CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 2 - SÜRGÜNDEKİ KUTSALLIK

OKUMA

Kutsal Zohar’da şöyle yazar, O gezinir. O Şohen ve O Şehina. Şöyle ki üst Işıkta hiçbir değişiklik yoktur. Şöyle yazdığı gibi, Ben Yaratan’ınız değişmem. Değişen her şey alma arzusuna yönelik değişimdir ve bu Malkut’tadır. Bu yaratılışın köküdür. Buradan bu dünyaya, yaratılanlara asılı olarak aşar gelir. Tüm Behinat, Malkut’tan aşağı kadar yani yaratılanlara kadar olan tüm ayırımlara Şehina denir.

Genel ıslah, şöyle ki, üst Işık mükemmellik olarak onlara yansır. Kelim’in (kabın) içerisinde yansıyan Işığa Şohen yani gezgin, gezen denir. Şöyle ki, Şehina olan kutsallık içerisinde Işık gezer. Dolayısı ile genel Kelim’e Şehina denir.

RAV

Kabala erdemliği bize tüm realiteyi açıklamakta. Buna her şeyi kontrol eden, her şeyi ayarlayan tek güç olmak dâhil. Ne demek her şeyin kaynağı olan ve her şeyi aranje eden tek güç? Bu tek güç yoktan alma arzusunu yarattı. Ve onu öyle bir şekilde geliştirdi ki alma arzusu yaratılan bir varlık olana kadar bu gelişim devam etti. Ve bu yaratılan varlık birçok koşul ve halden geçerek, anlayışında iyice ulaşana kadar her dönüşümünde her şeyi yöneten tek güçten, Yaratan’dan bazı özellikler edinerek O’nu tanımaya başlar. Bu tanıma gelişerek olur ve O’nun özelliğini edinerek tanımaya başlar.

Yaratılanın Yaratan’ın özelliklerini edinerek O’nu anlayabilir, O’nu hissedebilir. O’na yönelik reaksiyon gösterip tavırlarını tayin edebilir. Bunu doğanın iki formunu, yani kendi doğası ile Yaratan’ın doğasını kıyaslayarak yapar. Yaratan’ın arzusunda yaratılanın kendisini inşa edip, bu iki form arasında ayrımı yaparak bu kıyaslamayı yapar. Bu yaratılanın gücünden ayrı bir güç olarak değil de tümüyle Yaratan’ın kontrolü dışında olmadan bu iki doğanın formu yani bu iki gücü barındırarak kendisini inşa etmeli. Bundan dolayı yaratılan denir yani bağımsız. Yaratılanın içindeki üçüncü bir özellik, çizgidir bu ve buna ruh denir.

Bu bir taraftan Yaratan’ın bir parçasıdır (ruh) ve bunun temeli Yaratan’ın niteliğidir. Ama geriye kalan her şeyde (bu ruhun noktası dışındaki her şey) yaratılan varlık tarafından oluşturulur, inşa edilir. Ve bu kalbindeki noktayı kendi çabası ile büyütür. Yaratılanın içine konulan sadece küçük bir kıvılcım. Yaratan’ın parçası olan bu küçük kıvılcıma yaratılan büyük bir arzuyu ekler ki sistemde buna Klipa denir ve bununla kendisini bağımsız olarak geliştirir ve Yaratan’ın karşısında durur. Ve Yaratan’a ihsan etme özelliğini oluşturarak kendi ihsan etme niteliğini yaratır. Yaratan için yarattığı bu alma arzusunun kabını Yaratan’a verir.

Bunu Yaratan’a vererek Yaratan’ın zevk almasını istiyor. Bu nedenden dolayı yaratılana Şehina (kutsallık) denir. Yaratan’da yaptıklarından dolayı Şohen (gezgin) denir.

OKUMA

Üst Işık içlerinde mükemmellik olarak yansıyana kadar buna ıslah zamanı denir. Yani Islah olmakta ki amaç, Işığın içerisinde ki tüm mükemmelliğe yansımasıdır. Bu zamana kadar olan koşula “sürgündeki kutsallık” denir. Yani dünyada mükemmellik yoktur.

