CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 164 - FİZİKSELLİKLE MANEVİYAT ARASINDA BİR FARK VARDIR

OKUMA

Fiziksellikle maneviyat arasındaki fark, güç hareketten öncedir. Şöyle ki, Yapmadan önce cevap vereceğim der.

RAV

Fiziksellik alma arzusuna göre organize edilir. Alma arzusu nasıl işliyorsa o şekilde. Bu şekilde olacağını bu şekilde tayin ediyor. Yani doğadaki bu koşul kurallara endeksli, seçim yok, değişim yok sadece doğanın mutlak kanunları işliyor. Fiziksellik bu. Maneviyat ise bunun tersi. Maneviyatta kişinin düşüncelere sahip olması lazım, düşüncelerini incelemesi lazım, Bunları ayıklaması lazım. İnişler çıkışlar, gizlilik bunların hepsi yukarıdan bir sistem olduğu için ve bu sistem kişiye özgür seçimi koşulunu vermek için. Ve kişiyi geliştirmek için kişiye sürekli tereddütler, kafa karışıklıkları verir.

Maneviyatta evrim safhalarında, evrim geçiren kişi her zaman iki zıt güç vasıtası ile ilerliyor. Kendi üzerinde işleyen iki güç vasıtası ile ilerliyor. Fizikselliğe cansız, bitkisel, hayvansal diyoruz. Yani kişi bu derecelerde yaşıyor olduğu zaman ya da doğanın bu şekilde olduğunu düşündüğü zaman. Konuşan seviye ise sürekli tereddütlü bir seviye ve bu şekilde gelişiyor.

OKUMA

Cevap vereceğim demeden önce sıralama son ıslah göredir.

RAV

Yani kişi okuyup sormadan önce çoktan her şeye organize olmuştur. Ve kişinin bu derecelerin dışında hiçbir şeye ihtiyacı yoktur (yani bu derecelerin ifşa olması). Dolayısı ile fiziksellikte ıslah diye bir şey gerekmiyor. Gün, yıl, zaman diyelim ki tarihte yaşadığımız şeyler ıslah gerektirmiyor. İsteseydik de, istemeseydik de hiç önemli değil. Çünkü Yaratan olacak her şeyi tayin etti ve bu şekilde bizi bu ana getirdi. Yani fiziksel bir şekilde doğanın kanunlarıyla içsel ve dışsal şekilde ilerliyoruz. Her şey yukarıdan daha önceden tayin edilmişti.

OKUMA

Yapacak güçleri olmadan hiçbir şey yapmazlar.

RAV

Yani içimizde işliyor. Ama maneviyatta kişi hala ıslah olmadı ise yani amacı henüz net değil ve kabın önünde Işık var ve burada kişinin çalışması var. Yani her şey önceden yazılmış değil burada. Nasıl gelişeceğini insan burada tayin eder.

OKUMA

Şöyle ki, her şey açıklığa bağlıdır.

RAV

Yani çalışmamıza güç sahibi olmadan başlamamız lazım. Yani önce kararlar, incelemeler, analiz ve ondan sonra kişinin kararına göre de kişi üzerine pozitif ya da negatif güç çeker. Ve bu kendisine çalışması için güç verir.

Bu yüzden manevi çalışmaya mantık ötesi evrimleşme denir. Yani insan her zaman daha üst dereceye çıkmalı. Doğasının üzerine çıkmalı ve kendisine doğasına karşı olan koşulları almalı (kendisini o koşullara getirmeli). Yani Yaratan’ın doğasına bakmalı ve O’nu kendi üzerine nasıl kopyalayabileceğini incelemeli. Tüm incelemeleri bu. O incelemeleri kişi daha önceden tayin edemez. Bu hesaplamalar mantığın ötesinde olduğu için kişi zoraki bir şekilde aklının üstünde arzu içinde yaptığı incelemelerle Yaratan’ın niteliklerini içine kopyalaması lazım.

Oradan Bina’nın gücüne gelir yani üst dereceyi edinir. Buradaki açıklama akılının, mantığının üstünde. Eğer kişide mantığının üstünde ilerlemez ise, aklıyla mantığıyla ilerler ise fiziksellikte ilerler denir. Şöyle ki, her kim aklının ve mantığının üstüne giderse maneviyatta ilerliyor denir.

