|
|
|
ŞAMATİ 160 - SEVAPLARDA Kİ MÜTEVAZILIĞIN NEDENİ OKUMA Şöyle dedi, her zaman sevapları gizli yaparız. Pesah bayramındaki ekmeği neden gizlediğimizi söylerler. Hikâyede şöyle yazar, ekmekleri henüz pişmemiş iken yola koyuldular. Yani elbiselerine hemen sarılıp gittiler. Çünkü Pesah'da hala kapları doğru bir şekilde ıslah olmamıştı. Ve bu yüzden kapları düzeltmeye yönelik saymak koşulu vardır. Ve şöyle denir, Pesah gecesinde bir mucize olmuştu. Şöyle ki, tutunacak bir yer olmasına rağmen, hiçbir şey belli değildi ve göremediler. Bu yüzden elbiselerine sarıldılar, dolandılar denir. RAV Islahın yolunda her zaman sağ ve solun ortasındayız. Ve sınırlı koşullar altında çalışıyoruz. Sonu olmayan arzulardan, zevklerden, önümüzde olan sonsuz koşullardan çok ince bir çizgi çizmemiz lazım. Ve bu ince çizgi içerisinde Yaratan’a ihsan etme yolunda ilerleyebiliriz. Yani alma arzumuzun üzerine bir perde koyabiliriz ve bununla ilerleyebiliriz. Bunlar çok büyük sınırlamalar (hesaplar, incelemeler). Bu nedenden dolayı çaba, arzulara yaklaşım, tavır, inceleme ihsan etmek için yönlendirildiği zaman buna mütevazılıkle çalışmak denir. Kişi alma arzusunda ki zevkten elimizden geldiğince kendini uzak tutup, ihsan etmeye yönelik çalışmalı. Çünkü onlara tutunacak olursak tekrar Klipot’un içine düşeriz. Yani alma arzusunun içerisine düşeriz. Özellikle buradan, Mısır sürgününden yani Mısır’dan kaçma hikâyesi var. Yani egomuzdan kaçmalıyız ve buradan kaçarken çok küçük bir parça alıyoruz, onu gizliyoruz. Ve bu şekilde de Mısır’dan çıkıyoruz. Yani tüm diğer kötü arzularımızdan sıyrılıyoruz. Yani ıslah olmamış arzularımızdan. Çünkü o arzular ancak ondan sonra daha ilerdeki manevi çalışmada ıslah olacak. Bu arzuları seçtikten sonra ve seçtiğimiz bu arzularla diğer kötü arzuları ayırıp, bu arzuları örtüp kaçtığımız zaman (çünkü kişinin seçtiği o ince yol, o çok ince yol diğer arzulara nazaran çok ince olduğu için) hemen örtünüp kaçtılar denir. Ve kızıl denizi geçtiler ve hemen gecenin zifiri karanlığında kaçtılar diye yazar. Yani o bozuk arzularını geride bırakır. Burada örtmek derken çalışabileceğimiz arzuların yanımıza alıyoruz yoksa kaçmanın bir anlamı olmaz. Çalışabileceğimiz şeyleri üzerimize alıyoruz. Bunun işareti de hikâyede, ekmekleri kabarmadan yani pişmeden hala düz haldeyken sarınıp kaçtılar diye yazar. Bu yüzden matsot denilen düz bir ekmek var ve üstünü hep örtülü tutar geleneklerde. Bunun işareti kişinin gizlilik içinde arzularını ıslah etmiş koşulda yürümesini temsil ediyor. Burada da aynı şekilde sevapların gizli işlenmesi söz konusu. Çünkü gurur duyularak sevap işlenmez. Bu kişinin gururuna sebep olur ve kişi ıslah olana kadar da ıslah olmamış ruhlar tarafından zarar görebilir. Ve kişi hala çevresi tarafından etkileniyor. Dolayısı ile kişi ıslah olmadıysa, ıslah olmadığını göstermemeli ki başkalarını yoldan çıkarmasın. Bu yüzden tüm çalışmamız içsel bir çalışma ve mütevazıce davranırız ki başkaları ile ilgili derin şeyler bilmeyiz, sadece suni şeylerini biliriz. Başkaları da sadece bizim suni, dışsal şeylerimizi biliri, içsel şeylerimizi bilmez. Herhangi bir kişinin geçirdiği içsel koşulları asla ağzımızla söylemeyiz. Kendileri gördüklerinden istediği gibi yorumlasınlar. Bu yüzden sevaplarımız da gizlilik vardır denir yani mütevazılık vardır. Buna da ekmeğin üstünü örtmek denir. Aynı koşul. Kişi hala bozuk arzularıyla kişiye tutunabileceği bir konumdadır. Yani ıslah olmuş arzularına, kötü olan arzular tutunup kendisini bu ıslahtan soyabilir. Ve tekrar kötü yola getirebilir. SORU: Geçmişte Kabalistler dışsallığı da gizliyorlardı ama bu gün gizlemiyorlar neden? RAV: Çünkü bu gün tüm dünya ıslaha gelmeli. Bu yüzden artık saklayacak bir şeyde kalmadı. Eskiden neyi saklıyorlardı? Geçmişte sadece içsellikleri ile çalışıyorlardı. Şimdi iç ıslaha yönelik bu manevi bilginin halka aktarılması var. Gözükende bu aktarma zaten. Geçmişte böyle bir koşul yoktu. Bu yüzden geçmişte gizliydi, bu gün değil dememiz söz konusu değil. Aslında topluma yönelik gizleyecek bir şey yok. Çünkü iç ıslahımızla alakası yok. Gizli olarak yaptığımız bir koşul var, herkesin kendi içinde ıslah etmek için harcadığı çaba ve bu ıslaha entegre olarak Yaratan’la bağ kurması kişinin niyetleri ile ilgili, dışsal hareketleri ile ilgili değil. Zaten dışsal hareketlerde gizleyecek bir şey de yok. Esasında tam tersine başkalarına göstererek kişilerin uyanmasına sebep olursunuz. Burada da gizleyecek bir şey yok. Ek olarak genel Aravut’la yapılan işlemler var. Grup içerisinde yaptığımız duyacağız ve yapacağız gibi şeyler (Beraber grubu bütünleştirmeye çalıştığımız zaman, tek kap olmaya çalıştığımız zaman). Bu koşulda insanlar daha az ve gizliydiler. Geçmişte çok büyük ruhlar vardı. Artık böyle hocalar yok. Ve yaptıklarını hep gizlediler. Aralarında ki o bağı hep gizlediler. Şimdi ise daha açık bir şekilde konuşuyoruz, daha açıkça bahsediyoruz. Ama yaşadıklarımızın içinden değil, kitaplarda yazılanları anlatıyoruz, aktarıyoruz. Şöyle düşünmemeliyiz, geçmişte ki daha farklı bir metot diye düşünmeyin. Çalışma aynı iç çalışma. Ama bu gün iç gelişimimiz, insanoğlunun genel gelişimine de bağlı.
|