RAV

Yaratılan Yaratan’ın kabı doldurması için inşa eder. Henüz kabın içerisinde Işık yok bu yüzden bu koşula “sürgün” denir. Diyebilirsiniz ki yaratıla varlık sürgünde ve maneviyattan uzak. Ya da Yaratan için yaratılan acısından sürgünde diyebiliriz.

Elbette Klinin kendisini hazırlamak için, kendisini doldurmak için geçirdiği bu sürece (bu döneme) “hazırlık zamanı” denir. Ta ki Işık kabı, Kliyi doldurana kadar. Amaca ve yaratılışın düşüncesine uygun olarak Yaratan tümüyle yaratılanın içerisinde kıyafetlenir. Buna “kabın ıslah dönemi” denir ve bu zamana da “kutsallık sürgünde” denir.

OKUMA

Aşağıda bu dünyada bu koşula “alma arzusunun koşulu” denir. Yani “kendisi için alma” denir. Aynı zamanda alma arzusu boş ve gereksiz şeylerle doludur. Boş şeylerle dolu olduğundan Yaratan’ın ortaya çıkacağı bir yer yoktur. Yani Yaratan’ın Işığının dolacağı bir yer olacağına kirli ve pis şeylerin olduğu bir yer haline gelir.

RAV

Kalp demek arzulardır. Tüm işimiz kalbin arzularını ıslah etmek. Burada elbette içimizde olan sadece bir pompa görevi yapan kalpten bahsetmiyoruz. Kendi kalbimiz nasıl sinirlerden, kaslardan oluşup çalıştığını biliyoruz. Böyle inşa edildik. Baskılara vs kalbimizle reaksiyon gösteriyoruz. Bir takım biyolojik verinin eşitlenmesi kalpte hissedilir. Kalp en önemli organ.

Öteki taraftan kalbimizle burada bahsedilen kalp arasındaki ilişki burada anlattığımız tür bir ilişki değildir. Yani biz manevi kalpten bahsederken 32 arzudan bahsediyoruz. Bunlar Yaratan tarafından yoktan var edilen arzular. Bu arzular insanın, Yaratan’ın Işığı içerisinde olması için Islah etmesi gereken arzular. Kişiye ıslah olabilme koşulunu verebilmek için (yaratılan varlığın bunu yapabilmesi için) ve Yaratan’ın kişinin içerisine girmesine olanak sağlayabilmek için bir tane Simsum (kısıtlama) yapıldı. Bu yüzden bu Kelim gizlilik içerisinde. Bu koşulda Yaratan’ı hissetmektense arzularını hisseder kişi.

Dolayısı ile kişinin bir şeyler isteyen arzuları var. Buna “bu dünyadaki insanın koşulu” denir. Kişi üst Işığı çekerek kendisini ıslah ederek ve ihsana yönelik bir uyanış oluşturarak taştan kalp denilen bu kalbin kutsallığa ait olmadığını görür. Kişi taştan kalbine kısıtlama koyar ve Yaratan’dan ihsan etme kabı olan Galgalta Eynaim’i edinir. Bunu edindikten sonrada kişi taştan kalbin üzerine edindiği Galgalta Eynaim’i kullanaraktan bu ihsan etme kablarını kullanabilir. Bu şekilde son ıslaha yönelik ilerleyebilir.

Dolayısı ile ıslah süreçsel bir şey. Kişinin kötülüğünü gördüğü birçok durum birçok safha ve koşul barındırıyor İçerisinde. Kişi ıslah yolunda iken, tekrar kötülüğe döner ve “ölüleri canlandırmak” denilen koşula gelir. Tüm bunların amacı kutsallığın içerisinde yaratılanın dolması.

OKUMA

Bu kutsallık toprağının içindedir. Yani yere yakın, pisliğin içerisindedir. Kendisini yerden, pisliğin içerisinden yüceltmeye hiçbir niyeti yoktur. Ve pis şeylerin içerisindedir. Ve bu kutsallığa mutsuzluk getirir.