Görüyoruz ki, kabalistler bize birçok örnekler veriyor. Şöyle ki, akıl ve mantığı kişiye verildiği şekilde kullanmaya fiziksellik denmesinin nedeni, kişinin sadece içinde bulunduğu derecede ilerletmesidir. Kişi biraz daha akıllaşır ve bilgi sahibi olur ama derinliği gelişmez. Yani manevi bir şekilde insan derecesine doğru gitmez. Çünkü Yaratan’ın doğasını edinemez. Sadece arzuları arasında bağ kurup onları nasıl işleteceğini kullanır. Arzularını kullanarak diğerlerini nasıl elde edeceğini öğrenir, akıllanır yani. Bu fiziksel gelişim.

Bunların üzerine eğer kişi manevi çalışmayla (bu dünyada daha kontrollü, daha keskin olduğunu manevi çalışmayla) o dereceye geldiği zaman kişi arzusu için (para, bilgi vs arzuları için) daha da keskinleşir. Rabaş’ın yazdığı gibi, yakışıklı bir Yahudi ama bu şekilde çalışırsa sadece ölümün zehrini alır. Zanneder ki Tora’nın kendisine bu dünyada itibar ve zenginlik getireceğini sanır.

Ama kişi manevi olarak çalışacaksa, içinde bir nokta varsa, tüm bu fizikselliğe dayanamayacak hale gelirse, para, itibar, güç, bilgi gibi arzulara yönelik (doğasında) yukarıya doğru yükselme arzusu varsa o zaman bu arzuların üzerine çıkmak için ilerler. Yani fiziksel temelleri vardır ve o fiziksel temellerin üzerine çıkar ve insanı inşa eder. Bu ancak insanın arzuların üzerine çıkması ile olur.

Şöyle dediği gibi, Yaratan hayvanı da insanı da kurtarır. Yani hayvanlık derecesinden alır ve insan seviyesine getirmek için Yaratan büyütür. Bunun için çaba sarf etmesi lazım. Yani çalışacağız, yapacağız ve duyacağız prensibiyle. Yani içinde incelemelerini yapması lazım, analizini yapması lazım ve sonra bunun üstüne çıkması lazım. Buna yapmak denir. Elbette yapmak insanların düşündüğü gibi elimizle, kolumuzla yaptıklarımız değil, bedenimizle yaptığımız şeyler değil. Sanki bir şeyler yapacağız da bir şeyler duyacağız. Ne duyabilirsiniz ki böyle bir şekilde. Çünkü Yaratan’ın fiziksellikle bir alakası yok.

Hocalarımızın yazdığı gibi, Yaratan’ın hayvanı ensesinden ya da boğazından kesmeniz umurunda değildir. Kişinin içinde yaptığı çalışmaya yapmak denir. Geriye kalan her şey doğanın güçleri ve bunlar sabit olan (değişmeyen) şeyler. Kişinin mantığının üzerine çıkması için (üst dereceye çıkması için) çaba sarf etmesi yapacağı tek şey. Ondan sonra burada Yaratan’ın ihsan edici güçleri ifşa olmaya başlar. Ve bu şekilde kişiye Tora verildi denir. Ve kap erdemlik Işığı için bir alıcı haline gelir.

SORU: Üst derece nedir? Edinmek mi, anlamak mı? Buna nasıl ulaşacağız?

RAV: Üst derece demek sadece daha fazla ihsan etmek demek. Yani içinde bulunduğumuz koşuldan daha da fazla ihsan etmek demek. Kişi yüksek derecelerde olsa bile içinde bulunduğu koşulu ihsan etmiyormuş gibi görür. Bunun içinde durmayı uygun bulmaz ve üstüne çıkmak ister. Böyle bir şeye karar verdiği zaman, hala alma arzusuna endeksli olmasına rağmen, kişi bu alma arzusu ile ilerlemeye devam eder. Hayvanlar bildiğimiz gibi gelişmez. Bu yüzden hayvanların başı ve bedeni aynı seviyededir ama insanın başı yukarıdadır. Yani insan yukarıya doğru sürekli çıkmayı arzular.

