|
SIK SORULAN SORULAR S.S.S. (Kabala hakkındaki bilgileri dinleyerek, okuyarak gruplar halinde çalışarak ve en önemlisi sorular sorup, cevaplar alarak öğreniriz. Aşağıda, İngilizce Web sitemizden alınan, en sıklıkla sorulan sorular ve cevapları yer almaktadır.) Eğer herhangi bir sorunuz var ise cevap vermemizi isteyebilirsiniz, lütfen şu e-mail adresine – turkish@kabbalah.info – sorularınızı yazınız. Soru: Kendime, dünyada ki konumuma dair sorular sormaktayım. Kabala’nın benim için uygun olup olmadığını bilmiyorum. Kabala nedir ve eğer Kabala çalışırsam bana ne faydası olacaktır? Cevap: Kabala genel bir soruya cevap verir: Hayatımın ve mevcudiyetimin özü nedir? Kabala bu soruya cevaplar arayanlar içindir. Bu kişiler Kabala çalışması için en uygun kişilerdir. Kabala, insana hayatının kaynağını ve böylece de hayatının amacını gösterir. Soru: Daima Kabala’nın gizli olduğunu düşünmüşümdür. Aniden Kabala, yeni, popüler bir konu haline geldi. Bu nasıl oldu? Cevap: Bin yıllardır, Kabala’yı yaymak yasak idi. Sadece 20. y.y. da, Kabalist Rav Yehuda Aşlag’ın kitapları yayımlandığında bize kısıtlama olmaksızın Kabala çalışma imkanı verildi. Onun eserleri, senin gibi Kabala hakkında bir bilgiye sahip olmayanlara yardım etmeyi hedeflemektedir. Kabala’yı yaygın ve geniş bir biçimde dağıtmak ve hayatında ki eksik manevi öğeleri arayanlara onu öğretmek yasak değildir. Soru: Rav Aşlag’ın Kabala’nın Yahudi olan ve olmayan herkese öğretilmesi gerektiğini düşünmesi doğrumu? Sizce de, Yahudi olmayanların ıslah sürecinde bir yeri var mıdır? Yoksa Kabala sadece Yahudiler tarafından çalışılmak için midir? Ve bu ıslah süreci nedir? Cevap: Muhtemelen kutsal kitaplardan da okumuşsunuzdur, ıslahın sonunda gencinden yaşlısına – ırk ve cinsiyet farkı olmaksızın – herkes Yaratan’ı öğrenecektir. Kabala Yaratan’ın yarattığı insan olma arzusu ile alakalıdır. Bütün yaratıklar alma arzusuna sahiptir. O nedenle de, ıslah sürecine katılmak isteyen herkes bunu yapabilir. Islah kişinin niyetlerini egoistik olanlardan, özgecil (başkaları için olan) olanlara doğru değiştirmesi sürecidir: yani, kişisel faydadan, Yaratan’ın faydasına. Bütün insanların ayrım edilmeden bu sürece dahil olmasını ümit ediyoruz. Soru: Kabala hakkında daha çok bilgi öğrenmeye ilgi duyuyorum. Benim gibi başlangıç öğrencisinin Kabala’ya başlamadan önce din kitapları – yani, yıllardır yazılı ve sözlü dini kanunları – çalışması zorunlu değil midir? Yoksa öğrenmeye hemen, şimdi başlayabilir miyim? Cevap: Kabala çalışmak için bir ön koşul yoktur. Gerekli olan her şey kişinin öğrenme merakı ve isteğidir. Kabala çalışması vasıtası ile kişi eylemlerinde ve düşüncelerinde manevi dünyaya nasıl benzeyeceğini öğrenir. Soru: Bir Rav’ın veya kabala öğrencisinin herhangi birisi ölebilsin diye o kişi üzerinde büyü yaptığı söylentisini işittim. Sorum şu: Böylesi bir şey mümkün mü? Şayet mümkünse, söylenebilecek, yapılabilecek bir büyü var mı? Ayrıca, “iyi” büyü uygulamaları ile ilgili birkaç kitap satın aldım ve bu kitaplar söz konusu olduğu müddetçe acaba beni doğru yönde yönlendirip, yönlendiremeyeceğinizi bilmek isterim. Cevap: Hangi kitapları satın aldığınızı bilmiyorum, ama bu kitapların gerçek bir Kabala ile bir ilgisi yoktur. Kabala büyü ile ilgili değildir. Çalışarak ve okuyarak Kabala hususunda daha iyi bir anlayış elde edinebilirsin. Birkaç okuma materyali öneriyoruz; yani manevi yolunda insanın gelişimi hakkında öğretilerde bulunduğumuz ve bizim hazırladığımız makaleleri, yazıları. Bir grup ortamında bir öğretmen ile çalışmak önemliyken, bu makalelere yazılara ve ürettiğimiz özel manevi kitaplara Web Sitemiz vasıtasıyla erişebilirsiniz. Soru: Yedi yıl önce, Yaratan, Baba arayışıma başladım. Bu esnada, bütün hayatım mahvoldu ve değerli bulduğum her şeyi kaybettim. O’na şöyle seslendim: “Bana cevap verene kadar vazgeçmeyeceğim! Sen uğruna terkettiğim, vazgeçtiğim her şeysin.” Artık insanlar ve hayvanlar etrafındaki ışığı tecrübe etmeye başladım. Bu, acaba bir Kabala manifestosu değil mi? Yaratan’ı bilmek ve maneviyat geliştirmek istiyorum. Cevap: Sizin durumunuz tam da insanı Kabala çalıştırmaya motive eden bir durumdur. Yaratan’a giden yol zordur ve özel bir çalıştırmayı gerektirir. Ve sadece manevi his ona göründükten sonra, insan daha önceki duygularının sadece hayal gücünün bir ürünü olduğunu anlar. Kişi, bütün egoistik niteliklerini özgecil niteliklere dönüştürüp üst dünyalara yükselmedikçe Yaratan’ı hissedemez. Soru: Anlıyorum ki Kabala kelimesi İbranice bir fiil olan lekabbel yani almaktan gelmektedir. Bu ne anlama gelir ve alma amacı nedir? Cevap: Başlangıçta, sadece Yaratan vardır. O, genel bir alma arzusu yarattı. Bu alma arzusuna ilk insan (Adam HaRishon) adı verilir. İlk insanın Yaratan ile iletişim kurabilmesi için, genel alma arzusu birçok bölümlere ayrıldı. Yaratılmanın amacı Yaratan ile iletişim elde etmektir, çünkü sadece böylesi bir durumda insan sonsuz huzur ve mutluluğa erişir. Soru: Bu şu mu demektir; uzak gelecekte bir gün sadece yeni bir insan mı olacaktır? Cevap: Kabala, fiziki bedenimizle ilgilenmez, ama sadece manevi parçamızla ilgilenir. Üst dünya bir yaratılan gibidir, kendimiz birbirimizden farklı hissettiğimiz bir alt dünyaya (kendimizi algıladığımız dünyaya) parçaları yansıtılan bir ruh gibidir. Bunu daha basit biçimde açıklamak gerekirse: Egoizmimiz içinde sınırlı olduğumuz için kendimizi birbirimizden farklı, ayrılmış hissederiz, her ne kadar hepimizin esasında bir manevi ruhtan meydana gelmiş olma gerçeğine rağmen. O nedenle, bu ayrılma, farklılık sadece bizim yanlış algımızda mevcuttur; zira gerçekte hepimiz birizdir. Soru: Zohar’da