RAV

Çünkü bu Işığın kutsallığın içerisinde yer alacak bir yeri yoktur. Aslında bu en alt noktada ki yer. Kişinin kendisini bu dünyada keşfettiği yer. Burada sokakta ki kişiden bahsetmiyoruz. Burada bahsettiği kişilere nazaran sokakta ki insanlar genelde bilinçsiz. Burada yukarıdan bir uyanış edinmeye başlayan bir insan (tıpkı, Yaratan kişiyi alıp iyi bir kısmetin üstüne koydu dedikleri gibi) yani Yaratan kişiyi doğru yere getirdiği zaman, kişi kendi üzerine değiştiren Işığı çeker ve gerçek doğasını görmeye başlar. Buradan kişi ne koşulda olduğunu tayin eder. Yani kutsallık istemediğini ve bu dünyadan haz duymak istediğini görür. Sükûnet, zevk ve alma arzusu nereye çekiyorsa kişiyi oraya gittiğini görür.

Kişi ondan sonra anlar ki tüm kabları, arzuları, yani ruhu sürgünde. Çünkü bu hissin yoğunluğu Yaratan’ın yüceliğini keşfettikçe, ikisi arasındaki farkı görünce (Mısır sürgünü hikâyesinde gördüğümüz gibi) oradan çıkabilecek imkânı görür.

SORU: Burada diyor ki, taştan kalp ve yoktan var ediliş ve kalpteki noktaya da yoktan var edilen Yaratan’ın parçası olan kıvılcım diyor. Peki, nedir yoktan var edilen?

RAV: Yaratılan yaratılmadan önce, dünyalar olmadan önce hafif bir Işık evreni dolduruyordu diyoruz. Ondan sonra Baal Hasulam hayat ağacında Ari’nin yazdığı sözleri açıklıyor ve tüm süreci anlatıyor. Bizim kelimelerimizle anlatacak olursak sanki bir süreçmiş gibi görüyoruz. Zaman içerisinde oluşan koşulların olduğu bir süreçmiş gibi bakıyoruz.

Üst bir güç var ve iyinin doğasında iyilik yapmak olduğu için ve iyilik yapmak istediği için bir düşüncesi var. Bu düşünce iyilik yapabileceği birisini yaratma koşulunu oluşturuyor. Ve bu güç veren bir güç olduğu için (çünkü iyinin doğası iyilik yapmaktır) bu ihsanını alacak ve iyiliği isteyecek birisine ihtiyacı vardı. Bu yüzden de gelecekte var olacak yaratılanın zevk alma kapasitesi olması lazım ki Yaratan’a da mutluluk versin. Ve yaratılan ve Yaratan adlı iki nosyon olsun.

Bu arzu yaratılışın iyilik yapma düşüncesinden, zevk alma arzusuna yoktan var edilen koşul denir. Çünkü önceden var olan bir şey yoktu. Bu sadece yaratılana iyilik yapma düşüncesinden oluşturulan bir şeydi. Ondan sonra bu arzu, yaratılışın düşüncesinden gelişir ki, sona ulaşsın. Ta ki yaratılışın düşüncesinde olması gerektiği koşul gibi. Yani o düşünceyi gerçeğe getirmek.

Arzuya yoktan var ediliş denir ve yaratılışın düşüncesine de vardan var denir. Çünkü Atzimuto da yani O’nun özünde Kelim’imize göre yani anlayışımıza göre, açıklayabildiğimiz koşula göre buna “sonsuzluk” denir. Bu yüzden yaratılışın düşüncesine vardan var (daha önceden vardı çünkü) denir.

Yaratılan varlığın temeli zevk almak olduğundan, yoktan var olduğu zaman yaratılışın düşüncesini edinemezdi. Çünkü bu düşünceden ayrıydı. Edindiği hazza göre, kendi arzususun da var olan niteliklere göre zevk ve mutluluğu hissediyordu. Ama bu yeterli değildi çünkü yaratılana fayda sağlamak yaratılanı zevkle doldurmak değil. Yaratılanı kendisine eşitlemektir, gerçek fayda burada. Mükemmellik, sonsuzluk sadece en mükemmel olan Yaratan’ın koşulu olabilir. Amaç yaratılan varlığı da bu koşula getirebilmek.

Nasıl olurda yaratılan varlık Yaratan’ın seviyesine gelebilir ve hala yaratılan bir varlık olabilir? Bu yüzden yoktan var edilen bu arzu canlı ve değişmez şekilde kalır. Ama yaratılanın arzu üzerine eklediği her şey Yaratan tarafından edinilen bir şeydir. Sanki bu yeteneği, Yaratan’ın doğasını edinmeyi, keşfedebilmeli. O’nun seviyesi, derecesini keşfedip bunun en yüce şey olduğunu görüp bundan zevk alma koşuluna gelmeli.

