CANLI DERSLERDEN NOTLAR


   ŞAMATİ 99 - ERDEMLİ YA DA KÖTÜ DEMEDİ ADLI MAKALE

OKUMA

Yeşil kitapta farklı bir ismi var, aynı makale farklı bir ismi var. Öteki adını kim verdi, sen mi verdin. Küçük kitapta böyle adlandırılmış.

Rav Hanina Barpaba şöyle dedi; şu melek hamileliğe Layla der yani gece, bir damla alır ve Yaratan’ın önüne getirir. Ve şöyle der; Allah’ım bu damladan ne olacak. Güçlü ya da zayıf, akıllı yada aptal, zengin yada fakir ama erdemli yada kötü demedi. Şuna göre yorumlamalıyız, aptal olan erdemli olamaz çünkü kötü eğilim içine girmeden günah işlemez ve gününe kadar aptal olarak geçirir. Dolayısıyla aptal olarak doğan seçimi olmadan mı hayatının sonuna kadar aptal olarak yaşamak durumunda. Peki neden bu melek Allah’a erdemli yada kötü olacağını sormadı. Bundaki amaç ne. Eğer aptal olacaksa o zaman kötü olacağı da kaderindedir. Aynı zaman da hocalarımızın kelimelerini anlamalıyız. Ahonan şöyle dedi; Yaratan erdemlerinin az olduğunu gördü ve her neslin arasına dolayısıyla onlardan birkaç tane koydu. Ve Allah düzlüktür ve dünyayı onların üzerine koyar.

Ne dedik şu an, okuduğumuz kadarıyla insanın herhangi bir seçimi olmadığını görüyoruz. Ne niteliklerle doğacağı, ne kaderi olacağı, Haktan yana mı olacağı yoksa kötü bir insan mı olacağı, akıllı mı, aptal mı, başarılı mı, başarısız mı. Fiziksellikte de maneviyatta da bu böyle mi peki. Eğer koşul böyleyse bizim özgür seçimimiz nerde, nasıl, hangi düşüncelerde, hangi hareketlerde bağımsızız. Eğer öğrendiklerimiz bu hocalarımızın yazdıkları doğruysa ve biz bu şekilde inşa edilmiş isek, hayatımızı da böyle devam ettirirsek bu yaratılışın yaratılmasına ne gerek var ki. Çünkü yaratılan bir varlık nasıl olacak ki bu şekilde eğer her şey insanın nitelikleri, kaderi yukarıdan tayin ediliyorsa o zaman herkes büyük bir makine da parça, soru bu.

Raşbi şöyle açıklıyor; dünyayı üzerlerine inşa edip nesiller arasına bunları attı ki bir temel oluştursunlar. Tüm dünyayı bir arada tutmak için.

Erdemlilerde bu şekilde, ne diyor erdemli insanlardan haktan yana olan insanları da yaratıyor ve ne yapıyor, nesiller arasına serpiştiriyor. Bir sistem var akıllı burada aptal burada güçlü, güçsüz, zengin, fakir herkesin bir yeri var ama henüz burada insan denilen bir şey yok. Her şey sanki önceden tayin edilmiş. Birkaç demesinin nedeni azalmalarından kaynaklanıyor. Peki artmaları için ne yapmaları lazım. Her nesle bunları koymasının nedeni nedir? Tüm haktan yana olanlar aynı nesilde olsaydı ya da nesiller arasına serpiştirilseydi ne fark olacaktı.

Çünkü her nesilde haktan yana olan erdemli insan var. Yazılanları anlatmak için hocalarımızın yazdıklarını açmamız lazım. Ve bir damlayı Yaratan’ın aptal ya da akıllı yapmasında ki nedeni görmemiz lazım. Bazıları aptal ve yeteneksizdir ve dünyevi koşullara yönelik zayıftır. Şöyle ki insan hazırlık dönemine başladığı zaman, insanın maneviyatı ve erdemliği alabilecek kapasitede olması lazım. Yazdığı gibi ilmi erdemlilere verdik. Peki, eğer insan zaten akıllıysa erdemliliğe neden ihtiyacı olsun? Şöyle ki erdemliği aptallara verecek olmaması mı lazım, olması gerekmez mi?