bulabileceğimiz kavramlardan bazıları nelerdir? Ve Zohar’ı kim yazdı? Cevap: Zohar kitabı, bu dünyadaki bir kişinin ruhunun kaynağına nasıl ulaşabileceğini açıklar. Bu yol, veya merdiven, 125 adım’dan oluşur. Zohar’ın yazarı bu aşamaların hepsinden geçmiş olmalıdır. Rav Yehuda Aşlag’ın ruhu Zohar’ın yazarı Rav Simon Bar Yochai’nin eriştiği yüksekliğin aynısına ve manevi mevkiye erişmişti. Bundan dolayıdır ki Baal HaSulam bizim şu an kullanabildiğimiz Zohar yorumunu bitirebilmişti. Soru: Diğer Kabala merkezleri ve öteki Ravlar ile bağlantılı mısınız? Cevap: Bnei Baruh, Kabala ile ilgili olan diğer grup veya organizasyonlarla hiçbir şekilde bağlantılı değildir. Soru: Yahudilik olmayan bir başka dinde büyütüldüm. Benim inancım O’dur ki Kabala’da bahsedildiğinden daha çok Yaratan ve daha kutsal maneviyat vardır. Ve Yaradılış’ın amacı insana bu dünyada daha iyi bir yaşam vermek ve bununla beraber gelecek dünyada da daha iyi bir yaşam vermek değil midir? Etrafıma bakıyorum ve bu dünyanın ne kadar korkunç bir yer olabildiğini görüyorum. Cevap: Sadece Yaratan ve insan vardır. Yaradılış’ın amacı bu dünyada iken üst dünyalara çıkmaktır ve bu tüm insanlar için ayırım yapılmadan gerçekleşecektir, çünkü yaratılışın amacı budur. Bu, eğer insanın düşünceleri ve arzuları üst dünyanın düşünce ve arzularına eşit ise – ki Kabala’da öğretilen bir konudur bu – gerçekleştirilebilinir. Yaratılışın amacına yükselmek ve erişmek isteyen kişi (ki bu, her insanın hayatında ki kişisel amacıdır veya kişi ölümünden sonra bu dünyaya dönmek zorundadır) bütün yaratılanlar hakkında pozitif düşünmek zorundadır. Soru: Kendi eylemlerimin ve egomun sorumluluğunu almak zorunda olduğumu anlamaya başlıyorum. Hayatımda daha çok manevi seviye elde etmek istiyorum. Nereden başlayayım? Ve eğer Kabala çalışırsam, özgür biçimde hareket edebilir miyim? Cevap: İnsan daima, Yaratan’ın, Süper Güç’ün önünde olduğunu hayal etmek zorundadır. Kabala çalışan ve belli manevi seviyeye çıkan herkes, ona bunları, istediğini kullanmasına izin veren bu Süper Güç’ten böylesi yetenekleri elde edebilir. Ve daha büyük manevi seviyeye çıktıkça, Kabalist daha çok Yaratan benzeri nitelikler ve güçler elde eder. Bundan ötürü, Kabalistin Yaratan kadar özgür ve bağımsız hareket edebileceği söylenebilir ayrıca. Fakat hiçbir gerçek, doğru Kabalist asla bu mahrem deneyimleri başkaları ile paylaşmayacaktır. Soru: Bir yerde okuduğuma göre, Yaratan için 72 ismin içerdiği bir bölüm var Kabala’da ve bu isimler okunduğunda yazı bir mesajı ifşa ediyor. Ayrıca, İbranice karakterlere düşey olarak bakıldığında üç karakterli kolonlar halinde görüntülenir ve her bir kolonda Yaratan için bir isim içerir. Yaratan’ın nesneleri – burada olduğu gibi – açıkta saklandığını ve sizinde hiç farkedip, farketmediğinizi merak etmekteyim. Cevap: Kabala, matris-geometri-sayı-grafik-karakter ve harfler v.s gibi birçok matematiksel kavramdan faydalanır. Bu yaklaşımlar Tevrat’ta gösterilen kodlardır ki bizi manevi nesneler ve onlar arasındaki bağlantıya dair bilgilendirirler. Her bir manevi seviye kendi ismine sahiptir veya isimdeki bütün harflerin toplamına dayalı olan sayı karşılığına sahiptir. Bir ismin sayıya dönüştürülmesine gematria denir. Bu kodlar, elde etmemiz gereken seviyeleri ifade eder. Soru: Öyle görünmektedir ki Kabala diğer önemli bütün mistik geleneklere (Budizm gibi) benzer fikirlere sahiptir. Önemli bir fark var mıdır? Eğer var ise, kişi neden diğerini değil de bu yolu seçmelidir? Eğer bir fark yok ise, neden bu Kabalistler tarafından kabul edilmez? Cevap: Bütün mistik ve dini öğretilerin genel fikri üstteki varlık ile iletişime geçmektir. Bu varlık ile iletişimi ararken her kişi kendi gerekçesiyle gelir. Örneğin; bazı insanlar bu dünyada zengin ve mutlu bir hayata sahip olmayı, zenginliği, sağlığı, güveni ve daha iyi bir geleceği hak etmeyi ister. Hayatlarını daha iyi yönetebilmek için bu dünyayı mümkün olduğunca çok anlamak ister. Bazıları ise, ölümden sonra gelinecek olan dünyada nasıl başarılı olunacağını öğrenmeyi ister. Bu hedeflerin hepsi bencildir ve insanın egoizminden kaynaklanır. Kabala hiçbir şekilde bu gerekçelerle ilgili değildir. Daha ziyade, Kabala insanın Yaratan’ın niteliklerine benzer niteliklere sahip olmasını olanaklı kılmak için kişinin doğasını değiştirmeyi hedefler. Kabalistik yöntem insanın bu dünyada sahip olduğu her şeyi Yaratan’a vermek niyeti ile kullanmak arzusunda olduğunu vurgulamaktadır. Fakat bu niyete ulaşmak için, insanın Yaratan’ı anlaması gerekir ve Yaratan’ın kişinin yaptıklarından mutlu olduğunu hissetmesi gerekir. Kabala çalışan kişi Yaratan’ı hissederek Kabala’nın anlamını anlamaya başlar. (Kabala hakkındaki bilgileri dinleyerek, okuyarak gruplar halinde çalışarak ve en önemlisi sorular sorup, cevaplar alarak öğreniriz. Aşağıda, Türkçe Web sitemizden alınan, en sıklıkla sorulan sorular ve cevapları yer almaktadır.) Soru 1: Bir kaç soru sormak istiyorum. 1) Tevrat, Zebur ve peygamberlik kitaplarına Kabala tamamen mi yoksa kısmen mi bağlı? 2) Anladığım kadarıyla Kabala dinden ayrı, ancak okuduğum kadarıyla Kabala kaynağını Tevrat’tan alıyor. Hal böyleyken nasıl oluyor da Kabala dinden ayrı denilebilir? 3) Kabalada şeytan var mı? 4) Hasidizm nedir? Bugünkü Kabalacılar Hasid sayılır mı? 5) Sanırım bütün ruhlar Âdemin ruhunun tamamının bir parçası. İnsanlık çoğaldıkça bu ruhta bölünerek çoğalmaktadır (yanlış söylüyorsam lütfen düzeltin) Ruhlarda beden değiştirir ama özleri değişmez. Peki karakterleri değişir mi? (Anlaşılmadıysa lütfen sorun, sanırım tam anlatamadım) 6) Peygamberler Kabalacı mıydı? Eğer öyleyse onları farklı kılan neydi?
