|
|
|
ŞAMATİ 97OKUMAŞarap ve buğdayın boşa atılması. Kişi içinde eksiklik hissettiği zaman Yaratan’a nazaran, bu yüzden pekiyi bir şey yapmaz. Ondan sonra kişi Yekev dediğimiz, şaraphane dediğimiz şaraphane denilen bir seviyeye gelir. Yani orada Yaratan’ın adı kutsanır. Sukot bayramı mutluluk demektir. Şöyle ki, sınırlamalardan bahseder, bu sevgiden dolayı kişinin tövbe etmesidir. O zaman kişinin günahı sevaba döner ve şaraphane kutsallıkla dolar denir. Şöyle ki bu İshak’tan bahsetmektedir ve aslında Hz İbrahim’den; RAVTora bize şunu söylüyor: Ruhun 3 çizgi dâhilinde çalışmasından bahseder bir sürü seviyede. İşin açıkçası bir tek şeyden bahsediyor Tora, ışığın kabı nasıl doldurduğundan ya da kabın açısından, kabın kutsal isimleri nasıl edindiğinden bahseder. İşin amacı, Işık kaba girdiği zaman form eşitliği dâhilinde his verir. Şöyle ki kab Işıkla dolmak değil Işığın niteliklerini almak ister, buna Yaratan’la form eşitliği sağlamak denir. Ne kadar? Sonsuza kadar, sonsuz derecede. Buna Yaratan açısından, nasıl Işık Yaratan tarafından kab içerisine sonsuz şekilde alınması tayin edildiyse kab’ta Işıkla öyle bir form eşitliğini sağlıyor ki, Işığı hiçbir sınır olmadan alıyor. Yaratan açısından buna sonsuzluk diyorlar, Ein sof sonu olmayan. Yaratılan varlık açısından da sınırları olamayan bir koşul. Doyum o koşula geldiği zaman yaratılışın amacına ulaşılmış denir. Burada bir sürü ıslah süreci bulunmaktadır. Her safhada kab kendisini Işığa endeksledikçe, Işığın vasfını edindikçe kab bir kutsal isim edinmiş varsayılır. Şöyle ki bir ihsan etme derecesi, Bina’nın bir seviyesidir. Buna isim denir, çünkü kab edinir, kendisini değiştirir ve niyeti üzerine alır, tümüyle Işığa benzer ve tıpkı Yaratan’ın baştan Işıkla doldurmak istediği seviyeye gelir. Şimdi ise yaratılanın dolduğu Işık miktarı sadece işaret, o edindiği seviye ona bir işaret veriyor. Ve o dereceye kadar Işığa benzer denir. Bu yapılan hareketlerde işlemlerde bizde son ıslahımıza doğru entegre olmuş durumdayız. Baştan beri bizlere bu hareketleri yapabilmemiz için özgür bir şekilde halledebilmemiz için Işık ve kab sonsuz dünyadan Yaratan’ın Işığı ve kabı ve realiteyi oluşturduğu noktadan aşağı sarkıttırır ki kab en küçük bir alma arzusudur, ışıktan kopuk, Yaratan’dan ayrı, tümüyle Yaratan’dan uzak. Bu koşulda kaba “fiziksel beden” denir. İçinde Işıkta, çok az çok küçük bir Işık ve sadece bu kabın içinde olmasının nedeni ona can vermek, hayat vermek. Çünkü kabın kendisi için alma niyeti var. Buna da, bu koşula da “bu dünya” deniliyor. Elbette biz burada biyolojik bedenden bahsetmiyoruz, yaşayan hayvanlar gibi. Burada bir arzudan bahsediyoruz. Kendisini hazla dolduran ve kendisi için aldığını fark eden ve kendisine yukarıdan gelen bir doyum var. Bu minimal his, kişinin kendisi için alması ve o yukarıdan gelen doyumdan ayrı olmak, kabalada “bu dünya” olarak tanımlanır. Ve kişi bilinçsizlikten o bilince gitmeye