Şöyle açılıyor: erdemli olan erdemli olmadığını bile bile ister, arzusu olduğu için ona kab denir. Burada üst erdemliği edinmekten bahsediyoruz elbette ihsan etmeyi edinmekten bahsediyoruz, Yaratan gibi olmaktan bahsediyoruz. Bunlar kelimelerde kolay gibi gözüküyor, ihsan etmek, almaktan daha kolay gibi çünkü löp diye veriyorsunuz, almak ve yaptığınız bir hesaplama yok. Ama alırken nasıl alacağınızı hesap yapmanız lazım almak sanki daha komplike. Tabi ki dünyevi seviyemizden bahsediyoruz, dolayısıyla dünyamızda da görüyoruz ki vermek daha kolaymış gibi. Burada doğamızı tersine çevirip ihsan etmek için alma koşullarından bahsediyor. İçimiz de bu doğamızın tersliğine gelebilmek için insanın gerçekten çok erdemli olması lazım. Bu nedenden dolayı eğer kişinin içsel bir itişi varsa Yaratan’a benzemek için o zaman o motivasyon yeterli değil gerçekten çok erdemliliğe ihtiyacı var, Yaratan’a nasıl benzeyeceği konusunda. Özellikle insan Yaratan’a ters bir doğa ile yaratılır ki zamanla Yaratan’ın imajını kendisi üzerine inşa etsin. Bu manevi çalışma vasıtası ile büyük erdemlik edinir, ihsan edebilmek için, Yaratan’ı anlayabilmek, davranışlarını bilmek ve gerçek anlamıyla üst ilmi, üst sistemi, erdemliği kişi edinebilir ve tüm yaratılışı bilebilir, idare edebilir Yaratan’ın yerine idare edebilir hatta. Buna tüm ruhlar dâhil, tüm sistem dâhil. Bunu insanın iyiliği için yapar ki insana ihsan edebilsin verebilsin. Ondan sonra kişi Âdem gibi olur yani ilk insan gibi o kolektif ruh.

Bu arzular içerisinde Işık ihsan etmek için kılıf aldığı zaman buna Yaratan’ın derecesine ulaşmak denir. Yaratan yaratılanın içerisinde kendini giydirir ve bunların hepsi ihsan etme niteliğini öğrenmektir. Egoist doğadan ulaşmaktır ihsan etmeye.

Erdemliği isteyenlere kab denir yani dolabilecek bir kab bu yüzden aptal olan erdemliliğe arzusu olmayandır, arzuları sadece kendisi için olandır. Aptal olan hiçbir şekilde ihsan edemez. Dolayısıyla akıllı aptal, erdemli, kötü, Yaratan’a erdemli olan denir, ihsan etmek isteyen bir insana da akıllı bir öğrenci denir. Kendi arzuları içerisinde de yaşayan bir insana da aptal denir. Dünyamızdaki akılılık ve aptallıktan bahsetmiyoruz elbette. Kendini ne kadar çok doldurup kişisel zevk alıp akıllı olmaktan bahsetmiyoruz. İhsan edebildiğin kadarıyla erdemli olursun çünkü üst niteliği erdemliği ediniyorsun.

Böyle niteliklerle doğan bir kişi erdemli bir insan seviyesine nasıl ulaşa bilir. Şöyleki kişinin bir seçimi yoktur. Peki kişinin secimi olabilmesi için ne demesi lazım. Kişi zayıf doğduğu için seçimi zaten olamaz çünkü bu erdemliliği isteyecek gücü yoktur. Burada bir soru vardır, gerçekten maneviyat için güçlü arzusu olan insanlar mı var, özel bir niteliklerimi var bu insanların, çok rahat ve çabuk anlayacak özel kişiler mi var, maneviyatı ve manevi koşulları daha hızlı anlayacak bir takım insanlar mı var yoksa akıllı ve aptal deyimleri burada tamamen farklı bir açıdan mı anlatılıyor.