Cevap 1: Soruların çok iyi sırasıyla cevap vermeye çalışacağım. 1) Kutsal kitapların hepsi ruh âlemini açıklamak için yazıldı. Tevrat'tan öncede kabala vardı. Hatta ilk kabalacı hazreti Âdem idi. Bu kitaplar ilk Hz Musa zamanında o nesil için yukarıdan indi. Kabala bu kitaplara fiziksel davranışlar ile bağlı değil. Bu kitaplar ruh âlemini hissedebilmemiz için o âlemi anlatmakta ve anlatırken de bu dünyadan örnekler vermekte. O yüzden dinciler hep fiziksel hareketlerle bir yere varmaya çalışırlar kabala ise insanın iç dünyası ile ilgili bir çalışma. Sonuç olarak Tamamen bu kitaplara ve bu kitaplar dışında da bazı yazı ve makalelere bağlı ancak tümüyle his açısından, fiziksel olarak algıladığınız hiç bir şey kabala ile ilgili değil. 2) Anladığım kadarıyla Kabala dinden ayrı, ancak okuduğum kadarıyla Kabala kaynağını Tevrat’tan alıyor. Hal böyleyken nasıl oluyor da Kabala dinden ayrı denilebilir? Cevap: Kabala'nın kaynağı Tevrat değil. Tevrat sadece kabalistik bir kitap. Ayrıca Tevrat kabalacı olanların algılayıp anladığı bir kitap. Üst dünyaları hissetmeyen bir insan için sadece bir sürü hikaye. Her hikâye aslında üst dünyaları anlatıyor, üst dünyaları hissetmeyen birisi için Tevrat'ın Alice Harikalar Diyarında adlı kitaptan hiç bir farkı yok. Kutsal bir kitap sadece onu anlayanlar ve onun içinde yaşayanlar için kutsaldır, yoksa sadece kağıt üstünde bir sürü laf. Dinciler dua eder, oruç tutar ve bilimum fiziksel hareketler yaparak bir sonraki dünyada ve bu dünyada ödül beklerler. Kabalacılar ise hislerini Yaratan'a endekslemek için içlerinde çalışırlar. Kabalada herşey ruh üzerine, dinde ise fiziksel. O yüzden kabala bir ilimdir, ruhun ilmi. Dinciler bu fiziksel hareketlerle Yaratan'ın kendilerine olan tutumunun değişeceğini ve daha iyi bir hayat elde edeceklerine inanır. Kabalacılar ise Yaratan'ın değişmediğine ve tüm kullarına iyi ya da kötü sevgiyle yaklaştığına inanır. Tıpkı sevgi dolu bir annenin yaramaz ile uslu çocuğunu ayırt etmediği ve kalbindeki sevgi ikisi içinde aynı olduğu gibi.
3)
Evet şeytan var. Şeytan hepimizin içinde ve kabalada egoistlik ve
bencillik olarak tanımlanır.
5) Özün asla değişmez. Tıpkı bir buğday tanesinden olan başak gibi. Tohum aynı ama su-toprak ve güneş etkisiyle farklı bir formasyon alıyor. Senin özün olan tohumda değişmez. Özün ve dış faktörler birleştiği zaman ortaya yeni bir sen çıkıyorsun. İşte yeni olan sen önemli. Çevre sayesinde oluşacak yeni kişi bir sonraki reenkarnasyonuna etki yapar. Ruh unutmaz. Dolayısıyla karakterinden ziyade, hislerin eklenir. Değişimden çok yeni şeyler eklenir. Yeni özellikler, düşünceler, hisler vs. Ama özün aslında aynı neysen osun. Sana eklenen yeni şeyler de zaten var olan senin bir parçası olur. Bir külahın içine bir başka külah daha oturtmak gibi.
Soru 2: Kabala ve İbranilik arasında pozitif bir etkileşim var mı? Çıkış noktaları mı aynı? Ve kabalada Tanrı ve Şeytan'ın pozisyonları nasıl izah ediliyor?
Cevap 2:
Kabalanın kökü Hz Âdem’e dayanır. İlk kabalacı da odur. Kabala Aramikce
bir kelime olan “Lekabel” den gelir. İçine almak, misafir almak ya da
sadece almak olarak kullanılabilir.
Adem neden ilk adam? Çünkü varlığının nedenini soran ilk insan. Bu sorgulamadan sonra Yaratan'ı hisseden bir insan. O yüzden kabalada insan = Yaratan'ı algılaya bilen demek. Biz fiziksel hiçbir şeyden bahsetmeyiz, tıpkı hiçbir orijinal kutsal kitabın bahsetmediği gibi. Adem’den sonra diğer insanlar da vardı. Nuh, İbrahim vs. Hz İbrahim ilk kez kabalacı bir grup kurdu. Çünkü daha kitaplar inmeden onlar Yaratan'ı hissedebilecek saflığa sahiptiler. Zaten dikkat ederseniz insanın gelişiminde her yeni nesil bir öncekinden bin beter. O yüzden o devirde kitaba gerek yoktu. Hayatlarını sorgulayan insanlar bir takım şeyleri hissediyorlardı. İbrahim'den sonra Musa kitabı getirdi. Çünkü Musa'nın neslinin buna ihtiyacı vardı. Musa kabalist değil, Peygamber. Peygamberler seçilmiş olup, onlara ruh âleminin gizliliği yukarıdan verilir. Onlar da bunu anladıktan sonra seçimi olmadıklarını görüp Yaratan uğruna hizmet ederler. Hepimizin bu hizmet etme mertebesine özgecilliğe dönüşerek ulaşması lazım.
Soru: Kabala ondan sonra devam ederek bu yıllara kadar geldi. Biz kabalaya bir ilim dalı diyoruz. Mistik yada metafizik ya da ezoterik gibi kavramlarla hiç bir alakamız yok. İnsanın yaratılış nedeni belli. Her insan öyle ya da böyle yaratılış nedenine ulaşacak. Herşey O'na ait ve O'na geri dönecek. Peki, Kabala ile İbranilik arasında bir etkileşim var mı?
Cevap: Dini açıdan soruyorsan, hayır yok. Yoksa tüm İbraniler kabalacı olurdu. Yahudi kelimesi dini bir grup insanı temsil etmiyor. Yahudi demek Yaratan ile bütünleşmiş demek. İbrahim'in kabilesi Yaratan'ı algılayabilme noktasında oldukları için “Yahudi” diye adlandırıldılar. Bu dini bir kavrayış değil ruhi bir kavrayış. O yüzden Yaratan'ı hisseden ve algılayan herkese “Yahudi” denir, dini bir grup insanın Yahudiliği bizim bahsettiğimiz ruhi tanım ile alakasız. İsrail (Israel – Yaşhar-El - ) kelimesi de 2 kelimeden oluşur ve Yaratan'a direkt demek. Yani O'na yönelmiş demek. Bu kavram insanın içinde olan birşey, bu dünyadaki tanımlar ile alakasız. İsrailoğulları da İbrahim ile birlikte o noktada olan insanlar için kullanılmıştır.
Soru 3: Reenkarnasyon'a kişisel olarak inanmıyorum. Ama anladığım kadarıyla Kabala öğretisinde reenkarnasyona inanılıyor. Buna inanma sebebinizi öğrenebilir miyim? Ve ben Tevrat okumama rağmen böyle bir şeyle karşılaşmadım. Peki, dayanak noktanız nedir?
Cevap 3:
Reenkarnasyon insanın yaratılışının en temel taşı. Bu yüzden tüm kitaplar
ölüm diye bir şeyin olmadığını ve bir sonraki hayata inanmamız gerektiğini
söyler. O yüzden dayanağım kutsal kitaplar ve öğretilerini okuduğumuz Baal
Hasulam, Ari ve Rabaş.
Soru ve Cevap 4: Bazı arkadaşların sorularına açıklık getirmesi dileğiyle... Aramikçeden kabala'nın tanımlaması; Hebrew = İbrani = öteki tarafa geçen demek (yani ruh âlemine) Jew = Yahudi = Yaratan ile bağı olan, beraber olan.
Yahudiler bir ulus değiller. Sadece Hz İbrahim zamanında üst dünyaları
algılayabilen bir grup insana bu lakap verildi. Yani Yaratan'ı
algılayabilen insanlara ve O'nunla bu dünyada iken bir bağ kurabilen
insanlara İbrani yada Yahudi denir. O yüzden Kabalada dini anlayış yoktur.
İnsanlar bu bağlarını yitirdikten sonra davranışları da ruh halinden ve
düşüncelerinden kopup fiziksel hareket ve davranışlara dönüştü. Dinler bu
noktadan sonra ortaya çıktı. Hatta kabalacıların sayısı o kadar azalmıştı
ki, din denilen şeyi de onlar icat etti. İnsanların en azından Yaratan'ın
varlığını hatırlatacak bir şeyleri yapmaları için.
İşte seçilmiş insan dedikleri bu insanlar. Yaratan'ı arayanlar ve O'nun yanında tıpkı iki dostun yan yana olduğu gibi beraber olmak isteyenler.
Soru 5: Kabala neden grup olarak çalışılır?
