CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 162 - HAZAK (GÜÇLÜ) KELİMESİNİN ANLAMI

OKUMA

Serinin sonunda güçlü olma ümidiyle (dileğiyle).

RAV

Şöyle ki, kişi kitaplarını okuduğu zaman ve bir kısmını bitirdiği zaman Hazak deriz. Bir kutsama gibidir. Ve gelecekteki başarıyı temsil eder.

OKUMA

Şöyle ki, sondan güç almalıyız tüm dereceleri bitirmek için.

RAV

Yani yarı ıslah, çalışmamız vasıtası ile gerçekleşen yarı ıslah, son ıslaha gelmemize ve ıslahı bitirmemize yardımcı olsun. Tüm seri derken, kişiyi bütünüyle ıslah etmesine yöneliktir. Ve çalışma ile sadece ruhun bir parçasını ıslah edebilir. Dolayısı ile talep edilen seri için talep edilen demek, tüm ıslah eden Işığı almak ve tüm arzuların ıslah olması ve kişinin ihsan etmeye gelmesi.

OKUMA

Bedenin 248 organı ve 365 bağlantı, eklem ve geriye kalan parçaları vardır.

RAV

248 ıslah etmek, 365 almak için.

OKUMA

Benzer bir şekilde ruhunda 613 kanalı vardır.

RAV

Yani buradan sonsuzluğa uzanış vardır. Kişi tüm arzularını ıslah edip, ihsan etmeye gelirse, o zaman her arzu Ohr Hozer’in on Sefirot’un da (yani perde ile olan bir arzu) bununla birlikte onu dolduran kanalı, bağlantıyı edinir. Yani direkt Işıkla ve geri yansıyan Işıkla doldurur. Geri yansıyan Işık direkt Işığı örter ve ıslah olmuş arzuyu hisseder. Maneviyatla bu kanal açılır. Yani, kişi manevi ilimi çalışmaya başladığı zaman, eğer çalışması kişiyi ıslah eden Işığı çekerse buna Tora’yı çalışmak denir. Yani sadece manevi Işığı çekmek için çalıştığımız zaman. Yani Yaratan’ın Işığının niteliklerini, ihsan edeni öğrenmek. Bu şekilde çalışan bir insan ıslaha gelir, ihsan etmeye gelir, insan sevgisinden Allah sevgisine gelir. Buna da Işıktan ihsan etmeyi öğrenmek denir.

OKUMA

Her bir kanal açılmadıysa o zaman eksiklik var demektir.

RAV

Genel ve birey aynıdır. Kişi kendisini ıslah etmediği sürece, her arzu içerisinde bir eksiklik hissedilir. Bazı arzularını kullanıyor, bazılarını kullanmıyor ve bu koşula da hala öğrenmesi gerek denir. Yani ıslah eden Işığı çekmesi lazım, ıslah olmamış arzuları düzeltmesi lazım, Işık kişiyi o zaman doldurabilir (İhsan etme niteliği ile birlikte).

OKUMA

Şöyle ki, o derecede bir bütünün parçası olduğundan genelden bir parça genelden bir parça eksikse bireyden de bir parça eksik demektir. Kişiler yavaş yavaş reenkarne olur ki her ruh son ıslaha gelene kadar.

RAV

Kişi ilerledikçe hislerinde ıslah edecek parçası daha da azalsa da, kişi eksikliği daha fazla hisseder. Yani daha az ıslah edecek şeyi var ama eksikliği daha fazla hisseder. Mesela bir bilim adamı gibi bir deney yapmak istiyor ve öğrenmek istediği bir tek şey onun için büyük bir eksiklik hissi haline geliyor.

Kişi dereceleri aşamalarla tamamlayınca, eksik olan şeyleri gördüğü zaman daha büyük bir eksiklik hisseder. Bu yüzden Hazak denir yani yarı ıslah olduğu zaman diğer arzularını ıslah etmek için daha yüce bir arzu edinir. Ve hatta tüm ıslaha, Gimar Tikun’a gelen bir insan, başka insanlarında ıslah olmasına yönelik bir güç edinir. Yani başka insanların içinde uyanan ihtiyacı hisseder.

