|
|
|
ŞAMATİ 163 - ZOHAR’IN YAZARLARI NE DEDİ? OKUMA Zohar’ın yazarları şöyle dedi, sırlarını farklı şekillerde açıklayabilirlerdi. Ama sırlarının üzerine bir örtü çektiler. Tora’nın bilgisi değil, ama bilgiyi verenin önemli olduğunu söylemeye çalıştılar. RAV Yani diyorlar ki Zohar kitabı ahlaki bir kitap (Şunu yap, bunu yapma vs). Hatta fark ederseniz Kabala kitaplarında, kişi sınırlamalardan, davranışlardan bahseder. Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi. Bu yüzden ahlaki kitap denir. Zohar kitabı da bu yüzden ahlak kitabı gibi. Ve biliyoruz ki maneviyatta baskı yok. Biliyoruz ki maneviyatta kimse zorlanmaz, kimseye baskı yapılmaz, kimse sınırlanmaz. Kişinin kendisi (birey) özgür bir biçimde bir edinim sahibi olmak durumunda. Yani kişi özgür kararıyla bir şeyler yapmalı. Ve kişi kendisini, grubuna yönelik belli bir konuma getirip, konumlandırırsa, buradan güç alırsa ve Yaratan’ın Işığıyla bir bağ içinde olursa (oluşturursa) o zaman kişi kendisine öğretir. Çünkü Işığın kendisini etkilemesini belli bir şekilde ister (korkudan değil). Zohar’a girişte açıkladığı gibi bu dünyada korku var, bir sonraki dünyada korku var. Işığın kişi üzerindeki etkisi bu. Ancak kişi o kısıtlama içerisinde ihsan edebilmek için gönüllü bir şekilde rıza göstermeli. Sadece ihsan etme niteliğinin öneminin farkına varılması kişiye yardımcı olabilir. Bunun önemini artırmakta kişinin görevi. Kişi o dereceye kadar bunun yüceliğini gördüğü zaman bu niteliği seçmeye başlar. Ve kimsede baskı yapmaz. Bizim düşündüğümüz gibi kişi ıstırap çeker koşulları değil. Yani kitaplarda yazdığı gibi bunu kabul edin, kabul etmezseniz burası size mezar olacak gibi şeyler, bizim dünyada anladığımız koşullar değil. Burada insanın özgür seçiminden bahsediyor. Kişinin ihsan etmeyi idrak etmesinden ve ihsan etmenin en yüce koşul olduğunu anlaması hali. Aslında alma arzularının ne kadar iğrenç olduğunu görüyor. Ve bu yüzden bırakmak gibi bir arzu ortaya çıkıyor. Kendisini bunlardan ayırmak istiyor. Ve kişi ihsan etmeyi kendisi seçiyor. Burada Yaratan tarafından hiçbir baskı yok. O karar verme safhasında kişi ihsan etmenin ne olduğunu anlar. Anladığı zaman ancak özgür seçimi olabilir. Yoksa kişi Işığın etkisi altında denir. Dolayısı ile kişi bunu yüce olduğu için seçer ve bunu özgürce yapar. Bu yüzden Zohar’ı anlamayan insanlar sanıyorlar ki bu kitap ahlaki değerleri anlatıyor. Ve kişileri korkutarak konuştuğunu sanıyor insanlar. Bunu yapmazsan acı çekeceksin gibi hisler içinde ve cezalandırılacaklarını sanıyor Zohar’ı yanlış çalışan insanlar. Ama öyle değil. Kişi Yaratan’la bağ kurmak istediği zaman, alma arzusu için iyi olduğundan değil, boş kalacağı korkusuyla değil ve acı çekeceği için değil bunu hiç hesaba bile katmaz. İçindeki bu kaplara göre hesap bile yapmaz. Sadece Yaratan’ın yüceliğine göre hesap yapar. Yani ihsan etmenin niteliğine göre hesap yapmaya başlar. Bu nedenden dolayı Zohar’ın özünde Baal HaSulam’ın birçok makalede yazdığı gibi ahlaki değer Kabala tarafından nefret edilir. Yani gerçek eğitim bu ahlaki değerlerle, bu dünyevi ahlaki değerlerle çalışmaz. Hatta birisi kutsal kitaplar ahlak içindir dediği zaman yanlış demiş olur. Kutsal