Buradan haz duyduğunu ve zevk aldığını öyle bir şekilde hissetmeli ki sonsuz ve mükemmel bir his içerisinde olmalı. Bunun için Yaratan’la aynı formda olması gerekir (yani ihsan etmekten alınan zevk). Bu arzuları yani yoktan var ediliş yaratılanda sadece bir kıvılcım olarak kalır. Bu yoktan var edilen küçük bir kıvılcım, tıpkı direk Işığın dört safhasındaki Behina Alef gibi. Bu Behina Alef dışında sadece tüm realiteyi dolduran üst Işık var. Bu küçük nokta zamanla gelişir ve geliştikçe Işığın özelliklerini içinde hissetmeye başlar.

Bu süreçte ihsan etme özellikleri kendi içerisinde zıt nitelikler olarak hissedilir. Bu noktanın içerisindeki özellikler alma arzusunun altında olabilir. Şöyle ki, ihsan etme özelliğini almak için kullanır. Böylelikle bu nitelikleri kendisi için kullanmaya yönelir. Bu uzun süreçte bunu nasıl yaptığı önemli değil, Yaratan’ın içinde nasıl işlediği önemli değil. Kendi alma arzusuna menfaat sağlar ama ondan sonra değiştikçe bunu kısıtlaması gerektiğini anlar. Yaratan’ın seviyesine ulaşmayı ister. Ondan sonraki seviyelerde de tekrar kısıtlama yapar ve Ahap denilen kısmı uyandırır (taştan kalp dediğimiz). Bu şekilde yoluna devam eder.

Sonuç itibari ile yaratılan varlık kendisini yoktan var ediliş olarak görür ve bunu kısıtlar. Yaratan’ın niteliklerini üzerine alır ve yaratılışın yüceliğini, yoktan var oluşu görür. Esasında kutsallık tarafından gördüğü sadece bir kıvılcım ve buda yoktan bir var ediliş. Çünkü oda yokluktan geliyor, bu dünyada yok çünkü.

Kişi bir uyanış hissediyor. Nereden geliyor bu? Yukarıdan geliyor, ters bir dünyadan geliyor. Yani kalpteki noktanın uyanması dediğimiz şey sanki dışarıdan gelen bir şeymiş gibi geliyor insana. Görüyoruz ki, bu yoktan var ediliş, alma arzusu kişinin içerisinde uyandı. Orada bir alma arzusuydu ama bizim dünyamızda (yoktan var edilişte) bizi uyandıran o küçük Işık kıvılcımıdır (kalpteki nokta).

Dolayısı ile Eyn Sof’ta ve bizim dünyamızda ki yoktan var edilişler var. Bizim dünyamızda yoktan var ediliş kalpteki o nokta, o kıvılcım. Manevi dünyadaki yoktan var ediliş ise bu dünyada var olan alma arzusudur. Burada sürgündeki kutsallık diye bir makale daha var ve daha farklı bir tarzda yazılmış bir makale bu. Neden birkaç tarzda yazılmış makaleler var? İşin açıkçası ben Rabaş’a neden böyle olduğunu sormamıştım. Gördüğüm kadarıyla aynı makaleyi farklı şekillerde yazdığını gördüm. İlk yazdığı şekil Baal Hasulam’dan duyduğu şekildeydi. Bazı makalelerini özel görüşmelerinde duydu. Bazılarını Baal Hasulam konuştuğu zamanlarda duydu. Hiçbirini duyarken yazmadı ama dersten sonra ya da konuşmasından sonra yazdı.

Üniversiteden sonra bende ona geldiğim zaman bende notlar tutup yazmaya başladım. O zamanlar üniversitelerde böyle diz üstü bilgisayarlar yoktu. Ben dersi dinlerdim 4 saat ve ders içinde yazardım. Ben de Rabaş’a defterlerim, kitaplarımla geldim. Bu defterlerin içinde çizimler falan vardı. Rabaş bunu nasıl yaptığımı anlayamazdı. Nasıl hem dinleyip, hem yazıyorsun derdi. Çünkü dinlediğin zaman kulaklarınla dinliyorsun ve içine gelen şeyi yok ediyorsun. Dinlerken kendini nötrleştirmelisin derdi ki, sana gelen her şey sanki sen yokmuşsun gibi seni doldurmalı derdi.

