|
|
|
ŞAMATİ 145 - ERDEMLİYE ÖZELLİKLE BİLGELİĞİ NE VERİR?
OKUMA
RAV
Yaratan açısından üst olanın içinde sadece koşullar olabilir. Bu koşullar sadece insana yardım etmesi için ki, seçim yapabilsin diye. Seçim yaparken de birçok sorgulama ve soru vardır. Neye göre seçiyoruz? Yaratılan varlık neye göre ilerliyor? Gerçekten tüm bu olanlarda özgür seçim var mı? Eğer realitenin belli bir halinde isek ve başka bir koşulu seçmek durumunda isek buna özgür seçim mi deniliyor? Eğer yaratılan varlık hiçbir şey yapmayıp sadece seçiyorsa (çünkü her hareket Yaratan’dan geliyor), her halükarda inceleyip (seçimi) ihsan etmeye gelmekte. Seçimin ihsan etmeye geldiğini gördüğümüz zaman denir ki, aslında bilgelik erdemlilere verilir denir. Yani erdemli olmak isteyene bilge erdemli denir. Fakat hala edinmemelerine rağmen erdemli sıfatındalar.
O
zaman burada bir soru var. Peki, nasıl erdemli olacağız? Şöyle ki,
erdemliliği seçerek. Hala içimizde olmayan bir erdemliliği seçerek. Şimdi
makale ile bize ne anlatmak istiyor bakalım.
RAV
OKUMA
RAV
OKUMA
RAV
Islah ettikten sonra, nasıl ihsan edeceğiz diye düşünmeye başlarız. Orada ihsan etmekten bahsediyoruz ki bu erdemlik Işığının, merhamet Işığı içerisinde ıslah olan bir kap da yayılmasıdır. Ve içinde erdemlik Işığının yansıması büyük bir zevktir ve Yaratan’a da mutluluk veren budur. Dolayısı ile yaratılışın bir ıslahı var, merhamet. Yaratılışın amacı da ihsan etmek oda erdem.
OKUMA
RAV
OKUMA
Ödül ve ceza safhasında inşa ettiğimiz Galgalta Eynaim artık dünyevi arzulara yönelik değil. Sadece manevi arzulara Allah’a yönelik. Dolayısı ile artık sadece Allah’a yönelik ilişkisi söz konusu. Dolayısı ile bu arzularını öldürüp Yaratan’a yönlendiği zaman almak için bir ihtiyacı yok. Sanki alma arzularından kopuk. Erdemlilik gibi bir arzusu da yok. Şimdi o safhadan sonra ölülerin canlandırılması denilen bir safha var. Yani o öldürdüğü tüm arzuları, o kendisi için hissedilmeyen, içinde var olduğunu hissetmediği o arzuları tekrar canlandırmak zorunda. Ve Ahap olarak kullanmak zorunda yani alma arzuları olarak kullanmak zorunda.
OKUMA
Ödül ve ceza derecesine geldikten sonra içinde yeni arzular uyandı. Hangi arzular? Buna halkın arzuları denir. Yani halkın arzularına karışmış durumda. Yaratan’a yönelik toplumun Klipot arzuları ifşa oluyor ve bunlarla çalışıyor ki Yaratan’ın yaratılana sevgi ile yaklaştığını haklı görsün (ifşa etsin). Bu şekilde çalışabilmesi için alma arzusunu uyandırıyor. Bununla çalışıyor ve kendisine tüm o ruhları ekliyor. Buna hatta topluma sükûnet getirir denir, onları doldurur. Neyle doldurur? Onlar ıslah olmuş formda doldurulmak istiyor. Çünkü kişi ıslah olmuş koşullarını keşfediyor. Ancak bu şekilde Yaratan’ı haklı çıkarta bilir. Dolayısı ile kişi bir dereceden bir dereceye çıktığı zaman yeni arzular çıkar ve bu arzuları ıslah etmesi lazım. Bu aşamada her şey yenileniyor, her şey yeni, yeni bir basamak, yeni bir koşul.