Cevap 5: Rav Rabaş'ın makalesinden 1984 1. Grubun nedeni. İnsan ilk yaratıldığında arzulardan ibaret bir canlı olarak, kendisi için bu dünyadan zevk almak için var edildi (yani egoist bir yapı içerisinde yaratıldı). Bu nedenden dolayı insan eğer bir zevk, mutluluk vs. almazsa, hareket bile etme ihtiyacını duymaz. Yaratılışımızın doğasında olan egoistliği ise susturmadan Yaratan ile karakter benzerliğine ve özelliklerine sahip olamayız, çünkü Yaratan da egoizm yok, özgecillik var. Yani Yaratan ile tam anlamıyla ters bir yapıya sahibiz. Eğer bizlerle aynı amacı (Yaratan ile bütünleşmek ve bunu sağlayabilmek için O'na benzer olmamız gerektiğini anlayan) paylaşan bir grup insan ile bir araya gelirsek, kendimiz için arzulamak denilen egoistliği yani içimizdeki kötülüğü bastırabilecek gücü beraber elde edebiliriz. Çünkü aslında bizi yaratılışımızın nedeni olan Yaratan ile bütünleşmemiz arasındaki tek engel bu - kendimiz için istemek – egoistliğimiz.
Bu yüzden bir grup insanın bir araya gelip aynı arzuyla birleşmeleri gerekmekte. Bu ortak amaca yönelik birleşme sayesinde grup içerisinde muazzam bir enerji kütlesi oluşur. İşte bu enerji herkese yayılır ve amaca doğru yol alırken tüm engeller teker teker aşılabilir. Herkesin enerjisi grup içerisindeki insanlarla katlanarak geri döner. Böylelikle amaca ulaşabilmek için herkesin içindeki arzu giderek büyür.
Bunu yapabilmek için gruptaki herkes kendisini tüm gruptaki dostlarına karşı etkisizleştirir yani BEN nosyonunu unutur ve egosunu azaltır. Bunu HERKES yapmalı. (Grup demek herkes eşit demek, herkes birbirine karşı sorumlu demek).
Bunu yapmanın TEK BİR YOLU VAR Gruptaki herkes diğer grup üyelerinin kötü yanlarını görmemezlikten gelir YANİ GÖRMEZ! Dostunun sadece iyi yanlarını görmeye çalışır. EĞER gruptaki TEK BİR KİŞİ kendisini diğerinden daha üstün, daha becerikli ve vasıflı görürse O KİŞİ grup üyesi olabilme vasfına sahip değil demektir. Buluşmalarınızda ya da ders için bir araya geldiğinizde herkes dostuna karşı sorumlu olduğunu hatırlamalı ve sadece AMACINIZA konsantre olmalısınız, Yaratan ile bütünleşmek - bu dünyada bu bedende.
Grubunuza üye olmayan insanların sizin amacınızdan ya da çalışmalarınızdan haberdar olmalarına gerek yok. Grup üyeleri toplum içerisinde göze batmamalı. Toplumun normal üyeleri gibi davranmalı ve üzerlerine dikkat çekmemeli.
Gruptakiler kalplerinde amaçlarını hafife ALMAMALI. TÜM GRUBUN EMEĞİNİ YOK
EDERSİNİZ!!!
Sizin aranızdaki ilişki Yaratan'a ulaşmak için çok özel bir ortam. Tıpkı eşinizle yatak odasında ne yaptığınızı başkalarıyla paylaşmadığınız gibi, aranızdaki ilişki Yaratan ile olan ilişkiye endeksli olduğu için başkalarıyla paylaşılmaz. Ta ki onlar da sorumluluğu alıp aranıza bu amaçla katılmak isteyene kadar.
Umarım grup konusunu biraz açıklayabilmişimdir. Kabala bu nosyona
dayalıdır. Ortak amaca yönelik bir grup yok ise Yaratan'ı unutabilirsiniz.
Sizler için sadece bir hayal olur. O yüzden bu oyunu böyle oynamak
zorundayız. Bugünün oyunu yarının gerçeği olur.
Cevap 6) Grupta Aravut olmazsa üst dünyaları asla hissedemeyiz. Aravut Yaratan ile bütünleşmek yolunda, kendiniz için isteme arzusunu bir kenara koyup o arzuyu hiç bir hesap kitap yapmadan ve kişisel çıkardan uzak tutup hissetmemektir. Bu hissi size sadece grup ve Yaratan'ın ışığı hissettirebilir. Eğer hep bu yönde düşünürseniz, ne kadar işe yaradığını göreceksiniz. Düşünceleriniz herşeyi yaratabilir, yok edebilir de!
Diğer dostlarımı düşünüp ihtiyaçlarıyla ilgilendikçe onların ruhi
gelişmelerini düşünmüyorum. Benim onlar için endişem sadece egoistliğin
onları esir alma ihtimali. Dostumun özgür olmasını istiyorum, egoist
arzularının kölesi olmasını değil. O yüzden ruhi gelişmesi beni
ilgilendirmiyor. Ruhi gelişmesini herkes kendi çabasıyla ilerletmek
zorunda.
Ona bir düşünce gönderiyorum. Sanki tüm arzuları yerine getirilmiş hissi. İşte o zaman o da ruhi çalışmasını yapabilir. Ruhaniliğine karışmıyorum!!! BU ONUN İŞİ!!! Ben düşüncelerimle onun materyal ihtiyaçlarının giderildiği hissini niyetimle ona gösterip bu sözü ona verirsem, onun içinde sanki materyal hiçbir şeyi düşünme ihtiyacı yokmuş hissini uyandırırım. Buna dostum için kefilim denir – ARAVUT.
Bu ruhi bir kavram, çünkü materyal olarak bir insanı doyurmak mümkün değil. Çünkü karşısına sürekli problemler çıkar, para, sağlık vs. Ve bunların hiçbirisi ruhi problemler değil. İnsanın paraya, onura ya da başka arzulara ihtiyacı olur ve biz bunları fiziksel boyutta zaten doyuramayız.
Gerçekte materyal arzuların arkasında ruhi arzular vardır. İşte bu yüzden düşüncelerimizle onları etkisiz kılabiliriz. Etkisiz kılma arzuları bastırmak anlamında değil. Materyal arzulardan daha güçlü bir arzu edinmek, Yaratan'ı hissetmek ve O'nunla bütünleşmek. Eğer bu arzu tüm diğer arzuların üzerinde olursa o zaman materyal arzularımız önemsiz kalır. Tıpkı bir çocuğun büyüdükçe artık oyuncak bebek ya da arabalarla oynamadığı gibi.
Soru 7: Kabalada tam olarak neyi çalışıyoruz? Sadece amaca yönelik mi yoksa bu akademik bir çalışma mı?
Cevap 7: Kabala Yaratan'ı, tıpkı çevremizi algıladığımız gibi hem kalbimizde hem aklımızda hissetmeye ve anlamaya yönelik bir çalışmadır. Yaratan'ı çok daha açık, yanılgısız bir şekilde bu sistemli ve kontrollü çalışma ile hissedebiliriz. Kabala tüm ilim dallarının çalışılması gibidir. Hislerimizin ölçülmesi ve tercüme edilmesi ve bu hislerin deneylere tabi tutulmasıyla anlaşılması ve bir dille bu bilginin başkalarına anlatılmasını kapsar.
İnsan bu dünyada ona verilen herşeyi kendisi için özgürce kullanır. Ona
verilen şeylerin nasıl ve nereden geldiğini hissetmez. Eğer bize bunları
vereni bir an çok az bile hissedebilsek, tüm algılayışımız ve verilen
objeyi hissedişimiz değişir; farklı bir ilişki ve hal alır. Bu durum bizi
anında farklı bir ortama koyar. Tek problemimiz Yaratan'ı hissedememenin
eksikliği. Bu yüzden bu hayatta en önemli amacımız O'nunla bir bağ
oluşturabilmek.
Soru 8: Diğer öğretiler zarar verir mi?
Cevap 8: Kabalada hiç bir yasak yoktur. İnsanlar ne kadar çok öğretinin yolundan geçerse kabala ile kıyaslayacak o kadar çok metot edinmiş olurlar. Bu kıyaslamalardan sonra kabalaya gelenler ruhlarının gösterdiği yolda gitmiş olurlar. Er ya da geç her ruh O'na geri dönecek. Hepimizin kaderi bu. Kabala bu geri dönüş yolunu sadece daha hoş ve ızdırapsız bir hale sokar ve ruhunuzun yaşayıp belki acı veya eksiklik hissederek atlatacağı tecrübeleri biraz daha rahat atlatmamızı sağlar. Ruhunuzun gelişimi kabala ile hız kazanır.