OKUMA

Teker teker ıslah edip gelirler. Hocalarımızı şimdi anlayabiliriz. Tora dünyadan önce geldi derler.

RAV

Yani dünyadaki kısıtlamalardan önce Tora vardı diyorlar. Neden? Çünkü Yaratan vardı, Yaratan’ın Işığı vardı. Ve Yaratan’ın Işığı kabı doldurmak için vardı, amaç yaratılışta zaten buydu, ıslah için vardı. Yani önce Işık vardı demek istiyorlar burada. Sonra bu Işık için zıt bir koşulda nitelikler var. Bu yüzden Tora dünyadan önce yaratıldı denir. Kişi bu kısıtlama altında dünyaya nasıl yansıya bilir?

OKUMA

Şöyle ki, Tora arka arkaya yansır.

RAV

Arka arkaya yansımak demek şu. İnsan kabını birden hemen ıslah edemez. Yani aşama aşama oluyor. Çünkü yaratılan varlık önce kendisini tanımak zorunda, koşulunu bilmek zorunda, neye karşı olduğunu, kiminle karşı karşıya olduğunu bilmeli, Işığa nazaran aradaki farkı görmesi lazım, kime göre kendisini ıslah edeceğini keşfetmesi lazım.

Ve sonra görür ki kendisini ıslah edemiyor. Bu koşullardan geçtikten sonra bir takım incelemeler, ifşalar gerçekleştirip manevi çalışmasını yapabilir. O zamanda ıslah için gerçek bir ihtiyaç ortaya doğar (çıkar). Çünkü o eksiklik içerisinde dua edebilir. İstediği tek şey, kişi, Tora ve Yaratan’ın bir olması. Yani kısıtlamadan önceki Işık tekrar kendisini doldursun.

OKUMA

Tüm izlenimleri bittikten sonra kişi dünyadan çıkmak durumundadır.

RAV

Kişi tüm ıslahını gerçekleştirdikten sonra Işık kendisini doldurur ve geriye kalan bir tek şey “O ve O’nun adı bir” koşuludur. Yani kişi Işık gibi olmuş demektir. Bu yüzden O ve O’nun adı bir denir. Hatta bu yüzden hocalarımız, kişi, Tora ve Allah bir der. Yani kişi ihsan etme niteliğini edinmiş hale gelir.

OKUMA

Bu nedenden dolayı sondan güç almalıyız ki ilerleyebilelim. Ve Musa’nın beş kitabı da yedi Sefirot’a tekabül eder. Beş kitap yazdı çünkü Malkut diğerleri gibi değil sadece onların özünü barındırıyor.

RAV

Öğreniyoruz Hz Musa’nın beş kitabı ne demek. Beş Işık ve beş Işığın insanın kabının parçalarına göre ayrımı, beş dünyaya ayrımı, beş Sefirot, beş Işık, NRNHY Işığı (Nefesh, Ruach, Neshama, Haya, Yechida) ve her Işık ıslah için var. Her Işıkta belli bir özel Aviut derecesine tekabül ediyor. Tüm kap da sonunda ıslah oluyor.

Kişi manevi çalışmasında ilerledikçe ve aşama aşama ıslah oldukça, kişi arzularındaki daha fazla olan sınırlamaları görür. Yani daha çok ıslah etmesi gerektiğini görür. Bilgi edinir, nasıl yapacağını öğrenir aynı zamanda da yapmak için ihtiyacını edinir. Hocalarımızın dediği gibi, kör adamın önüne engel konulmaz.