OKUMA
RAV
OKUMA Dolayısı ile eğer bilgeliği isteyenleri görmek istiyorsak bunun için çaba sarf edenlere bakmalıyız. Henüz erdemliliği sevmemelerine rağmen bunu yapanlar çabalarına karşılık erdemliliğin sevgilisi olurlar.
RAV
OKUMA
RAV
Şöyle ki, hala yapmak istediğine gelmemiştir. Bu yüzden Hasadim (merhamet) seviyesi çok yüksek bir seviye gibi gelse de ona katılan Malkut’a ölü denir. Doğal olmayan bir form. Hasadim'de kişi maddeden ayrılıyor. Yani madde içerisinde ki izlenimlerinden sıyrılıyor. Hanuka bayramında konuştuğumuz gibi. SORU: Nitelikten bahsediyor. Ne demek nitelik? RAV: Nitelik ya da iyi nitelik, üst sistemde bir kanun vardır. Bu kanun bana net değil, nasıl işlediğini bilmiyorum. Çünkü hala kabımı ıslah etmedim. Ancak bu kapları söylendiği şekilde kullandığım zaman, o zaman sistemde operasyon yapıyorum. Yani harekete geçiriyorum. O zaman sonuca geliyorum. İyi nitelik buna denir. Bizim hayatımızda da birçok şey var böyle. Tam olarak sebep sonuç ilişkisini bilmememize rağmen sanmayın ki iyi nitelikler, kitaplarda yazan iyi hareketler, yapılan sevapları realiteden kopuk olarak düşünmeyin. Tüm realite bir kanun. Birçok kanunların üzerinden geçen, hepsini entegre eden bir kanun var, o da ihsan etme kanunu. Bu kanuna göre tüm kaplar yani arzular, aralarında ki bağı oluşturmak zorunda. Daha önceden tasarlanmış bir plana göre sonuna kadar işlemek zorunda. Ve bunu kişi yapmalı. Nasıl? Islah olmamış kaplarında henüz sistemi görmeden, form eşitliği kanununa göre olmadan görmekte ve kopuk durumda. Yani alma arzusundan dolayı henüz ruhani olarak görmüyor. Bedenden kopan bir organ gibi, tekrar organın monte edilmesi lazım. Dolayısı ile henüz ne olduğunu bilmiyor. Ama o organın bedene geri konulması lazım. Kişi bu tür hareketleri (tüm bedenini hayat denilen koşuldayken) bedenle ilişkilendirmesi, kişinin tekrar o kopuk olan bağı oluşturmasını sağlar. Şöyle ki, sanki bedende bir bozukluk var ve bozukluk var ise beden o bölgeye sıvı gönderiyor, orayı arındırıyor, orayı iyileştirmeye çalışıyor, izole ediyor vs. yani onu tekrar bir araya getirmeye çalışıyorlar. Eğer bu imkânsız ise bedenden orayı izole edip geri çeviriyorlar. Görüyoruz ki yapılan hareket kesilen organın üzerinde değil. Beden ıslah etmek zorunda. Çünkü insanın hala ihsan etmeye yönelik bir bağı yok (Yaratan’la vs). Burada ıslah olmuş ruhların olduğunu görmeli. Yaratan’ın gücünü görmeli. Ve Yaratan oradan kopuk. Bu yüzden birçok şey yapmak zorunda ki, sanki orada ıslah olmuş şekilde kendisini herkese ihsan eder şekilde göstermeli. Eğer buna yönelik birçok şey yapmayı denerse bunun için arzu edinir. Buna damlaya damlaya göl olur denir. Şöyle ki, çaba sarf ettim ve buldum prensibine göre böyle işler. Kişi ihsan etmeye yönelik, ruhların sistemiyle bağ kurmaya çalışır. Ve görür ki, Çabası vasıtası ile o yönde çalışıyorsa (elinden geleni ardına koymadan çalışıyorsa) ve bedeni