Maneviyata nazaran akıllı ya da aptal diye bir şey, fiziksel kelime anlamıyla yoktur. İnsan aklında son derece zeki keskin olabilir, dünyevi birçok şeyde başarılı olabilir, çok çalışkan olabilir, çok yetenekli olabilir ancak bu insanın manevi ilerleyişiyle ya da maneviyata hazırlığıyla ilgili hiçbir işaret değildir. Bu dünyada akıllı ve başarılı olması manevi ilerleyişi için bir işaret değil, yani maneviyatta da başarılı olacağı anlamına gelmez.

Kişi kalbinde erdemli olmalı. Bu erdemliliği sadece kişi çabasıyla edinebilir. Hiçbir fiziksel, doğduğumuz hiçbir nitelik bize yardımcı olamaz, başkalarına nazaran daha iyi yapmaz. Maneviyata endeksli konuşacak olursak her birimiz aynı çizgiden başlıyoruz. Elbette aynı çizgi derken burada reenkarnasyonları da göz önünde bulundurmamız lazım ama genel olarak bahsediyoruz. Gidiş yolumuz nereden, ruhumuzun köküne göre nasıl, hangi dereceden indiysek o dereye endeksli olarak yükselmeli ve herkes ona göre yapabildiği kadar çabasını sarf etmeli. Eğer birisi için 10 kilo kaldırmak zor ise bir başkası için 100 gram kaldırmakta zor olabilir, dolayısı ile içsel niteliklerde herkesin aynı çalışması var, fiziksel nitelikler manevi ilerlemede bir işaret değil. Herkesin farklı arzuları var, ruhta ifşa olan nitelikleri farklı ve bunlara göre perdeler edinmek zorunda. Eğer tüm Aviyut, Reşimot arzuların tümünü ele alacak olursak anlarız ki burada gerçek anlamıyla herkesin eşit olduğu bir koşul görürüz. Tıpkı bir bedendeki hücrelerin fonksiyonu olduğu gibi, herkes diğer hücrelerle eşit, herkes kendi fonksiyonunu yerine getiriyor, eşit bir koşulda. Bu yüzdende diyor ki doğuştan gelen mükemmellikten bahsediyor. Nedir bu gelen iyi koşul? Ne diyor hocalarımız erdemli olanın öğrenmesine gerek yok diyor, maneviyat çok kolay diyor,her kim dediğimi yaparsa maneviyatı kalbindedir diye hocalarımız yazıyor. Manevi edinim kişinin doğal faziletlerine endeksli değildir.(BURAYA KADAR OKUMA VE RAVIN KONUŞMALARI İÇ İÇE OLDU)

SORU: Ne demek erdemliliği alabilme koşulunda olmak?

RAV: Erdemliği edinmek demek kişinin kendini arındırmış olması demek, edindiği perdeyle alabilmesi demek, o bayağılını arılığa çevirmiş olması demek. Erdemlik Işığı, merhamet ışığının içerisinde kendini kıyafetlendirir ve buda insanın içerisinde insanın kabında yer alır. Merhamet ışığını edinirken yani ihsan etme  niyetini o zamanda erdemliği edinmeye hak kazanır. Erdemlik ışığı merhametin içerisinde olmadan kişiye gelemez. İhsan eden, mantığının ötesine çıkan bir insan daha akıllı olur. İnsan bu dünyevi entelektüelliğini kaybetmekten korkar, çünkü kaybedeceğini düşünür korkar bu kaybından ama eğer bunu geri bırakıp manevi plana göre kendisini yönlendirir buradaki aklını geride bırakırsa o zaman Yaratan’ın aklını edinir. Yoksa bu fiziksel beyninde kalır, dünyada çok akıllı adam var, bize de geliyorlar. Dünyevi başarılı işleri var, zengin oluyorlar. Bizimle çalışmaya başlıyorlar ama yolun başında, yarısında işi bırakıp gidiyorlar. Görüyoruz ki çok hassas insanlarda geliyor yanımıza kültürlü insanlar, sanatçılar geliyor onlarda işin başında yarı yolda bırakıp gidiyorlar, dolayısıyla insanın hislerinin keskinliği ya da aklının keskinliği kişiyi manevi yolda başarılı kılmaz, kişi öteki doğayı edinmek durumunda, maneviyata kendi doğası ile giremez. Grup içerisinde kendisini pasifize etmeli, kendini nötrlemeli, kişi dünyevi niteliklerini maneviyatı edinmek için kullanamaz çünkü ters bir koşul maneviyat.