İnsan üst dereceye entegre olma talebinde bulunduğu zaman alma arzusuna karşı olarak çalışmakta. Yani üstün derecesini edinmeye yönelik karşı bir şekilde. Şöyle ki, bir üst derece (sürekli), şu an sahip olduğum ihsan etme niteliğinden daha fazla ihsan edebilmek. Ve şöyle ki, Galgalta Eynaim’in üstüne Ahap edindiği zamanda bu seviyelere gelir.

İlk başta manevi dünyaya geçtiği zaman sadece üstün Ahap’ına karşı kendisini pasifize eder. Bu kendisine karanlık gibi gelir ama aklının üstüne bunu kabullenir ve hatta kabul etmek için üstüne alır. Ve bu karanlık vasıtası ile çalışma ve grup vasıtası ile bu karanlığın kendisine yönelik bir yaklaşım olduğunu anlamaya başlar. Kişi kendisini pasifize ettiği kadar ettiği zaman ve bunu yapamadığını gördüğü zaman ağlar. Yaratan bu ağlayışı duyar ve tıpkı bebeğin elinden tuttukları gibi insanında elinden tutar ve kişiyi üst dereceye yükseltir. Yaratan, yani bir üst derece, sürekli bunu yaptığı zaman (kişinin haykırışı tıpkı bir bebek gibi), bu hareketi insan yapmış gibi olur. Çünkü haykırışı harekete sebebiyet veriyor. Ve üstün ihsan etme koşullarını aldığı zamanda buna duymak denir. O duyma nosyonunda Yaratan’ın kendisinden ne istediğini öğrenir. Buna ifşa denir.

SORU: Birinci seviyede kısıtlama bu dünyada olmayı istemediğim zaman mı? Hiçbir şeyin beni tatmin etmediği zaman mı?

RAV: İnsan Kabala ilmine gelmeye başladığı zaman ve hala Kabala ile ilgili bir fikri olmadığı zaman sanıyorlar ki Kabala bu dünyadan ayrılmakla ilgili. Ya da bir yerlere uçmakla ilgili, ya da duygusal ve entelektüel olarak şuan ki hissettiği realiteden kurtulmak gerektiğini düşünüyor. Ama bu yaklaşımlar yanlış. Çünkü realite aslında bir realite. Biz sadece insanın algısının gelişmesinden bahsediyoruz. Ve buna ek olarak manevi dünyayı hissedebiliriz. Ancak bu dünyayı iptal etmiyor ki, bu dünya kaybolmuyor ki. Tüm bu mekânda tüm bu yerde insan sadece geliştiğini hissediyor. Yer dediği şey kabına giren şeyler. O fiziksel kabımızı kısıtlamıyoruz ve bu fiziksel kaplarımız da almayı durdurmuyoruz.

Yaptığımız şey sürekli kişinin manevi arzulara (sürekli) değer vermesi. Onların içerisinde alacağı hisler onu idare etsin, ona hükmetsin. Yani ihsan etmek için Yaratan’la bir bağı olsun, diğer ruhlarla bir bağı olsun. Yani dostunu kendin gibi sevmesi, manevi hayata girişi ve bunların kişinin içerisinde bu oluşup insanı o şekilde yaşamaya ve realiteyi farklı bir şekilde kabullenmesi. Yani bu dünyanın realitesi ile (ki bu dünyanın realitesini Yaratan’ın gücüyle hissediyoruz, yani Yaratan tüm ruhları idare ediyor, yönlendiriyor ve bu dünyada her şey bu şekilde oluyor) buradan çıkarak başka nitelikleri bulalım. Yani bu dünyadan bir şey iptal etmiyoruz.