kendisine ihsan etmeye, kutsallığa ait olmadığını gösteriyorsa ve buna yönelik hiçbir arzusu yoksa hiçbir bağı yoksa sanki sistem (Yaratan) onu refüze (reddetmek) etmiş gibi olur. Yani kişiye gerçek gösterilir. Gerçek gösterildiği zaman bu sistemi etrafında inşa etmek zorunda. Beraber bağ kurmanın, dua etmenin, yaptıkları şeylerde bir iki beyaz binanın görülmesi, o zaman denir ki, bu yolda ilerleyenler aralarında ki bağ ile ilerlediler. Kişiye karşımda duvar var ve Yaratan’ın kendisi kişiyi başarısız kılıyor, Yaratan istemiyor diye gözüküyor. Buna kişi gerçekten ağlar denir. Yani gerçekten kalpten samimiyetle ağlar denir. Ve o zaman kişiye yukarıdan arzu verilir. Buna iyilik derecesi denir, iyi nitelik denir. Kişi tüm geçtiği bu süreçlerde, Yaratan’a yönelik davranışında sürekli O’nu ediniyordur. Kişi elinden geleni ardına koymadan çalışmalı başka yapacak bir şeyi yok. Bu şekilde bağ kurmak için yeni bir arzu alır. Ve bağ kurmak için arzusu yerine geldiği zaman arzunun içerisinden çalışarak bu şekilde bağ kurmuş olur. Buna buldum denir. Çaba sarf etmekle bulmak arasında ki fark şöyle, edindikleri o nitelik koşulunda ki fark. Kişiye söylenir, sistemden kopuksun ama sistem böyle diye. Şimdi kişi keşfetmeye başlar ve gerçek anlamıyla nasıl işlediğini görür. Ve gözlerinin önünden gizlilik kalkar. Ondan sonra ödül ve ceza denilen o koşul başlar. Buna Mısır sürgününden çıkış diyoruz. Ama ondan önceki bir saniye bile yani duaya cevap gelmeden önce kişi bunun olabileceğine inanmamaktadır. Çünkü Mısır kadar karanlık diye adlandırılan bir koşul içerisindedir. Yani mümkün olan en karanlık noktadadır. Şafaktan önce ki o zifiri karanlık gibi. Bağ kurmaya yönelik arzu gelmeden önceki durum budur. Arzu bu şekilde gelir. SORU: Arzuyu öldürmekten bahsetti dereceler arasında ki geçişte. RAV: Kişi maneviyata geçtiği zaman, daha önceki alma arzusunu ölüme koyar denir. Ondan sonra yeni arzular edinir. Buna Klipot denir. Klipa Yaratan’dan alma arzusu. Daha önce fiziksel zevklerden haz duyuyordu. Para, bilgi, şan, şöhret ama maneviyata geçtikten sonra zevk almak istediğin konum tümüyle farklı oluyor. Şimdi Yaratan’dan mutluluk duymak istiyorsun. O’nu zevkin için sömürmek istiyorsun. Bu yüzden şimdi bu bayağı, kötü eğilimli kaba arzuların üzerine merhametin ıslahını yapman lazım. Bu dünyanın arzuları ile işimiz yok, bu dünyanın arzuları ile yapacak bir şey yok. Maneviyata geçtikten sonra zaten bu dünyanın arzularının(dünyevi arzuların) üzerine çıkmış oluyorsun. Yaptığın çabayla, maneviyata ulaşma arzunla, ilerleme isteğinle zaten bu dünyanın arzularının üzerine (elinden geldiği kadarıyla) çıktın sayılır. Başarısız oldun, birçok şey yaptın vs, ama şimdi sadece Allah için arzun var. Bu dünyevi arzular ortadan kayboluyor değil çünkü burada ki dünyevi arzuların bir ıslaha ihtiyacı yok. Islaha olan ihtiyaç, insanın Allah’la olan ilişkisinde arzularını