başladığı zaman, kişiye “bu dünyada doğdu”denir. Ve kişi bu dönemden itibaren gelişmeye başlar. Ve bu gelişiminde Işığı alan kabın içerisindedir, koşullardan geçmektedir. Ve hatta doğum öncesi koşullara bile gider. Kişi kendisini bu dünyada yaşayan bir beden gibi hisseder. Bunda da bir derece vardır. Hatta bazen düşünmez ve hissetmez bile, sadece o bedenle var olur. Çünkü beden bir çok Reşimot bulur, içinde ifşa olan koşullar vardır ve insan bunları ortaya çıkardıkça yaşar. Kişi eğitim aldığı zaman, o zaman özel bir şeyler yapması lazım, hareket yapması lazım (9:40). Çünkü kişinin yetiştirilişi kişiyi zorlamadan hareket ettirir. Ancak kişi bir takım kitaplara ilgi duyarsa, manevi hareketlerden bahseden, Ruhunun bir şekilde yapması gereken aksiyonları anlatan kitaplarla ilgilenirse, o zaman şimdi fiziksel arzuları olan kendisi için alma koşullarında da yapmak ister. Bir çocuğun oyun oynadığı gibi. Belki bu hareketlerde Lolişma koşulunda olabilir (10:35) Kendisini Lişma’ya yönlendirmiş şekilde olabilir. Belki bu hareketlerde sadece fiziksel hareketler yapıyor, arzuya, harekete hiçbir niyet eklemeden. Ama bizim dünyamızda mesela Suka inşa etmek gibi fiziksel hareketler yapıyoruz. Bunlara geleneklerimiz vasıtasıyla dini geleneklerimizle sevap vs diyorlar. Aslında bu fiziksel yapılan hareketler maneviyatta işlenen sevapların bir yansımasıdır. Dolayısıyla bu şekilde eğitim alan bir insan bu tür şeyleri fiziksel olarak yapar. Çünkü bunlara alışmıştır ve içinde bir koşul edinmiştir. Manevi kab’ta Işık’ta bu fiziksel hareketi tutar ve yapar. Bunlar aslında manevi koşulların bir işaretidir. Şimdi bunları içinde manen yapıp, bunlara bir niyet eklerse ve ıslah olmamış fiziksel hareketleriyle yapıp, ıslah olma talebiyle yaparsa, bu yaptığı hareketlerde içinde bulunduğu koşula yönelik ve manevi koşula yönelik bir yakınlaşma olur. Şimdi alma arzusuyla çalışıyor ve kendisi için değer verdiği hareketleri yapıyor. Ancak fiziksel yaptığı hareketleri de niyetsiz ve alışkanlıktan yaparsa, buğdayın olduğu depoyla şaraphaneyi boşa harcıyor denir. Bu alma arzuları çünkü buğday erdemlik, şarap merhamet için kullanılan kelimelerdir. Ve bu şekilde uygularsa, bu fiziksel yaptığı hareketleri manevi ıslahına yönelik yaparsa bir insan kişiye de yardımcı olabilir. Neden? Çünkü ihsan etme koşuluna kişiyi niyetiyle çeker. Bu yüzden bir sürü dini gelenekler kullanılmak istendiği zaman bir insan tarafından ıslah olma sürecini sembolize etmektedir. Yani dini bayramlarımız dini geleneklerimiz manen ıslah olma sürecimizi sembolize eden hareketlerdir (14:55) Kişi eğer ıslah olma koşuluyla bunları yaparsa, ıslah olmanın yüce bir şey olduğunu görmeye başlarsa o zaman yaptığı bu hareketleri fiziksellikten mantığının ötesine bir koşula getirmeye çalışırsa buna Suka inşa etmek denir.