Kişi ilerledikçe, içinde olan şeyleri görür. Neyin ıslah olması gerektiğini keşfeder. Bu yüzden her derecede kısmen ıslah olsa da, ıslah olması gereken kısmı da ifşa eder. Bu kişinin üst derecesidir. Bunu gördüğü zaman üst dereceye ulaşmak için çaba sarf eder. Yani o üst derecenin ıslahına gelmek ister. Buna kişiyi daha yüce bir seviyeye getirmek için uyandırmak denir. Öğrendiğimiz şey bu. Bu nedenden dolayı bu arzular hala ıslah olmak durumunda. Bunlar bozuk bir halde ifşa olunca Yaratan’a nasıl tutunacağını, nasıl bunları ıslah edeceğini öğrenmeye başlar. Buna Hazak (Güç) denir. Kap da Işığa karşı ifşa olur ve mantık ötesi ıslahına devam edebilir.

SORU: 248, 365 ıslahın dereceleri mi, kabın niteliklerinin ayrımımı? Nasıl bir arzuda 248 ve 365 ayrımı yapabiliyoruz ki?

RAV: Maneviyatta 248 ve 365 diye bir ayrım yok. Bizim bedende düşündüğümüz gibi değil. Her arzu kendi ıslah ölçüsüne sahip. Ve ihsan etme ve ıslah olma ölçüleri var. Tüm arzular mutlu olma ve zevk duyma arzusu. Kısmen ıslah etmeye Bina’nın niteliğini düzeltmek denir. Aslında Bina’nın ihsan etme niteliği Yaratan’ın niteliği ama yaratılan varlık acısından bunu sadece edinmek yeterli değil. Bu sadece yaratılan varlığın niyetiyle Yaratan’a benzemesi gerekiyor. Gerçek anlamı ile vermesi için yaratılan varlığın alabilmesi lazım. Yoksa Yaratan’a ihsan edemez.

Bu şu demek, yaratılan varlıkta bir arzu var ve buna yönelik ihsan etmeye yönelik bir niyet sanki var. Buna kısmen ıslah denir. Yani Bina (Ramah, 248) denir. Bu arzunun içerisindeki ıslahın ölçüsü. Yani rakamlarla sayılan bir şey değil (bedenimizde olduğu gibi). Ondan sonra kişi uygulamaya gelir.

Uygulamak nedir? Arzunun içerisinde ihsan etme niyetiyle almak. Dolayısı ile niyeti yoğunlaştırıyor. Daha bir keskinleştiriyor, gerginleştiriyor. Dolayısı ile iki tane ıslah var, iki tane hareket var. İhsan etmek için ihsan etmek yani önce arzunun ıslahı. İkincisi de ihsan etmek için almak. Her arzuda bu şekildedir. Ancak genel ve birey var. Genel olarak arzuların nasıl ıslah olduğu ve bireyin içinde arzuların nasıl ıslah olduğu.

Yaklaşımımız, tavrımız kişinin ıslahında, her bir arzu üzerinde, bir öteki arzuyla ilişkisinde vs değil. Aslında konuşulduğu şekilde olmuyor. Çünkü ıslah, o düzelme, Işığın kapla karşı karşıya kaldıkları zaman o aradaki farkın hissedilmesi. Yani kişinin ihsanı görmesi ve realize etmesi.

Önce karşılıklı durma koşullarını görmesi lazım. Yani kap ve Işık karşı karşıya duruyor ve görüyor ki Işığın kendisine gösterdiği şey, kendisinin tam zıt hali. Bu yüzden denir ki, Yaratan’ın Işığında aydınlığı (Işığı) göreceğiz. Yani kişi kontrol etmeye başlar kendisini. Her arzu için bunu diyebiliriz ama olayın özüne bakacak olursak Yaratan’la yani bir üst dereceyle bütünleştiğimiz zaman olur. Çünkü Yaratan bir üst dereceyle bağ kurulduğu zaman kişi ancak ne yapacağını öğrenir. O bağ olmadan ne yapacağını asla bilemez ki. Çünkü hareketin son kısmında yaptığı zaman Işık kabı dolduruyor.