nasıl kullandığı. Yani o arzuları sadece ihsan etmek için kullanmak ve Yaratan’dan bu manevi arzuları almak istememesinde (ıslah). Buna ödül ve ceza safhası diyoruz. Ve sevgi ihsan etmek için aldığın zamandır. O Yaratan’a ait olan arzular içerisinde ihsan etmek için aldığın zaman. Buna ölülerin canlandırılması diyorlar. SORU: Ölülerin canlandırılması her derecede var mı? RAV: Hayır, öyle demiyoruz. Ödül ve ceza da sadece nitelikleri ediniyor (ihsan etme niteliğini ediniyor). Kime ihsan edeceğini daha keşfetmiş durumda değil. Sadece bunlarda mutluluk ve zevk duyabileceğini keşfeder. Egosunun içerisinde bu şekilde anlıyor. Ben bu arzulardan zevk alırım diyor. Almayı anlıyor. Kendisine yönelik bunları keşfediyor. Dışarından bir şeyler oluyor hissinde yok. Şimdi burada öyle arzulardan bahsediyoruz ki, Yaratan’a yönelik ve bu arzuları ıslah etmek zorunda. Yani bunların üzerine bir ıslah ediniyor. Bu arzuları ihsan etmek için kullanabileceğini görüyor. Nasıl? Kendi kapları ile değil ama başkalarının kaplarını keşfettiği kadarıyla yani başka ruhları keşfettiği zaman. Başka ruhları keşfettiği zaman kendi arzularını başkasına hizmet etmek için nasıl kullanacağını öğrenir. O zaman iptal ettiği bu egoistçe arzuları (Ahap denilen arzular) alır, bu dış arzuları kullanarak ihsan eder. Üstün alttakine ihsan ettiği gibi. Bu şu aşamada bize yönelik değil. Bizim için uygun olan şey, elinden geleni ardına koyma çabası ve çaba sarf ettim ve buldum koşulları. Burada eklemek istediğim esas şey şu ki, dünyevi zevkleri iptal etmiyoruz. Yemek, içmek, uyumak vs, bunlar bizle aynı şekilde kalıyor. Neden? Çünkü bu arzular maneviyata ait değil, bu dünyaya ait. O yüzden bunlarla bir şey yapmanıza gerek yok. Maneviyat demek, ruhla, Allah arasındaki bağ demek. Bu nedenden dolayı bir Kabalist’in bu dünyada bir şey görmeyen(almayan) bir adam olduğunu sanmamamız lazım. SORU: Mahsom'dan önce aşamaları hissedebiliyor muyuz? Kişinin Mahsom'dan önce bir yıl veya 1 saat önce haberdar olması mümkün mü? RAV: İnsan bunu bilemez. Ne bir saat öncesini, ne bir yıl öncesini bilemez. Kişi ilerlediği kadar zaten hisleri zıt olacak. Kişi manevi yolda ilerledikçe kafası daha çok karışır. Hatta kişinin ruhuna iyice karanlık çöker. Bunlar elbette sürekli değişen koşullar. Bir taraftan erdemlik ediniyorsun, öteki taraftan erdemlik ifşa olduğu zaman karanlık artıyor. Çünkü karanlık hissimiz merhamet Işığı olmadan, bilgelik Işığı, erdemlik Işığı, Hohma. Bu yüzden üst nitelik denir. Burada ki sebep sonuç ilişkisinde bir istikrar beklemeyin, istikrar yok. Hocalarımız sadece tavsiyeleri izleyin diye yazıyor. Burada önemli olan, gruptan alınan o heyecan. Bunu en suni şekilde bile alsanız. Çünkü bizim maddemiz vahşi bir eşek gibi. Numaralardan anlamıyor. Başlayın zıplamaya, hoplamaya, nasıl mutlu olacağınızı göreceksiniz. Niye? Çünkü anlamıyor. Düşüncelerinizi anlamıyor. Vahşi bir eşek