Soru 9: Kabala’da nazar değmesi var mıdır?
Cevap 9: Kabalada nazar tanımı ya da göze gelmek gibi bir nosyon var. Fiziksel dünyada bir başkasına gözle görülür şekilde zarar verilebilir. Bu dünyada insanı bilinçaltı ve bilinçli olmak üzere her yönden etkileyebilecek manyetik, ısı ve bioelektrik enerji alanları mevcuttur. İnsanın kendi enerjisi bir başkasının enerjisinden de etkilenebilir, örnek olarak gözden geri yansıyan ışınlar. Bir insandan başka bir insana herşeyi aktarabiliriz. Bu bir teknik meselesi, ruh âleminde de aynı şekilde. Bir kabalacı başka bir insana ruhi bilgileri ve kendi etkisini aktarabilir. Ama bu dünyanın tersine, ruh âleminde asla kimseye zarar vermek mümkün değildir, zarar vermeyi düşünmek bile mümkün değildir.
Soru 10: Ruh âlemine giriş rüya görürken mi olur?
Cevap 10: Kabala evrenin kanunları, ruhun yapısı ve dünyaların nasıl yönetildiğini içeren bir incelemedir. Rüyalar ise insanın bu bedende fiziksel yapısıyla alakalıdır. Rüyalarla ruh âlemine ait güçlerin hiç bir bağlantısı yoktur. Dolayısıyla ruh âlemini hissedebilmek için rüyaları incelemeye gerek yoktur. Nasıl uyuduğunuzun hiç bir önemi yok. Uyku faktörü tüm hayvanlarda olduğu gibi sadece fizyolojik bir olaydır.
Soru 11: Reenkarnasyon ne zamana kadar devam edecek? Sonsuza kadar mı sürecek yoksa belli bir sonu mu var, şu döneme kadar diye... Eğer sonu varsa bu sondan sonra belli bir noktaya ulaşamamış ruhlar ne yapacak?
Cevap 11: Kabalacılar tüm ruhların kendilerine ait olan 5 parçayı düzeltene kadar reenkarnasyon geçireceğini söylerler. Bu 5 parça Yaratan'dan yansıyan 5 ışığın ruhun 5 kısmını mükemmel şekilde doldurduğu zaman reenkarnasyonun da o ruh için sona ereceği anlatılmaktadır. Bu noktaya gelen ruhlar ancak kendi arzularıyla tekrar bu dünyada beden alırlar. Çünkü o noktaya ulaşmış bir ruh Yaratan'dan bağımsız karar verebilir.
Soru 12: Bedenleşme alanı sadece bugün dünya adını verdiğimiz gezegen mi? Dolayısıyla bu bağlamda başka gezegenlerde de bizimkine benzer, aynı amaçlı hayatlar olabilir mi?
Cevap 12: BB (Biney Baruh)'un kullandığı kitaplarında kabalacılar yazılarında UFO’lardan bahsetmemekte. Ama dünyanın herşeyin merkezinde olduğunu ve yaratılan herşeyin sadece dünya için ve insan için yaratıldığını söylerler.
Soru 13: Yaratan'ı mantık ve sağduyumuzu kullanarak anlayabilir miyiz?
Cevap 13: Dünyadaki sağduyu denilen mantıklı yaklaşım ile ruh âlemini anlamak ve algılamak mümkün değildir. Aklımızın ve mantığımızın ötesinde bir yer olduğu için zaten hissedemiyoruz. Duyularımız sadece anlayabileceği şeyleri analiz eder, bu dünyaya ait bilgi dediğimiz şeyleri kapsar.
Ruh âlemini algılayabilmek için başka duyular edinmemiz lazım, bunun için perde (masah) dediğimiz bir şeye ihtiyacımız var. Sadece bu masah sayesinde bizim üzerimizde ve materyal duyularımızın hissetmediklerini hissedebiliriz. Üst dünyaları hissettikçe yeni bir akıl ve sağduyu ediniriz.
Öncelikle bilgeliği ve üst dünyanın zihniyetini ediniriz ve ancak ondan sonra o dünyayı hissedebiliriz. Bu perdeyi edinebilmek için kabala çalışırız.
Soru 14: Etrafımdakilere karşı ne kadar bencil olduğumu anladım. Korkunç birşey! Değişmeyi hayal ediyorum. Doğru hedef bu mu? Benden beklenen gerçek dua bu mu? İnsanlarla olan ilişkilerimi düzeltmek istiyorum, O'nunla olan ilişkimi değil.
Cevap 14: İçinde olduğun durumu iyi analiz etmişsin ve haklısın. Şu anda sana içindeki kötü özelliklerden birisi gösterildi ama henüz Yaratan'a kıyasla özelliklerinin kalitesini bilmiyorsun. Yaratan senden hala gizli, O'nu hala hissedemiyorsun. İşte bu kıyaslamaların sonucu O'nu hissetmeye başlayacaksın, O'na ne kadar zıt olduğunu farkettikçe - öteki taraftan da ne kadar sevgi dolu ve sana karşı şefkatli olduğunu göreceksin. O zaman ışıkla karanlık arasındaki farkı anlayacaksın. Biz sadece içimizi doldurmak amacıyla yaratılmış bir kap gibiyiz ve dolayısıyla ışığı sadece kendimize zıt hissedebiliriz - yoksa sadece mutluluk hisseder ve başka hiç bir özelliği farketmezdik.
Soru 15: a) On sefirot nedir? Amacı ve işlevi nedir? b) Egomuzu nasıl azaltabiliriz? Kendimizden önce diğer kişileri nasıl düşünebiliriz? Yani kardeşimizin nefsini kendi nefsimize nasıl tercih edeceğiz. Böyle birşey gerçekten olası mı? c) Ruhun beş bölümü nedir? Bu bölümleri açıklayabilir misiniz?
d)
Kabalanın bilim ile ilişkisi ne boyuttadır? Kabala bilime, bilim kabalaya
nasıl bakıyor?
Cevap 15: a) On sefirot, Yaratanın 10 özelliği. Bu on özellik dünyadaki herşeyde mevcut. Her 10 sefitotun içinde on sefirot daha var ve tüm herşey bu matriks dahilinde yaratılmış. Keter, Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tiferet, Netza, Hod, Yesod, Malkut. Genelde Keter'i saymayız ama. Bazen bu 10 sefirot’a Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malkut diyorlar. Zer Anpin içinde 6 sefirot bulundurduğu için. b) Egomuzu azaltamayız. Belki bastırabiliriz. Ama amacımız bu değil. Çünkü bize bir şeyi arzulatan aslında egomuz. O yüzden egoyu azaltmak ya da yok etmek elimizde değil. Sadece arzularımızın yönünü değiştireceğiz. Aslında arzumuzu azaltmaktansa tam tersine en hat safhaya getirmeye çalışıyoruz. Peki, neyi arzulamalıyız: ruhaniliği. Peki, ruhanilik ne demek: Kabalada Yaratanla bütünleşmek demek, O'nunla iç içe yaşamak. Bu dünyada bu et ve kemiğin içerisinde. Buna ulaşabilmek için arzumuzu öyle bir arttırmalıyız ki bunu ancak egomuz sayesinde yapabiliriz. Dolayısıyla egomuzun vektörünü değiştiriyoruz, egomuzu azaltmak işimize gelmez, onu doğru kullanmalıyız ve hatta amacımıza ulaşabilmek için sürekli büyütmeliyiz. Peki, dostumu kendim gibi sevebilir miyim? Evet sevebilirisin. Dostunu kendin gibi sev demek, Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma demek. Bu 2 cümle bire bir aynı anlamdadır kabalada. Bu noktaya gelebilmek için ise ciddi bir çalışma grubuna ihtiyacın var. Bu grupla doğru kitapları ve doğru öğretmenin yönlendirmesiyle o noktaya gelebilirsin. Zaten hayat seni sen istemesen bile o noktaya doğal yönden getirecek. Nasıl? Izdırap çektirerek. c) Ruhun 5 bölümü 10 sefirot. 5 kullanmasının nedeni Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malkut olarak tanımladığı için. d) Kabala bizim anlayışımızla zaten bir bilim dalı. Üst dünyaların ve Yaratan'ın ilmi. Bizim amacımız bu üst dünyaları hissetmek ve yaşamak. Yaratan'ı yaşamak. Gerçek anlamıyla yaşamak. Bilimadamları da hayatın anlamını arıyor, bu yüzden herşeyi araştırıyorlar. Araştırdıkça da daha fazla soru işareti doğuyor kafalarında. Kabala tüm ilim dallarını kapsar. Bu yüzden kabalacılar tüm ilim dallarından her insanla konuşabilirler. Eski yıllarda kabala çalışabilmek için 7 ilim dalında bilgi sahibi olması gerekiyordu öğrencilerin, resim ve müzik dâhil olmak üzere. Bu yüzden kabalada dini törenler, kutsamalar falan yoktur. Amaç belli ve insan bunun için çaba sarf etmek zorunda. Metodolojide bunun üzerine kurulu. e) Adam Kadmon = İlk insan = hayatın anlamını sorgulayan ilk kişi ( Adem, herhangi bir şekilde ilk biyolojik insanı temsil etmez. Bu sadece ruhani bir kavrayış). O yüzden ona ilk insan denir, neden yaratıldığını ve yaratılışının amacını sorgulayan ilk kişi. Aynı zamanda sonsuz dünyanın bir altındaki dünyaya da Olam Adam Kadmon denir. Adam Kadmon'un dünyası.