(15:39). Kendisini bu şekilde ıslah ederse ihsan etme kabı içerisinde ilerleyebilir. O zaman günahları sevaba döner. OKUMABaba ve oğul sebep ve sonuç ilişkisidir. Eğer önce Hz. İbrahim olmasaydı, sağ çizgi o zaman sol çizgi koşuluna gelmezdi ki bu İshak. Ve sol sağ içerisinde yer almazdı çünkü Hz. İbrahim şöyle dedi: “Günahlar kutsal ismin üzerinde yok olacak.” Eğer böyle bir şekilde, dolayısıyla kutsal yolda ilerleyen bir insanın günahları, kutsallığa ulaşması için bir köprü olur (17:08). İshak ise şöyle söyledi “yarısı bende yarısı sende”. Şöyle ki günahlar ve sevaplar ikisi de kutsallığa girecek ve bu koşul sevgiden tövbe etmeye gelmektir. O zaman ihlal etmek diye koşulu yoktur. Her şey kutsallık için ıslah olmuş olur. RAVIslah öncelikle insanın alam arzularını kısıtlamasıyla olur. Niyeti tümüyle ıslah etmeye yöneliktir. Görür ki kablarında bunu kullanamıyor, sadece alma arzuları var. Arzularını kontrol edemediğini görür kişi. Ancak kişi bunların üzerine çıkabilir yani ihsan etmenin önemini artırabilir, amacın önemini artırabilir. Bu amacın önemi insan içerisine öyle bir işler ki kişi almak için alma arzularını kullanarak yükselir. Çünkü biri ötekisiyle çekişmekte sürekli. Ve arzularında ayrılır. Ama hala bu ıslah olmak değildir çünkü ihsan etmeyi henüz başaramamıştır. Sadece isteme safhasında. Bu koşuldan sonra Yaratan’a tutunma vardır. Yani ihsan etme niteliğini ne kadar alabileceğini kontrol etmeye başlar. Görür ki ihsan etme niteliği bile alma arzusuyla olmak durumunda. Yani sadece ihsan etmesi de yeterli değil. Çünkü alma niteliği olmadan sadece ihsan etmek Yaratan’a ait bir şey. Dolayısıyla insanın ihsan etmenin ne olduğunu anlayabilmesi için insanın arzuları içerisinde olması lazım. İnsanın özü bu. Ondan sonra arzularına olan yaklaşımı değişmeye başlar (20:08). İhsan etme niteliği ile ihsan etme niyetiyle kendisini ilişkilendirebildiği kadarıyla. Ama kişi henüz o yolda iken alma niteliği ile nasıl ihsan edeceğini henüz kavrayamaz. Dolayısıyla ihsan etmek için önce ihsan eder, bu Bina’nın niteliğidir. Burada tümüyle kişisel arzularını tatmin etmekten kopmuş vaziyettedir. O noktada kişi ihsan etmek için alma koşulunu anlayamamaktadır. Bu sonradan gelen bir koşul. Buna ”ölülerin canlanması” denir. (20:50) daha önce bu arzuların ihsan edebileceğini, hayat denilen o koşula gelebileceğini tahmin edemiyor, bilemiyor, algılayamıyordu. Bu yüzden ölü denir. İhsan etmeye yönelik tavrını ıslah ettikten sonra ve arzularının engellerini aştıktan sonra o zaman içinde yavaş yavaş oluşmaya başlar. Bu özel niteliktir. Şöyle ki ihsan edene, almak için ihsan edip büyük mutluluk vermek mümkün hale gelir. Elbette ihsan etmek için alma koşulunda da çok dereceler vardır. TAS’da öğrendiğimiz gibi ihsan edenin içersine entegre olduğu zaman, Yaratan’ın kendisine nasıl verdiğini görüp öğrendiği, Yaratan’ın kablarını üzerine almaya başladığı zaman, bir sürü koşul var. Sonra öteki yarısı yani kabları sadece ihsan etme niyetine tutunur. İhsan etmek için ihsan etme. Yani kabın bir tarafı Aviut, ihsan