gibi zıpladığı zaman mutlu oluyor. Beden anlamıyor. Bu yüzden kişi kendi düşüncelerine saygısızlık edip, başka şeyler yapmak için kendi düşüncelerinden kopuk şeylere zorlarsa, elinden geleni ardına koyma denilen koşulda hareketler yaparsa, bu kişiye güzel sonuç getirir. Bu yüzden denir ki, yapacağız ve duyacağız denir. Yapacağız derken sevap işlemekten bahsetmiyoruz, dini koşullarda denildiği gibi. Kitapları çalışmaktan, grup içerisinde var olmaktan, dağıtım yapmaktan kaynaklanan hareketler kişiye yükseliş ve heyecan getirir. SORU: Şimdi yemek vs gibi arzulara maneviyatla alakası yok dedik. RAV: Bedensel arzulardan bahsettik. Bedenimiz maneviyata ait değil. Bedenimiz bir hayvan. Değişemez. Nasıl değişecek ki. Hatta Yaratan’a yönelmiş bile değiller. Biz manevi kaptan bahsettiğimiz zaman, manevi arzulardan bahsettiğimiz zaman ihsan edeni keşfediyorum, o arzularda Yaratan’ı buluyorum. Ondan sonra aklıma şu şekilde geliyor, ya bana bu zevki veren ne? Bu zevki içimde nasıl organize edeceğim? Dolayısı ile Yaratan’dan gelen o zevk var. Ve o zevke maneviyatta Klipa denir. Klipa’ya karşılık Keduşa (kutsallık) vardır. Bunlarda manevi sınırlar içerisinde. Şu anda biz bu dünyamızda hissetmiyoruz. Klipa, Keduşa vs hissetmiyoruz. Niye? Çünkü ihsan edeni, Allah’ı hissetmiyoruz. Bu nedenden dolayı kişi egoist arzuları içerisindeyken, para, itibar, şan, şöhret vs arzuları içerisinde olan bir insan, bu dünyevi arzularının üzerine manevi arzuyu inşa etmeli. Sadece o kalpteki noktasının maneviyata olan önemin üzerinde çalışmalı. Onu diğer arzularından daha yüce kılmalı.
Şimdi elimde bir bardak çay var ve ihsan etmek için yönlendiriyorum. Bunu
yapmamız mümkün değil ki. Yani içimde oluşan şu anki arzu herhangi bir
şekilde oynayabileceğim arzular değil. Sadece maneviyatın, ihsan etmenin,
Allah’la olan bağın önemini arttırmak. Yaratan’ın ilahi takdirini her
zaman sevgi dolu olarak görmeye çalışmak. Haklı görmeye çalışmak. Şimdi biz Mısır’dayız. Mısır’dan kaçmam lazım ki İsrail topraklarına gireyim. Yani maneviyatta değilim, sürgündeyim. Sürgünden kaçıp maneviyata gelmem için çalışmam lazım. Mısırdan çıkıyorlar, 40 yıl çölde geziyorlar, Firavundan kaçıyorlar, ne demek bunlar, ne demek Firavundan kaçmak? Egodan kaçmak, kurtulmak. Kişi bu şekilde çalıştığı zaman içinde bir sürü arzu ortaya çıkar. Başarısızlıklar, bunlara günahlar ve hatalar denir. Bu dünyevi arzular için direkt çalışıyorum demek değil. Kişi düşüncelerinin olduğu yerdedir. Kişinin düşüncesi neredeyse kendisini orada bulur. Dolayısı ile maneviyatı düşünme seviyesine çıkmamız lazım. SORU: Başkalarının arzularında var olmak istiyorsam, iç bağ kurmak dışında ne tür arzular var? RAV: Birinci nokta şu, kişinin davrandığı nokta kalpteki nokta. Eğer onu bulabilirsem. Yaptığım ilk şey onu ayırmak (ayırmak derken tanımlamak). Beni harekete geçiren şey ne? Bu küçük arzunun önemini artırmaya