Soru 16: İçimde doğru niyeti nasıl oluşturabilirim?
Cevap 16: Yaratan'ı hissedebilmek için insan kendi içinde mutluluğu Yaratan'ı mutlu edebilmek için hissetmeli ve arzulamalı. Bunu yapabilmek için doğru kitapları okuyup çalışmalı. İnsanı bu hale sadece okuduğu doğru kitaplardan aldığı ışık getirebilir. Bu ışık o noktaya ulaşmış olan ruhani insanların sırf bu amaç için yazdığı kitaplarda çok güçlüdür. İnsan üzerine çektiği bu ışık (Ohr makif - etrafı saran ışık) sayesinde hissetmese bile içten değişir.
Soru 17: İnanç tüm duyuların yerini alıp, Yaratan'ı hissetmeden ve O'nun yönlendirmesini görmeden tüm gerçekleri gözlerin önüne serilmiş gibi davranmak kör inanç değil midir?
Cevap 17: Yaratan'a kör şekilde inanmamalısın. İnanç sadece perde (masah) sayesinde Yaratan'ı hissettikçe gelişir. İnanç olan Bina'nın (anlayış, akıl, zekâ) ışığı (merhametin ışığı) ve tüm inanç ışığı olan etrafı Hohma (bilgelik) ile sarılı Bina (Bina + Hohma) bir arada yansıdığı zaman ruh mükemmeliyete ulaşır ve tümüyle saf bir hal alarak ulaşabileceği son noktaya gelir - Yaratan ile bütünleşir. Yani Yaratan'ı hissedene kadar aslında hiç kimse inanç sahibi değil, Kabala terimleri dâhilinde. İnanç = O'nu hissedip O'nunla bütünleşmiş insan demek.
Soru 18: Kabala UFO’lara nasıl bir açıklama getiriyor
Cevap 18: Kabala diğer gezegenlerdeki canlılardan bahsetmez. Başka bir gezegende başka bir canlı yok - biz bu evrende yalnızız! İnsan evrenin derinliklerinde bir şeyler bulmayı çok ister, bir desteğe ve cevaba ihtiyaç duyduğu için. Ama Yaratan ve biz dışında başka hiç birşey yok.
Soru 19: Perde insanın ruh âleminde karar vermesini sağlar, peki bizim dünyamızda karar vermek için kullanabileceğimiz bir şey var mı?
Cevap 19: Bizim dünyamızda insan herşeyden habersiz ve gerçeklere karşı tümüyle kör. Bu yüzden ruh âlemini hissedebilmek için herşeyi yapmalı ki bir perde oluşturabilsin. Şuan ki içinde bulunduğu durumun kıymetini bilecek ve karar verebilecek bir yapıya, henüz bir perdeye (Yaratan'ın gücü) sahip değil. Perdeyi ışığın arzu üzerindeki etkisiyle edinebilirsiniz.
Soru 20: Bütün olmak hissi nedir?
Cevap 20: Bütünlüğün ne olduğunu anlayabilmek ve hissedebilmek için Yaratan'ı hissedebilmek gerekir, çünkü sadece O kusursuzdur. Ayrıca düzeltilebilmemiz için bize güç O'ndan verilir. Dolayısıyla çalışmalarımıza ilk başladığımızdaki amaç Yaratan'ı hissedebilmektir. O zaman herşey çok net olur. Bu seviyeden önce insan bütünlüğün ne olduğunu asla bilemez.
Soru 21: Kabala çalışmaya hemen başlamalı mı?
Cevap 21: İnsan birşey istediği zaman, acele etmemeli ama hem de acele eder. Dolayısıyla ruhun hazır ise Kabala çalışırsın, yükselmeyi, hayatın anlamını ve nedenlerini öğrenme arzunu bastıramadığın zaman. Eğer ruhun hazır değilse biraz dış sınırlarda takılır sonrada kabaladan uzaklaşırsın. Bu sefer de kabalayı siz bulmadınız. Sizi yukardan getirdiler.
Soru 22: Günde yaklaşık 4 saat kendime ayırdığım zamanım var. Bu zamanı ruhumu geliştirmek için mi çabalamalıyım yoksa ev işlerimle mi ilgilenmeliyim? Kafama göre ya da moralime göre mi takılmalıyım?
Cevap 22:
Zamanını bölümlere ayırmak en iyisi gibi. Bölümlere ayırırken günlük
haline göre değil ama ulaşmak istediğin amaca yönelik ayırmak sanırım daha
verimli olur. Günde en az 1 saatini ruhuna ayırmalısın. Uyumadan öne bir
saat çalışmak iyi bir hal. Erken uyu ve ona göre erken kalk ve kalktıktan
sonra 1 saat daha oku (ya da 2, 3 saat).
En verimli anlar insanın ruhi çalışmalarını hayatın tüm gereksinimleriyle ve düşünceleriyle yaratılış nedenini birleştirdiği zaman elde eder.
Soru 23: Ruh vücudun hangi bölgesindedir?
Cevap 23: Ruhun ne olduğunu ve vücudun hangi bölgesinde olduğunu şuan tanımlamak mümkün değil. Bunun nedeni şuan ki ruhunun sadece "kaba ruh" denilen hayvansal bir yapı içerisinde olan ve mevcudiyetini sağlayan bir güç. Ruhunu hissedebilen bir vücutsal organa şuan sahip değiliz.
Soru 24: Kabalist olmuş bir insanın özgür bir seçim yapması mümkün mü?
Cevap 24: İnsan sadece 2 durum içerisinde olabilir. 1. Doğasına teslim olabilir. Bu durumda insan kendisiyle barışık bir hale gelir. Ama kendisinin dışında bir takım ruhani hisler edinmeye başladığı zaman, egoist yapısının aslında kendisi olmadığını hisseder. Vücudu sanki ona ait olmayan ama onu yöneten ve hizmet ettiren bir güç gibi gelir. 2. Yaratan'ın doğasını izlemek. Biz bunu sanki Yaratan'ın emirlerine uymak gibi algılıyoruz. Ama aslında kabalacı: A. Önce kendi doğasından kurtulup tarafsız bir hal alır. B. Sonra Yaratan'ın özelliklerini içinde barındırabildiği kadar barındır, işte özgür seçimi budur.
Soru 25: Bu dünyada yapılan fiziksel hareketler ruh aleminde herhangi bir değişiklik yaratır mı?