SORU: Peki akli dengesi bozuk olan insanlar ne oluyor?

RAV: Akli dengesi bozuk insanlar ya da herhangi bir bozukluğu olan insanlardan bahsetmiyoruz, onların kaderinden bahsetmiyoruz neden? Çünkü tüm ruhların birbiriyle olan bağını bilmemiz lazım bunu anlaya bilmemiz için. Böyle koşullar var. Bir takım ruhların bu dünyada gördüğümüz şekliyle reenkarne olduğunu görüyoruz ve bu dünyada gördüğümüz şeylerde ruhlarda değil tam olarak. Çünkü ruh olan şey insanın tamamen özgür olarak inşa ettiği bir şeydir. Bu kalpteki noktadan gelişen bir şeydir. İlk kalpteki manevi noktayla Yaratan’a yönelik çalışmaya başlayarak ruhunu inşa edebilir. İhsan etmek için ihsan eder ve sonra alma koşullarına gelir. Akli dengesi veya herhangi bir bozukluğu olan insanların bu şekilde çalışması mümkün değil henüz kalpteki noktanın uyanması lazım. Bu reenkarnasyonlar çok özeldir ama kişinin henüz o ruh derecesine gelmesi kalpteki nokta olmadan mümkün değildir ama bedenlerinin geçirdiği, yaşadığı o ızdırap bilinçaltında bile olsa, bazıları bilinçli olarak geçirmiyor olabilir, burada yapılan hesap bedenin kendisiyledir. Bedenin hareketsiz şekildeki ızdırabı insanı aslında ıslaha yaklaştırır.

Bunların, her hissin, bilinçten en uzak hislerin bile nasıl insanın ruhunda bir izlenim bırakıp bir sonraki reenkarnasyonda nasıl ifşa olup insanın ilerleyişini etkilediğini bilmiyoruz. Bakın ki kaç tane reenkarnasyondan geçmiş olmalıyız ki burada mutlak amaca ulaşmak için bir kitabın başına oturmuş durumdayız. Geçirdiğimiz ızdırapların, bedenimizin geçirdiği o ızdıraplarının yaşadıklarının nasıl olabileceğini düşüne biliyor musunuz. Hepsi giderek akümüle oluyor ve bu akümülasyon içerisinde farklı bir var oluş safhasına geliyor bu çektiklerinden. Diyebilirsiniz ki yüzlerce, binlerce hayattan geçip, ızdıraplardan geçip bunu tayin edip bunu duymak için buraya oturduk. Evet bu koşulda çünkü arzunun içerisindeki karar bir çok hareketten sonra gelir, cansız seviyedeki arzu hala entegre olmuş değil. Akılla veri işlemi yapma koşulunda değil. Hala gerçekten cansız koşulunda sadece acı çekiyor, acı çekiyor ve bunlar kümülatif olarak birikiyor ama prosesten geçirmiyor. Mantığıyla aklıyla bundan nasıl çıkacağız diye bir koşul tam olarak oluşmuyor, ızdırap çekiyor ve biraz kaçacak yer buluyor. Ondan sonra cansız dereceden bitkisel dereceye geçiyor, alma arzusu biraz daha ilerliyor, akıl biraz daha yanında gelişiyor ve hareketlerini anlamaya başlıyor. Diyor ki kötülükten şöyle kaçabilirim böyle kaçabilirim diye hesaplar yapmaya başlıyor yani eksikliklerinden dolayı daha hareketli bir hale geçiyor daha mobil oluyor. Hareketinin sonunda edineceği zevki hesaplamaya başlayabileceği koşula geliyor ve bu şekilde bitki gibi büyümeye başlıyor yani çünkü darbeler hayatında çektiği ızdıraplar insanı ilerlemeye itiyor. Bitkisel koşulu bitirmeden hayvansal koşula gelmiyor ve bunlar reenkarnasyonlar. Bitkisel seviyelerde de bir sürü reenkarnasyonlardan geçiyor, bir sürü süreçten geçiyor. Yine kötülükten kaçmaya çalışıyor yine anlayamıyor nasıl yapacağını ve tüm bu reenkarnasyonlardan geçtikten sonra,insanın kalbinde o manevi nokta inşa oluyor. İnsanın başlangıç noktası bu kalpteki nokta. Bu nedenden dolayı reenkarnasyonlar cansız seviyede çoktur ve bitkisel seviyede daha azdır, piramit gibidir hatta insansal seviyede kalpteki noktanız uyandıysa bir reenkarnasyonda bitirebilirsiniz, ya da bir iki hayatta da, yani insansal seviyeye gelip kalpteki nokta uyanınca süreç daha çabuk.