etmek için ihsan etmeyi kullanır. Öteki yarısı da Kab’da bunları Aviut’u ile kullandığı zaman yani alma arzusuyla kullanıp ihsan etmeye onları eklediği zaman ihsan etmek için ihsan etme koşuluna kendi zevkini eklemiyor. Sadece Aviut’unu, bayağılını ekliyor. Sadece kendi doğal Kablarında zevk duymuyor ve ihsan etmeye eklemiyor. Sadece Kablar bunu kullanıyor. Doyum değil. İhsan etmek için almak koşulunda doyumu da kullanıyor, doyumu da ihsan etmek için kullanıyor.(23:41) Çok büyük fark var. Çünkü ihsan etmek için ihsan etmede doğal hiçbir zevk yok. Yaratan’ın yaratılan içerisinde ifşa, hiçbir haz, zevk yok. Dolayısıyla sadece o koşulda ihsan etme niteliğine tutunuyor. Arzuları kısıtlama altında. Kabının üzerine çıkmış, hazın üzerine çıkmış durumda (24:20). Ama ihsan etmek için alma koşulunda Kabını açıyor. Sadece arzusunda değil, alma koşulunda değil ama edinimleriyle, anlayışıyla Yaratan’a ihsan edebileceği koşuluyla Yaratan’ın kendisine verdiği zevkle, Yaratan’a ihsan edebileceği koşulunu gerçekleştirir. OKUMA (25:00)Hocalarımız şöyle dedi ”İshak’ın eşeği ve gübresi kralın altınlarından daha değerlidir” diye. Onun için kölelik gübre ondan sonra çalışmasına değer vermediği için ayrılmaya gelir buna da gübre ve İshak’ın eşekleri denir. İshak sevgi vasıtasıyla ıslah olup günahları sevaba döndüğü için gübresi ve eşeği ile edindiği o koşul kral Avin’in altınından daha değerlidir denir. İshak her şeyi ıslah ettiği için yani sevgiden tövbeye geldiği içi günahları da onun için artı puandı. Her halükarda son derece zengindi denir. Çünkü sevapları tutuyordu denir. 613 sevabı. Ancak günahların sonu yoktur. Bu yüzden İshak zengin oldu denir. RAVNeden? Sadece kab içerisindeki ışığı almaktan bahsediyorsak, elbette kendisi için bir haz duyuyor ama Yaratan’a yönelik yaklaşımından bahsediyor olursak, Yaratan’a nasıl verebileceğini ve vermeyeceği dereceye göre olasılıklar sonsuz. Çünkü kendisi hesap yapmaya başlıyor (27:14) Kazanmak için Yaratan’ı nasıl kullandığına. Bu zaten bir Klipa. Yani Yaratan’ın sevgisini kullanıyor, kendi iyiliği için. Bu yüzden Kablarını başlangıçtaki halinden çok daha büyük bir hale getiriyor. Bunu kullandığı zaman Yaratan kadar yüce oluyor. Çünkü Yaratan’ın yüceliği ihsanı o şekilde büyütüyor. Önce Klipa var, ondan sonra Klipayı sağ çizgiyle ıslah ediyor ve kutsallığa çeviriyor. Yani Yaratan’ın verdiği ilk kabı kullanmıyor. Doğumunda yoktan var edilen o alma arzusunu, direk ışığın 4 safhasında öğrendiğimiz gibi sonsuzluk derecesinde Keter kabının Nefeşh ışığıyla dolması koşulu. Kişi bu Havaya kabından evrimleşmeli. Bu temel kabtan Yaratan’ın kabına yükselmek durumunda. Kendisine ya Yaratan’ın yüceliğini edinmek, onun seviyesine çıkmak için kabını Kabalistlerin söylediği gibi 620 kat genişletmeli. Nefeşh kabından alıp Yehida ışığına çıkarmak ki bu 620 kat daha fazladır. Bunun hepsi ihsan edenin, Yaratan’ın hesabına yazılan bir şey. Dolayısıyla Klipa