Ondan sonra kişi tamam anladım diyor. Bu şekilde her koşulun köküne gidiyor ve o zaman nasıl organize edildiğini anlıyor. Bu nedenden dolayı Yaratan’ın koşulu yaratılan varlığa zıt olmasına rağmen (bu şekilde görünmesine rağmen) yaratılana neden bu şekilde olduğu sonradan ifşa oluyor. Şöyle ki, kişi sistemi baştan sona nasıl işlediğini görmeye başlar. Erdemlik Işığı Hohma Işığıdır. Sonsuz zevki getiren bu. Sonunda her şeyi anladığı ve her şeyi bildiği için değil. Ama Yaratan’ın yaptıklarından etkilenir. Etkilendiği zamanda Yaratan’ın kendisine olan sevgisini görür. Etkilendiği şey bu.

SORU: Neden iki farklı rakam olarak tarif ediliyor peki? Eğer her arzu ikiye ayrılmışsa neden aynı rakam demiyorlar?

RAV: 613 ile ilgili hesaplamayı bize daha önce veriyor (365 ve 248). Bu hesaplar ıslahın yani Malkut’un Zeir Anpin’e yönelik kendisini ıslah etmesiyle Malkut ıslahın son noktasına geliyor. Ve Bina seviyesine geldikten sonrada O’nun gibi ihsan etmeye başlıyor. 613 oradan geliyor (620 rakamı da). Neden bu şekilde ayrılıyor? Bina’dan kaynaklanıyor. İhsan etme gücünün alma arzusuyla karşı karşıya kaldıkları zaman aradaki o gücün farklılığı.

Bu iki büyük Işık vasıtası ile de oluyor diyebilirsiniz. Çünkü ihsan etmek için ihsan etmek Malkut tarafından geliyor (kendisini ıslah etmek için). Ama ihsan etmek için almak Zeir Anpin’den geliyor. Yani Zeir Anpin gibi yansımaya başladığı zaman. Mesela ay ve güneş gibi. Ayın Işığını güneşten alması gibi. Güneş gibi olduğu zaman bu alma niteliğini temsil ediyor.

Relatif güç olarak da her arzu bu şekilde ayrılıyor. Çünkü içimizde ihsan etme arzusu diye bir şey yok. O aynı tohum, 620 arzuyla (küçük bir çocuk yetişkinle) aynı arzulara sahip. Ama bir şeyden konuşabilmek için ıslahın relatif formlarından bahsediyoruz. Bu yüzden genel ve birey aynı diyoruz. Ya da Adam Harişon’un bir parçası diyoruz. Malkut de Ein Sof’dan bahsederken hatta nasıl herkesin bir yaratılış olduğunu hayal etmemiz mümkün değil. Ve her şey bir kişiye nazaran üst dokuz Sefirot olduğunu bile algılayamıyoruz. Her şeyi yukarıdan o dokuz Sefirot’la aldığını vs.

Dolayısı ile kişinin içerisinde bu arzular başlangıçta var. Bu 620 arzu var. Kelimelerle şimdilik bu şekilde anlatabiliriz ama dediğim gibi rakamlarla alakası yok. Yani dünyevi şekilde anladığımız haliyle.

Baal HaSulam’da bu şekilde anlatıyor. Bu realiteyi anlama eksikliğimizden kaynaklanıyor. İnsan Ein Sof’a yükselir diyor, peki yukarıya çıkan ve aşağıya inen nedir? Bu bir ölçü. Kelimelerle bazı şeyler anlatılmıyor. O yüzden hissetmemiz lazım.

SORU: Mahsom’dan önce sadece bu dünyevi arzular var ve Gimar Tikun’a kadar değişmeyecek diyorsunuz, peki neyin üzerinde çalışacağız biz?