Eğer Adam Harişon’un ruhundan bahsediyorsak, kişisel tecrübelerin, her bir ruhun çektiği ızdırabın, acının şu veya bu hayatta çektiği acını ne anlamı var. Her parça bir makinenin parçası gibi Adam Harişon’un ilk ruhun bir parçası. Kötü eğilimin farkına varması lazım, makinadan sanki düşmüş bir parçaymış gibi sanki mekanizmadaki normalde herkesle bir makineye entegre olmuştu, sanki oradan kopup düşmüş bir vida gibi. Kişi makinedeki rolünü doğası gereği bağlamalı makineye, herkes bu şekilde birbirini ilişkilendirirse kişisel ıslahını yapıyor demektir.

Genel ıslah herkesin ıslah olmuş bir şekilde tıpkı Adam Harişon’un bilinçli bir şekilde yaratıldığı koşulda. Dostunu kendin gibi sev koşuluna gelmesi lazım ki kalp ve ruhu tüm sistemi entegre edebilsin. Herkes bozuk bir vaziyette olması lazım ki ıslah olabilsin. Bozuk olmasaydık Yaratan’ın davranışlarını tanıyamazdık, Yaratan’ın yaptıklarını yapamazdık, Yaratan’ın yaptıklarını bizde yaparak insan oluyoruz. Neden bir çocuk büyüyor, neden insan doğar doğmaz bir yetişkin doğmuyor, normal bir doğumu düşünün. Düşünün ki insan annesinin karnından 20 yaşında doğdu, ne var bunda, problem ne, yani aklıyla bedeniyle direkt annesinden 20 yaşındaki bir insanın vasıflarıyla doğduğunu düşünün, ne olacak. Kişinin kendi edinimi lazım, kendi kablarını, anlayışını, algılarını inşa etmesi lazım. Sanıyoruz ki bize söyledikleri utanç duygusu, şimdi biraz kızardı, şimdi kızarmıyor artık gibi bir takım sözlerle anlatılıyor. Neden Yaratan yaratılana direkt olarak o utanç duygusunu vermiyor, niye o yüksek statüsü olan o utanç duygusu hissini birden vermiyor ve insanı löp diye kendisine benzetir. Burada problem ne peki, niye yapmadı böyle bir şeyi hemen kendisine benzetmedi. Kişinin kendisi üzerine yaptığı bu çalışma özgür seçimle olmaz ise burada anlamadığımız bir element var, bu elementi anlayabilmek için kişi o boşluk içerisinde özgür seçimi hissetmesi lazım o zaman özgür seçimin ne olduğunu anlayabiliyor. Buna tekabül edecek şekilde de  utanç duygusunu hissediyor bu manevi bir kategori. Seni öyle bir şekilde yarattı ki utanç duymayasın. Sanki bir şekilde ödemeyi yapıyorsun aldığın şey için. Dolayısı ile Yaratan’ın seviyesine gelmek derecesine, edinimine ulaşmak.

