|
İHSAN Bir hikaye... "Kıvanç, sekiz yaşındaydı. Babası hafta sonu için ona söz vermişti; kasabadan 50 km uzaklıktaki şelaleye gideceklerdi. Yaşadıkları kasabada anlatılan bir efsaneye göre, şelaleye geçiş yolu olan mağarada tuhaf bir halk yaşıyordu ve bu halk, sadece bazı insanlara görünüyordu. Kıvanç, kasabanın marketinde işittiği böyle bir konuşmayı hiç unutmamıştı. Bir yıl evveldi… Kasabadaki marketin sahibi, kardeşinin yaşadıklarını, büyük bir heyecanla müşterisine anlatıyordu… Kıvanç, tam bunu düşünürken, korna sesi işitti, cama koştuğunda, gelenin babası olduğunu gördü. Önceden annesiyle birlikte hazırlamış olduğu iki ufak çantayı alarak dışarı çıktı. Kıvanç’ın arabaya binmesiyle yolculuk başladı. Kıvanç yolda; daha önceden görmüş olduğu bazı yerleri babasına söylüyor, görmediklerini ise meraklı gözlerle inceliyordu. Bir süre sonra yaklaştıklarını söyledi babası; araba, ağaçların arasında bir yolda yavaşlamaya başladı, ıssız bir köşede durdu. Babası gülümseyerek: "Yolculuk buraya kadar" dedi. Mağaraya giden yol biraz dolambaçlıydı. Kıvanç, sürekli babasına bir şeyler soruyor, içinden geçecekleri mağara hakkında duyduğu efsaneden söz ediyordu. Mağaranın önüne geldiler, ağaçların dallarıyla kapanmış dar bir girişten geçip mağaraya girdiler. Babası fenerini yaktı, loş bir alan vardı önlerinde; sağ taraflarına kalan yolu takip ettiler. Baba-oğul yürürlerken, birden bir ses duydular:"Nereye gidiyorsunuz?"
|
![]() |
|
Babası, Kıvanç'ı korumak için kendine doğru çekti. Baba- oğul, sesin geldiği yere irkilerek döndü. Karşılarında beyazlar içinde ak sakallı yaşlı bir adam vardı, elinde asa türü bir şey tutuyordu. Yaşlı adam, sorusunu yineledi: "Nereye gidiyorsunuz?" Onlar, bu sesin sahibinin zararsız bir yaşlı adam olduğunu görünce biraz rahatladı. Kıvanç'ın babası cevap verdi: "Buradan şelaleye çıkmak istiyoruz", bir süre yaşlı adamı inceledikten sonra da nezaketen :" Siz de gelmek ister misiniz?" dedi. Yaşlı adam onlara doğru yaklaşıp "Beni izleyin" diyerek önlerine geçti. Yaşlı adam önde, baba- oğul, arkada bir süre yürüdüler. Kıvanç ile babası konuşmak istese de, yaşlı adam sorulanlara yanıt vermiyor, susmakla yetiniyordu. Bir süre sonra Kıvanç'ın babası, yaşlı adama bu kadar yürümelerine rağmen, şelaleye hala nasıl varamadıklarını sordu; oysa yirmi dakika kadar yürümek, şelaleye varmak için yeterli bir süreydi. Yaşlı adam, bu soruya cevap verecekken, yaşlı adam gibi beyazlar içinde iki kadın, bir adam daha belirdi, baba ile oğla "Hoş geldiniz" dediler. Kıvanç ile babası gördükleri karşısında şaşkındı. Kıvanç’ın babası tedirginleşerek, yaşlı adama neler olduğunu sordu. Birden mağaranın altındaki taşlar yerinden oynamaya, şekil değiştirmeye başladı; mağaranın içinden yerin derinliklerine doğru uzanan, bol ışıklı bir kasaba ortaya çıktı. Bu manzara karşısında, Kıvanç'ın aklına birden markette duydukları geldi. Kıvanç, fal taşı gibi açılmış meraklı gözlerle: "Bunlar onlaar!" diye bağırdı. Kıvanç'ın babası, etrafında yaşlı adam gibi beyazlar giyinmiş birçok insan olduğunu görünce yaşlı adama sordu: "Siz kimsiniz? Burada ne arıyorsunuz?" Yaşlı adam gülümseyerek "Biz buranın sakinleriyiz" dedi. Babası, şüphe korku karışımı bir tavırla "Bizden tam olarak ne istiyorsunuz peki?" dedi. Yaşlı adam da amaçlarının sadece onlara bilgi vermek olduğunu söyledi, ardından :" Eğer siz bilirseniz, başkaları da bilir, başkaları da bilirse herkes bilir" dedi. Baba: "Ama ben buna inanamıyorum, buraya daha önce birçok kez geldim ve böyle bir şeyi ilk defa yaşıyorum" dedi. O, gördüğü manzaraya tam bir anlam veremiyordu. Yaşlı adam, "Bizim yaşantımız sizin bencil hayatınıza benzemez, bu yüzden kendimizi saklamayı tercih ediyoruz ama vakit yaklaştıkça yer üstündeki insanlarla iletişim kuruyoruz" dedi. Babası: "Vakit yaklaştıkça derken neyi kastediyorsunuz?". Yaşlı adam da : "Beklenen vakit, siz yer üstündekilerin ıslah olmasıdır" dedi. Kıvanç