kitap sadece kutsal kitabı verene tutunabilmek içindir. OKUMA Kutsal kitabı da ahlak diliyle giydirdiler. RAV Neden? Çünkü kişinin anlaması için daha kolay. Kişi ancak maneviyatın içselliğini çalıştığı zamanda bu ahlak denilen yasaların alma arzusuna, egosuna nasıl ilişkilendirdiğini anlamaya başlar. Ama maneviyata çalışmayan bir adam için sadece nasıl davranması gerektiğini yazan bir kitap. OKUMA Ama buna ek olarak içine bilgeliği ve erdemliği de verdiler ki burada sadece ahlak var ve erdemlik yok demesinler diye. RAV Bu yüzden iki kıyafet vardır Tora’da. Yani birinden ötekisi öğrenilir. Bu kabı silkelemek için. Hem iyi taraftan, hem kötü taraftan silkelemek için. Yani bir taraftan arzulanan haz tarafından silkeleniyor, öteki taraftan da boş hisliğinden silkeleniyor. İki taraftan da silkeleniyor. Kabalistlerin yazılarında bu şekilde. Sanki bilgi ve sanki erdemlik ama işin açıkçası kitaplarda ihsan etme yüceliğinin değerinden başka bir şeyden bahsedilmemekte. Kişi kendisini doğru tavırla içinde bulunduğu koşula çevirdiği zaman tek bir histe olur. Yani ihsan etmenin kendisini hiçbir şekilde düşünmeden güzel olduğunu hisseder. Hiçbir korkusu yoktur, hiçbir kişisel hesabı yoktur. Tümüyle kabının üstündedir, alma arzusunun üzerindedir. Bu yaklaşımı doğru bir şekilde ayarladığı zaman buna Man yükseltmek denir. Yani kendisini hiç düşünmeden ihsan etmek. Ve kişi egosuna bağımlı olmayan yani ahlaki hareketlere bağlı olmayan bir ihsan etme edinir. SORU: Tora'yı verenle nasıl ilişkilendiriyorsunuz? RAV: Çünkü Zohar kitabı Hz. Musa’nın beş kitabına yorum. Yani tefsiri. Ve konuşulan dilde tefsirler var ve bazıları da Kabala diliyle yazılmıştır. Yani ahlaki kitaplar buna dâhil, efsanelerin diliyle yazılan kitaplar var onlarda buna dâhil. Bizler bu kitaplara Tora’nın kitapları diyoruz. Çünkü bu konuları çalıştığımız için Tora’nın kitapları diyoruz. Kutsal kitap demek, manevi edinimi olan kutsal insanlar tarafından yazılmış demek. Yani ihsan etmeyi edinmiş insanların yazdığı kitaba kutsal kitap denir. Çünkü yazan kutsaldır, kutsallığı edinmiş demektir. Ve böyle bir kitaptan da ihsan etme niteliği alınabilir. Şimdi, insan Bina niteliğini edindiği zaman ihsan etme davranışlarını görür. Ve bu davranışlardan Yaratan’ın statüsünü keşfeder. İhsan etmek için kişinin alması lazım. Ondan sonra Işık kişinin içerisinde yayılır (yani ihsan etme hareketinde). Buna erdemlik Işığı denilir. Dolayısı ile hareketi ihsan etme hareketi ve doyumu da erdemlik Işığı. Buna Tora’yı çalışmak denir. Yani kutsal bir kitabı çalışmak. Üst Işığın kişiyi etkilemesi ve bu etki ile ihsan etme niteliğini edinir. İhsan etme davranışını edinir. Ondan sonra Yaratan’ın Işığı kişinin içerisinde yayılır. Ve bunun içerisinde kişi tüm realiteyi keşfeder. Yani Yaratan’ı hisseder. Yani Yaratan yaratılanın içerisinde konuşlanır (konum alır). Dolayısı ile maneviyatı edinmiş insanlar tarafından yazılan tüm bu kitaplara Tora denir. Kişinin niyetine göre, arzusuna göre yaptığı çalışmayla, ihsan edebilme konumuna gelmek için o kitaplardan güç alır. Hz Musa’nın yazdığı kitaplar şu açıdan özel, kişinin yaşaması gereken, geçirmesi gereken tüm süreci anlatıyor. Ve bu süreç içerisinde