Dolayısı ile Kli bilgiyi alırken hiçbir aktivite göstermiyor. Benim bu şekilde yazmamı Rabaş’a açıklamam çok zordu. Benim dinlerken yazdıklarımı nasıl yanlış anladığımı görmem ve anlamam çok zordu. Çünkü burada kelime kelime yazmak lazım ve bu çok önemli. İşin açıkçası kelimeleri duyduktan sonra üst olanın (konuşanın) etkisi altında değiliz. Bu yüzden en güzel doğal nosyonun etkisi altında olmuyor insan, bir çok şeyi kaçırıyor. Çünkü Kli hareketsiz ve konuştuğu zaman onun tarafından idare ediliyor.

Kendimde Rabaşla çalışırken gördüğüm kadarıyla aynı makaleyi kendisi için birkaç kere yazardı. Tekrar tekrar aynı konuyu farklı derecelerde, derinliklerde yazarak tekrar ederdi. Çünkü Baal Hasulam kendi yüksekliğinden konuştu. Yaratılan verileni kendi yüksekliğinde alır. Dolayısı ile bunu duyan kişinin alt seviyesi ile bunu söyleyenin üst seviyesi arasında muazzam fark var. Dolayısı ile tekrar ettikçe kişi kendi içerisinde daha çok farklı izlenimler ve edinimler görür. Bu yüzden her konu ile ilgili farklı yazılar var.

OKUMA

O Şohen ve üst Işığa göre ben Yaratan değişmem. Tüm değişiklikler alana göredir. Malkut’un içerisinde olan alma arzusu ki bu yaratılışın köküdür. Ve bu yukarıdan aşağıya yaratılanlara iner. Tüm bu Behinot’lar da yani ayrılımlar da, dünyaların yaratılışlarından, yaratılanın oluşmasına Şehina yani kutsallık denir. Taki tüm Işık içinde yansıyıncaya kadar ki o zaman buna Şohen yani gezgin, gezen denir. Şehina içerisinde Şohen vardır. Şöyle ki, Kli’yi dolduran Işık.

RAV

Tüm realitede bu iki şey dışında hiçbir şey yok. Yaratan ve yaratılan. Şohen ve Şehina, Işık ve kab.

OKUMA

Bu yüzden Kelim genelde Şehina adını alır. Ve içlerinde Işık mükemmelliği ile yansıyana kadar ki zamana “ıslah dönemi” denir. Yani ıslah yaparız ki Işık içlerinde tümüyle yansısın. O zamana kadar buna “kutsallık sürgünde” denir.

RAV

Islah zamanı son zamana kadar ki tüm koşul (yani son ıslaha gelene kadar geçirilen tüm safhalar). Kutsallık genel ruh, yaratılan ruh her zaman Yaratan tarafından bir doyum içerisinde. Sadece yaratılan Yaratan’a endeksli olarak doyumun derecelerini ölçtüğü zaman, buna dünyalar denir yani gizlilikler. Işığın (Yaratan’ın) Kelim’in içerisinde form eşitliği yasasına göre yansıya bildiği dereceye kadar.

Şöyle ki, Kli tam olarak dolmadığı sürece buna gizlilik sürecinde denir. Dolayısı ile Kli bir gizlilik ölçüsü içerisinde yani Işığa endeksli bir gizlilik altında. Ama aslında Kli’nin içerisinde Işığın olması dışında başka hiçbir koşul yok. Sadece belli bir dereceye göre Işık Kli’nin içerisinde ortaya çıkmış vaziyette. Aslında değişmemiş bir şekilde tümüyle Işıkla dolmuş vaziyette.