burada, meraklı biçimde söze girdi, yaşlı adama ıslah olmanın ne demek olduğunu sordu. Yaşlı adam, Kıvanç'a ıslah olmanın kişinin niyetini değiştirmesi olduğu yanıtını verdi, ardından "Bencil hayat yerine ihsan eden bir yaşamla ıslah olabilirsin" dedi. Kıvanç bunun üzerine "İhsan etmek nedir?" diye sordu. Yaşlı adam "Kendin için almak yerine Yaratan için almak, kendin için vermek yerine Yaratan için vermek" cevabını verdi. Kıvanç bir süre düşündükten sonra biraz sitem ederek "Ama ben Yaratan’a nasıl verebilirim, onu görmüyorum ki?.." dedi. Yaşlı adam da "Yaratan ile bütünleşmeyi amaç edinen insanların oluşturduğu bir grubun içinde olursan; Yaratan’ı görürsün, hissedersin" dedi. "Ben hiçbir şey anlamıyorum" dedi Kıvanç'ın babası birden; "Neden bahsediyorsunuz tam olarak? İkiniz de benim bilmediğim bir dil konuşuyor gibisiniz". Yaşlı adam gülümseyerek söze "İlkin" diyerek başladı, ardından: "İnsan sadece kendini yaşar kendisi için tüketir, kendisi için alır, kendisi için verir, tüm hayatı kendi alma arzusuna, hayattan aldıklarına bağlıdır; gene kendisi için verir, kendisi için vermekten zevk duyar, çünkü böyle güçlü olduğunu hissedecektir. Fakat bir bebek nasıl gelişip çocuk oluyorsa, ardından da genç olup yaşlanıyorsa; insan da bilinç olarak gelişmek zorundadır, sürekli kendisi için alma durumunda kalamaz. Yaratan için almak ve Yaratan için vermek bilincine gelmesi gerekir. Böylece Yaratan ile insanın birleşmesi gerçekleşir. Dünyanın yaratılışındaki amaç ve hayatınızın anlamı, bu birleşmedir." Kıvanç'ın babası oldukça şaşkındı: "Bu yaşadıklarımın hayal olmadığına nasıl inanabilirim?" diye sordu. Yaşlı adam, ona doğru dönerek " İki kişi, bir hayali aynı anda nasıl görebilir?" dedi ve Kıvanç ile babasının elini tuttu; yaşanılanların hayal olmadığını göstermişti. "Islah edici ışık..." dedi yaşlı adam. "İnsan kendisinden öte başkasını düşünmeye başladığında onu çekmeyi istemeli" dedi. Baba oğul birbirine baktı, bunun ne anlama geldiğini sordular. Yaşlı Adam: "Islah edici ışık Yaratan'ın ışığıdır. Kişi bütünleşmeyi istediğinde, onu davet etmeli, o gelir ve kişi, Yaratan ile birleşme yönünde değişim geçirir. Kısacası; niyetiniz Yaratan ile bütünleşmek olunca, ihsan etmek istersiniz, geriye kalan her şeyi Yaratan yapar; sizin yapacağınız tek şey niyetinizi değiştirmektir." Kıvanç ile babası bir süre yaşlı adamın söylediklerini düşündü. Bu sırada yaşlı adam sözlerine devam etti: "İnsan sevgisi… Tüm söylediklerimi tamamlayan şey... Bunu anlarsanız diğerlerini anlarsınız… Eğer ihsan etmek, ıslah edici ışık, insan sevgisi bir arada olursa, Yaratan ile birleşme gerçekleşir; eğer bunlardan biri eksik olursa dünyada acı egemen olur." Baba sordu: "Ama bu zor, ben nasıl hem ihsan edip hem ışığı çekip hem de insanları sevebilirim?". Yaşlı adam, "Yaratan için" diyerek sevimli bir şekilde tebessüm etti, "Bu üç şeyi de Yaratan ile bütünleşmek için araç olarak görebilirsen, yapabilirsin." dedi. Bunun ardından Kıvanç'ın babası bir süre düşündü; oğluna dönerek yaşlı adamın aslında bilge biri olduğunu; eğer insanlar içsel olarak değişebilirse, dış dünyanın da değişeceğini, bu konuda peygamberlerin de birçok sözü olduğunu söyledi. Yaşlı adam, onları, kendileri için hazırlanmış büyük bir sofra sofraya davet etti. Kıvanç ile babası, herkesle beraber yiyip içtiler, beraber şarkılar söylediler. Ayrılış vakti geldiğinde yaşlı adam onları uğurladı ama bir şeyi tembihledi: Onlara anlattıklarını herkese anlatacaklar fakat mağarada yaşayanların varlığından kimseye söz etmeyeceklerdi. Kıvanç ile babası, kasabaya döndüklerinde, duyduklarını başta evin annesi olmak üzere kasabadaki herkese anlattı. Ama her ikisi de, yaşlı adamdan ve mağarada yaşadıklarından hiç bahsetmedi. Bu, baba ile oğul arasında bir sır olarak kalmıştı. Kasabadaki herkes onların mutluluk veren sözlerine kulak verdi; Yaratan ile birleşmenin hayatın asıl amacı olduğunu anladı." |
|