Bu koridorda kişi kendisi yürümek zorunda. Peki neden ben yapmışım gibi baştan yaratmıyor. Hala bir parametre var bu çalışmada. Kişinin kendi başına yaptığı hissi, kendi başına ilerleyiş hissi, zorlukları, Yaratan’dan güç alması, kendisini keşfetmesi, kendisinin nerede ne yapacağını görebilmesi, Yaratan’dan bir talep etmesi, sanki Yaratan’ın arzusuna karşı gitmesi ve Yaratan’ın kişinin manevi ilerleyişindeki etkisiyle kişi edinilemeyecek olan bir şeyi edinir. Kişinin geliştirdiği bu yaklaşım bu gereklilik evrimleşmek ihtiyacı her derecede var olmalı. Buna kötü eğilimin fak edilmesi diyoruz. Biz kendimizi kötü hissettiğimiz koşulu değil ama doğasına karşı tümüyle farklı, realiteye karşı tümüyle farklı bir yaklaşım inşa etmek zorunda. Çünkü orta çizgi hem sağ hem sol çizgiye ters bir koşul, bu ikisinin birleştiği bir nokta bu orta çizgi ve sanki Yaratan’a karşıymış bir durumda gibi. Bu şekilde sanki edinilemeyecek bir şeyi ediniyoruz, doğuşta edinemediğimiz bir şeyi.

SORU: Doğuştan bahsetmiyorum ama Hitkarelut tan bahsediyorum, eğer elimi ateşe sokarsam, ya da bedenimi ateşe koyarsam, tüm bedenim öğrenir. Ruhların entegrasyonu nerede eğer erdemli insanlar gelip bir dönemde edinip ıslah süreci geçirdilerse.

RAV: Ruhların entegrasyonu ancak birbirine ihsan ederlerse olur. Eğer ben sana ihsan etmiyorsam, sen bana ihsan etmiyorsan ben sende var olanı elde edemem sende bende olanı elde edemezsin. Aramızdaki bu akış edim, karışım olmaz. Daha önceden karışım vardı, başkaları ile bir bağ içerisin delerdi ve birbirleri içerisinde entegre olmuş durum dalardı ama birbirlerinden koptukları zaman ne bütünleşme olabilir ki şimdi herkes egoist olarak bir arada, herkes bir başkasını kullanarak edinmek istiyor ve başkasından ne alabileceğini düşünüyor, negatif bir edinim. Ben bilgimi veriyorum, tecrübemi mi sana veriyorum, hayır, şu anki dünyevi seviyede herkes birbirini kullanıp başkasından maksimum elde etmek için, birbirimizi öldürmememizin tek nedeni birbirimiz kullandığımız için yoksa senin var olmaman benim için daha iyi bir şey.

Şimdi konumuza geri dönüyoruz ve şöyle yazdığı gibi erdemli öğrenmez. Dolayısıyla kişinin doğal olarak sahip olduğu dünyevi nitelikler yaratılışın amacına ulaşmakta yardımcı olmaz. Burada insanın bağımsız olarak çaba sarf etmesi gerekmektedir, doğasından ayrı bir şekilde.