Dolayısı ile kısıtlama denilen şey kişinin kendini bir şey almak için durdurması değil, bu bir kısıtlama değil. Bu aslında yemek yemeyeceğim, içmeyeceğim demek değil. Kısıtlamak demek maneviyatı fizikselliğe tercih etmek demek. Yani fiziksellik hep maneviyatın altında olsun ve maneviyat sürekli büyüsün. Şöyle ki, maneviyatta keşfedilen şey kişinin Yaratan’la karşı karşıya geldiği zaman iki inceleme arasındaki farkı görsün. Birisi alma yani kendi nitelikleri, ötekide Yaratan. Zaten manevi dünyada yaratılan ilk kap bunun farkına vardığı için tüm kısıtlamalar oldu. Çünkü Yaratan’la arasındaki farkı görüp, büyük bir utanç hissetti ve kısıtlamalar oldu. Yani hiçbir zaman fiziksel zorlama ile kısıtlama yapmıyoruz. Sadece maneviyata verilen değeri artırıyoruz. Yani maneviyata fiziksellikten daha fazla değer veriyoruz.

Kendilerini fiziksel hareketlerle kısıtlayan insanlar ve dini metotlar bunların hepsi bunun üstüne kurulmuştur. Sanki bu yapılan hareketler maneviyatmış gibi. Ama bunlar sadece dinci yaklaşımlar. Bu şekilde insan fiziksel arzularını kısıtlıyor ve bunun maneviyatla hiçbir alakası yok. Bunun sonucu olarak olan şey şu; fiziksel olarak kısıtladıkları kapları da tam tersine büyümeye devam ediyor.  Neden? Çünkü yaptıkları şeye ödül talepleri var.

Diyelim ki mesela, ben şu anda yaptığım bazı şeyleri durdurabilmem için karşılık hesabı yapmam lazım yani bir ödül beklentisi içinde olmam lazım. Dincilerin yaptığı gibi rahat bir yatak yerine yerde yatıp da, güzel yemekler yerine ekmek, su ile yaşayacak olursam kişinin bundan dolayı Yaratan’dan cennet talebi olur. Yoksa kişi nereden yakıt alacak ki. Dolayısı ile bu şekilde manen gelişilmez. Manen gelişmek için kişinin maneviyatın önemini artırması lazım. Bunun içinde kişi sadece (yakıt için) güç talep eder.

Eğer Yaratan’a bir bağ kurulmaz ise ve bağ kurmayı kendi fiziksel seviyemizde yaparsak daha büyük egonun içine düşeriz. Hatta bu egonun büyümesi de içimizde gizlenmiş olur. Hiç farkına varmadan egomuzu büyütürüz ve daha büyük bir yalanın içine düşeriz. Bu nedenden dolayı manevi edinim için kendimizi kısıtlamayız.

Sadece Yaratan’ın, amacın gözlerimizdeki değerini artırırız. Bu nasıl mümkün olabilir? Yaratan gizli çünkü? Sadece çalışma, dersler, grup ve bu çalışmalarda Yaratan’ın Işığının seni ıslah etmesini talep etmenle olur. Ama sanmayın ki bunu kendiniz yapabilirsiniz. Kendimiz yapabilecek olsaydık Tora verilmezdi. İnsan ancak manevi çalışma ile bunu yapabilir. Sadece maneviyatı, Kabalayı, içselliği çalışarak kişi ıslah olabilir. Dincilerin yaptığı fiziksel kısıtlamalar sadece fiziksel derece. Maneviyatla bir ilgisi yok ve bu şekilde daha çok gururları büyüyor ve kibirli oluyorlar. Kendilerini Haktan yana sanıyorlar ve hep bir sonraki hayatta cennet talepleri var.

Dolayısı ile maneviyatı arayan birisi içselliği, Kabalayı çalışmak zorunda. Başka yapacağı bir şey yok kişinin, yakıtı nereden alabilir ki başka. Bu gücü ya Yaratan’dan alacak ya da Yaratan’dan beklediği ödülden alacak.

SORU: (Moskova Grubu) Haykırış iç bir hareket mi, yoksa hocaya ve gruba mı haykırış için dönmeliyiz?