Cevap 25: Kendin başına fiziksel hiçbir davranış ruh âleminde etki yapmaz. Amaçsız (niyetsiz) bir davranış ruhsuz bir vücut gibidir ve kabalada ölü hareket olarak tanımlanır - Yaratan'a doğru yöneltilmemiş bir davranış. Kabala çalıştıkça insanın davranışları giderek Yaratan'a yönelir. Kabala ilmi sadece niyetle ilgilidir, insanın kalbini Yaratan'a doğru yönlendirebilmektir. Kabala çalışmaya başlayan biri niyetini Yaratan'a yöneltemezse bu sürece "O'nun adına değil" denir, Yaratan'a yöneltilmemiş - bu durumda tüm davranışları kendisi içindir.
Ama insan hiçbirşey çalışmadan ve çaba sarf etmeden hayatına devam ederse "O'nun adına değil" koşulu altında bile çalışmamaktadır - ve bu durum hayatsız bir hareket olarak adlandırılır.
Ancak kabala çalıştıkça ve "O'nun adına değil" koşulunda davranışlar yaptıkça bile bu noktadan "O'nun adına" koşuluna doğru farkında olmasa bile mesafe alır. Fiziksel hareketler her zaman haklıymış gibi gösterilebilir, önemli olan bu davranışla sınırlı olmamak.
Soru 26: a) İnsani tüm duygularımızı geliştirmek kulağa hoş geliyor ama insani tüm duygularımızı geliştirmek bazı sakıncalı durumlara veya felaketlere sebep olmaz mı? Örneğin; Egomuz? Egomuzu, arzulamaya yönlendirip Yaradan'dan ışığı arzulamak için mi kullanmalıyız? b) Sürekli gelişmekte olan insan ve müdahale ettiği dünyaya rağmen, ruhlar nasıl oldu da şimdi en kaba halde inmeye başladı dünyaya? Doğa’nın İlahi takdiri ve ızdırap konusunda buna değinilmiş ama daha geniş bir cevap bulma şansımız var mı?
Cevap 26: a) Şu anda insanların tüm arzuları bencilce. Yani ben beni mutlu eden şeyleri yapıyorum. Yani herşeyi kendim için yapıyorum. Dilenciye para verdiğim zaman bile kendi mutluluğum için veriyorum çünkü hemen ne kadar iyiliksever ve cömert bir insanım diye düşünüyorum. Bu egoistliğimizden kaynaklanıyor, ama egoistlik bize kullanmamız için verildi. Bu duygu olmadan insan var olamaz ve ulaşması gereken noktaya da ulaşamaz. İnsan denilen şey sadece arzulamak. Arzudan arzuya koşan ve zevk ile acı dizgini ile idare edilen bir hayvan. Başka hiç birşey değil. Bir makine gibi bu 2 duygu olan zevk ve acı arasında gidip gelir. Egoistlikte ayrıca bir nevi yakıt bizim için, özellikle doğru kullanırsak. Doğru kullanmak nedir? Ruhaniliği arzulamak ve yaratılışımızın nedeni olan Yaratan'la bütünleşmek için egomuzu kullanmak. Eğer arzularımızı bu amaca yönlendirirsek gösterdiğimiz çaba bize mesafe aldırır. Bu nedenden dolayı da gruba ihtiyaç var. Çünkü ego kontrolden anında çıkartabilir insanı, grup bu olayları aşmamız için bize destek olur ve raydan çıktıkça bizi raya sokar. Sonuç olarak evet egomuzu ve arzularımızı Yaratan'la bir bütün olabilmek için kullanmalıyız ve tüm düşüncelerimiz ve çabamız bu yolda olmalı. Bunu bu hayatta başaramazsak bir sonraki hayatta kaldığımız yerden devam ederiz. Kaldığımız yerden devam etmemiz gerektiğini anlayabilmek içinde tekrar hayatın zorluklarından geçip o acıları tatmak durumunda kalırız.
b) İnsanın dünyaya hiçbir müdahalesi yok. Sadece müdahalesi varmış
hissi veriliyor. Her neslin egosu giderek arttığı için ve arzularımız hep
yanlış arzular olduğu için insanlar birbirlerini öldürmek, soymak ve
kazıklamak durumunda. 100 yıl önce savaş çıkacağı zaman insanlar
engellemek için daha aktifti ama şimdi savaş, hırsızlık dolandırıcılık
kabul gören bir şey. Bunlar ilerideki nesillere çok büyük acılar verecek.
Ta ki insan hayatının nedenini sorgulayıp yapması gerektiğini yapana
kadar. Bu noktaya ulaşana kadar yeni inen ruhlar daha egoist olacak ve
eski ruhlarda tecrübeleriyle ve ruhi hafıza denilen reşimo'nun yardımı ile
gerçeği bulmak arzusuna erişecekler. Bu yüzlerce reenkarnasyon alabilir ve
insanı çok büyük acılara tabi tutarak gerçeği aramak arzusunu
uyandırabilir. Sonuç olarak yanlış bir şey yapılmamakta, insanın bağımsız
olarak yapabileceği tek bir seçim var, o da çevresi. Onun dışında hiçbir
seçim bizlere verilmemekte. Bu seçimi yanlış kullanırsak acı çekeriz,
doğru kullanırsak mutluluğu bulabiliriz. Herşey bu seçime bağlı.
Soru 27: Kadınlar için farklı bir çalışma düzeni var mı?
Cevap 27: Kadınlar erkeklere nazaran farklı çalışırlar. Kadınların Yaratan'a yaklaşımları farklıdır ve arzularının düzeltilmesi de farklıdır. Kadınlar da erkekler gibi sonunda Yaratan'la bütünleşecekler - kadın erkek ruhları arasında hiç bir ayırım yoktur.
Soru 28: Kabala çalışarak ne elde ederim - nasıl olsa kalbime girmesi gerekiyor aklıma değil?
Cevap 28: Kabala kitaplarını doğru arzu ve niyetle okurken insan üzerine üst dünyaların ışığını çeker. Bizi bu arzuyla bütünleşen ışık değiştirir, temizler ve Yaratan'a doğru yönlendirir.
Soru 29: Bir insan kabala öğrenip sonra ayrılıp, sonra geri dönüp tekrar öğrenebilir ve sonra tekrar ayrılabilir mi?
Cevap 29: Çalışmaya başlayan 1000 öğrenciden sadece 1 tanesi kalır ve öğretmen olur (kabalada öğretmene Rav denir, öğretmen ruh âlemini hisseden ve öğrencilerine bunları anlatan kişidir- hem bu dünyada hem ruh âleminde aynı anda yaşar). Bu durum abartısız olarak böyledir. Ana grup sadece 140 kişiden oluşmaktadır ve yaşları 20-50 arası değişir. Yılda yaklaşık 15 kişi kalıcı olarak gruba eklenir. Yıl içerisinde derslere gelen ve seminerlere katılan yüzlerce insan arasından sadece bu kadar kişi kalır. Bu herkesin kabala çalışabileceğinin kanıtıdır. Kabala sizlere düşünceleri zorlamaz ve beyninizi yıkamaz. Tam tersine bu metot insanı özgür ve bağımsız kılan bir metottur - çünkü insan doğduğunda köle olarak doğar!
Soru 30: İnsan ilk olarak bariyeri nasıl geçer?
Cevap 30: İnsan niyetini "kendim için"den "Yaratan için"e çevirdiği zaman etrafında ya da içinde daha önce kendisinden gizli olan şeyler hissetmeye başlar. Bu yeni hislere Yaratan ya da üst dünyalar denir.
İnsan Yaratan'ı niyetinin kapasitesi kadar hisseder. Aslında bu en alt durumdan daha aşağıda bir seviye yoktur. Bu seviyeden yükselmeye başlar. Bu dereceden sonra insana Yaratan'a yönelik yeni bir arzu eklenir ve kendisini sanki bir önceki seviyesinden aşağıya düşmüş gibi hisseder. Bu his insana yeni bir yozlaşmış arzunun verilmesidir. Bu düşüş insanın bir üst seviyedeki yozlaşmış halidir. Dolayısıyla insan her düşüşte fiziksel dünyasındaki bir arzusunun niyetini ruh âleminde Yaratan'a yöneltmiş olur. Daha net olmak gerekirse niyetimizi Yaratan düzeltir.