başlarım. Tüm diğer arzularımın üzerine çıkarım ve bu kalpteki noktayla diğer arzuların üzerine gelirim. Bu kalpteki nokta bana neden bahsediyor? Yükselmekten bahsediyor. Dolayısı ile şimdi ne yapmam lazım. Bu kalpteki noktanın maneviyata ait olduğunu bana söylüyorlar. O yüzden kendimi maneviyata bağlamalıyım. Buna da başkaları ile bağ kurmak deniliyor. Eğer ben bu sistemde kalpteki noktamla çalışırsam, o zaman bunun etrafında bir sürü teori geliştiririm (dinler, felsefeler, hayal âlemi), insanoğlunun geldiği koşulları görüyoruz. Şimdi bu kalpteki noktadan amaca nasıl ulaşacağımı bilemem. Bilmek mümkün değil. Dolayısı ile kişi bir metoda gelir. Bu metotta beraber çalışacak arkadaşlar bulmam lazım, maneviyattaki koşullar gibi benzer koşullar inşa etmeye çalışmamız lazım yani burada maneviyata benzer bir sistem oluşturmak zorundayız. Kabala ilmi bize bunu anlatıyor. Bize bunu nasıl yapacağımızı söylüyor. Gerçekten Kabalistlerin tavsiyelerini dinlemek gerekiyor. Çünkü kişi doğru hareketi (kendi başına) asla keşfedemez, hiçbir zaman, tek başına mümkün değil. Tek başınıza nasıl kendinizi organize edeceğinizi, nasıl sıralayacağınızı, sürecinizi nasıl tayin edeceğinizi bilmeniz mümkün değil. SORU: (İnternetten) İlerledikçe neden dışarıdan daha çok kişi karşı koyuyor? RAV: Ne diyorsun, kim karşı koyuyor? Ailemi, iş hayatın mı, dostların mı ne? Yani dışarıdan ne tür bir karşı koyma olduğunu bilmiyorum. Belki maneviyata karşı olan diğer insanlardan bahsediyorsanız, bunlar Yaratan’ın gücü. Her kim arkadaşından yüce ise arzusu da ondan yücedir denir. Baal HaSulam şöyle tarif eder, kişi kralın sarayına ulaşmak için dağa çıkmaya başlar. Ve dağda yükseldikçe kralın muhafızları kendisini daha acımasızca tartaklarlar, döverler, geri çevirirler, iterler, karşı koyarlar. Belki de güç olarak hissetmiyoruz. Kişi birden kafası karışık bir hale gelir. Tümüyle dengesini kaybeder. Bunun hepsi gerçek. Çünkü ek kap eklememiz lazım. Yönümüze daha bayağılık eklememiz lazım. Kap ne kadar kalınlaşırsa, bayağılaşırsa o kadar komplike olur. Aviut (bayağılık) daha komplike hale gelir. Negatif bir takım numaralar olur. Kişi zor anlar geçirir ama bayağılık bu şekilde ekleniyor. Diyelim ki, benimle maneviyat arasında bir duvar var. Eskiden on santimdi, şimdi üç metre kalınlığında. Bu üç metre aslında üç metre değil. İçeride labirent var. Ve bu labirentten yolumu bulamıyorum. Yolumuzun üzerinde manevi kapı derken sadece bir kapı ya da duvardan bahsetmiyoruz. Bu bir labirent ve kafamız bu yüzden giderek daha çok karışıyor. Bir taraftan tecrübe edinip daha zekileşiyoruz, öteki taraftan kafa karışıklığımız iyice artıyor. Eskiden yataktan kalkmak daha zordu şimdi daha da zorlaştı. Yani zordu şimdi daha zor oldu çünkü kafamız biraz daha akıllı oldu ama bahanemizde akıllılaştı. SORU: (Ukrayna) Kalpteki nokta başkaları ile bağ hisseder mi? RAV: Hayır, kalpteki nokta başkaları