenin bütünüyle 613 arzusunun üzerine dua edip Işık çekiyor. Yani ıslah olmaya geliyor. Ancak orada nerede çalışıp, çalışamayacağını görüyor. Dolayısı ile erdemlik Işığı Galgalta Eynaim ve Ahap olarak ruhunu ikiye ayırıyor ve Noga kabuğuna (orta kısma) ayırıyor. Bunlar bariz ama dilimizle anlatırken bu şekilde anlatıyoruz. Ama her şey, insanın hazırlığı ve kararıyla oluyor. Arzuya gelen Işık ancak kişinin neyi göreceğini tayin edebilir. İnsanın sadece hazırlık yapması lazım. İnsan oturup, bence şöyledir veya belki böyledir diye maneviyatı hayal edemez, yanlış olur. Düşünüyorum, bence şöyle olabilir vs gibi şeyler hazırlık zamanında olur. Ama Işık geldiği zaman, insan için kutsallığın ne olduğu, kötülüğün ne olduğu ve iznin ne olduğu çok net bir şekilde ifşa olur. |