RAV: Mahsom’dan öncede bu dünyada biz aynı arzularla çalışıyoruz. Yaratan başka bir şey yaratmadı. Üst Işık kendisine karşı bir kopya yaptı. Yani o ihsan etme arzusu bir de mutlu olma arzusu yarattı. Ein Sof’ta da bu koşul var ve var olan tek şey bu. Ama bu ölçüler yani Yaratan’ın gizliliği ve ifşası ölçüsü, yukarıdan aşağıya ya da aşağıdan yukarıya bu dünyada bir ölçü olarak ifşa oluyor. Kişiye göre bir ölçü olarak ifşa oluyor. Ama içinde hep aynı arzular var. Şimdi bile benim içimde aynı genel arzu var, bununla çalışmama rağmen. Ama ne dereceye kadar çalışıyorum. Hatta arzu bilincimde değil. Arzuyu vereni hissetmiyorum. Ama aynı arzularla çalışıyorum. Bunlar bilinçaltımda yani kişi bilinçli olarak hissetmiyor bunları.

Şimdi kişi bunlarla çalışmaya başladığı zaman bunların içerisinde Keter noktası ifşa olur. Küçük bir nokta, bir kıvılcım bu. Ve bu arzuları kontrol etmeye başlarız. O kıvılcımla, özel bir yaklaşımla ki bu yaklaşıma gizlilik denir ve o arzular içerisinde o koşulumu yaşarım. Çift gizlilik, tek gizlilik gibi ve o gizliliği hissetmeye başlarım.

Peki, o gizlilik nereden geliyor? Ne oluyor? O bana yaklaşım veriyor. Yani arzulara olan, içselliğe bir yaklaşım veriyor. Ve kişi bu incelemeyi bitirdikten sonra bu gizlilik koşulunda aynı arzularla çalışıyoruz. Gizlilik safhalarını geçirdikten sonra o arzularla ifşa içerisinde çalışıyorum. Yani kişi çabasıyla o arzuların içerisinde bir şey ifşa ediyorum. Neyi ifşa ediyorum? İhsan edebilmeyi. İfşa denilen şey bu. İhsan etmenin niteliğini arzunun içerisinde keşfediyorum.

Diyebilirsiniz ki bu arzunun içerisinde vardı ve Işıkta onları dolduruyordu. Ama kişi çabasıyla zaten var olan bir koşulu (içinde olduğu bir koşulu) ifşa ediyor. Yani o arzunun içerisinde Işıkları açıyorsunuz. Ve Işığın yansımasını sağlıyorsunuz. Arzu daha önce vardı, onları dolduran Işıkta daha önce vardı. İnsanın yaptığı tek şey Işığın yansımasına izin vermek. Zaten arzunun içindeydi. Daha önce bana bir karanlık hissi vermişti. Buna arka, sırt denir. Bana karanlık, bir eksiklik hissi vermesi. Şimdi üzerine perdeyi çektim yani perdeyi çektiğim zaman arzunun içerisinde Işıklar yanmaya başlıyor, Işıklar ifşa oluyor.

Bu yüzden hocalarımız, güneşin altında yeni hiç bir şey yok derler(diye yazarlar). Çünkü kişi var olan bir şeyi keşfeder, ifşa eder.

SORU: Makalenin başında Ohr Hozer’in ve Ohr Yaşar’ın on sefirot’undan bahsettiniz. Nedir bunlar?

RAV: Açıkladığım gibi alma arzumuz var ve Işık buna ters duruyor. Bu koşuldan sürekli bahsediyoruz. Yaratan ve yaratılan var. Şimdi o Işık arzunun önünde duruyor. Peki, ne yapmamız lazım? Arzuyu kısıtlıyoruz yani Işığı kısıtlıyoruz ki bir koşul yaratabilelim. Nedir bu koşul? Bir bağ oluşturma koşulu. Bu yüzden kısıtlamalara göre öğreniyoruz hep. Ohr Yaşar’ın on Sefirot’u ve Ohr Hozer’in on Sefirot’u perde vasıtası ile inşa edilir. Yani Işıkla arzu arasında bir bağ oluşturma koşuludur bu. Yaratılan varlığın belli bir ölçüde arzu ve Işık arasında bir bağ kuması.