şu demek; insan kendisine Yaratan’ın kabını ekliyor demek. Bu kabı kullanır, Yaratan’ın yüceliğini Yaratan’ın sevgisini Yaratan’ın ihsan etme niteliğini almak için kullanır. Ve bunun tersiyle kendisini ıslah ettiği zaman Yaratan’ın o kabını edinmiş olur. Ve bu kişinin ihsan etme kabı haline gelir. Yani kişi o kab içerisinde ihsan etmeye başlar. (30:05). Ve görür ki o Yaratan’dan edindiği Klipa olarak, kendi alma arzusu olarak edindiği o kab, ıslah edildiği zaman ve ihsan etmek için ışıkla doldurduğu zaman, o zaman Yaratan’a ihsan etmek istediği zevkleri hisseder. Ve o kabı yönlendirdiği zaman o insanın bedeni olur. O Guf haline gelir. İlk başta alma arzusu için yapılmıştı, sonra ihsan etmek için ihsan etme koşuluna gelir, sonra ihsan etmek için alma koşuluna gelir. Ve insan kendisini Yaratan’ı ve aralarındaki ortak ihsanı hisseder. SORU: Peki 613 sevabı tuttuğu zaman bu Yaratan’a yönelik mi? (31:17)RAV: Onları tutuyor çünkü arzuların hepsi eğer Yaratan’a yönlendirilmiş ise sadece kendisi için bir karakter edinmekte. Kişi sonra bunları inceler, kişinin içerisinde kırıldıktan sonra ifşa olan arzuların hepsi kırık durumda. Kişinin verdiği çabaya göre bu arzular kişinin içerisinde uyanır, kişi incelemeye başlar. Ve bu arzuların kötülüğünü görür. Bu aslında Yaratan’a tekabülen olan şeyler. Nedir kırılan kablardan Yaratan’a tekabül etmek? Kendi ruhunu Malkut ve Atzilut kutsallığa eklemek istiyor, o kollektif ruha. Dolayısıyla tüm insanoğlunu, bir ruh olarak, bir kab olarak düşünürseniz, bu Malkut ve Atzilut. Kişinin kendisine kolektife eklediği zaman, o kollektife endeksli olarak Yaratan’la ilişkisini bulur. Biz buna ıslah olmak isteyen bir ruh deriz. Beria dünyalarında kırılmış ve Atzilut’ta ki kutsallığa kendisini ilişkilendirmek isteyen bir insan, Adam Harison ruhuna kendisini endekslemek isteyen insan, ıslah olmayı isteyen insan denir. Niyeti o sistem içerisinde entegre olmak. Kendisini Z”A’e ilişkilendirmek, Atzilut dünyasındaki, bu Yaratan. Dolayısıyla önce kabı ediniyoruz. Yani kırılmış kabları keşfediyoruz. Biz böyle tayin ediyoruz. Ondan sonra o Klipa’dan nefret etmeye başlıyoruz. Ondan sonra ıslaha başlıyoruz. Bu Klipa’dan kendimizi koparmamız, bunları kendimizden ayırmamızda ıslah süreci vardır. (34:15). Ve bozuk oldukları için ıslahlarının belli bir derecesi olmak durumunda. Bu yüzden yiyeceğimizin helal olması durumu bu ıslah sürecinden geçmek. Dolayısıyla kişi kabını önce Klipa kötü eğilim içerisinde edinmeli. Bunu had safhasına kadar kötülüğünü hissetmeli. Çünkü bu şekilde almak için niyet ediniyor. Bu çok önemli bir şey, sadece arzu değil. Arzunun üzerine Yaratan’a nasıl bu arzu vasıtasıyla kullanmak istediği Yaratan’a olan kötü tavrını görmeye başlıyor (35:05), bunu gördüğü zaman Klipa koşulunda bunu edindiği zaman hem alma arzusunu hem de Yaratan’ı sömürme niyetini o zaman alma için gözüken şeyler kendisine fiziksel bedeninde bile bu şekilde