Soru 31: a) Yaratan, yaratılanlardan neden kendisine dönülmesini bekler? Veya bu bekleyişi algıladığımız tarzda zorlaştırmasının nedenlerini Kabala nasıl açıklıyor? b) Kabala sürekli kendimizi başkalarının iyiliği için çalıştırmamızı söylüyor. Fakat toplum içinde kendimizce bu iyiliği kesinlikle hak etmeyecek insanlar olduğuna inanırız. Bu durum nasıl izah edilebilinir? İyilikle yaklaşırken hiç mi kıstaslarımız olmayacak?
Cevap 31: a) Ruhu belli bir olgunluğa ulaşan insanda utanç duyusu belirmeye başlar. Bu duygu yüksek seviyedeki ruhlarda vardır ve bu duyguya sahip olanlar ne kadar kötü bir duygu olduğunu iyi bilir. Kitaplarımızda da utanç duygusunun hissedilmesine “ölümden beter” der. Bu duygu özellikle verilir. Yaratan ile olan ilişkimizi bir anne - babanın çocuklarıyla olan ilişkisine benzetebiliriz. Fiziksel olarak oluşumumuz embriyodan büyümemize kadar hepsi ruhi dünyalardan bu dünyaya yansımaktadır.
Neden Yaratan Ona dönülmesini bekler? Çünkü tüm ruhlar bir bütünün
parçası. Ruhlar tekrar bu bütünü oluşturmak durumunda ve oluşturana kadar
da reenkarnasyon geçirmekte.
b) Kıstasların elbette olmalı - GRUBUN. Kabala bu yüzden grup olarak çalışılır. Grup bizim toplumumuz olur. Gruptaki herkes kendisini grubun atında görür ve grup üyelerine özgecil davranır (bu konuda detaylı bilgi almak isteyen olursa haberim olsun çünkü uzun bir konu-Kabalistik bir grup nedir ve ne değildir?). Grubun amacı Yaratan ile bütünleşmek ve O'nunla aynı özelliklere düşünce ve yapı olarak sahip olmaktır. Özgecil olmadan bu noktaya gelinemeyeceği için grup bizim için bir simülasyon modelidir yani alıştırma yaparız. Böylelikle ilk önce grup üyelerime karşı özgecil duygular geliştiririm bu duygu iyice geliştikçe tüm insanoğluna olan sevgim artar. GRUP OLMADAN Kabalayı hissedemezsinin, kitapları okuyup entellektüel bilgi sahibi olursunuz o kadar. Kabalacı Yaratan'ın içinde yaşayan ve O'nu hissedendir. Bu dünyayı ruh âlemiyle birlikte aynı anda yaşar. Tüm dünyaya özgecil olamayız çünkü toplum kanımızı emer. Ancak aynı amacı taşıyan bir grup insan bir araya gelerek bu nosyonu yaratabilir, bunu bile Yaratan'ın yardımıyla yapabiliriz. İnsan tek başına hiçbirşey yapamayacak kadar aciz, sadece bir şeyleri yapabiliyormuşuz hissi veriliyor bize o kadar.
Soru 32: Yaratan’ın bütünlüğü nedir?
Cevap 32: İbare şudur: "Tanrı ve Gerçeklik, soyut düşünceler değildir; Tanrı, kendini sonsuz sayıda parça halinde gösteren Bütünlüktür. İnsanın Tanrı’nın görüntüsünde yaratılmış olması bu demektir. Her bireyin görevi, parçaların yanılsamalarından sıyrılıp, uyum sağlamak ve yap-bozun içindeki yerini almak olmalıdır."
Soru 33: Her kaba ruh düzelecek mi?
Cevap 33: Her kaba ruh düzelecek. Hepimizin kaderi bu. Reenkarnasyonlardan geçerek ruhumuz olgunlaşacak ve gerçeği aramaya başlayacak. Bu arayış tüm diğer arzuların üzerinde olduğu zaman karşısına soruların cevabı çıkacak.
Bu noktaya gelene kadar daha öncede özgürlük adlı makalede belirtildiği gibi, hiç bir şansımız yok. Kaderimizi Yaratan'ın himayesinde yaşıyoruz. Bize bazen kâbus gibi gelse de, kabalistler Yaratan'ın hep iyilik verdiğini söyler.
Ölümün olmadığını bilirsen ve acı çektikçe Yaratan'ı daha çok aramaya
zorlandığını bilirsen, bu arayışa gelene kadar çektiğin acıya karşılık
bulduğun hazineye değmez mi?
Hayat bize, biz bunu anlamadan empoze ediyor. Yani ben Yaratan'ı arama arzusunu ve bulma arzusunu edinene kadar hayat tarafından ruhumun kabalık değeri doğrultusunda tokatlanıyorum. Ruhum bunları tecrübe olarak her reenkarnasyonda not alıyor. Git gide bu acı tecrübeler bana hayatı sorgulatıyor ve arayışa giriyorum. Sonunda yaratılışımın nedenini bana açıklayan ve bunu başarabilmem için bana bir metot sağlayan kabala karşıma çıkıyor. Sonra ben Yaratan'la bütünleşebiliyorum emeğim karşılığında. Peki, geçmiş hayatımda çektiğim tüm acılar beni Yaratan'la bütünleşmeye, sonsuz sükunet ve mutluluğu ve ölümsüzlüğü hissetme noktasına getirdiyse, çektiğim acılar iyi mi kötü mü? Ya da çektiğim acılar bana aslında birer ödül mü?
Soru 34: Sınırlı 5 duyu organımızla algılayamadıklarımız 6. bir his geliştirerek 6. bir duyuya sahip olduktan sonra algılayabileceğimiz veya görebileceğimiz defalarca tekrar edilmiş. Peki, 6 duyu organımız oldu zamanda bir sınır söz konusu olmayacak mı?
Cevap 34: Ruhani dünyaları perde edinip hissetmeye başladığımız zaman kademe kademe yükseleceğiz. Bu yükselmeler sayesinde egoistliğimizden iyice arınmış olup özelliklerimizi Yaratan'a benzetmiş olacağız yani özgecilliğe.
Yaratan sınırsız olduğu için perde edinen ve Yaratan'ı hisseden bir insan
sürekli olarak herşeyi O'na yansıtarak yapmaya başlayacak. Bu olay tümüyle
sınırsız - Ayn Sof dünyası gibi. Tıpkı Yaratan gibi bizde sınırsız
olacağız ve O'nunla bağımız sürekli olmuş olacak.
Soru 35: Okuduğumuz makalelerde, "Ben Kimim?" makalesinde geçen, İnsanoğluna verilen 4 çeşit bilgi ile "Özgürlük" adlı makalede geçen 4 Faktör arasında bir ilişki var mı?
Cevap 35: Özgürlük adlı makalede insanın yapısını anlatıyor ve esas bize vermek istediği kavram özgürlüğümün aslında çok sınırlı olduğu, hatta hayatımda sadece bir tek şeyi özgürce seçebileceğimi söylüyor - Çevremi. Yani beraber olduğum insanları özgürce seçebiliyorum, bunu tabi ki büyüyünce yapıyorum, insanlarla kaynaşmaya başladığım zaman. Arkadaşlarımı seçmeye başladığım zaman. Bu makalede çevrenin ne kadar önemli olduğunu yansıtmak istiyor. Genlerimizden doğduğumuz yere ve kimin çocukları olacağımıza kadar hiç bir seçimimizin olmadığını anlatıyor.
Bu yüzden kabala hep grup olarak çalışılır, bunun farkına varan bir grup insan biraraya gelir. Yani etrafımda benimle aynı arzuları taşıyan insanlarla beraber olursam onlardan güç alır ve onlara güç veririm. Çevre seçimim dışında hiç bir özgür seçimim yok. O noktadan sonra arzularımın hepsi o çevreden geliyor ve o çevrenin içinde yoğruluyorum - tümüyle kaderin mekanizması dahilindeyim.
Ben Kimim isimli makale ise insana verilen bilgiden ibaret. Ben bana
verilen bu bilgileri doğru kullanırsam ruh âlemini yani Yaratan'ı
hissedebilirim. Yaratan'ı hissedebilmem için doğru kitaplar, doğru
öğretmen ve doğru dostlara ihtiyacım var. İşte dostlarımız bizim grubumuz.
|