Kli özellikleri üzerinde edindiği ıslaha göre, duyularına göre üç aşağı beş yukarı Işığı keşfeder. İçinde tümüyle olmasına nazaran Kli sadece içindeki ıslaha nazaran Işığı hisseder. Yani farklı şekillerde hisseder, farklı güçlerde hisseder, farklı özellikleri hisseder. Ama sadece Kelim’in açısından değişiklikleri konuşuyoruz, Yaratan hiçbir zaman değişmez. Yaratılışın düşüncesinde baştan tayin edildiği şekilde hemen uygulanmıştı ama yaratılanın ıslah sürecinden geçmesi lazım. Yani kendisini ıslah edip o koşulu tümüyle hissedene kadar kendisini yapılandırmalı (tümüyle hissetmek için). Realitenin hepsi bu. İçinde bulunduğumuz koşul bu ve bunun dışında hiçbir koşulda yok. Bu yüzden tüm süreç tüm koşulu hissedene kadar (ıslah olarak) içinden geçmemiz gereken bir süreç.

Kendimizi doğru bir şekilde hissetmeye ihsan etme ilmi denir. Biz neyiz, ne hissediyoruz, ne almamız gerek, doğru hisse nasıl ulaşmamız lazım, bu içimizde var olan bir olanak, bir fırsat. Gerçek realite doğal olarak bu koşulları, metodu çalışarak, uygulayarak gelebiliriz. Yani tüm insan oğlu bu koşula doğal bir yolla, bu şekilde yaşadığımız şekilde ulaşamayız. Bu dünyadaki hayata yapay bir koşul oluşturup, üzerimizde bir takım operasyonlar yapmamız lazım ve bunlar doğamızda olmayan operasyonlar. Sanki dıştan yapacakmışız gibi içimizde üst Işığı çekmek, daha üst bir dereceye kendimizi yaklaştırmak ki Işık üzerimizde işlesin.

Dolayısı ile burada bir insan, bir arzu var ve kişi kendi üzerinde işlem yapmaya başlar. Bunu kendi dışında bulunan dış güçler vasıtası ile yapar. Bu yüzden hiçbir zaman Işığın girebileceği bir kab doğal bir şekilde gelişemez. Her zaman bu metodu üzerine almalı, ıslah olup Işığa göre kendisini ayarlamalı. Ve ıslahı üzerine suni olarak yapmalı. İçinde doğal olarak var olmayan güçler vasıtası ile bunu ancak yapabilir. Bunları endirekt olarak kendisine çekerek yapabilir. Bu yüzden dünyanın Gimar Tikkun koşuluna yani son ıslah koşuluna kendi başına gelmesi gibi bir koşul yok. Bu metodu her insana açıklamamız lazım. Kişinin içinde bulunduğu dereceye göre bunu anlatmamız lazım. Dolayısı ile her kişi kendi rolünü bilinçli olarak oynamak zorunda. Bu şekilde son ıslaha ulaşabiliriz.

OKUMA

Aşağıda bu dünyada, Işığın alma arzusunu doldurması gereken yerde, alma arzusu boş ve gereksiz şeylerle doludur. Ve cennetin kutsallığını barındırmaz. Yani kalp Yaratan’ın Işığı ile dolacağına pislikle dolmuştur. Şöyle ki, buna kutsallık ayaklar altındadır denir. Kişi kutsallıktan uzak ve kutsallık ayakların altında yerdedir. Ve kutsallık yerine gereksiz kirli şeyleri arzularlar kişi. Kutsallığın ve üst Işığın içerisinde bunlara yer olmadığından yukarıya mutsuzluk verir denir.

SORU: Islah ve Gimar Tikkun zamanında Işıkla Kli arasındaki fark nedir? Nasıl farklılar ve nasıl benziyorlar?

RAV: İki tane güç var. Verenin ve alanın gücü yani alan güç ve veren güç. Elbette yoktan var olanın alma gücünün var oluşu sadece Işık tarafından sürekli kılınabiliyor. Yani yoktan var oluş yaratıldığı zaman Işık buna canlılık veriyor. Ve bu tek güç (yani Yaratan çünkü tek güç O) arka perdeden yoktan var edilişi tasarlıyor, inşa ediyor, oluşturuyor, ona hayat veriyor, ona tüm hayatı, canlılığını veriyor.