ile bağ hissetmez. Maneviyatı isteyen bir insan zaten insan sevgisi isteyen bir adam değil. Başkaları ile bağ kurmayı hiç istemiyor zaten. İnsanın buna yönelik bir eğilimi bile yok. Kalpteki noktanın her hangi bir şekli yok. Yapmak istediği şey manevi bir realiteye kaçmak. Ama o nosyona ıslah olmadan kaçmak mümkün değil. Çünkü fiziksel bir nosyon gibi geliyor. Yani orada rahat edeceğini sanıyor, iyi bir hayatı olacağını sanıyor. Maneviyatın ne olduğunu hayal bile edememesine rağmen dünyevi duyuları ile bir hayal içerisinde. Sorun insanlara size şöyle bir şey işte derler, bir şeye, bir zevke yönelik bir iç istek. Bu yüzden insanın metoda ihtiyacı var. Kabala metodu bu. O kalpteki noktayı öyle büyütüyoruz ki, ilk asgari on Sefirot oluşsun ki oradan kişi bu metotla ilgili bir şeyler anlamaya başlar ve ilerlemeye başlar. Ama o ilk küçücük kap olmadan, oluşmadan insan karanlık içerisinde. Hissedecek hiçbir duyusu yok. Işığı hissedemiyor, göremiyor. Bu yüzden sürgün denir çünkü karanlık içerisinde. Ondan sonra karanlıktan, sürgünden çıktıktan sonra sol sağ çizgi arasında kendisini inşa eder, işte çalışma burada. Bu yüzden Mahsom’u geçmeden önce maneviyatla ilgili hiçbir şeyi doğru bir şekilde anlamamız mümkün değil. Kafamız giderek daha da çok karışıyor. Tavsiyeleri dinlemek dışında bir seçimimiz yok. Bu yüzden geçmişte görüyoruz, öğrenciler hocalarına bir şeyler alabilmek için sıkı sıkı sarılıyorlardı. Şimdi de kitleler var. Nesil öyle bir safhaya geldi ki kitlesel olarak edinebiliriz. Bu yüzden basit bir şekilde maneviyatı edinebiliriz. Kişi metodu alacak kullanacak ve bunu grup içerisinde hocasının tavsiyesini dinleyerek kendisini Yaratan’a yönlendirmesi lazım. Kişi bunu basit bir şekilde yapabilir. Kişi ilerledikçe sistemi anlamadığını görüyor. Tavsiyeleri gerekli olarak görüyor. Çünkü yolda ilerlerken başınıza gelen şeylerin kafanızı nasıl karıştırdığını anlamıyorsunuz. Baal HaSulam’ın Zohar’da yazdığı gibi başka metotlarda da böyle sadece Kabalada değil. İngiltere'de iken Sufilerle konuşuyorduk. Benim bilgeliğimi anlamak istiyor musunuz, o zaman gelip burada bana hizmet etmeniz lazım diyordu. Benim yanımda ol (bir hizmetçi gibi). Ondan sonra oda yeterli değil, beni sevmen lazım. Benden bir şey mi almak istiyorsun, o zaman sevmeye gelmen lazım. İngiltere de konuştuğumuz Sufi’de aynısını söyledi. Doğru söylüyor. Bir başkasından nasıl alabilirsin, nasıl bağ kurabilirsin. Bugün artık diğer metotlarında ilerlemesi lazım. Şimdi insanoğlu öyle bir safhaya geldi ki artık kitlelerin maneviyata gelmesi lazım. Bu nedenden dolayı grup içerisinde çalışmaktan ve gruba yönelik kişinin kendisini pasifize etmesinden (nötrleştirmesinden) bahsediyoruz. Ama her halükarda sisteme entegre olmadan, sistemi anlamadan sağlıklı bir şekilde kişi kendisini, düşüncelerini nötrleştirir ve öyle bir çalışır ki sanki aklı yokmuş gibi benim aklım yok, benim