ifşa olduğu zaman. Çünkü bunları grupta da görüyor. Grupta nasıl görüyor kişi kendisini? Ben Malkut grup Z”A. Kollektif ruh ve Yaratan’ın içinde ifşası. Dolayısıyla kişi buna tekabül edecek şekilde hareket ettiği zaman niyetini almaktan ihsana çevirir. Ama önce Klipa’da olması lazım yani içindeki o kötü eğilimi görmesi lazım ki Klipa’daki konumu eğilimin kontrolü altında denir. Çünkü ihsan etmenin tersini gösterir ki bu tersten ıslah olabilme koşuluna gelebilsin. Dolayısıyla bu gördüğü koşuldan şu izlenimleri alır: Yaratan büyük ya O’ndan alabilirim, ya da Yaratan çok yüce ben de O’nun gibi olabilirim. Dolayısıyla tavrını bu kötü eğilimin içerisinde ayarlayabilir, görebilir. Ne olacağım, O’ndan alabilecek miyim, O’nun gibi mi olacağım. Dolayısıyla hem en kaba bayağı büyük arzular içerisinde kendisini bulur. Buna firavun olmak denir. Yani firavun olmadan Mısır’dan kaçamazlardı. Firavun olmasaydı Mısır’dan çıkmazlardı. (37:10) SORU: Şunu anlamak istiyorum, 613 sevaptan başkası yok diyor ama günahların sonu yok diyor şimdi bunları mı açıklıyor?RAV: Birkaç şekilde yorumlayabiliriz bunu. Ben sadece algıladığıma ekliyorum. Tam olarak Baal HaSulam’ın ne dediğini anlamıyorum elbette, onun koşulu ile benim sıfır koşullum kıyas değil. Anladığım kadarıyla şöyle; ihsan etmekte bir limit var, eğer kişi içinde bulunduğu koşulları net bir şekilde görür tanımlarsa ve bunları dünyaların dereceleri olarak görürse o zaman insan için net olan bir şey var ki bütünlük koşuluna gelebilme safhalarında kişi. İnsan o zaman ihsan etmiş tanımlama forumlarına göre değil de, o tanımlanan 125 derece koşullarında değil ama alma arzusuna göre hareket etmekte. Birçok arzuyu almak için kullanır. Tam olarak bunlar ihsan etmekle de birebir zıt değil. Bin bir tane içinde hareket var. Bu şekilde almaya teşebbüs etmekte sadece bir tek kutsallık hareketi vardır. Bu da bir sonraki derecenin koşulu. Bir çocuğa şunu demeye benzer “şunu bir şekilde yapmayı bırak” ve şöyle deniyor, böyle deniyor ve net tanımlanmış bir koşula gelir. Henüz o koşula gelmese de, bu zaman alsa da, ne bileyim manevi bir dereceye geleceğim buna gelmek için 5 yıl 10 yıl çalışıyorum, ama aslında bir basit hareket. Bir isim var kutsal isim ışığa oluyor, ihsan etmek koşulu. Bu basit tanımlanmış bir derece, buna tekabül edecek şekilde milyonlarca koşuldan geçtim. Çünkü benim yaptığım içsel incelemede aynı prensiplere göre o bir hareket. İhsan etme için yaptığım inceleme, kendi başıma yapamadığımı göstermek içindi. Ve bunu ancak Yaratan yapabilir koşuluna getirir insanı. Kişi sürekli test eder kendisini. Her koşuldaki en sonunda insanın egosu kişinin benliği kendisini teslim olma noktasında hissediyor. Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Başka nasıl diyebilirim, kaç tane kişinin yapması gereken hareketten insan içinde uyanan o nitelikte her defasında sonsuz dereceye çıkmalı. Kişi kendinde gördüğü kötülük içerisinde.
|