Dolayısı ile bu yoktan var oluş kendi niteliklerini, Işık tarafından yaratılan özelliklerini hissediyor. Ve bunlar Işığa nazaran farklı. Peki ne yapmalı? Yapması gereken şu; kendi kökünü tanıma koşuluna gelmeli (kimin yarattığını, neden yarattığını, yaratmaktaki planı, düşüncesi neydi). Yoktan var oluştan tekrar kendisini yaratan güce geri dönme koşuluna gelmeli. Bununla ilgili ilginç şey şu ki, Yaratan’ın gücünü keşfettiği zaman ve aslında kendisine bunun hayat verdiğini gördüğü zaman, kendisinin ters bir koşulda olduğunu gördüğü zaman bile kendisini kaybetmiyor. Bu iki güç aslında iç içe tek bir güç. Bunları açıklamak kelimelerle çok zor. Soruyu tekrar et.

SORU: Hem ıslah zamanında, hem Gimar Tikkunda Kli ile Işık arasındaki fark nedir?

RAV: Daha basit bir şekilde anlatmaya çalışalım. Her zaman biz alıcının tarafından konuşuruz. Başka türlü yapmamız mümkün değil. Yaratan’la ilgili söyleyebileceğimiz her şey, bizim O’nu nasıl hissettiğimize ve nasıl algıladığımıza bağlı. Ben O’nu hissedemem. Duyularımın içerisinde bunu yapmam mümkün değil. O’nunla ilgili hiçbir şey söyleyemem. Ta ki, bir kıyaslama olana kadar değerlerimin derecelerini değiştirebilirim. Yani ölçü araçlarımı değiştirebilirim. Ama bir şeye kıyasla ölçmem lazım.

Dolayısı ile Yaratan’dan bahsederken kişi ancak kendi içinden, izlenimlerinden bahsedebilir. Dolayısı ile ıslahtan geçerken, kişi ıslahın derecesine göre Yaratan’dan bahseder. Kişi Gimar Tikkun’a ulaştığı zaman ve kişinin ölçümleri tümüyle ıslah olduğu zaman en üst dereceye kadar bir ölçü olarak Yaratan’ın bana nazaran ne olduğunu algılayabilirim. Peki bu gerçek resim mi? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, ben kabımı ıslah edebildiğim kadar ettim ve buna göre Kelimimin çapına, büyüklüğüne göre O’nu algılayabiliyorum. O beni diyelim ki, beş şekilde algılamak üzere yarattı. Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malkut. Ve ben bu beş unsurla O’nu algılıyorum. Bu beş unsurla O’nu ya daha arınmış daha düzgün ya da daha bozuk şekilde algılayabilirim.

Gimar Tikkun demek hat safhaya kadar O’nu algılıyorum demek. Yani bu beş Kli hiçbir sınırlama olmadan O’nu ediniyor. Ama O hala kişinin algılayışıdır ve her zaman bu şekilde kalacak. Hiçbir zaman kişi kendi içinden çıkamaz. Şu anda yaratılandan bahsederken bundan bahsediyoruz. Ama Gimar Tikkun’dan sonra ne oluyor, ne bitiyor bilmiyoruz. Kabalistler bize bunları anlatmıyorlar. Kabalistler bize ipucu veriyorlar ve şöyle diyorlar, Gimar Tikkun’dan sonrada başka olaylar var. Ama biz bu sürecimizde yaratılanın Yaratan’ı algılamak için oluşturduğu Kli’den bahsediyoruz. Bunun için form eşitliğine geliyoruz. Yaratan’la kendimizi aynı seviyede hissediyoruz ve ondan sonra Kabalistler hiçbir şey söylemiyorlar, anlatmıyorlar.

Belki o statüdeyken söylenecek kelimeler yoktur. Çünkü mükemmel ve sonsuz bir durum, başka ne değişebilir ki. Eğer arınmış Kli’leriniz varsa Işık onu doldurur, hiçbir eksikliğiniz olmaz. Ne demek bundan sonra hiçbir şey değişmiyor? Belki bir değişim olmadığı için bir zaman nosyonu yok. Ama biz şu anki koşulumuzda sadece kendi eksikliklerimize göre konuşuyoruz. Ondan sonra ne geleceğini anlamamız mümkün değil (mükemmelliğin ne olduğunu). İçimizde uyanmadığı sürece bundan bahsedemeyiz.