Bunu anlayabilmek için yani bir aptal için bile bir seçim varsa Yaratan bu koşul için hocalarımızın anlattığı gibi Yaratan bir ıslah gerçekleştirdi ve erdemlileri nesiller arasına serpti. Bilinir ki kötü eğilimlerle bağ kurmak yasak olduğu gibi, çünkü kötülerin arasında kişi oturmamalı, günah kötülerin arasında maneviyatı çalışırken bulunmaktır yoksa bu yasak maneviyatın ve ıslahın iptaline sebep olur çünkü kişi beraber oturduklarının düşüncelerini alır. Tüm maneviyatı tek bir kişiye endeksli olarak çalışıyoruz daha sonra herkese uygulaya bileceğimizi görmemize rağmen. Kişi küçük bir dünyadır dolayısıyla erdemli, kötü, akıllı, aptal bu koşulların hepsi insanın içerisinde. Peki, insan ne, insan kendisi, o kalpteki nokta, ıslah olmayı isteyen o kalpteki nokta, Yaratan’a tutunmak isteyen o kalpteki nokta dolayısı ile ilk bulmamız gereken şey o kalpteki nokta. Ondan sonra o noktayı alıp birçok arzunun içerisine, kişinin içerisinde ki niteliklerin içerisine koyuyoruz ve o kalpteki noktanın nasıl tüm bunları kullanıp amaca ulaşa bileceğine bakıyoruz. Ben iç dünyamda oturuyorum ve benim etrafımda o kalbimdeki noktanın, yani Yaratan’a ulaşma arzumun etrafında niteliklerim var akıllıyım, aptalım, güçlüyüm, zayıfım, tüm reşimot’larım, yaşadığım hayat tecrübeleri, hafızalarım her şey ve bunların ortasında oturuyorum benim hazinem bunlar, yapacak bir şey yok, şimdi bunları kullana bilir miyim, kullanamaz mıyım, neleri kullanabilirim, neleri kullanamam, hangi niteliklerimi, arzularımı; bunlar sanki etrafımı sarmış bir çember gibi, bu niteliklerin içerisinden başka insanlarla, başka bedenlerle dairelerle bu nitelikler vasıtası ile bir bağ kuruyorum. Dolayısı ile insana yönelik nasıl açıkladığına bakmamız lazım, kişiye göre ve kişinin çevresine göre.

Peki, ne diyor burada; amaca ulaşmak isteyen bir insan kötülüklerin tohumu içerisinde oturmamalı diyor. Nedir kötülüklerin tohumu içerisinde oturanlar, bu insanlar maneviyatı çalışıp yaratılışın amacına gelmek istemeyen insanlar. Çünkü kişinin kendi manevi çalışmasını iptal eder yani hayatını yaratılışın amacını kullanmaya yönelik yaptığı çalışmayı iptal eder. Eğer ki kişi manen edinim sağlamak istiyor ise ve amaca ulaşmak istediğini söyleyip ulaşma yolunda çalışmayan insanlar arasında ise buna kötü tohum içinde olmak denir. Kötü tohum içerisinde olmak bu, burada, aslında şakası yok aslında çok ciddi bir konu, burada sanki kutsal kitaplarla ilgileniyormuş gibi gözüken insanlardan bahsediyor ve bu insanların maneviyatla sevapla ilgilendiklerini söylediklerini görüyor dışarıdan ama amaçları maneviyatı edinmek değil. Bu tür insanların arasında olmaması gerek diyor yani kötü tohumun içerisinde olmaması lazım. Kişi bu insanlarla bir bağ kurmasa bile sadece onların arasında oturup bu kutsal kitapları çalışıp sevap işlese bile yasaktır denir, çünkü kişi sevdiklerinden o insanın düşüncelerini ve arzularını alır. Dolayısı ile çevremizi çok dikkatli seçmemiz lazım çünkü manevi edinimi isteyen insan içinde bulunduğu ortamı çok iyi tayin etmeli çok iyi seçmeli ve ne tür insanlarla bağ kuracak ki amaca ulaşacak, çok iyi incelemesi lazım. İnsan kendi içerisinde bu analizi yapmalı. Kişi kimin kendisine destek olacağını, kimin kendisine engel olacağını çok iyi tayin etmeli. Kişi görür ki tüm dünya bir sistem, içselliği dışsallıkla bağlıdır. Her şey tek bir sistem tıpkı Yaratan’ın kutsadığı bir tarla gibidir ve amaca ulaşmasına yardımcı olur.