kafam basmıyor ama ben yaparım (istiyorum). Kişi ondan sonra sistemden yavaş yavaş almaya başlar erdemliği, bilgeliği. Bu yüzden gruptan etkilenmek için çok şey yapıyoruz. Gruptan değerlerini görebilmek, o değerleri alabilmek için kendimizi nötrleştiriyoruz. Bu yüzden bir araya geliyoruz bu kadar çok. SORU: O zaman sistem daha da zorlaştı. Eskiden öğrenci hocasını sevse yeterdi, şimdi birçok insanı sevmek zorundayım. RAV: Valla sana ne diyeceğimi bilemiyorum. İçinde bulunduğumuz realiteden hareket etmek zorundayız, hayal âleminden değil. Baal HaSulam mektuplarında şöyle yazıyor, bağ, yaklaşım ve statü Kabala kitaplarını çalışan dincileri gördüğü zaman yok olduğunu gördü. Bu yüzden metot değişti. Hoca, grup ve kitaplar bir araya geleceksiniz, metodu edineceksiniz, kitaplardan anlayabildiğiniz kadarını anlayacaksınız, size bir rehber bu şu demek, bu böyle diye açıklayacak (çünkü Kabalistlerin yazdıklarını anlamak çok zor) ancak kişi bu şekilde ilerler. Bizim dünyamızda başka metot yok. Eskiden hocadan öğrenciye, ağızdan ağza birkaç seçili öğrenciye bilgelik verilirdi. O zaman odak noktası sadece o öğrenciydi. Hocasıyla sıkı çalışan bir öğrenci böyle bir bağa ulaşabiliyordu. Ama her halükarda grupta vardı. Ama orada ki bağ, (O zamanlar) hocalarına boyun eğmekteydi. O zamanda grup vardı. Ama bizim zamanımızda yüzlerce, binlerce kalpteki nokta uyanmaya başlıyor. Manevi arzuları doğuyor. Dolayısı ile şimdi o sosyal bağda daha çok önem var. Baal Hasulam’ım Aravut makalesinde Matan Tora adlı makalede (bu makaleler sitemizde mevcut) görüyoruz ki hep grupla ilgili. Kişinin gruba yönelik boyun eğmesi ve grubun Yaratan’a boyun eğmesi. Rehber sadece bir destekçi, bir organizatör. Bu statüyü sadece organize ediyor. Daha kolay ya da zor ama bana sorarsanız bence daha kolay. Çünkü bu metot şu anki neslimizin ruhlarına çok daha iyi adapte olmuş bir şey. Şu anki ruhların tek bir hoca ile çalışabilecekleri koşulu hayal edemiyorum. Çünkü dinci olurlar. Dinci olur derken hoca takipçisi olurlar ama maneviyatı edinmiş olmazlar. Kişinin kendisini nötrleştirmesi önemli değil ama takipçi olurlar maneviyatı edinmezler. Şu anki metot bence daha kolay. Hatta alma arzusu bundan zevk duyuyor, güven duyuyor. Sanki bir söz verilmiş gibi, daha olumlu bir koşul. İçinden çıkamayacağınız embriyonik bir safha. İşin tehlikeli yanı da bu. Ruhların bu şekilde kalabilme olasılığı da var ve buda bir tehlike. Tüm Hasid’ler bu şekilde dinci oldu. Kabalist olmak isteyen yani maneviyatı edinmek isteyenler dışındaki herkes dinci oldu. Ve ilk başta geldiklerinde Kabalist olmak istiyorlardı, sonra bilgeliğe yönelik çalıştılar. İkisinin içinde olmak çok zor. Anlamamız lazım ki ilerledikçe aramıza yeni dostlar katılacak ve geldikleri zaman metot daha da kolaylaşacak, ruhlar için daha kolay hale gelecek. Dolayısı ile daha önceden daha zor olduğunu sanmayın, tersine daha kolay. |