de hem genelde hem bireyde kabını ıslah eder. Bu nedenden dolayı yazdıklarına Tora (Işık ve talimat) adını verdi. Çünkü orada aslında tüm süreç var. Tüm ruhların geçireceği süreçler yazılı. Tüm ıslahları, geçireceği tüm safhalar var. Şöyle diyebiliriz ki, bu şekilde yazılmış tüm kitaplarla kişi ıslah eden Işığı çekebilir. Bunu bize Baal HaSulam açıklıyor ve daha öncede öğrendik. On Sefir ot’un çalışmasında da yazıyor. Diyor ki, Tora’nın her kısmı ıslah eden Işığı o kadar güçlü çekmiyor. Bazıları daha fazla Işık çekiyor, bazı yerleri daha az Işık çekiyor. Bu yüzden Mişna’nın yazıldığı bir zaman vardı, Talmut’un yazıldığı bir zaman vardı ve birçok tefsir yazıldı. Ta ki Ari gelene kadar. Aynı Tora’yı yazıyorlar o kitaplarda da ama kelimeler ve tanımlar Kabalistlik. Özellikle Hasadim kitapları. Tüm şeriat kanunlarından bahseden kitapların hepside dâhil. Ta ki, Baal HaSulam’ın kitaplarına kadar. Baal HaSulam’ın kitapları bizim zamanımız için en etkili kitaplar. Neden? Çünkü bu kitaplar, maneviyatı edinmiş ve ihsan etme derecelerini edinmiş bir insan tarafından bizim üzerimizde nasıl işlediğini, bizim neslimizin anlayabileceği şekilde yazdı. Bu yüzden Baal HaSulam’ın kitaplarını okuduğumuz zaman içimizde daha kolay bir şekilde o Işığı uyandırabiliriz. Bizim neslimize uygun bir şekilde o kitapları çalışabiliriz. Önce aklımızla belli bir anlayışa yaklaşır sonrada bu anlayışı inşa etmeye çalışırız. Kişi biraz okur, biraz anlar, sonra biraz hisseder. Elbette içimizde neler olduğunu anlamıyoruz. Ama yazılan kitaplardaki Işık gizli. Ama kişi yavaş yavaş o Işığı alır ve gelişir. Bu yüzden manevi edinim sahibi olan insanların yazdığı tüm kitaplara Tora denir aslında. Hz Musa’nın beş kitabına da Tora diyorlar, neden? Çünkü orada da genel olarak Hz Musa edinim açısından çok yüce bir seviyedeydi. Ve öyle bir şekilde anlattı ki tüm o NRNHY’ın KHB ZON’a tekabülünü anlattı (yani Işıkların arzulara olan karşılığını). Çünkü hat safhada edinimi vardı. Ve bu yaklaşımı yaptığı zaman oradan direkt olarak bir Işığı anlattığı şekilde çekemiyoruz. Neden? Çünkü ancak bir şeyin tefsiri vasıtası ile anlatılanların ifşası ortaya çıkabilir. Yoksa sadece basit Işık. Yani kaba karşı tekabül eden Işık. Burada ne olduğunu bilmiyoruz. Bir başka manevi edinim sahibi insan tefsir yazdığı zaman, perdeleri yani aradaki basamakları, ilişki derecelerini açıklamaya başlar. Dolayısı ile kitabı yazışında Işıklar ve kaplar diyor. Nasıl ediniyorsun? Kendini ona göre konumlandırıyorsun diyor. Bu yüzden daha fazla tefsirler yaptılar sonradan. Bunun için bir metoda ihtiyacımız var. Tefsir’e ulaşmak için bir metoda ihtiyacımız var. Bu yüzden geriye kalan her şey sadece kitaplar üzerine tefsir olarak yazılmıştı. Yazılan her tefsir de orijinal kitaptan bir cümle bulunur. Çünkü neyle ilişkilendirdiği belli olsun diye. Mesela şarkıların şarkısı öyle bir şekilde yazılmıştı ki sadece aynı şeyi bir şarkı ile anlatıyor. Ama kişi perde edinirse (Baal HaSulam’ın bizim için yapmış olduğu bu çalışma ile perdeyi edinirse) ancak ondan sonra Hz. Musa’nın ne yazdığını anlayabiliriz. Sadece perde sahibi nasıl olabileceğimizi anlatan kitaplardan sonra o safhalara gelebiliriz. |