RAV: Hayır. Haykırış her zaman Yaratan’a yöneliktir. Ne hocaya yöneliktir nede gruba. Bazen birçok suni şekillerde ifade olur. Ama kişi haykırış seviyesine gelene kadar bazen bu suni şekilde olabilir ama haykırış kişinin kalbinin olgun eksikliğe geldiği zamandır. Kişiye yukarıdan öyle bir şekilde ıslah eden Işık gelir ki, Işık kişiyi tak diye(hemen) bir derece yukarıya çıkarır. Elbette bu çabalarımızın sonucu. Bu yüzden hocalarımız, elinden geleni ardına koyma der. Dostlarla bağ kurmak, dağıtım, derse hazırlık, derse katılmak bunların hepsi kişinin içinde bir formasyon oluşturur, yani arzu, bir kap, yani bir haykırış.

SORU: (Amerika) Fiziksel dünyada nasıl her zaman, her olayı Yaratan’la ilişkilendirebilirim?

RAV: Elbette en ideal olan kişinin bu düşünceden hiç çıkmaması. Şöyle ki, kişi bu şekilde her zaman Yaratan’la bir bağ içerisinde olsun. Bu dünyada olan olaylar, koşullardan öğreniyoruz ki O’ndan başkası yok. Öteki taraftan da, eğer ben kendim için değilsem, kim benim için koşulu var. Dolayısı ile tüm yaratılışta iki koşul var, ben ve Allah. Bu öyle bir koşul ki ben, geriye kalan dünyadaki tüm ruhlarla ve her şeyle bir bağ kurabilirim. Dolayısı ile insanlarla bağ kurarak aslında Yaratan’la bir bağ kuruyoruz. Ve Yaratan’ın onlara davrandığı gibi benim onlara davranma çabam oluşuyor.

Kişi etrafında olan negatif ya da pozitif her şeyi (insana nasıl gözüküyorsa önemli değil, insan bazen kötüde görebilir) Yaratan’dan geldiğini hemen hesaba katmalı (düşünmeli). Olan her şeyde Yaratan’ın etkisi var. Kendisine yönelik her şey Yaratan’dan geliyor. Yaratan’ın kendisine yaklaşımı, davranışı ve her şey (Yaratan’ın) kişiyi yükseltmesi için. Çünkü başka bir amaç yok. Ve başka bir şey yok. Yani Yaratan’ın yaptığı tek şey insanı amaca getirmek. Eğer kişi realiteye bu şekilde yaklaşırsa (yani gerçekçi bir şekilde, fantezi bir şekilde değil ve burada kişi çok hassas ve titiz olmalı) o zaman kişi çift gizlilikten çıkıp, tek gizliliğe geçer ve belli bir zamandan sonra ifşaya gelir.

Bunların hepsi kişinin iç çalışmasının çabasıyla olur. Kişi sürekli Yaratan’la bir bağ içerisinde olma çabası içerisinde olur. Bu çaba ile kendisi için bu ifşayı düşündüğü zaman (dünyada kötü hislerden kurtulmak için değil ama) Yaratan’a bir fayda sağlamak düşüncesinde olsun.

Yaratan gizli olduğu zaman kişi Yaratan’a pek hoş bakmaz. Çünkü hayatı kötüdür. İfşa zamanında ise Yaratan’a iyi bakar, görür ki Yaratan kişiyi seviyor ve yaptığı her şey sevgi yüzünden. Kişi henüz ıslah olmamış olmasına rağmen incelemesini bu koşullarda yapmak yolunda çaba sarf ederse ilerler.

SORU: Eğer kişi realitede kendisine iyi şeyler olduğu zaman Yaratan’a şükredip kendisini hemen pasifize mi ediyor veya ne yapıyor?

RAV: Kişinin kendisini realiteye pasifize etmesi gönüllü bir davranıştır. Ve bu kolay bir şeyde değil. Bizim yaptığımız şekilde değil. Yani Yaratan ne yaparsa yapsın ben bir şey yapmayacağım demek değil. Maneviyatta pasifize olmak hesaplı olan bir şey. Kişi akılsızca kendisini pasifize etmez. Bu kişiye mantık ötesi ve akılsızca gelmesine rağmen öyle değil. Çünkü kendi aklımız yerine tam tersine Yaratan’ın aklına, düşüncesine uyum sağlamaya çalışıyoruz. O yüzden akılsızca denir. Ama aslında Yaratan’a tutunarak kendi aklımızı geliştiriyoruz.