Bizim açımızdan mükemmellik kişinin tümüyle doyum içerisinde olmasıdır. Ama maneviyatta tümüyle farklı ve sınırsız. Dolayısı ile anlatmak için doğru kelimeleri bulmamız mümkün değil. Maneviyatın altında iken manevi doğayı anlamamız mümkün değil. Sadece şu anda doğamız Yaratan’a tümüyle ters. Eğer herhangi bir değişim edinirsek (arzumuzun değişikliklerinde) Yaratan’a benzer olursak, var oluşun ve maneviyatın ne olduğuna dair bir anlayışımız olabilir. Ama o safhaya gelene kadar hiçbir ayırım yapmamız mümkün değil. Şunu anlamalıyız ki, kişiye bu doğruluk değişmeye olan arzusu ile gelir.

Ben Rabaş’a geldiğim zaman ve onunla çalışmaya başladığım zamandan dört ay kadar sonra bu makalelerle ilgili bana bir not defteri verdi. Üzerinde ŞAMATİ yazıyordu. Onu fotokopi çektirdim ve aldım. Bu not defterini her gittiğimiz yere elinde taşırdı. Bende arada sırada alıp okurdum. Benimde not defterim vardı. Vefatından önceki gece bana orjinalini verdi ve sabahta vefat etti. Sonradan gördüm ki bu makaleleri başka hiç kimseye vermemişti. Baal Hasulam’ı çalışmış olan bir kişi daha vardı. Baal Hasulam’la beraber Rabaş Zohar’ı açıkalayan makaleler yazarken, Zohar’la ilgili yorumları ders olarak anlattığında Lahem diye biri oradaydı. Baal Hasulam’la çalışmış birinden bahsediyoruz ve o kişiye bile Şamati makalelerini vermemişti. Hatta bu yazıların var olduğunu bile bilmiyorlardı. Bende gidip ona bir şey anlatmak için bu makaleleri gösterdim. Ve bana şok içerisinde “nereden aldın bu makaleleri” diye sordu. Çünkü görmemişti. Otuz dört yaşındaydım ve o yetmiş beş yaşındaydı.

Dolayısı ile Rabaş beni onunla yan yana oturduğumu gördüğü zaman çok sinirlenmişti. Beni yanına çağırdı ve sen ne yapıyorsun dedi. Neden bu kadar sinirlendiğini anlamamıştım. Ve dedi ki, hiç kimsede bu makale yok ve bunu kimse görmemeli. Neden diye sorduğumda, sol çizgileri yok demişti. Ve hiç kimseye bu makaleleri göstermedi. Hiçbir öğrencisi bu makalelere sahip değildi. Sadece vefatından sonra bu makalelere sahip oldular.

Vefatından iki yıl önce sadece bir makaleyi gösterdi öğrencilerine, oda O’ndan başkası yok adlı makaleydi. Rabaş vefat ettikten sonra bunu kendime saklayamayacağım hissi içerisindeydim ve bu yüzden fotokopi çektirip öğrencilerine vermiştim. Ama bu makalelerin hiçbirini göstermemişti, bu yüzden bu makalelerin çok özel olduğunu anlamamız lazım.

Gerçekten gelişmek isteyen Kli’lerini değiştirmek isteyen insanlar için yazılmış makaleler. Kablarının içerisinde Yaratan’ın Işığını hissetmek isteyen insanlar için yazılmış makaleler. Kişi kendi içerisinde sol çizginin uyanışını hissedene kadar, hissettiği dereceye kadar bu makaleleri görür. Yoksa dinciler gibi görmeye başlar. Yani sol çizgisi olmayan bir insan bunu çok yanlış yorumlar. Ama kişi kendi içerisinde kötü eğilimi gördüğü zaman, Klipot’u gördüğü zaman ve Yaratan’a olan tersliğini görüp, bu içinde uyandığı zaman bu makalelere kişinin ihtiyacı oluyor. Saran Işığı çekmesi ve üzerine alması gerek. Bir şeyi değiştirmesi gereken bir koşul doğuyor orada. Bu yüzden Rabaş kimseye bu makaleleri vermedi çünkü sol çizgileri yoktu. İşin açıkçası öğrencileri gidip başkasından ders aldılar ve dilimde tüy bitti oradan bir şey alamayacaklarını söylemekten ve oradan altı ay sonra çıktılar. Bu günde hala aynı öğrencileri sadece dinci, maneviyatçı değil.